BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Kerkük sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Kerkük sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

6 Ekim 2017 Cuma

Belgeleriyle Kerkük



         
Tamer Ashraf
Kuzey Irak'da İsrail uydusu terör devleti kurma girişiminde bulunanlar özellikle Kerkük'ü bu kanlı oyuna dahil etmek istiyorlar. Kerkük'ün önemini daha önce defalarca bu köşeden değerlendirdik. Bu kadim Türkmen şehri, Irak petrollerinin yüzde 40'ına sahiptir.Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri dolayısı ile tarih boyunca hep hedefte olmuştur. Son 100 yılda Ortadoğu coğrafyasın çöreklenen kan emici canavarlar, Kerkük'ü bir Türkmen şehri olmaktan çıkarmak için akla gelebilecek her türlü kalleşliği hayata geçirmişlerdir.

                   

KUZEY IRAK TÜRKMEN YURDUDUR
          Ne yaparlarsa yapsınlar Kerkük'ün bir Türk yurdu olduğunu değiştiremezler. Aslına bakarsanız sadece Kerkük değil, Musul'dan Süleymaniye'ye, Erbil'den Duhok'a kadar Kuzey Irak coğrafyasının tamamı Türkmenlerin öz yurdudur. Bunu söyleyince, bir takım Barzaniseverler çıldırıyor ve "Kürtler bu coğrafyada yok muydu?" diye soruyorlar. Tarih bu sorunun cevabını net olarak veriyor. Elbette vardı. Ama çok az ve dağınıktılar. Son 100 yılda Türkmenler zorla, zulümle yurtlarını terk etmeye zorlanıp, sağa sola sürülürken, kirli İngiliz planları ile Kürt nüfus planlı biçimde bölgeye yerleşti, daha doğru yerleştirdi. Hızlı nüfus artışı da buna eklenince, dengeler değişti. Yani bugün yaşananlar çok önceden planlandı ve günü gelince de düğmeye basıldı.
                                       
KALLEŞLİK
          Kerkük'teki nüfus dağılımında Kürtlerin büyük bir çoğunluğa sahip olduğu iddia ediliyor. Bu iddia kelimenin tam anlamıyla yalandır, yanıltmadır ve kalleşliktir. Nüfus dairelerini yakacak, tapu kayıtlarını yok edeceksiniz. Dünyanın her yerinden, özellikle de Kuzey Irak coğrafyasının tamamından Barzani taraftarlarını planlı biçimde getirip Kerkük'e dolduracaksınız, Türkmenleri planlı biçimde soykırıma tabi tutacak, zorla oradan oraya savuracaksınız, sonra da dönüp, Kerkük'de çoğunluğun Kürtlerde olduğunu utanmadan söyleyeceksiniz. Bu kalleşlik, kahpelik değil de nedir?
         
                             
GÖKYURT
          Kerkük'ün bir Türkmen şehri olduğunu ispatlama zorunda kalmamız dahi, çok acı bir durumdur. Bütün kayıtlar ortadadır. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları arasında Musul ve Kerkük'ün tarihini ortaya koyan yığınla belge bulunmaktadır. Kerkük Osmanlı idaresine girmeden önce de Türkmenlerin elindeydi ve "Gökyurt" olarak adlandırılırdı. Kanuni'nin Bağdat'ı fethiyle Musul bölgesindeki bütün yerleşim merkezleri Osmanlı egemenliğine girmiştir. Musul 6 sancaktan oluşan bir eyalet haline gelmiştir. Nitekim, Osmanlı Salnameleri, yani tutulan yıllıklar çok çarpıcı bilgiler vermektedir. 1907 Tarihli Musul Salnamesinde, "Kerkük Sancağına Dair Malumat" başlıklı bölümde şu bilgiler yer almaktadır:
                               
KERKÜK TÜRKTÜR TÜRKÇE KONUŞUR
          Kerkük şehri, Kale, Karşıyaka ve Korya olarak üç bölgeden oluşur. Bu bölgelerde 14 mahalle vardır. Şehirde 26 bin 510 Müslüman, 432 Keldani ve 463 Musevi olmak üzere 27 bin 405 erkek nüfus var ise de, buna bir misli kadın, üç binden az olmayan yancı ilave olunursa şehrin toplam nüfusu 57 bin 810'a ulaşmış olur. Şehir halkı umumiyetle Türktür ve Türkçe konuşurlar. Gureba, yani dışarıdan gelenler olarak bir miktar Arap ve Kürt ile az miktarda İranlı bulunur. Dikkat edileceği gibi Kürt nüfustan "bir miktar" diye bahsedilmekte ve sayısı dahi verilmemektedir.
                             

BATILILAR DA KABUL EDİYOR
          Bu Salnamenin basıldığı dönemlerde bölgeye gelen Vitata Cuinet isimli Düyuni Umumiye Müfettişi, daha sonra yazdığı "La Turkuie d'Aie" adlı eserinde hemen hemen aynı değerlendirmeleri yapar. Kerkük'ün nüfusunun 30 bin civarında olduğunu, bunun 28 bin'ini, yani yüzde 94'ünü Türkmenlerin oluşturduğunu yazar. Diğer batılı seyyahlarında Kerkük'le ilgili tespit ve değerlendirmeleri aynı şekildedir. Aynı tarihlerdeki İngiliz Konsolosluk raporlarında verilen bilgilerde Kerkük ve Telafer'in tamamının Türkmenlerden oluştuğu ifade edilir. Birinci Dünya savaşı sonrasında bölgede görev yapan W.R. Hay isimli İngiliz siyasi memuru, Kerkük'ün bir Türk şehri olduğunu açık ve kesin şekilde açıklamaktadır.
                               
GEREĞİ YAPILMALI
          İngiliz oyunları, Barzani'nin alçaklıkları, Barzaniseverlerin ve vatan hainlerinin yanıltma ve kandırma gayretleri bu gerçeği değiştiremez. Hiçbir şekilde Kerkük'ün Türkmen şehri dışında bir statüye dönüştürülmesine izin veremeyiz. Bunu izin verirsek, Türkiye'nin varlığını ve birliğini ayakta tutamayız. Bu kadar açık ve net bir Türk şehrini kirli ve kanlı oyunlarla ele geçirenlerin bir sonraki hedefinin Türkiye Cumhuriyeti devleti olacağı kesindir. Sayın Cumhurbaşkanının "sınırlarımızın hemen başında, hem Irak halkı, hem Türkiye başta olmak üzere çevre ülkeler için daimi tehdit oluşturacak bir fitne kuyusunun kazılmasına göz yumamayız. Hele hele uluslararası toplumun aidiyeti tartışmalı olarak gördüğü, bizim ise bir Türkmen kendi olduğunu çok iyi bildiğimiz Kerkük üzerinden ülkemizin tehdit edilmesine asla tahammül edemeyiz, bunun hesabını mutlaka sorarız" sözleri, bizim için bir teminattır. Bu sözün gereğinin yerine getirilmesi şarttır.
                               
5 BİN ÜLKÜCÜ HAZIR
         Kerkük Türktür, Türkiye Kerkük'tür. Sayın Devlet Bahçeli Kerkük'ün statüsünün değiştirilmesine, oynanan kirli oyunların sonucu ulaşmasına hiçbir şekilde izin verilmeyeceğini herkesin anlayacağı dilden ilan etmiştir. Bir defa daha hatırlatalım; "Türkiye'deki Barzanisevereler, ihanet ve melanete hizmet eden bölünme hizmetkarları boşuna heveslenmemeli, boşuna çırpınmamalıdır. Soydaşlarımız namusumuza emanettir. Can, mal ve vatan güvenliklerine destek vermek boynumuzun borcudur. Bu kapsamda, en az 5 bin Ülkücü gönüllü başta Kerkük olmak üzere, Türkmenlerin yaşadığı Türk kentlerindeki varlık, birlik ve dirlik mücadelesine katılmak üzere hazır beklemektedir. Kararımız kesin, duruşumuz net, sözümüz senettir."
          Pazar günü Ankara'da "Ankara Spor Salonu'nda" Kerkük sevdalıları ile büyük bir buluşma gerçekleşecek ve bu sözlerdeki kararlılık dosta, düşmana bir defa daha gösterilecektir.

26 Eylül 2017 Salı

Birlik ve Bölünme Arasında Referandum ve Kerkük

Tamer Ashraf
25 Temmuz 2017 tarihinde Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi dahilinde yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde yaşanan tartışmalarda özellikle bir iki konu ön plana çıkmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni, 2005 yılında hazırlanan Anayasa’nın 140. Maddesi’ndeki Kerkük başta olmak üzere “tartışmalı bölgeler” ve bu bölgelerin referandumdan sonra bağımsızlık ilan edilmesi halinde yasal olarak idari statüsünün ne olacağı meselesidir.
Bu yazıda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Saddam döneminden itibaren elde ettiği de facto otonomiden bahisle ABD işgali ve DAEŞ ile mücadele kapsamında genişlettiği topraklar üzerindeki fiili kontrolü ve tüm bunlarla bağlantılı olarak Kerkük üzerindeki demografik rekabet ele alınacaktır.
Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Hukuki Olarak Tanınması ve Hakları
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Saddam rejimi 1990 yılının Ağustos ayında Kuveyt’i işgal etmiş ve bu işgal BM Güvenlik Konseyi’nin kararı ile 29 Kasım 1990 tarihinde sonlandırılmıştır.
İşgalin ardından rejimin kuvvetinin azaldığını düşünen güneyde Şii ve kuzeyde Kürt gruplar, ABD’den destek alacakları umuduyla ayaklanmışlardır. Ancak ABD, Saddam’ın devrilmesinin ardından bölgede İran’ın gücünü dengeleyecek bir gücün kalmamasından endişe ederek ve Kuzey Irak’ta bir Kürt oluşumunun müttefikleri Türkiye ve Suudi Arabistan’ı rahatsız edeceğini düşünerek ayaklanan gruplara destek vermemiştir.
1991 yılının Nisan ayında Saddam’ın karşı saldırılarından kaçan 2 milyondan fazla Kürt, Türkiye ve İran sınırlarına göç etmek zorunda kalmıştır. Türkiye sınırına gelen bu sığınmacılardan ancak 250 binini kabul edebilmiş ve geri kalan kısmı hakkında BM’nin yardımına başvurmuştur.
BM Güvenlik Konseyi, Türkiye ve İran sınırlarındaki göçmen sorununu çözmek üzere Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde bir güvenli bölge alma kararı vermiştir. 5 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe konulan 688 sayılı karar ile oluşturulacak güvenli bölgede yaşayan insanlarının Irak yönetiminin saldırılarından korunması, insani yardımların kendilerine ulaştırılması ve göç edenlerin eski yerlerine dönmelerinin sağlanmasına karar verilmiştir.
688 sayılı BM kararı ile Irak güçlerinin 36. paralel’in kuzeyine geçişleri yasaklanarak, bu bölgede uçuşa yasak bir alan oluşturulmuştur. Bu karar ile BM, 1925 yılında Milletler Cemiyeti’nin Musul meselesi ile aldığı karardan bu yana ilk kez Kürtleri tanıma ve koruma yoluna gitmiştir.
Oluşturulan uçuşa yasak bölge, ilerleyen yıllarda yaşanan gelişmelerin göstereceği gibi bir nevi Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin de facto olarak kurulmasını sağlamıştır.
“Uçuşa Yasak Bölge”den Bölgesel Kürt Yönetimi’ne
1991 yılının Aralık ayında Irak Kürt bölgesinin önemli siyasal partilerinden KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) öncülüğündeki Irak Kürdistan Cephesi, Kürt bölgesinde bir parlamento seçimi yapılmasına karar verdi. Seçim neticesinde 105 üyeli parlamentoda iki büyük parti 50’şer sandalye ile temsil hakkı kazandı.
7 Temmuz 1992’de bakanlar kurulunun oluşturulmasının ardından parlamento 4 Ekim 1992’de Kürdistan’ı Irak’ın içinde federal bir yönetim olarak ilan etti. İlan edilen bu federal yönetim 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesine kadar uzanan yaklaşık 10 yıl boyunca Saddam’ın ekonomik ve siyasi baskılarına direnerek işleyişini devam ettirdi.
140. Madde ve Tartışmalı Bölgeler
25 Eylül 2017 tarihinde Kürt Bölgesel Yönetimi tarafından yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde en çok tartışılan konulardan biri 2005 tarihli daimi Irak anayasasının 140. maddesi ve bu maddenin hayata geçiril(e)memesi sorunu olmuştur.
Üzerinde yoğun tartışmaların yaşandığı 140. maddenin temeli 8 Mart 2004 tarihinde yürürlüğe giren Irak Geçici Anayasası’nın 53 ve 58 sayılı maddelerine dayanmaktadır.
53. maddenin A bendi Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni “Kürdistan Bölgesel Yönetimi; Dohuk, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Diyala ve Ninova vilayetlerinin yönetimini 19 Mart 2003 tarihi itibarıyla elinde bulunduran resmi yönetim olarak tanınmıştır” ifadesi ile tanımış ve tanımlamıştır.
Aynı maddenin C bendinde Irak’ın 18 vilayetten oluşan idari yapısının geçici yönetim boyunca da geçerli olacağı belirtilirken D bendinde Bağdat ve Kerkük uygulama dışında kalacak biçimde IKBY dışındaki vilayetlerin en çok üçünün birleşerek federal bir yönetim oluşturabilecekleri ifade edilmiştir.
Daimi Anayasa’nın 140. maddesinde düzenlenecek olan bir diğer önemli husus da Kerkük’ün idari ve sosyal yapısı ile ilgiliydi. Bu mesele, Geçici Anayasa’nın 58. Maddesi’nde ele alınmış ve Kerkük de dâhil olmak üzere demografik yapısı eski rejimler tarafından değiştirilmiş bölgelerde adaletin yeniden ikamesi adına birtakım düzenlemelere gidilmesine karar verilmiştir. Bu madde uyarınca Irak Mülkiyet Hakları Komisyonu’nun kurulmasına ve bu Komisyon’un zorla yerinden edilmiş insanlara eski haklarının iadesi konusunda rehberlik etmesine karar verilmiştir. Kerkük de dâhil olmak üzere tümtartışmalı bölgeler meselesinin daimi olarak çözümü ise hakların iadesinin ardından yapılacak bir nüfus sayımına ve daimi anayasanın hazırlanmasına bırakılmıştır.
Hali hazırda geçerli olan Irak Daimi Anayasası 15 Aralık 2005 tarihinde yapılan bir referandum ile onaylanmıştır. Geçici Anayasa’nın 58. maddesinde kalıcı çözüme varmak için yeni anayasanın ilanını gerektiren Kerkük ve tartışmalı bölgeler meselesi Daimi Anayasa’nın 140. maddesinde ele alınmıştır.
140. maddede meselenin çözümü için üç adım ön görülmüştür. Adımlardan biri normalleşme, diğeri nüfus sayımı yapılması ve son adım olarak tartışmalı bölgelerde yaşayan halkların kendi haklarını kendilerinin tayin etmesi için bir referandum düzenlenmesiydi.
Normalleşme, Saddam döneminde uygulanan “Araplaştırma” siyaseti kapsamında Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgelerden zorla sürülen Kürt, Türkmen ve diğer etnik unsurların eskiden yaşadıkları yerlere yeniden yerleştirilmesini ön görüyordu. Bu kapsamda Saddam rejimi tarafından sürülmüş insanlara tazminat verilmesi, iş sahibi olmayanların işe yerleştirilmesi ve en önemlisi de eski rejimde etnik kimliklerini değiştirmek zorunda kalmış insanların kendi rızaları ile hangi etnik gruptan olduklarını kendilerinin belirlemesine karar verilmişti.
Normalleşme sürecinin tamamlanmasının ardından ise tartışmalı bölgelerde nüfus sayımı yapılması ve sonrasında halkın Kürt Bölgesel Yönetimi’ne mi yoksa merkezi hükümete mi bağlı kalmak istediklerini tespit etmek üzere bir referandum yapılması planlanmıştı.
140. madde’de Geçici Anayasa’daki hükümlerden farklı olan bir nokta vardı ki o da normalleşme, nüfus sayımı ve referandum sürecinin tamamlanması için 31 Aralık 2007 tarihinin belirlenmiş olmasıydı
Kerkük: Birlik ve Bölünme Arasındaki İnce Çizgi
Bugünkü tartışmaların odaklandığı noktalardan biri de Kürt Yönetimi’nin de facto (fiilen) ve de jure (yasal) olarak Irak’ın hangi bölgelerini kontrol altında tuttuğu konusudur.
IKBY’nin yasal olarak belirlenmiş idari sınırları Dohuk, Erbil ve Süleymaniye vilayetlerini kapsamaktadır. Ancak IKBY, fiili olarak Ninova, Salahaddin, Kerkük ve Diyala vilayetleri dahilindeki birçok bölgede kontrolü elinde bulundurmaktadır.
Bölgesel Yönetim’in büyük kısmını kontrolü altında bulundurduğu Kerkük, tartışmalarda diğer bölgelerin önüne geçmiş ve partiler arasında pazarlık konusu olmuştur. 2005 yılının Ocak ayında Irak’ta genel seçimler yapılmış ve Nisan ayında Şii blok hükümette üçte ikilik üstünlük elde etmiştir. Hükümetin kurulması sırasında Şii blok, Kürtlerin koalisyondan ayrılmasını engellemek için Saddam’ın sürdüğü Kürtlerin Kerkük’e geri dönmesi başta olmak üzere 140.maddenin hayata geçirilmesi için müzakerelere başlanacağı sözünü vermiştir.
2006 yılının Ağustos ayında dönemin başbakanı Nuri Maliki, 140. maddenin hayata geçirilmesi için bir komisyon kurdu. Ancak bu komisyon, gerek siyasi sebeplerden gerekse 140. maddedeki belirsizlik ve boşluklardan dolayı referandumla sonuçlanacak süreci hayata geçir(e)medi. Zira bahsi geçen maddede Kerkük dışındaki “tartışmalı bölgeler”in tanımı yapılmadığı gibi Kerkük’te yapılacak referandumun muhtemel sonuçları da düşünülmemişti. Zira IKBY bünyesinde mi yoksa Bağdat idaresinde mi kalmanın oylanacağı referandumda başka seçeneklere yer verilmemişti. Ayrıca referandumun Kerkük vilayeti genelinde mi yoksa bölge bölge mi yapılacağı da belli değildi.
Kerkük sorununun çözümü ve 140. maddenin hayata geçirilmesi meselesi, 2005 yılındaki hükümet kurma çalışmalarının ardından 2007 yılı sonuna kadar çözülememekle beraber daha birçok kez Irak seçimlerinde ve koalisyon görüşmelerinde pazarlık aracı olarak kullanılacaktır.
2010 yılındaki Irak genel seçimlerinin hemen öncesinde gerçekleşen parlamenter kriz sonucunda IKBY ile Bağdat yönetimi arasında “Erbil Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmaya göre Kürt yetkililer Başbakan Nuri Maliki’nin kabinesini oluşturmasına destek verecek karşılığında Maliki de 140. madde’nin hayata geçirilmesini sağlayacaktı.
Bağdat yönetimi sürecin hayata geçirilmesi sürecinde sürekli ayak diremişti ve diremeye de devam edecekti. Zira Kerkük, Bağdat yönetimi için Irak’ın ulusal birliğinin temeli; ülkenin kuzey, güney ve merkez olarak üçe bölünmesini engelleyen ve ülkeyi bir arada tutan önemli bir bağ olarak değerlendirmektedir. Bu sebeple Maliki yönetimi gerek iç siyasi dengeler gerekse de uluslararası güçlerin etkisi altında bu süreci işletmemiş ya da işletmemeyi seçmiştir.
2014 yılında Irak’ta patlak veren ve giderek yayılan DAEŞ işgali karşısında yeni yönetime gelen başbakan Haydar Abadi etkin bir irade gösterememiştir. DAEŞ ile mücadelede Bağdat yönetiminin gösterdiği zayıflık, görece istikrarlı bir konumda bulunan IKBY yönetiminin hâkimiyet alanını genişletmesi ile sonuçlanmıştır. Neticede Kürt Bölgesel Yönetimi, 25 Eylül’de gerçekleştirilmesi planlanan referandum ile gerek DAEŞ sonrası dönemde fiili olarak kontrolü altına aldığı bölgelerde ve elbette Kerkük’teki varlığına yasal bir konum kazandırmayı amaçlamaktadır.
Demografik Rekabet
Kerkük vilayeti ve şehri içinde barındırdığı Türkmen, Kürt ve Arap nüfus itibarıyla uzun zamandır demografik rekabetin yoğun olduğu bir bölge olmuştur. Bu üç etnik unsurdan özellikle Kürtler ve Türkmenlerin Kerkük’ün kontrol ve idaresini ele geçirmek ya da elde tutmak üzere şehir üzerinde demografik iddiaları bulunmaktadır.
Irak’ta en güvenilir nüfus sayımının 1957 yılında yapıldığı konunun uzmanları tarafından kabul edilmektedir. Bu nüfus sayımına göre Kerkük vilayeti ve şehrindeki nüfus dağılımı şöyledir:
Kaynak: Veriler için O’Leary (2004), Ahmed (2005)
Türkmen İddiaları
Türkmenler, uzak ve yakın geçmişleri bağlamındasiyasi, sosyal ve kültürel açıdan Kerkük ve bağlı birimlerinde temel bir unsur oluşturmuşlardır.
Kemal Mazhar Ahmed’in Iraklı Türkmen tarihçi Şakir SabirDabit’ten aktardığına göre Türkmenler, 674 tarihinden başlayarak bölgede hâkim olan hükümdarlar tarafından Irak’ın çeşitli bölgelerinde bulunan stratejik askeri alan ve mevkilere yerleştirilmişlerdir. Bu alanlar arasında Kerkük, Telafer, Musul, Tikrit, Samarra, Mendeli ve Erbil bulunmaktadır.
Kerkük’teki Türkmen varlığı Osmanlılar döneminde özellikle 1555 Amasya Anlaşması’ndan sonra güçlenmiştir. Osmanlılar Doğu/İran’a karşı Kerkük’ü bir hisar olarak telakki etmişler ve bu bölgede hâkimiyetlerini sağlamlaştırmaya önem vermişlerdir.
Zaman içerisinde Kerkük şehrinde büyük bir siyasi, ekonomik ve kültürel etkiye sahip bir “Türkmen aristokrasisi” oluşmuştur. 1908’de İttihat ve Terakki Partisi’nin yönetimi ele geçirmesinin ardından şehirdeki Türkmen varlığı çokça güçlenmiş ve Kerkük’te İttihat ve Terakki Cemiyeti büroları açılmıştır.        
 Kaynak:Nahid (1915)
Osmanlı aydınlarından Haşim Nahid’in 1915 yılında Türk Yurdu Mecmuası’nda yayımladığı “Irak Türkleri” yazı serisinin ikinci kısmında Irak’ta Türkmenlerin yaşadıkları bölgeler Mühendis Hasan Bey’in çizdiği bir harita ile verilmiştir. Haritalarda da görüleceği üzere Telafer, Musul, Erbil, Kerkük, Tuzhurmatu ve Mendeli gibi bölgeler Irak’ta Türkmen varlığının görüldüğü yerler olarak kaydedilmiştir.
Kerkük’ün Türkmen nüfusu da Saddam’ın “Araplaştırma” politikasına maruz kalmış ve Irak’ın çeşitli bölgelerine göç ettirilmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen yukarıda bahsedildiği üzere 1957 yılında yapılan nüfus sayımına göre şehirdeki nüfus üstünlüğünü ellerinde bulundurmuşlardır. Ancak bu tarihten sonra gerek Saddam döneminde gerekse 2003 ABD işgalinin ardından güvenilir bir sayım gerçekleştirilmediği için şehrin değişen demografik çehresinde Türkmenlerin kesin varlığından bahsedebilmek zordur.
Kürt İddiaları
Kerkük’ün bir Kürt şehri olduğunu iddia edenler bu iddialarını genellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Şemseddin Sami tarafından kaleme alınan bir coğrafya ansiklopedisi olan Kâmus’ulAlâm’daki Kerkük maddesine dayandırmaktadır.
Şemseddin Sami ilgili maddede Kerkük’ü “Zor Sancağı’nın merkezi bir şehir olup 30.000 ahalisi vardır. Bir tepe üzerinde bulunan kale derini ile altındaki mahallelerden ve nehrin sağ tarafındaki kısmından mürekkep olduğu halde ahalisinin 4’te 3’ü Kürt ve geri kalanı Türk, Arap ve sairedir. 760 Yahudi ve 460 Keldani dahi vardır” ifadeleri ile tanımlamaktadır.
IKBY yönetimi, 2003 yılında Saddam’ın devrilmesinin ardından, eski rejim tarafından izlenen “Araplaştırma” politikası neticesinde şehrin değişen nüfus çehresini tersine çevirmeyi amaçlayarak gerek geçici gerekse daimi anayasaya bu dönüşümü meşru zemine oturtmak üzere yukarıda da bahsedildiği üzere maddeler ekletmiştir.
Bölgesel Yönetim’in Anayasa’ya 140. Madde ile dâhil ettiği ve tersine çevirmek demografik denge durumunda dikkat çekici unsurlar bulunmaktadır. Zira eski rejim döneminde Kerkük’ten ayrılan Kürt nüfusun şehre geri dönmesi Irak’ta düzenlenecek genel ve yerel seçimlerden öncesine denk gelmektedir.
Şöyle ki: ABD işgalinin ardından 2004 yılına kadar Süleymaniye, Erbil ve Dohuk’tan sadece 5 bin 805 Kürt Kerkük’e dönerken 2005 yılı genel seçimlerinin öncesinde bu sayı 114 bin 649’a ulaşmıştır. Hiçbir seçimin olmadığı 2006 yılında Kerkük’e dönen Kürtlerin sayısı 3 bin 719 iken 2010 yılı seçimleri öncesinde şehre dönenlerin miktarı 89 bin 753’e yükselecektir.
Ancak seçim öncesinde nüfus değişimi sağlamaya ve Kürt seçmenin sayısını arttırmaya yönelik bu çabalar pek de verimli bir netice vermiş gibi görünmüyor. Zira 2005 seçimlerinde Kürtler 312 bin 750 oy alırken bu sayı 2010 seçimlerinde 274 bine 2014 seçimlerinde ise 272’e düşmüştür.

Bununla birlikte 25 Eylül’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumu öncesinde de Kerkük’ün demografik yapısı ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme gelmiştir. IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumunun tarihini açıkladığı 7 Haziran 2017 tarihinden yaklaşık bir ay sonra Kerkük yetkilileri, şehrin çevresinde bulunan ve DAEŞ’in kontrolü altına girmiş olan şehirlerden gelen Arap ağırlıklı iç göçlerin Kerkük’ün demografisini “olumsuz” yönde etkileyeceğini belirtmişlerdir. Kerkük Valisi Necmeddin Kerim 16 Temmuz’da yaptığı açıklamada birçok bölgenin DAEŞ’den temizlenmesine rağmen, Kerkük’e göç edenlerin büyük çoğunluğunun geri dönmek istemediğini bu kişilerin uzun süre şehirde kalmasının demografik yapıyı ciddi biçimde etkileyeceğini ve bunun olmasına izin vermeyeceklerini belirtmiştir. Kerkük valisinin yaptığı bu açıklamalar IKBY’nin 25 Eylül referandumuna Kerkük’te bir demografik planlama ile nasıl hazırlandığı açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

15 Ekim 2017 Pazar

İşte Kerkük'te yaşananlar

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER 

Irak'ta Bağdat hükümetine bağlı güçlerin, Kerkük'ün güneyinde konuşlandığı ve kente girme hazırlıkları yaptığı öngörülüyor, kentte gergin bekleyiş sürüyor...

Kent çevresinde Peşmerge ve Haşdi Şabi güçleri arasındaki mesafenin yer yer 10 metreye kadar düştüğü, karşılıklı hendeklerin kazıldığı belirtiliyor. Kent üzerinde ise savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı belirtildi. Kerkük yakınlarındaki Tuzhurmatu kentinin Türkmen milletvekili Niyazi Mimaroğlu'nun da evine havan toplu saldırı düzenlendi. Irak ordusu, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) bağlı Peşmerge güçlerinin Kerkük'ten çekilmesi için 48 saatlik süre tanırken, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Hicran Kazancı, kentin adeta bir saatli bombaya döndüğünü belirterek, "Her an patlayabilir" dedi.
AA, kentin güneyinde konuşlanan Irak güvenlik güçlerinin, Kerkük Askeri Havalimanı ve petrol kuyularını Peşmerge'den geri almak için operasyona başlamasının an meselesi olduğunu duyurdu.

Gerginliğin dorukta olduğu Kerkük'ün birçok bölgesinde sokakların boş olduğu görülüyor. Kerküklü siviller, yaşanan gerginliğin yol açabileceği çatışmadan dolayı evlerinden çıkamıyor. 

Kentte Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı mahallelerde ise gönüllüler taşıdıkları silahlarla Peşmergelerle sokaklarda dolaşıyor. 

Irak Parlamentosunca görevden alınan Kürt kökenli Kerkük Valisi Necmeddin Kerim'in Kerkük'te Peşmerge kıyafeti giymiş onlarca silahlı kişiyle birlikte olduğu fotoğraflar sosyal medyada yayınlandı. 

DURUM KRİTİK... "HER AN PATLAYABİLİR"
IRAK ordusu, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) bağlı Peşmerge güçlerinin Kerkük'ten çekilmesi için 48 saatlik süre tanırken, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Hicran Kazancı, kentin adeta bir saatli bombaya döndüğünü belirterek, "Her an patlayabilir" dedi. Kerkük'te yaşananları Hürriyet'e değerlendiren Kazancı, Türkmenler olarak ne Peşmerge, ne de Haşdi Şabi güçlerinin yanında olacaklarını vurguladı. Kazancı şunları söyledi: "Kerkük bir Türkmen kentidir. Biz Türkmenler olarak şunun, bunun yanında olmayacağız. Kerkük'teki tüm Türkmen semtleri ve mahallelerini korumak için hazırlıklarımız var."

Kazancı, Kerkük'e PKK'lıların geldiği haberlerinin hatırlatılması üzerine de, "PKK, çok uzun zamandan beri zaten Kerkük'te var. Bu yeni bir şey değil. Yeni olan Suriye'den PYD'lilerin gelmesi. Çok sayıda PYD'linin Erbil üzerinden Kerkük'e geldiği bilgisi var" dedi. Kazancı, "Peşmerge güçlerinin Kerkük'ten çekilmeye başladığı haberlerinin doğru olup olmadığı" sorusuna da, "Peşmerge güçleri çekiliyor ama bunu taktiksel nedenlerle yapıyor" yanıtını verdi. Uğur ERGAN / ANKARA

TÜRKMEN CEPHESİ BÜROSUNA SALDIRI
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşet Salihi ise yaptığı açıklamada, Kerkük'e bağlı Leylan bölgesinde ITC binasına kimliği belirsiz kişilerce silahlı saldırı düzenlendiğini belirterek "Bu tür silahlı saldırılar, bazılarının uğraşmasına rağmen bizleri çatışmaya sürüklemeyecek." dedi. Salihi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani'ye de seslenerek anayasa ve hukuka uymasını istedi. 

Öte yanda Haşdi Şabi komutanlarından ve Bedir Örgütü lideri Hadi Amiri de yaptığı açıklamada, "Peşmerge'ye yönelik saldırı düzenleneceği haberleri doğru değil. Peşmerge mevzilerine saldırı emri almadık." ifadesini kullandı. 

Irak İçişleri Bakanı Kasım Araci, Kerkük Polis Müdürü'nü telefonla arayarak halkın yanında olması ve herkesin güvenliğini sağlaması talimatı vermişti.

BAĞDAT'TAN 6 TALEP
DHA'nın haberine göre Kürt asıllı olan Irak Cumhurbaşkanı Fuat Masum, IKBY'nin Süleymaniye kentinde Kürt yetkililer ile bir araya gelerek Irak Başbakanı Haydar el İbadi ile Şii ağırlıklı Haşdi Şabi milislerinin taleplerini iletti. Irak Kürt tarafına 6 şart iletildi. Şartlar şöyle:

- Kerkük Havalimanı Irak ordusuna teslim edilecek.

- K1 Keyvan askeri karargâhı derhal Irak ordusuna verilecek.

- Tüm petrol kuCMSyuları, yatakları ve şirketlerin kontrolü Irak ordusuna geçecek.

- Kerkük valisi Necmettin Kerim görevden alınacak.

- Peşmerge'ye teslim olan DEAŞ militanları Irak ordusuna teslim edilecek.

- Peşmerge'nin ve Kürt yönetiminin kontrolünde olan Kerkük'ün tüm bölgeleri ile DEAŞ'tan geri alınan bölgeler de derhal Irak ordusuna teslim edilecek.

UÇAKLAR ALÇAK UÇUŞ YAPIYOR
Gerginlik en üst seviyedeyken IKBY basınında yer alan haberlerde, Kerkük üzerinde bazı savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığı, ancak bunların Irak merkezi hükümetine mi yoksa ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerine mi ait olduğunun bilinmediği belirtildi.

TALABANİ'NİN OĞLU İRAN'LA GÖRÜŞÜYOR İDDİASI
Öte yandan bölgeden bir ilginç iddia daha geldi. Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile İranlı bazı üst düzey yetkililerin bir araya geldiği iddia edildi.

AA muhabirine konuşan ancak isminin açıklanmasını istemeyen bir Peşmerge komutanı, KYB'den bazı üst düzey sorumlular ve İranlı askeri yetkililerle Kerkük'ün Reşad köyünde bir araya geldiğini ileri sürdü. Peşmerge komutanı, KYB'den toplantıya kısa bir süre önce hayatını kaybeden Celal Talabani'nin oğlu Pavel Talabani ve KYB'nin İstihbarat (Zanyari) Müdürü Lahor Şeyh Cengi'nin katıldığı iddiasında bulundu.

Söz konusu komutan, KYB ve İranlı yetkililerinin, Haşdi Şabi'nin Kerkük'ü kontrol etmesi planı üzerinde görüşme yaptıklarını söyledi. İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani de eski Irak Cumhurbaşkanı ve KYB Genel Sekreteri Celal Talabani'nin Süleymaniye kentindeki mezarını ziyaret etmişti.

TÜRKMEN VEKİLİN EVİNE HAVAN TOPU ATTILAR
Kerkük yakınlarındaki Tuzhurmatu'da ise Irak Parlamentosu Türkmen Milletvekili Niyazi Mimaroğlu'nun evine hava topuyla saldırı düzenlendiği ve ailesinden 3 kişinin yaralandığı bildirildi.

Mimaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Tuzhurmatu ilçesindeki evime yönelik 4 adet havan topuyla saldırı düzenlendi. Saldırı sırasında evde bulunan ailemden 3 kişi yaralandı. Yaralılardan oğlumun ise durumu ağır." dedi. 

Tuzhurmatu'daki evinin daha önce de birçok saldırıya maruz kaldığını anımsatan Mimaroğlu, "Saldırıyı düzenleyenler Tuzhurmatu'ya getirilen PKK teröristleridir. Daha önce de bu yönde tehdit almıştık." ifadesini kullandı. 

16 Ekim 2017 Pazartesi

Kerkük'te PKK'lı teröristler

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Kerkük'te PKK'lı teröristler Türkmenleri endişelendirdi
Irak ordusu Kerkük'ün bazı bölgelerinde kontrolü sağlayarak ilerliyor, Kerkük'teki Türkmenler ise bölgede PKK'nın varlığından rahatsız.
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşet Salihi, terör örgütü PKK'nın Kerkük sokaklarına indiğini belirterek, bunun Türkmenleri endişelendirdiğini ifade etti.
Salihi, "Terör örgütü PKK unsurları Kerkük'teki durumu fırsat bilerek, kentin sokaklarında dolaşmaya başladı.
TÜRKMENLER ENDİŞELİ
Bu durum, can güvenliği olmayan Türkmenleri ayrıca endişelendiriyor." dedi.
"KERKÜK İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKE PKK'DIR"
Bağdat yönetimini durumun takibi ve PKK'lıların Kerkük'ü terk etmesi için göreve çağıran Salihi, "Kerkük için en büyük tehlike PKK'dır. Yaptıkları eylemlerle kentteki toplumsal barışı tehlikeye atıyorlar.
Bağdat ve Kerkük askeri üssündeki ABD'lilerin duruma müdahil olmasını istiyoruz." diye konuştu.
Kerkük'te Köşeye Sıkışan Barzani'ye PKK'dan Destek Geldi: Savunma Hattı Kuruyorlar
Irak ordusunun Kerkük operasyonunu başlatmasının ardından terör örgütü PKK'dan peşmergeye destek geldi. Terör örgütü Kerkük'te savunma hattı oluşturmaya başladı.
Terör örgütü PKK'ya yakın ANF, terör örgütü PKK'nın Kerkük'te 'savunma hattı oluşturmaya başladığını' duyurdu. Irak hükümeti dün, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkililerini Kerkük'e PKK militanlarını yerleştirmekle suçlamış, bu durumun 'savaş ilanı' olduğu belirtmişti.
IRAK ORDUSU OPERASYON BAŞLATTI
Irak'ta merkezi yönetim ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasında tırmanan gerilimin ardından Irak ordusu gece yarısı Kerkük'te askeri üs ve petrol kuyularını ele geçirmek için operasyon başlattı.
AĞIR SİLAHLARLA İLERLİYORLAR
Irak ordusunun gece saatlerinde Kerkük'ü peşmergeden kurtarmak için başlattığı saldırılar, Türkmen ilçeleri Tazehurmatu ve Tuzhurmatu çevresinde yoğunlaştı. Yerel kaynaklar, ordu birliklerinin ayrıca tanklar ve ağır silahlarla Taze ilçesine girmeye hazırlandığını bildiriyor.
SAVUNMA HATTI OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYORLAR
Terör örgütü PKK da, Kerkük'te devreye girdi. Kanlı örgüt, savunma hattı oluşturmaya başladığını açıkladı. Teröristler peşmerge ile birlikte cephede yer alıyor.
AFP haber ajansı Iraklı güçlerin Kerkük yakınlarındaki yolları ve alt yapı tesislerini ele geçirdiğini duyurdu.
Reuters haber ajansı, ABD tarafından eğitilen elit Irak askerlerinin de operasyonda yer aldığını aktarıyor. Cephedeki çatışmaları canlı veren devlet televizyonu, petrol sahalarını kapsayan büyük bir alanının peşmergeden geri alındığını duyurdu.
PKK'DAN AÇIKLAMA GELDİ
Terör örgütüne yakın bir internet sitesi, PKK'nın askeri kanadı HPG'nin, Kerkük'te "Savunma hattı oluşturmaya başladığı" bilgisini geçti. Haberde, "Bölgede bulunan HPG Güçleri Komutanlığı, 'Kerkük'ü savunmak isteyenler mevzilerimize doğru gelsin' çağrısında bulundu" ifadesi yer aldı.
BARZANİ YÖNETİMİ YALANLAMIŞTI

Irak yönetimi son olarak dün akşam IKBY'nin Kerkük'e PKK terör örgütü unsurlarını yerleştirdiği suçlamasında bulunarak, bunun savaş ilanı olduğunu açıklamıştı. IKBY'den gelen jet açıklamada ise "Kerkük'te PKK iddiaları asılsızdır" denilmişti.

18 Ekim 2017 Çarşamba

KERKÜK'TE DEŞİFRE OLAN GERÇEKLER

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
Türkiye Diriliş
Postası
Barzani'nin Irak anayasasına ve uluslararası hukuka aykırı olarak sözde bağımsızlık referandumu gerçekleştirdiği 25 Eylül'den bu yana Irak'ta süregelen tartışmalar ve merkezi hükümetin olaya yönelik tepkisi artık yeni bir aşamaya taşındı.
Irak Güvenlik Konseyi'nin, Erbil'den petrol kuyuları, sınır kapıları ve havalimanlarının geri alınmasına yönelik kararı Irak meclisince onaylanmış ve Irak hükümeti bu çerçevede bölgesel yönetime süresi Pazar gecesi saat 02.00'da dolan bir zaman tanımıştı.
Bu sürenin dolmasıyla beraber harekete geçen Irak ordusu ve IŞİD'le mücadele çerçevesinde Irak'ta kurulmuş bulunan Haşdi Şabi güçleri Kerkük'e güneyden bir askeri harekât başlattı.
Barzani yönetiminin bu girişime karşı askeri olarak direneceklerini söylemelerine karşın yaklaşık olarak 15 saat gibi kısa bir süre içerisinde Kerkük'ü tamamıyla kontrol altına alan aralarında Türkmenlerin de yoğun olarak bulunduğu Irak güçleri, ülkenin bölünmesinin önüne geçecek şimdilik önemli sayılan büyük bir adım atmış oldu.
Irak güçleri Kerkük'e girerken peşmerge ile beraber Kerkük'teki PKK'lı teröristlerin varlığının deşifre olmuş olması, ne gibi bir tehditten dönüldüğünü de gözler önüne sermiştir.
Daha önce Kandil ve Mahmur bölgelerinde bulunan PKK'lı teröristlerin Suriye ve Irak'ta yaşanan iç karışıklıkları değerlendirerek son yıllarda elde ettiği kazanımları ileri seviyeye taşımaları, Irak coğrafyasında ismi anılan bu bölgelerin haricinde Sincar, Musul ve Kerkük'te de kendisine yer tutmaya çalıştığına dair iddiaları beraberinde getirmişti.
PKK'nın Kerkük'te özellikle Türkmenleri hedef alan geniş çaplı kanlı eylemler yapmadan ve Kerkük'ten başlamak üzere sadece Irak'ı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek yeni bir iç çatışmanın fitili ateşlenmeden Irak merkezi hükümetinin Kerkük'te kontrolü ele almaları bu sebeple olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Kerkük'ün bu kadar kısa bir süre içerisinde peşmerge ve teröristlerden arındırılmasının dikkat çekici noktası ise Irak güçlerinin önemli bir direnişle karşılaşmadan kontrolü ele geçirmiş olmalarıdır.
Bölgeden gelen haberlere göre Kerkük konusunda son birkaç gündür Barzani yönetimi içerisinde yoğun tartışmalar ve fikir ayrılıkları oluşmaya başlamıştı.
Barzani'nin KDP'sine bağlı peşmergeler Kerkük'ten çekilmeyi reddederken, Talabani'nin KYB'sine bağlı peşmergelerin ise Kerkük'ü Irak güçlerine herhangi bir mukavemet göstermeden teslim etmesi, bu fikir ayrılığının somut gerçekliğe döndüğünü göstermiştir.
Kaldı ki Kerkük'ün böylesine dar bir zamanlamayla 2014 yılından önceki koşullara dönmesinin ana gerekçesinin de Kerkük'te sayısal olarak ağırlığı bulunan KYB'nin çözülmesinden kaynaklandığı bazı kaynaklarca ifade ediliyor.
KYB'nin Irak ve bundan da öte İran tarafından ikna edilmiş olması sözde bağımsızlık referandumunun kendi içerisinde de kabul görmediği, hukuksuzluğuna ilaveten diğer koşullar sebebiyle de meşruiyete dayanmadığı sonucu yeniden ortaya çıkmıştır.
Zira Barzani yönetimi korsan referanduma Irak anayasasına göre tartışmalı olarak kabul edilen başta Kerkük olmak üzere diğer bölgelerin dâhil edilmesini gözeterek KYB ile işbirliği yapmış, bu karardan dönmeyeceklerini ilan etmişlerdi.
KYB'nin çözülerek safını ani bir kararla Irak merkezi hükümetinden yana çevirmiş olması geçmiş yıllarda Barzani ve Talabani arasındaki siyasi rekabet ve çatışmaların yeniden başlayabileceğini işaret ederken, bu durumda İran'ın rolünün öne çıkması bir başka dikkat çekici husustur.
İran Devrim Muhafızları Komutanlarından Kasım Süleymani'nin son birkaç gündür Irak'ın kuzeyinde bulunması, yakın zamanda ölen KYB lideri Celal Talabani'nin mezarını ziyaret etmesi ve bu esnada KYB'lilerle bazı temaslar gerçekleştirmesi Kerkük'le başlayan peşmerge içerisindeki bölünmenin esası olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu yorumla birlikte bölgede yaşayan Türkmenlerin de benzer bir yaklaşımla İran çizgisine kaydıkları yorumunun gerçeklikle bağdaşır bir yönü olmadığı gibi böylesi bir tartışmayı başlatmanın da ne yeridir, ne de zamanıdır.
Türkmenler kendi varlık mücadelesi çerçevesinden dün olduğu gibi bugün de manevi gücünü yalnızca Türkiye'den alırlar. Gönülleri hala Türkiye ile beraberdir. Yaşantıları ise Irak kanunları çerçevesinde şekillenir.
Dolayısıyla ülkemizde yer alan Barzani lobisinin Kerkük'ün Irak merkezi hükümeti tarafından olması gerektiği gibi ele geçirilmesinin ardından Türkmenler üzerinden böylesi bir tartışma başlatmanın vicdan, ahlak ve hukuki bir dayanağı asla yoktur.
Ülkemizin bundan sonraki süreçte dikkat etmesi gereken ana konu ise Türkmenlerin varlığının ve yasal tüm haklarının yaşadıkları her bölgede Irak anayasası çerçevesinde güvence altına alındığı bir koşulun tesis edilmesine katkı sağlamak olmalıdır.
İkinci olarak da PKK terör örgütünün başta Kerkük ve Musul olmak üzere, Sincar ve Tel Afer bölgelerine sızma girişimlerine karşı müdahale hakkı saklı kalmak koşuluyla yaşananları titizlikle ve teyakkuz halinde takip etmesi elzemdir.
Bu iki koşulun vukuu bulmadığı Irak atmosferi ülkemiz açısından milli güvenlik tehdidi oluşturacağından, gerektiğinde aynı tehditleri yerinde bertaraf edecek siyasi kararlılık askeri adımlarla desteklenmek suretiyle hayata geçirilmelidir.
Kerkük Türk'tür, Musul Türk yurdu, Tel Afer ve Tuzhurmatu Türk'ün nişaneleridir. Bu asla değişmeyecek, değiştirilmeye kalkıldığında ise Türkiye'nin meşru müdahale hakları beraberinde gelecektir.
Son olarak Barzani'ye bağlı peşmergelerin Kerkük'ten çekildiği kimi bölgelerde IŞİD'in birden bire ortaya çıkarak kontrolü sağlaması ise kimseyi şaşırtmamalıdır.
Zira Barzani'nin Irak'ta bulunan IŞİD'li teröristlerle ortak çalıştığına dair şimdiye kadar bazı iddialar mevcuttu ancak bunlar kesin olarak kanıtlanabilmiş değildir.
Barzani ve IŞİD arasındaki ortaklığın esasınınsa tartışmalı bölgelerin Irak merkezi hükümetinden, IŞİD varlığı gerekçe gösterilerek Barzani yönetimine geçmesine olanak sağlamak olduğu değerlendiriliyordu.
Dolayısıyla böylesi bir gelişme karşısında artık kesin bir sonuçla Barzani ve IŞİD arasındaki ortaklık da kendisini ele vermiş durumdadır.
Bu meselenin uluslararası çevrelere doğru anlatılması gerekir. Çünkü Barzani'yi böylesine vurdumduymaz ve hukuk tanımaz bir konuma getiren asıl gelişme IŞİD'in Irak'ta ortaya çıkması ve IŞİD'le mücadelede Barzani'nin önemli bir güç olduğu yalanıydı.
Dahası aynı durumun Suriye'de PKK ve IŞİD terör örgütleri arasında olduğu da bilinen bir gerçektir ancak şimdiye kadar ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin neredeyse tamamı bunu görmemekte ısrar etmeyi sürdürürken, PKK terör örgütünü büyütmeye devam ediyorlar.
Zaten bölgedeki IŞİD varlığının ana gerekçesi sözde Kürdistan'ın kurulması olduğundan Barzani-IŞİD ve PKK*IŞİD bağlantısının kimseyi şaşırtması söz konusu olmamalıdır.

Ezcümle, Kerkük'te deşifre olan bu gerçeklikler bölge siyasetinde düşünülenden çok daha karanlık gelişmelerin yaşandığı sonucunu bir kez daha bize tecrübe ettirmiştir.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Görevden Alınan Kerkük Valisi direnme çağrısı yaptı

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER

Irak ordusu Kerkük'e operasyon başlattıktan sonra Kerkük Valisi halka direnme çağrısı yaptı.
Irak ordusu Kerkük'e operasyon başlattıktan sonra bölgede hareketlilik hakim. Operasyonun başladığına dair görüntülerin sosyal medyaya düşmesnin ardından Kerkük'te sokaklara çıkanlar olduğu belirtiliyor.

"KENTİ TESLİM ETMEYECEĞİZ"
Barzani'ye yakınlığı ile bilinen Rudaw'a konuşan Kerkük'ün azledilen Valisi Necmettin Kerim kenti teslim etmeyeceklerinin söyledi.
Kerim yaptığı açıklamada, "Düşmanların Kerkük'e girişine izin veren her kimse haindir." dedi.
Aynı zamanda halka silahlanma çağırısı yaptığı da belirtiliyor.
PEŞMERGE GÜÇLERİ 3 BİN SİLAHLI GÜÇLE KARŞI KOYMA HAZIRLIĞINDA
IKBY kaynaklarından gelen bilgiler, Peşmerge güçlerinin Kerkük merkezinde 3 bin silahlı güçle Irak birliklerine karşı koymaya hazırlandığı yönünde.
İBADİ'NİN AÇIKLAMASI
Geçtiğimiz günlerde Irak Başbakanı Haydar El-İbadi, bölgede bulunan halka karşı silah kullanmayacaklarını açıklamıştı. Ancak Vali Kerim'in yaptığı bu çağrı sonrası Irak güvenlik güçleriyle bir çatışma olup olmayacağı merak konusu oldu.

Necmettin Kerim kimdir?

KERKÜK'te bir oldu bitti yaratmaya çalışan Vali Necmettin Kerim kimdir? Mesud Barzani'nin kişisel doktoru olan Necmettin Kerim yaptığı çıkışlarla ve aldığı referandum kararı ile gerilim yaratıyor. Necmettin Kerim'in mazisinde PKK var.
KERKÜK Eski Valisi Necmettin Kerim'in mazisi terör örgütü PKK'ya dayanıyor. Cemil Bayık ile çekilen fotoğrafı da bu maziyi gizlemeye gerek duymadığının kanıtı. Musul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Necmettin Kerim ABD'de uzun yıllar kaldı.
ABD politikalarının Irak'taki uygulayıcısı olan Necmettin Kerim, Mustafa Barzani’nin de özel doktoru.
ABD'NİN ADAMI
Top doktoru olan Necmettin Kerim 1972'den itibaren ABD'nin özel olarak yetiştirdiği isimlerden biri. George Washington Üniversitesi’nde nöroşirürji eğitimi alan Necmettin Kerim, Mesud Barzani'nin babası Mustafa Barzani’nin de kişisel doktoruydu.
ABD'nin bölgedeki çıkarlarının temsilcisi olarak görülen Necmettin Kerim, 1991- 1999 yılları arasında Kuzey Amerika Kürt Ulusal Kongresi kurucu üyesi ve başkanı olarak görev yaptı. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi ve ABD Senato ve Temsilciler Meclisi’nde Kürtler hakkında bilgi veren Necmettin Kerim, aynı zamanda Washington Kürt Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı.

Necmettin Kerim, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin partisi KYB’nin üyesi konumunda. 29 Mayıs 2011 tarihinde Kerkük valisi seçilen Necmettin Kerim, Kürdistan bayrağı kararı ile gerilim yarattı. Necmettin Kerim, Barzani'nin 25 Eylül'de yapacağı bağımsız Kürdistan referandumuna Kerkük'ün de katılması kararını verdi.

Kürt/Peşmerge kökenli Kerkük Valisi Necmettin Kerim (Najmeldin Karim) kimdir?
Lise eğitimini Kerkük’te tamamladı. Musul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1971 yılında, Kürt Öğrenci Birliği başkanlığına seçildi. Bir yıl sonra, 1972 yılında peşmerge güçlerine katıldı. ABD’ye geldi. George Washington Üniversitesi’nde nöroşirürji eğitimini tamamladı. Molla Mustafa Barzani’nin kişisel doktoru oldu.
Necmettin Kerim’in ırkçı terör örgütü PKK’yla iyi ilişkileri var. Sağda eli kanlı katiller Sabir Ok, yanında diğerlerinden farklı geleneksel peşmerge kıyafetiyle Necmettin Kerim ve onun da yanında katil örgütü PKK’nın ele-başı Cemil Bayık.

ABD’de Kürtlerle ilgili konularda aktif rol oynadı. 1991- 1999 yılları arasında Kuzey Amerika Kürt Ulusal Kongresi kurucu üyesi ve başkanı olarak görev yaptı. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi ve ABD Senato ve Temsilciler Meclisi’nde Kürtler hakkında bilgi verdi. Washington Kürt Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanıdır. Ayrıca Paris Kürt Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi’dir. 1992 yılında, Senato Dış İlişkiler Komitesi ve Dışişleri Bakanlığı ile çalıştı.
Necmettin Kerim PKK’lı teröristleri ziyaret edip ömürlük hapis yatan PKK ele-başı Öcalan’ın resmi önünde poz veriyor.

Irak Ulusal Kongresi Genel Meclisi Üyeliğine seçildi. Viyana Konferansı’na katıldı. Aralık 2002’de Londra’da Irak Muhalefeti Konferansı’na katıldı. Yönlendirme Komitesi’ne seçildi. 2003 Şubat ayında Irak Muhalefet Yönlendirme Komitesi’nin Selahaddin toplantısına katıldı. 2003’te Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Bağdat’ta düzenlenen ilk konferansın da üyesiydi.
WKI başkanı olarak Nöroşirürji doktorudur.
Necmettin Kerim, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin partisi KYB’nin mensubudur.

29 Mayıs 2011 tarihinde Kerkük Meclis Vilayeti’nde vali ve meclis başkanlığı seçimi yapıldı. Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Kürdistan Listesi’nde Kerkük Milletvekili olan Dr. Necmettin Kerim Kerkük valisi, Irak Türkmen Cephesi’nin adayı ve Kerkük İl Meclisi üyesi olan Hasan Turan Meclis Başkanı seçildi. Irkçı kimliğiyle bilinen Kerim, Temmuz ve Ağustos 2015’te Türkmenlere karşı yaptığı haksızlıkla gündeme gelmişti.


18 Eylül 2017 Pazartesi

Türkiye, sesini iyice yükseltmeli

Iraklı Türkmenlerin lideri Erşad Salihi, peşmergebaşı Mesut Barzani'nin 25 Eylül'de yapmayı düşündüğü sözde referandum ve Türkmenlerin geleceği konusunda açıklamalar yaptı.
Irak'taki Türkmen varlığı hakkında  ve Türkmenler'e uygulanan katliam, saldırı ve asimilasyonlar hakkında neler söylersiniz?
Irak'taki Türkmen varlığı Türk dünyasının bir varlığıdır. Buna karşı buradaki Türkmenler'in üzerinde bir tehdit oluyorsa mutlaka Türk dünyası da tehdit edilebilir. Irak Türkmenleri'nin varlığı Kuzey Irak bölgelerinde özellikle Telafer, Kerkük, Diyala, Erbil, Tuzhurmatu bu bölgenin üzerinde dağılmıştır. Ama bu varlık kesinlikle bazı politikalara asimilelere maruz kalmıştır. Saddam döneminde ve Saddam sonrasında.
Biz yine de Irak Türkmenleri'nin üzerine uygulanan katliamlar tarih boyudur ki  bazıları da Türk varlığının faturasıdır. 1924'te Ermeni katliamı, 1959'da bazı yasadışı Kürtler'in yaptığı katliamlar, Saddam dönemindeki katliamlar. Şimdi de bu devam ediyor, bir kısmı da DEAŞ eliyle. Yani biz Türkmenler Türk varlığının hedefinin karşısında biz hedef olmuşuz.
Irak'ta yaşayan 2003 yılında Irak'ın işgali sonrası peşmergeler tarafından Kerkük'te nüfus ve tapu dairelerini yağmalanması ve Kerkük'ün o günden bu yana demografik yapısının değiştirilmesi ve Irak'ın işgali sonrasında yapılan yeni anayasada Kerkük'ün statüsü   hakkında değerlendirmeniz nedir?
''KERKÜK'ÜN DEMOGRAFİK YAPISINI DEĞİŞTİRDİLER''
2003'ten sonra Irak'ın içinde özellikle Türkmenler'e uygulanan politikalar demografik yapıyı değiştirdi. Nüfusu Kerkük'ün 850 bin olan Saddam döneminde 2003'den önce. Şu anda bir milyon altı yüzelli bin. Sekizyüz elli bin olduğunda yarısı Türkmen,  diğer yarısı Arap ve Kürtlerdi. Şimdi bir milyon altıyüz elli binin yarısı Kürtler diğer yarısı Türkmen ve Araplardır. Bu bir demografik yapının değişmesinde maalesef uygulandı. Bu terkedilen meselelerdir, 2003-2004 yıllarında terkedildiler. Irak anayasası maalesef bu hususta ciddi bir şekilde çözüm bulamadı. Irak'ın işgal sonrası  yapılan anayasada da Kerkük'ün statüsü önceden bir özellik verildi, Irak'ın geçici anayasasında Kerkük ve Bağdat'a bir özellik verildi. Ama ondan sonra Irak Anayasası yazıldığında bu özellik kaldırıldı. Çünkü Kürtlerin baskıları çok güçlü idi. Şiiler de o zaman zafiyet gösterdi. Ama Türkmenlerin ve Kerkük'ün ne kadar önemli olduğunun farkında olmadılar. Şimdi yeni farkında oldular. Öyle bakıyorlar ki Irak'ın toprak bütünlüğünü gerçekleştiren biziz.
 IŞİD'in Musul'u ele geçirmesinden sonra Kerkük'ten de çıkan Irak ordusu ile birlikte Kerkük'te yaşanan bayrak krizi, Kerkük İl Meclisi'nde alınan kararlar ve daha sonrasında yaşananları  ele alır mısınız?
''IŞİD BİR PROJEYDİ''
IŞİD sonrası Kerkük'te 12. Kolordu'nun kalmaması ve özellikle peşmergenin genişletilerek getirilmesi bu sıradan bir olay değildir. IŞİD bir projeydi. Bölgeye getirildi. Irak'ın toprak bütünlüğünü tehdit etmek için. Proje bitti o zaman herkes geldiği yere gönderiyorlar IŞİD'i. Bunun neticesinde en çok zararlı çıkan kesinlikle Türkmenler olacaktır. Onun için Irak ordusunun orada kalmaması ve peşmergenin o bölgeye getirilmesi öyle planlı bir şekilde gerçekleşmişti. Bu hususta yine de Kerkük'te yaşanan bayrak krizi bunun bir başlangıcı idi. Bugün vilayet meclisinde alınan tek taraflı kararlar onlara bir fırsat verdi, yeni bir karar aldılar referandum kararı. Mahkemeler, idare mahkeme yargıç reddetmesine rağmen bayrak krizini yaratan Kerkük valisi hâlâ ona itaat etmiyor. Ama bu başbakanın görevidir bunun uygulanması ve o bayrakların indirilmesine Başbakan Haydar İbadi'nin el atması gerekmektedir. 
Barzani'nin referandum çıkışını, bölgede bir Kürt devleti hamlesini ve bu hamlede Kerkük'ü de ele geçirme faaliyeti hakkında neler söyleyeceksiniz?
''TÜRKİYE SESİNİ İYİCE YÜKSELTMELİ''
Barzani'nin ve Kerkük valisinin bayrak krizi ile referandum krizi öyle sıradan bir olay değildir. Planlı bir şekilde olmuştur. Bölgede krizi daha fazla artırmaktır. Bir Kürt oluşumunu gerçekleştirmektir. Burada Türkiye sesini iyice yükseltmeli. Bu meselenin üzerinde ciddi bir şekilde durulmalıdır. Sadece beyanatla olmaz. Daha fazla adımların atılmasını bekliyoruz. Sözde referandum gelecekte en çok Türkiye'ye zarar verecektir. İran'a zarar verecektir, Irak'a; hatta Suudi Arabistan onu bilsin ki Şii bölgesi Mekke ve Medine'nin karşısında onu bırakabilirler. Bu proje devam ederse aynısı olur. Irak merkezi hükümeti, uluslararası çevreler,  Türkmenleri ihmal ederse, can güvenliğimiz tehdit edilirse; bizim de başka seçeneklerimiz olacaktır ve bu durumda devreye girer. Bunun altını çiziyorum.
 MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin Türkmen davası ile ilgili gösterdiği hassasiyet ve milli bilinç ile ilgili neler söylersiniz?
Sayın Bahçeli'ye biz teşekkür ederiz. Sürekli görüşürüz kendisi ile. Verdiği destekten de memnuniyetlerimi takdim ederim. Özellikle sayın Cumhurbaşkanına ve iktidara yaptıkları baskıları  takdirle karşılıyorum. Beyanatlarını da takdirle karşılıyorum. Temennimiz hükümetimiz Sayın Bahçeli'nin söylediklerini uygulaması lazımdır. Ciddi adımların atılması lazımdır. Sadece beyanatlarla, bildirilerle bu iş gerçekleşmiyor. Bir Türkmen varlığı tehlikededir, tehdittedir bunu herkes bilmesi lazım.
Buradan Türkiye'ye ve Türk milletine mesajınız var mı?
''MUKAVEMET RUHU İÇİMİZDE İRADEMİZLE DEVAM EDECEKTİR''
Bizim mesajımız Türk halkına. Ciddi bir şekilde yanımızda olduğunu görüyoruz. Eğer fiilen bizim üzerimize bir oluşum olursa Türk halkı mutlaka yanımızda olsunlar. Bu ayıp değil, herkes birbirinden yardım talep edebilir, herkes birbirinden destek talep edebilir. Irak'ın kuzeyindeki bölgede Türk varlığını korumak sadece bizim görevimiz olarak görülmemelidir.  Herkesin görevidir, Türk dünyasının görevidir, Türk varlığının, Anadolu'nun, herkesin görevidir. O yüzden hem iktidara, hem muhalefete, hem Türk halkına önceden buradaki millet Türk varlığının kimliğinin faturasını biz ödüyoruz. Onu herkesin bilmesi lazımdır, pişman değiliz ama bu kadarda devam etmek zor olur. Maalesef benim de ahidimde ben bir cephe başkanı olarak Türkmenlerin can güvenliği için tedbirler alınması lazımdır. O tedbirler benim için gerçekleşmedi zamanında. Ama işte yine de direneceğiz, mukavemet ruhu içimizde irademizle devam edecektir.

Yanımızda durana her kim bizimle beraber oldu özellikle bu hassas durumlarda bize yardımcı olanlara teşekkür iletmekteyim. Ama sadece bunlar sözde kalmasın. Kuzey Irak yönetimi bölgeyi yavaş yavaş fiile dönüştürmüş olursa biz de buna fiile karşı fiil yapmamız lazımdır. Ne yazık ki bu bölgede biz temenni etmeyiz silah konuşsun. Ama bu bölge budur. Burada gücün varsa, silahın varsa siyasi pozisyonun olur. Aksi takdirde hiçbir şeyin olmaz."

19 Eylül 2017 Salı

Kerkük'ün önemi

Peşmergebaşı Barzani'nin referandum oyununun merkezinde Kerkük yer almaktadır. Tarihi, kültürel ve siyasi olarak Kerkük'ün Barzani Peşmergesiyle hiçbir ilgisi ve alakası olmadığı halde, bütün plan, bu kadim Türk yurdu üzerinden yapılmaktadır. Barzani'nin asıl sahipleri olan ABD ve İngiltere referandumun ertelenmesini istemelerinin temel amacı, Kerkük'ü bu kanlı plana dahil edebilmektir. Nitekim, bunu ifşa etmişlerdir. Barzani'ye ertelemenin karşılığı olarak Kerkük teklifi yapılmıştır. Sanki babalarının malını bağışlıyorlar. Bütün dertleri, bütün çabaları ikinci bir İsrail olacak terör devletine, Kerkük'ü dahil etmektir. Barzani'nin bu plana itirazı tamamen kendi durumuyla alakalıdır. Siyasi olarak Kuzey Irak'da hiçbir gücü ve karşılığı olmayan Barzani için bu referandum son ve tek çıkış kapısıdır.Kendisiyle birlikte Irak'ı da, bölgeyi de ateşe sürüklüyor.
TÜRKİYE'NİN FELAKETİ OLUR                         
          Kuzey Irak'da bu referandumun yapılmasına ve buna bağlı olarak bağımsız bir Kürt devleti, daha doğrusu İsrail uydusu bir terör devleti kurulmasına izin vermek, Türkiye'nin felaketi olur. Nihayet bu gerçek fark edilmiş ve harekete geçilmiştir. Keşke en başında sayın Devlet Bahçeli'nin teklifi dikkate alınsa ve bu referandumun bir savaş sebebi sayılacağı ilan edilseydi. Emin olun, bu kalleş peşmergebaşı şimdiye kadar çoktan sinmiş ve geri çekilmiş olurdu. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakandan gelen açıklamalar önemlidir, ama yeterli değildir. 22 Eylül'de toplanacak Milli Güvenlik Kurulu adres gösterilmiştir. Bu kadar hayati bir meselede zaman kaybetmenin sebebini anlamamakta güçlük çekiyoruz. Toplantıdan Barzani peşmergesinin anlayacağı dilden bir kararın çıkması yüksek beklentimizdir. Böyle bir karar almaya her türlü hakkımız vardır. Tarihten gelen haklarımızın yanında Ankara antlaşmasının da bize böyle bir imkan sağladığı unutulmalıdır. 1926 Tarihli Ankara antlaşmasına göre, Irak toprak bütünlüğünü kaybettiği an, Türkiye'nin Musul ve Kerkük üzerinde hakkı doğuyor.
KERKÜK HER ZAMAN HEDEFTE OLDU
         Bu kanlı planın hedefinde olan Kerkük her yönüyle bir sembol şehirdir. Binlerce yıllık Türk yurdudur. Bizim için hayati önemdedir. Irak petrollerinin yüzde 40'ı bu bölgededir. Bu özellikleriyle son yüz yılda hep hedefte olmuştur. Kahpe bir İngiliz planıyla elimizden alınmış ve bu alçak oyunu bozmak için yapılan bütün hamleler içimizdeki kalleşlerin çıkardığı isyanlarla sonuca ulaşamamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gözünü arkada bırakan hazin bir geçmişe sahiptir. Kerkük'ün tarih boyunca nüfusun ezici kısmını, özbeöz Türk olan ve bölgede "Türkmen" olarak değerlendirilen kardeşlerimiz oluşturmuştur. Arap, Kürt ve Süryaniler'de bu şehirde yüzlerce yıl hiçbir sorun yaşamadan varlıklarını sürdürmüşlerdir. Irak'ta Baas Partisi'nin 1968 yılında askeri darbe ile hükümeti ele geçirmesinden ve Saddam'ın başa geçmesinden sonra Kerkük'te yoğun şekilde "Araplaştırma" politikaları uygulandı. O zaman da Türkmen kardeşlerimiz büyük kıyama uğradı. Yıldırma ve yok etme gayretlerinin yanı sıra toplu katliamlar yapıldı. Hatta, Baas rejimi 1972 yılında kentin ismini "Temim" olarak değiştirdi. Ardından Irak Petrol Şirketi'nde çalışan Türkmen ve Kürtler görevlerinden uzaklaştırılıp yerlerine dışarıdan getirilen Araplar yerleştirildi.
TÜRKMEN SOYKIRIMI YAPILDI
          Irak'ın 2003 yılında ABD tarafından işgalinin ardından Kerkük yine hedef şehir oldu. Bu işgalin asıl sebebine uygun olarak yine Türkmenler yok sayılırken, planlı biçimde Peşmergebaşı Barzani'nin kontrolündeki Kürtler, Kerkük'e yoğun şekilde yerleştirildiler. Şeytanın diğer oğlu Talabani'de bu kanlı oyunda yer almakta gecikmedi ve şehrin demografik yapısını değiştirmek için akla gelebilecek her türlü kahpelik yapıldı. Nüfus daireleri yakılıp Türkmen tapuları ve kayıtları yok edildi. Sahipsiz kalan ve Türkmen kardeşlerimizin bu kalleşlik karşısındaki feryadını, zamanın hükümeti ne yazık ki yeteri kadar duymadı ve bütün uyarılarımıza rağmen, bu kepazeliğe müdahale edilmedi. O zaman sesimizi yükseltebilseydik, bugün durum çok farklı olurdu.  ABD işgali öncesi 850 bin kişinin yaşadığı Kerkük'ün nüfusu, 2003 sonrası Barzani ve Talabani'nin yaptırdığı gayrimeşru göçle neredeyse ikiye katlandı. Türkmenler yine sistemli bir şekilde soykırıma tabi tutulurken, şehrin mahalle, cadde ve sokak isimleri dahi değiştirildi.             
SURİYE'DE AYNI OYUN
          ABD'nin kanlı planının son aşaması ise IŞİD üzerinden gerçekleşti. Bu kanlı örgütü piyasaya salan ABD, sonra da mücadele maskesiyle Barzani ve Talabani'ye her türlü imkan ve desteği verdi. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford, Kerkük'de Barzani'yi ziyaret ederek, cüretini daha da arttırdı. Yeri gelmişken bu kanlı planın aynıyla Suriye'yi de hayata geçirildiğini hatırlatalım. Barzani'nin yerinde Salih Müslim, KDP'nin yerinde PYD var. Aynı oyun, aynı kalleşlik, aynı sonuç. Her ikisi de Türk düşmanı, her ikisi de PKK uzantısı, her ikisi de ABD uşağı, her ikisi de İngiliz ajanı, her ikisi de İsrail piyonu.
    YANINIZDAYIZ GARDAŞ

         Şimdi son darbe indirilmek istenmektedir. Türkiye bu hazin ve hain gidişi daha fazla seyredemez. Mutlaka harekete geçilmeli ve bu kanlı tezgah bozulmalıdır. Türkmeneli namusumuza, Misak-ı Milli'nin hiç unutmadığımız  çağrı ve sınırlarına emanettir. Daha önce Barzani'den asla dost olmayacağını, olsa olsa yalnızca üzerine basıp geçeceğimiz post olacağını söyleyen Sayın Devlet Bahçeli'nin şu sözlerini hiç kimse unutmamalıdır: "Irak'ın toprak bütünlüğü bozulamayacaktır. Türk devletinin kırmızıçizgileri örtbas edilemeyecektir. Irak Türkmenleri yok sayılamayacaktır. Niyet sahiplerini uyarıyorum, gayri meşru referandum yapılırsa bölgesel ve küresel fay hatları kırılacak, azdan az, çoktan ise çok gidecektir. Ama unutulmasın ki, Kerkük'ün Türklük ruhu gasp edilemeyecek, Türklükle özdeşleşen adını hiçbir alçak emel silemeyecektir. Tarihi Türkmen yurtlarının statüsünü değiştirmek maksadıyla açık veya örtülü hiçbir pazarlık, arayış, çaba, proje kabul edilemeyecektir. 'Gavim gardaş neredesin' diyor Kerkük? Biz de; 'buradayız, yeri ve zamanı gelirse koşa koşa yanınızda oluruz gardaş' diyoruz."
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html