BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Sincar sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Sincar sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

2 Nisan 2018 Pazartesi

Sincar'daki gelişmeleri nasıl okumalıyız?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türkiye'nin civarındaki güvenlik tehditlerinin tamamı henüz bertaraf edilebilmiş değil. Sincar bu tehditler dizisinin bir parçası; ancak son halkası olarak görülmemeli.
Zeytin Dalı harekatının sona yaklaşıldığı şu süreçte, Türkiye gündemini yeni ve öncekiler kadar zorlu bazı gelişmeler bekliyor. Türkiye'nin civarındaki güvenlik tehditlerinin tamamı henüz bertaraf edilebilmiş değil. Sincar bu tehditler dizisinin bir parçası; ancak son halkası olarak görülmemeli.

Zeytin Dalı sonrası dengeler

Zeytin Dalı harekatı (ZDH) sadece Türkiye'nin terörle mücadelesine katkı sağlamakla kalmadı; harekatın sonunda, PKK/YPG'nin Suriye üzerinden denize çıkabilmesi olasılığı ortadan kaldırıldı. PKK'nın Amanoslar üzerinden Güney Anadolu'ya yaptığı sızmaların önüne geçilmesi sağlandı, ABD desteği devam ediyor olsa bile YPG'nin zayıflığı ortaya çıktı ve İdlib'den Cerablus'a kadar uzanan arazide muhaliflerin birleşik bir bölgede varlıklarını koruyabilecekleri bir yapı oluştu. Bu sonuçlara pek çok taktik ve stratejik boyut eklenebilir. Fakat tüm bu kazanımların ötesinde, Türkiye son derece stratejik bir aracı tekrar ele geçirdi: Caydırıcılığın tesisi.
Kuvvet kullanma tehdidine ancak kaçınılmaz olduğunda başvuran Türkiye'nin uyarılarının arkasında duracağı öngörüsü, uzun bir süre boyunca ciddi bir caydırıcı etki yaratmıştı. Kıbrıs harekatı, 1990lı yıllarda Kuzey Irak'ta yürütülen sınır ötesi operasyonlar, Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarılmasını sağlayan 1998 süreci gibi örnekler, hem Türkiye'nin güvenliğini sağlamak için uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına başvurduğu hem de kuvvet kullanabilme tehdidinin dahi etki yarattığı örneklerdi.
Bu bağlamda, 2011'den sonra, özellikle Irak ve Suriye bağlamındaki gelişmelerde, Türkiye diplomasi sürecini devam ettirmek için elinden geleni yapsa da kuvvet kullanma tehdidinde bulunmak zorunda kaldı. Çoğunlukla "kırmızı çizgi"ler olarak adlandırılan hassas noktalar, pek çok bölgesel ve uluslararası aktör tarafından test edildi. Üstelik, dürüst olmak gerekirse, bu testlerin hepsi Türkiye'nin lehine sonuçlanmadı. Bazı durumlarda bölgesel dengeler, bazılarında ise iç politik nedenlerle, caydırıcılığın tesisi için gereken hamleler yapılamadı. Oysa önce Fırat Kalkanı harekatı (FKH) sonra ZDH, Türkiye'nin şartlar ne olursa olsun güvenlik tehdidini bertaraf edebilmek için kuvvet kullanma yoluna gidebileceğini ve bunun sonucunda hedeflerine ulaşabileceğini gösterdi.
Elbette her iki harekat da sadece askeri operasyondan ibaret değildi. Tersine, bir yandan diplomasinin, öte yandan da bölgesel ve yerel siyasetin dengelerinin daha iyi okunması anlamına geldiği söylenebilir. Ancak FKH'den sonra ZDH'nin de başarılı olması, Türkiye'nin bölgedeki gidişatı doğrudan değiştirebilecek bir askeri güce ve bu askeri gücü kullanmaya yatkın bir yapıya ulaştığını gösteriyor. İşte Sincar'da yaşanan gelişmeler bu düzlemde okunmalı.


Suriye-Sincar-Kandil hattı

DEAŞ saldırıları sonrasında KDP'ye bağlı peşmergenin Sincar'dan çekilmesi, PKK'nın bölgeye doğrudan yerleşmesinin önünü açan en önemli gelişme olmuştu. O tarihten itibaren PKK Sincar'ı farklı amaçlarla kullandı. İlk olarak DEAŞ'ın Sincar'da Yezidilere karşı gerçekleştirdiği insanlık dışı uygulamaları kendisi için bir propaganda aracına dönüştürdü. Bu süreçte, Sincar'daki Yezidilerin ABD'nin desteğiyle Suriye'ye ulaştırılmasında oynadığı rol üzerinden uluslararası kamuoyunda ve Yezidiler arasında destek bulmaya çalıştı.
İkinci olarak ise 2015 sonlarından itibaren, Sincar dağı ve civarındaki bazı bölgeler DEAŞ'tan arındırıldığında, bölgeye KDP ile birlikte yerleşti. Bu süreçte KDP ile PKK arasında Sincar üzerinden ciddi bir çekişme yaşandı. Ancak bu dönemden itibaren bölge, Irak'tan Suriye'ye geçen PKK militanlarının ana güzergahı (hiçbir zaman tek güzergah olmadı) haline geldi. Nitekim, 2016 yılının ilk yarısında yoğun bir biçimde gerçekleştirilen PKK militanlarının Suriye'ye gönderilmesi sürecinin sonunda, aynı yılın sonlarına doğru, YPG DEAŞ'a karşı yaklaşık bir yıl süren Rakka operasyonu başlatabildi. Yani bir anlamda Sincar, PKK'nın Irak ve Suriye'deki faaliyetlerini koordine ettiği en önemli bölge haline geldi.
Aynı süreçte, Sincarlı Yezidilerden oluşan YBŞ adlı silahlı grup bölgede etkinliğini artırmaya başladı. Bu süreçte Sincar KDP ve PKK arasında yerel aracılar üzerinden yürütülen bir güç mücadelesine sahne olurken Irak hükümeti doğrudan varlık gösteremiyordu. 2016 sonlarında Musul'da DEAŞ'a karşı operasyon başlatılırken Haşdi Şabi'ye bağlı bazı gruplar Telafer operasyonu bağlamında Sincar civarına yerleştiler. Bu süreçte Haşdi Şabi KDP'nin desteklediği gruplarla yoğun anlaşmazlık yaşarken, YBŞ ile Haşdi Şabi arasında uzun bir süre sorun yaşanmadı. DEAŞ'ın bölgeden çıkarılmasından sonra ise Sincar, PKK'ya bağlı gruplar, KDP'ye yakın olanlar ve Haşdi Şabi'nin bölgedeki Yezidiler arasında oluşturduğu yeni yapılanma arasında paylaşıldı. Ancak ilçe merkezi ve civar köylerde durum böyleyken, dağ ve kritik geçiş yollarının önemli bir kısmı PKK'nın denetiminde kalmaya devam etti.
2017 Ekim'inde Irak ordusunun IKBY'ye bağlı peşmergeleri "tartışmalı bölgeler"den çıkarması sürecinde, bölgedeki güç dengesi yeniden değişti. Her ne kadar Haşdi Şabi bölgede güçlenmeye devam etse ve KDP gücünü büyük ölçüde yitirse de, PKK'nın ne görünürdeki varlığı azaldı ne de örgüt sahadaki hareket alanını yitirdi. Tersine Sincar, örgütün uluslararası propaganda faaliyetlerine sahne olmaya ve PKK'nın Irak ile Suriye arasındaki stratejik bağlantı noktası olmaya devam etti.


PKK'nın Sincar'dan çekildiği açıklaması nasıl okunmalı

Öncelikle, bu kararın sadece terör örgütü tarafından verilmiş kalıcı nitelikteki bir karar olduğu düşünülmemeli. Afrin'de büyük bir darbe alan örgütün Sincar'dan çekiliyor görüntüsü vermesi taktik bir karar olmaktan öte, yeni döneme dair önemli ipuçları sunuyor.
Afrin'deki başarısından sonra Türkiye'nin Münbiç üzerinde oluşturduğu (şimdilik diplomatik düzeyde devam eden, ancak kolaylıkla askeri nitelik alabilecek) baskı, PKK terör örgütünü yeni kararlar almak zorunda bırakıyor. Örgütün Sincar'da elde ettiği konumu kaybetmesi, Irak ve Suriye arasındaki bağlantısını kaybetmesine yol açar ki bu durum örgüt üzerinde tahmin edilebileceğinden çok daha ağır bir etki yaratır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir yandan Irak'ın kuzeyinde yürüttüğü askeri operasyonlarda vurduğu darbeler, diğer yandan Münbiç'teki baskısı birlikte düşünüldüğünde, örgütün militanlarını Sincar'dan tamamen çekmesi, 2011 sonlarından beri oluşturmaya çalıştığı "Irak-Suriye stratejik lojistik hattı"nı kaybetmesi anlamına gelir ki bu durum PKK'nın son 7 yılda Suriye'de izlediği stratejiyi altüst eder. Bu nedenle, örgütün Sincar'dan çekildiğini iddia etmesinin sadece görüntüden ibaret olduğu söylenebilir. Bir süredir örgütün öne çıkan isimlerinin zaten Suriye'ye geçtiği düşünülecek olursa, örgütün görünürlük seviyesini düşürerek, elde ettiği kazanımı korumayı hedeflediği ileri sürülebilir.
Irak ordusunun bölgeye girmesi ilk bakışta Sincar'daki dengelerin değiştiğini düşündürebilir. Fakat bu konuda şüpheci olmakta fayda var. Her ne kadar Bağdat, Irak'ın her noktasında yeniden kontrolünü ilan etmek niyetinde olsa da, Haşdi Şabi ile YBŞ'nin 2017 Mayıs'ından beri izlediği karşılıklı denge politikası hâlâ sürüyor. Üstelik yaklaşan seçim öncesinde, Irak hükümeti ya da her zaman hükümetin kontrolünde olmayan milis yapılarının kendi çıkarları çerçevesinde YBŞ'nin (dolaylı yoldan PKK'nın) yaşamasına izin vermesi ihtimali de yabana atılmamalıdır. Özetle, PKK Sincar'dan çekildiğini iddia etse de bu iddiayı doğrulayacak somut kanıtlar henüz gözlemlenememektedir. En azından şimdilik, durum PKK'nın sadece görünürdeki durumu değiştirdiği yönünde okunabilir.
Elbette, olan biteni sadece Sincar üzerinden okumak da doğru olmayacaktır. PKK'nın Sincar'dan çekildiğini ilan etmesinden çok kısa bir süre sonra, Suriye'de YPG'nin belkemiğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yerini “Suriye'nin Geleceği Partisi” adlı "yeni" bir oluşuma bıraktığı görülüyor. Bu oluşum, PKK-YPG-SDG arasındaki bağları açıkça ortaya koyan söylem ve sembollerden arınma çabası içinde olsa da, asıl itibarıyla PYD'nin SDG'ye dönüşümünden çok da farklı değil. Muhtemelen, bu gelişmeyi, Münbiç'in yeni bir adla ortaya çıkan başka bir oluşuma devredilmesi şeklinde bir ABD önerisi izleyecektir.
Bu süreç, büyük ölçüde ZDH'nin neden olduğu yeni dengenin bir ürünüdür. Ancak olası ABD-İran sertleşmesi, Irak'ta merkezi otoritenin güçlenmesi ve Kuzey Irak'ta yaşanan siyasi ve ekonomik çalkantıdan bağımsız düşünülemez. Bu nedenle, PKK'nın hem kendisi hem de türevleri ortadan kaldırılmadığı sürece, Türkiye'ye yönelik tehditlerin azalmayacağı, sadece görünür olmaktan çıkabileceği akılda tutulmalıdır.

23 Şubat 2018 Cuma

PKK'nın, Şengaldeki Genç Ezidileri Zorla Silahlandırıp Afrin'e Götürmesine Tepkiler Artıyor

Irak'taki Ezidilerin, PKK'nın Şengal bölgesindeki Ezidi gençleri zorla silah altına alıp Afrin'de savaştırmasına tepki gitgide büyüyor.
Irak'taki Ezidilerin, terör örgütü PKK'nın, Musul'un Sincar ilçesindeki Ezidi gençleri zorla silah altına alıp, Suriye'nin Afrin ilçesine gönderip savaştırmasına tepkileri devam ediyor.
"GENÇ EZİDİLERİN AFRİN'E GÖTÜRÜLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ"
Ezidi Ruhani Meclisi Danışmanı Kerim Süleyman, yaptığı açıklamada, Ezidi Ruhani Meclisi'nin, gençlerinin silahlandırılıp Sincar'dan Suriye'ye ve Afrin'e gönderilmesine şiddetle karşı çıktığını, bu durumun da kabul edilemez olduğunu ifade etti. Örgütün ismini kullanmadan imada bulunan Süleyman, "Ezidi kız ve erkek gençlerin silahlı gruplar tarafından Afrin'e gönderilmesini şiddetle kınıyoruz. Bunun kabul edilecek bir tarafı yok." dedi.



ULUSLARARASI TOPLUMU YARDIMA ÇAĞIRDI
Sincar'daki PKK, Haşdi Şabi ve yasa dışı grupların bölgelerinden ivedi bir şekilde çıkarılmasını isteyen Süleyman, bunun için başta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi olmak üzere, uluslararası toplumun yardımlarına koşmasını talep etti. Süleyman söz konusu silahlı grupların yerine Irak ordusu ve Peşmerge'den oluşan ortak güçlerin Ezidilerin çoğunlukta yaşadığı Sincar'da konuşlanması gerekiğini söyledi.



SİLAHLI GRUPLAR ŞENGAL'İN İSTİKRARINI TEHDİT EDİYOR
Irak'ın çeşitli bölgelerinden iç göçmen statüsüne düşen Ezidilerin bölgelerine dönememesinden PKK ve diğer silahlı grupları sorumlu tutan Süleyman, "Bu silahlı gruplar, ilçenin istikrarını tehdit ediyor. Ezidiler zorla silah altına alınmak korkusuyla Şengal'e (Sincar) dönmek istemiyor." diye konuştu. Ezidi Ruhani Meclisi, Irak başta olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan Ezidi toplumunu temsil eden yasal bir yapı olarak kabul ediliyor. Ezidiler, bu meclisi dini bir merci kabul edip, burada çıkarılan kararlara uyuyor.



PKK, AFRİN'E EZİDİLERİ GÖNDERİYOR
Sincar'ın eski kaymakamı ve Ezidi Mahma Halil, Zeytin Dalı Harekatı'nın başlamasıyla terör örgütü PKK'nın, Irak-Suriye sınırından Afrin'e militan göndermeye başladığını kaydetti. Militanların Afrin'e gönderildiğine ilişkin ellerinde net bilgilerin olduğunu dile getiren Halil, "Şimdiye kadar çok sayıda PKK militanı Şengal'den Irak-Suriye sınır güzergahını kullanarak Afrin'e geçti."dedi.



EZİDİLERDEN SİLAHLI MİLİSLER OLUŞTURULUYOR
PKK'nın yıllardır Sincar'da Ezidi gençleri silah altına almaya çalıştığını hatırlatan Halil, bu duruma ilişin Irak merkezi hükümetini sessiz kalmak suçlayıp, PKK ve diğer silahlı grupların bölgedeki eylemlerine son verilmesi için Birleşmiş Milletler ve Irak merkezi hükümetinden yardım çağrılarına herhangi bir yanıt alamadıklarından yakındı. Terör örgütü PKK, Ağustos 2014'te terör örgütü DEAŞ'ın Sincar'daki varlığı ve saldırılarına maruz kalan Ezidileri koruma bahanesiyle söz konusu bölgede konuşlanmaya ve yayılmaya başlamıştı. Örgüt, farklı isimler altında kendi himayesinde, Ezidi militanlardan oluşan silahlı gruplar kurmuştu.

27 Ağustos 2018 Pazartesi

ABD'den Türkiye'nin PKK operasyonlarına kirli plan

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD, Irak’ın işgalinde uyguladığı ve ülkeyi bölmek için kullandığı ‘uçuşa yasak bölge’ stratejisini Suriye’ye taşıyor. Suriye’de Fırat’ın doğusundaki PKK terör örgütü işgalindeki bölgelere gelişmiş radar sistemleri konuşlandıran Pentagon, bu yolla Türkiye’nin PKK’ya yönelik operasyonlarını da engellemeyi hedefliyor.



Suriye’de Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG terör örgütü işgalindeki bölgelere gelişmiş radar sistemleri konuşlandıran ABD yönetimi, bölgede “uçuşa yasak bölge” rejimi uygulaması başlatmaya hazırlanıyor. Washington bu yöntemle daha önce Irak’ta olduğu gibi Suriye’yi de bölmeyi hedefliyor. Pentagon’un söz konusu adımla Türkiye’nin terör örgütüne yönelik etkili operasyonlarına da engel olmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

ABD, Irak’ın işgali sırasında uyguladığı ve sonrasında ülkeyi bölmek amacıyla kullandığı “uçuşa yasak bölge” rejimini Suriye’ye taşımayı planlıyor. Bölge kaynakları, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) Suriye’de Fırat’ın doğusuna kurduğu askeri havalimanlarına gelişmiş radar sistemleri konuşlandırdığını bildiriyor. Haseke-Rimeylan hattında bulunan ABD askeri üssüne radar sistemi kurma hazırlığı yaptığı bilgisi bölge kaynaklarınca teyit edildi.

Rimeylan’da kurulacak gelişmiş radar sistemiyle, PKK/YPG işgalindeki bölgenin “uçuşa yasak bölge” ilan edilerek korunması hedefleniyor. ABD radar sistemlerinin, Türkiye’nin son dönemde Haseke Karaçok ve Irak’ın Sincar bölgelerinde terör örgütü ve destekçilerine karşı yaptığı etikili operasyonların ardından, bölgeye konuşlandırılması da dikkat çekti.

TSK’ya ait savaş uçakları Nisan 2017’de Irak’ın Sincar Dağı ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok Dağı’ndaki PKK/ YPG hedeflerini vurmuştu. Vurulan terör mevzilerini daha sonra üst düzey ABD’li askeri yetkililerin ziyaret etmesi dikkat çekmişti.


TERÖR ÖRGÜTÜNÜ TÜRKİYE’DEN KORUMAYI AMAÇLIYOR


ABD’nin Irak işgal sürecinde 12 yıl boyunca uçuşa yasak bölge uygulamasını sürdürdüğünü belirten Kerküklü akademisyen, Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahir Nakip, söz konusu uygulama ile bugünkü bölünmüş Irak haritasının temelinin atıldığını, Suriye’de de benzer senaryonun yinelenmek istendiğini belirtti. 

Yeni Şafak’a konuşan Nakip, ABD’nin ilan edeceği uçuşa yasak bölge uygulamasını PKK’yı Türk hava unsurlarından koruma amaçlı bir girişim olarak nitelendirdi. Prof. Dr. Nakip, “ABD, Irak’ta tek başına tüm sürecin tek aktörüydü. Suriye’de işler ABD’nin istediği gibi gitmeyecek. Başta Türkiye olmak üzere bölgesel aktörlerin kararlılığı ve etkisi ABD planını etkisiz kılacak” diye konuştu.


SİNCAR’A KADAR GENİŞLETECEK


Mahir Nakip, Türkiye’nin PKK’nın Suriye’deki yapılanmasıyla mücadele konusundaki kararlılığının ABD’nin böyle bir karar almasında asli faktör olduğunu belirterek, “Haseke Karaçok Dağı ve Sincar’da mevzilenen PKK’lı teröristler Türk savaş uçakları tarafından vuruldu ve vurulmaya devam ediyor. 

ABD açıkça, PKK’ya açtığı alanı güvenli kılmaya çalışıyor. Suriye’nin kuzeyinde başlatacağı uygulamanın kapsama alanını Sincar’a kadar uzatmak isteyecektir. ABD’nin başarı şansı yok çünkü Suriye kesinlikle Irak değil. Türkiye-Rusya-İran işbirliği çözüm odaklı girişimlerini de sürdürmekte” değerlendirmesinde bulundu.


FEDERATİF BÖLGE DAYATMASI


ABD’nin Suriye’nin doğusunda uçuşa yasak bölge hamlesini, federatif bölge talebinin izleyeceği değerlendiriliyor. 

PKK/YPG’nin, askeri, ekonomik, güvenlik, yargı ve eğitim özerkliği ile birlikte yeraltı kaynaklarının kullanımı konusunda da Şam’dan tavizler koparmak amacıyla pazarlık masasına oturacağı belirtiliyor. 

Yeniden yazılacak olan Suriye Anayasası bu açıdan çok önemli. ABD’nin Cenevre süreci kapsamında bir Anayasa taslağını Suriye’de dayatmak isteyeceği, öte yandan İran, Rusya ve Türkiye denkleminin de alternatif bir anayasa modeli ortaya koyacağı değerlendiriliyor. 

Özellikle Türkiye’nin süreçte birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyacak Suriye konusunda tüm gücünü ortaya koyacağı kabul ediliyor. 

ABD’nin hedefinin ise Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi Suriye’de de federal bölge modeline uluslararası meşruiyet kazandırmak olacağı görülüyor. ABD’nin mevcut planda ısrarının kendisi için büyük maliyetler doğuracağı belirtiliyor.
Bolton’dan Suriye tehdidi

ABD merkezli Bloomberg’in dört farklı kaynağa dayandırdığı iddiasına göre, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev’i, Washington’un Suriye hükmet güçlerine yeni ve daha güçlü bir darbe indirmeye hazır olduğu konusunda uyardı. Habere göre Bolton, Patruşev’le geçen perşembe Cenevre’de yaptığı görüşmede Washington’un Suriye hükümet güçlerine yeni ve daha güçlü bir darbe indirmeye hazır olduğu konusunda tehdit etti.

 Kaynakların aktardığı bilgiye göre ABD yönetimi, ellerinde Suriye ordusunun, militanların kontrolündeki bölgeleri kurtarırken kimyasal silah kullanma olasılığı bulunduğuna dair bilgiler olduğunu ileri sürüyor ve ABD’nin böyle bir saldırıya öncekine göre ‘daha güçlü askeri eylemlerle yanıt vermeye’ hazır olduğunu belirtiyor.

Yeni Şafak

30 Mart 2018 Cuma

Erdoğan'dan Fransa'ya tokat gibi cevap!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa'nın terör örgütü üyelerine destek sözü vermesine çok sert tepki göstererek "Boyunu aşan işlere girme. Siz terör örgütleri ile beraber masaya oturabilirsiniz ama Türkiye mücadelesini Afrin'de olduğu gibi yapar. " dedi.
AK Parti İl Başkanları Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gündeminde Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un terör örgütü üyelerini sarayında ağırlayarak destek sözü vermesi vardı. Fransa'yı açık ve net bir dille uyaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Son dönemde Fransa'nın yanlış bulduğumuz tavrından fevkalade üzüntü duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Geçen hafta görüştüm. Baktım garip garip şeyler söylüyor. Kendisine biraz frekansı yüksek oldu ama söylemek zorunda kaldım. Bizim silahlı kuvvetlerimizi asla kabullenemeyeceğimiz bir yere oturtmak kimsenin haddine değil." ifadelerini kullandı.

Erdoğan sözlerine şöyle devam etti;

BİZE BUNLARI YUTTURAMAZSINIZ

"Terör örgütleri mensupları dün bir kez daha en üst düzeyde ağırlayanlar bunun Türkiye'ye karşı husumet hamlesinden başka bir anlamı olmadığını bilmelidir. Aynı terörist grubu bu sabah güvenlik güçlerimize saldırmışlardır. 6 güvenlik korucumuz şehit olmuş, 4 askerimiz, 3 güvenlik korucumuz yaralanmıştır. Ey batı. SDG dediğiniz Suriye Demokratik Güçleri, bu terör örgütünün aynısıdır. Bunlarla siz bizi aldatmaya çalışıyorsunuz. Kusura bakmayın. Biz bunların temelini biliriz, hücrelerini okuruz. Bunları bize yutturamazsınız. Adresine varana kadar künyesi bizde var. Bunların bir tanımı var da resmi olarak anlatmaya gelmez, ikili olsa anlatırız.

BOYUNUZU AŞAN İŞLERE GİRİŞMEYİN

YPG'ye destek garantisi verdik, lafa bak. SDG ile Türkiye arasında arabulucu olabiliriz lafı şayet doğruysa,  bunu söyleyen kişinin haddini ve boyunu çok aşan bir beyandır bu. Bizde bir söz varya gelin güvey olmak filan. Sana böyle bir görevi kim verdi. Boyunu aşan işlere girme. Türkiye'nin ne zamandan beri terör örgütleriyle bir masaya oturmak gibi sorunu var. Nereden çıkardınız bunu. Siz terör örgütleri ile beraber masaya oturabilirsiniz ama Türkiye mücadelesini Afrin'de olduğu gibi yapar. Siz aynen devam edin. Siz kim oluyorsunuz ki terör örgütü ile Türkiye arasında arabuluculuk ifadesini ağzınıza alıyorsunuz. Kendi kirli kanlı geçmişlerinin hesabını verememiş olanlar terör örgütleri ile kendilerini yan yana ifade edebilir ama Türkiye için asla söz konusu değildir. Bunların arkadaşlar YPG'liler yani bölgemizdeki en eli kanlı, en ahlaksız teröristler olduğunu gördük. Bu tavrından sonra Fransa'nın hiçbir terör örgütünden, hiçbir teröristten, hiçbir terör eyleminden şikayetçi olma hakkı kalmamıştır.


7 TANE TERÖRİSTİ ELYSEE SARAYI'NDA AĞIRLIYORSUN DA...

Bunların arkadaşları YPG’liler. Yani bölgemizdeki en eli kanlı, en ahlaksız, en haysiyet yoksunu insanlık düşmanı teröristler olduğunu gördük. Bu tavrından sonra Fransa’nın hiçbir teröristten, hiçbir terör eyleminden şikayetçi olma hakkı kalmamıştır. Teröristlerle yatıp kalkan, hatta onları saraylarında ağırlayanlar yanlışı er geç anlayacaklardır. Her an bizim şu anda yaşadığımız sıkıntılar onların da başına gelebilir. Bizim bu konuda şakamızın olmadığını, en küçük müsamahamızın bulunmadığını anlamak için daha ne söylememiz lazım bilmiyorum. Yıllarca kendi ülkelerindeki canileri başlarından defetmek için bilinçli olarak DEAŞ saflarına yönlendirenler, şimdi evlerine dönen teröristlerle ne yapacaklarını düşünüyorlar. PYD ile yapacakları durum da farklı değildir. Canını kurtaran teröristler oraya doluştuğunda ümit ediyoruz ki bizden yardım istemeye kalkmazlar. 7 tane teröristi Elysee Sarayı ağırlıyorsun da, Türkiye 3,5 milyon Suriyeliyi ağırlarken ben ne yapabilirim diye sorununuz oldu mu? Kaç tane mülteciyi Fransa’da ağırladın bana bunun cevabını verir misin?

ETKİSİZ HALE GETİRİLEN TERÖRİST SAYISI 3 BİN 800

Bugün itibariyle Afrin'de etkisiz hale getirilen teröristlerin sayısı 3 bin 800'ü buldu. Maalesef bazı trafik kazaları da var. Sürücülerin uykusuna dikkat etmesi lazım.Zeytin Dalı Harekatı'na devam ettiriyoruz. İdlib, Münbiç ve benzeri yerlerle ilgili faaliyetlerimiz devam ediyor. idlib'te 12 gözlem noktasında 7'si bizim kontrolümüzde. Diğerlerini de inşallah çok yakında faaliyet geçireceğiz.Böylece Doğu Guta, Rakka gibi yerlerde yaşanan facialarının benzerinin İdlib'te yaşanmasının önüne geçmek için adımlar atıyoruz.

ARTIK MÜSADE EDEMEYİZ

Bize verilen sözler vardı Sayın Obama'dan bu yana. Sayın Obama bizzat bana, 'Teröristleri Fırat'ın doğusuna göndereceğiz ve Münbiç'e kendi halkı olan Arapları alacağız" diye. Aksine yerli halkı çıkardılar, terörist unsurları oraya doldudular.Tillerson bana Münbiç için kuzeyi sizde güneyi bizde olsun dedi. Ben de neden bizde olsun buranın gerçek sahipleri var diye cevap verdim. Geçiş sürecinde tabi ki bizim de elimizden geleni yapacağımızı belirttim. Biz bunların bir an önce yerine getirilmesini bekliyoruz. Irak sınırına doğru olan bölgeyi de teröristlerden temizlemek için hazırlıklara başladık. Sınırımızda terör unsurlarına tahammül edemeyiz. Bugün değil yarın bakarsınız bunlar yine taciz atışına başlayabilir. Biz bunlara artık izin veremeyiz. Teröristlerin elini kolunu sallayarak buralarda dolaşmasına müsaade edemeyiz.


IRAK'A AÇIK ÇAĞRI: YAPACAKSINIZ YAPIN

Irak'ta da bölücü terör örgütünün faaliyetlerini sona erdirmek kararındayız. Sincar'la ilgili değişik şeyler konuşuluyor. Sincar, Kandil'in bir alternatifidir. Bizim için Kandil neyse Sincar da odur. Sincar, PKK'dan, terör örgütlerinden, ismi ne olursa olsun temizlenene kadar bu devam edecek. Onun için bir gece ansızın oraya da girebiliriz. Tarih vererek bu işler olmaz, anında. Irak hükümetine söylüyoruz. Yapacaksanız yapın, yapmayacaksanız bırakın biz yapalım, onlar da taahhüdünü verdiler. Hem bizim hem Bağdat yönetiminin ortak sorunudur. Irak'la birlikte çalışmaya hazırız. Artık bu konuda Türkiye'ye yönelik eleştiriler getirilmesinin anlamı yoktur.
PKK ile PYD'yi aynı görmeyen, DEAŞ ile mücadele ile YPG ile mücadeleyi eş değer tutmayan tüm yaklaşımlara kapımız kesinlikle kapalıdır. Terör örgütünün harf oyunları ile ismini değiştirerek oynamak istediği oyuna katılmak isteyenler kendileri bilirler. Aynı yılanın yavruları olduğunu biliyoruz. Biz teröristlere isim koymakla değil, onları ortadan kaldırmakla meşgulüz. "

20 Aralık 2018 Perşembe

Akar'dan son dakika operasyon açıklaması!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye'den Fırat'ın doğusuna yapılması planlanan operasyonla ilgili son dakika açıklaması geldi. Milli Savunma Bakanı Akar, "Şimdi önümüzde Münbiç ve Fırat'ın doğusu var. Bu konuda yoğun bir şeklide çalışmaktayız. İsterse yerin dibine girsinler, yeri ve zamanı geldiğinde kazdıkları çukurlara gömülecekler." dedi.


Milli Savunma Bakanı Akar, Fırat'ın doğusuna yapılaacak operasyon için son dakika mesajları verdi. Akar, "Şimdi önümüzde Münbiç ve Fırat'ın doğusu var. Bu konuda yoğun bir şeklide çalışmaktayız. İsterse yerin dibine girsinler, yeri ve zamanı geldiğinde kazdıkları çukurlara gömülecekler." ifadelerini kullandı. Akar, Katar Milli Günü törenlerine katılmak üzere geldiği başkent Doha'daki Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı'nda inceleme ve denetlemelerde bulundu. Kışlada törenle karşılanan Akar, tören kıtasını selamlamasının ardından personele hitap etti.

Dost ve kardeş olarak nitelendirdiği Katar'ın birlik, beraberlik, barış ve istikrarına önemli katkılar sağlandığını belirten Akar, "Bundan sonra bu çalışmalarımızı, Katarlı kardeşlerimizle birlikte geliştirerek devam ettireceğiz." diye konuştu.
Türkiye'nin etrafında çok ciddi sorunların olduğunu, bunları yakından takip ettiklerini vurgulayan Bakan Akar, "Ülkemizin birliği, bütünlüğü, egemenliği, bağımsızlığı, huzuru, barışı, istikrarı için yapılması gereken ne varsa onları dün yaptık bugün de aynı şekilde yapmaya devam ediyoruz, gelecekte de bunu sürdüreceğiz." ifadesini kullandı.

Milli Savunma Bakanlığının yeni yapısı altında TSK'nın bir bütün olarak bundan önce olduğu gibi anayasa çerçevesinde, yasalar doğrultusunda milletinin emrinde, görevinin başında olduğunu ifade eden Akar, uzun yıllardır beri ülkenin başına musallat olan terör belasını bitirmek için her türlü tedbiri aldıklarını ve almaya devam ettiklerini belirtti. Bakan Akar, "İnşallah yakın bir zamanda ülkemizi, milletimizi bu terör belasından kurtaracağız. Bu konuda azimli, kararlıyız, elimizden gelen gayret neyse bunu yapacağız." dedi.


FIRAT'IN DOĞUSU


Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının başarıyla gerçekleştirildiğini hatırlatan Akar, "İdlib'te barış ve huzurun sağlanması için TSK, teşkil edilen 12 gözlem noktasında barış ve huzurun gözlemcisi oldu ve şu anda da bu görevini sürdürmekte." diye konuştu.
Akar, tüm bu faaliyetlerin insan haklarına, uluslararası hukuka, milli, manevi ve mesleki değerlere saygılı olarak masum insanlar ve çevreye zarar vermeden yerine getirildiğini belirterek, şunları söyledi:

"Silahlı Kuvvetlerin mensupları, bu konuda hiçbir ülkenin göstermediği dikkati, hem faaliyetlerin planlanmasında hem de icrasında göstermiştir. Şimdi önümüzde Münbiç ve Fırat'ın doğusu var. Bu konuda da yoğun bir şekilde çalışmaktayız. Olayları yakinen takip etmekteyiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin harekatla istihbaratla görevli birimleri, kuruluşları elinden gelen her türlü gayreti gösteriyorlar, vazifelerini en iyi şekilde yerine getirmek için çalışmalarını gece-gündüz sürdürüyorlar. Şu anda Münbiç'te, Fırat'ın doğusunda bazı çukurların, tünellerin kazıldığı söyleniyor. İster çukur ister tünel kazsınlar, isterse yerin dibine girsinler, yeri ve zamanı geldiğinde bunlar kazdıkları çukurlara gömülecekler. Bundan kimsenin şüphesi olmasın."


SİNCAR ASLA İKİNCİ BİR KANDİL OLMAYACAK


Irak'ın kuzeyindeki terör örgütü PKK varlığına da dikkati çeken Bakan Akar, "Bununla ilgili olarak hem Sincar hem Karacak Dağı bölgelerine hava harekatı icra edildi. Orada hiçbir şekilde sivillere zarar verilmemesi konusu yine gündemdeydi ve bununla ilgili her türlü tedbir alındı ve çok şükür herhangi bir sivile, masum insana zarar vermeden orada teröristlerin etkisiz hale getirilmesi sağlandı." ifadelerini kullandı.

Akar, Irak'ın kuzeyindeki teröristlerin varlığını her zaman takip ettiklerini belirterek, şöyle konuştu:
"Bunların sona ermesi için elimizden gelen gayreti gösterdiğimizi ve göstereceğimizi, bu konuda Irak Devleti'nin, Irak Silahlı Kuvvetleri'nin de bizlerle iş birliği yapmasının önemli olduğunu her fırsatta muhataplarımıza aktardık, aktarmaya devam edeceğiz. Diğer taraftan da herkesin bilmesi gereken diğer bir husus, Sincar, asla ikinci bir Kandil olmayacak. Bu konuda elimizden gelen neyse bunları yaptık, yapmaya devam edeceğiz, buna asla müsaade etmeyeceğiz."


"GERİ ADIM SÖZ KONUSU DEĞİL"


Sadece yurt içinde ve sınırlarda değil, Ege, Akdeniz ve Kıbrıs'ta da uluslararası hukuk ve anlaşmalardan doğan hakların korunması ve kollanması için çalışmaların devam ettiğini söyleyen Akar, mavi vatandaki hakların da korunması için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini ve buna devam edeceklerini belirtti.
"Burada ülkemizin ve milletimizin haklarından taviz vermemiz asla söz konusu değildir, olamaz." diyen Akar, iyi komşuluk ilişkilerinden, barıştan, dostluktan, iş birliğinden yana olduklarını ifade etti.

Bakan Akar, şunları kaydetti:

"Ancak bunun yanı sıra Ege'de, Akdeniz'de, KKTC'nin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve milletimizin zerre kadar hakkından dahi geri adım atmamız söz konusu değildir. Ülkemizin ve milletimizin haklarının korunması için elimizden gelen her türlü tedbiri aldık, almaya devam edeceğiz. Burada geri adım söz konusu değildir. Hiçbir oldubittiye müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, KKTC'nin 'evet' demediği, içinde olmadığı hiçbir çözümün de yaşama şansının olmadığını herkese ilan ettik, söylemeye devam ediyoruz."

Konuşmasının ardından birlikte görevli personelle sohbet eden Akar, daha sonra birlik komutanından yapılan faaliyetlere ilişkin brifing aldı. Bakan Akar'a ziyareti sırasında Türkiye'nin Doha Büyükelçisi Fikret Özer de eşlik etti.
Haritada işaretlendi! TSK, Fırat'ın doğusunda 150 stratejik hedefe kilitlendi.


Trump: 'Askerlerimizin eve dönme zamanı geldi'.

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'de DEAŞ'ı yenilgiye uğrattıklarını belirterek, "Askerlerimizin eve dönme zamanı geldi." ifadesini kullandı.
Trump, sosyal medya hesabı Twitter'dan yaptığı paylaşımda, DEAŞ'la mücadeleye ilişkin açıklamalar yaptı.
"Uzun zamandan beri Suriye'de savaşıyoruz. Yaklaşık 2 senedir ABD Başkanıyım, gerçekten aşama kaydettik ve DEAŞ'ı yendik." değerlendirmesinde bulunan Trump, paylaşımında, "DEAŞ'ı kötü bir şekilde yenilgiye uğrattık ve toprakları geri aldık." ifadesine yer verdi.

"Askerlerimizin eve dönme zamanı geldi." açıklamasını yaparak, ABD askerlerinin ülkelerine geri döneceğini duyuran Trump, Twitter üzerinden yaptığı diğer bir açıklamada ise, "Başkanlığım döneminde Suriye'de bulunmamızın tek nedeni olan DEAŞ'ı yendik." ifadesini kullanmıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders da "DEAŞ ile mücadelenin yeni evresine girmekle beraber, ABD askerlerini ülkeye geri çekmeye başladık." şeklinde açıklama yapmıştı.
Amerikan medyasının Dışişleri yetkililerine dayandırdığı haberlerde de Dışişleri Bakanlığının, Suriye'deki tüm personelini 24 saat içinde çekeceği ve ABD'nin Suriye'deki askerlerinin de 60 ila 100 gün içinde ülkeden çekileceği iddia edilmişti.

Trump'ın kararı sonrası PKK/YPG'den ilk açıklama!


ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararını açıklamasının ardından terör örgütü PKK/YPG adeta çıldırmış durumda. Konu ile alakalı açıklama yapan örgüt, "Eğer ABD güçlerini çekerse bu sırtımıza saplanmış bir hançer ve terör örgütü DAEŞ'e karşı ölenlere büyük bir ihanettir" ifadelerini kullandı.
Dün ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararı alması dünyada büyük sürprizle karşılandı. Trump'ın bu kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından aldığı belirtilmiş, Dışişleri personelinin 24 saat, Amerikan askerlerinin ise 60 ila 100 gün içinde ülkeden çekilmesinin planlandığı aktarılmıştı.
Trump'ın bu kararını Pentagon'da onaylamış ve "çekiliyoruz" açıklamasını yapmıştı. İsrail ise kararın açıklanmadan önce kendilerine söylendiğini belirtirken, ABD medyası çekilme kararının terör örgütü PKK/YPG'ye çoktan bildirildiğini duyurmuştu.

YPG ÇILGINA DÖNDÜ: ABD SIRTIMIZA HANÇER SAPLADI, BU BÜYÜR BİR İHANET


ABD'nin bu kararının ardından gözlerin çevrildiği terör örgütü PKK/YPG'den ilk açıklama geldi. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) bir PKK/YPG'li bir yetkiliye dayandırdığı habere göre, terör örgütü, ABD'nin Suriye'den çekilme kararının "PKK/YPG'nin sırtına saplanmış bir hançer" olduğunu belirtti.

"Terör örgütü DAEŞ ile mücadele ediyorum" bahanesiyle kendisini dünyaya şirin göstermeye çalışan örgüt adeta çılgına dönmüş durumda. SOHR'un aktardığına göre PKK'lı yetkili, "Eğer ABD güçlerini çekerse bu sırtımıza saplanmış bir hançer ve DAEŞ'e karşı ölenlere büyük bir ihanettir" ifadesini kullandı.


3 Ağustos 2017 Perşembe

ABD ve PYD 'nin Suriyeli Kürtlere yaptığı zulümler

Suriyeli muhalif Kürtlerin oluşturduğu Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Dış İlişkiler Sorumlusu Siyamend Haco, ilk ABD ziyaretlerinde birçok üst düzey yetkili ile görüşerek, terör örgütü PYD/PKK'nın baskıcı ve yasa dışı faaliyetlerini aktardıklarını söyledi. Haco, ENKS'nin geçen hafta gerçekleştirdiği ilk ABD ziyaretini AA muhabirine değerlendirdi.
"En önemli toplantımız, Beyaz Saray'da Ulusal Güvenlik biriminde Irak, İran, Suriye ve Lübnan masasıyla yapılandı." diyen Haco, ABD Başkanı Donald Trump'ın DEAŞ ile mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk ile de bir araya geldiklerini söyledi.

Haco, "McGurk bir çok defa Rojava'ya gitti. Oradaki güçlerle görüşmeler yaptı. McGurk, PYD ve onun siyasetine destek veren bir isim. Onlara yakın." ifadesini kullandı.

ABD Kongresi'nin Dış İlişkiler Komitesi'nden David Mckens ile de görüştüklerini belirten Haco, birçok düşünce kuruluşunda toplantılar yaptıklarını dile getirdi.

Haco, görüşmelerdeki gündemi şöyle özetledi:
"ABD'li yetkililerle yaptığımız görüşmede Suriyeli peşmergeler konusunu gündeme getirdik. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Bölgesi'nde askeri eğitimden geçirilmiş binlerce peşmergemiz var. Musul, Sincar ve diğer bölgelerde DEAŞ'a karşı yapılan operasyonlara katıldılar. Terörle mücadelede büyük deneyim sahibiler. Halihazırda 5 bin 300 Suriyeli peşmergemiz tam olarak hazır. Gündemimizde onların ülkelerine dönerek bölgelerini DEAŞ'tan temizlemesi var. ABD'den peşmergelerimizin Suriye'ye dönmesi için PYD'ye baskı yapmasını istedik. PYD ve YPG yaptıkları birçok açıklamada peşmergelerin geçmesi durumunda onlara karşı savaşacaklarını bildirdiler. Bu konuda ilgililerle konuştuk."
ABD'nin peşmergelerin dönüşüyle ilgili kendilerine hak verdiğini savunan Haco, "Peşmergenin geçmesi durumunda PYD ile ENKS arasında silahlı çatışmadan duydukları endişeye dikkati çektiler. Özellikle ABD'nin söz sahibi yetkilileri meseleye bu açıdan bakmayı tercih ediyor. YPG'nin DEAŞ'a karşı verdiği mücadele nedeniyle peşmergeye karşı çatışması durumunda zayıflayacağını ileri sürüyorlar." dedi.

Suriye'nin geleceğiyle ilgili projelerini de paylaştıklarını söyleyen Haco, "Sadece Kürtler değil, Araplar, Türkmenler ve diğer halkların da durumunu ele aldık. Bizim bahsettiğimiz federalizm ile PYD'nin federalizmi arasında büyük bir fark var. Bunu ABD yetkililerine de aktardık. PYD, kendi içinde diktatöryel bir federasyonu öngörüyor. Bizim savunduğumuz ise demokratik, çoğulcu ve katılımcı bir federasyondur." şeklinde konuştu.

"PKK VE PYD AYNI OLUŞUM"
ENKS Dış ilişkiler sorumlusu Haco, "PKK ve PYD aynı oluşumdur. PYD ve PKK bölgede istikrarın olmasının önündeki en büyük engel." ifadesini kullandı.

Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirmeye özen gösterdiklerini vurgulayan Haco, "Türkiye'ye hiçbir şekilde düşmanlık yapılmasını tasvip etmiyoruz. Türkiye ile uzun bir sınırımız var, onunla dost olmalıyız. Aynı şekilde Irak Kürdistan Bölgesi ile de dostane ilişki içerisindeyiz." dedi.

Haco, şunları kaydetti:
"PYD bölgede problem unsurudur. Türkiye ile problemli bir yapı. Türkiye PYD'yi hiçbir zaman kabul etmez. Aynı şekilde Irak Kürdistan Bölgesi ile sorunları var. Sincar'da Suriyeli peşmergelerimize saldırdılar. Kürdistan Bölgesi yönetimi Sincar'dan çıkmalarını istiyor ancak onlar orada da istikrarsızlık unsuru olarak bulunuyor. PYD, bölgede vekalet savaşı yürütüyor. İran ve Suriye rejimi hesabına çalışıyor. Bunu açık bir şekilde ifade ettik. Elinde tuttuğu bölgelerin de emaneten verildiğini dile getirdik. PYD'nin siyaseti nedeniyle 1 milyona yakın Suriye Kürt'ü evini terk ederek kaçmak zorunda kaldı. Kürtlerin evlerine dönmesi ve huzurun gelmesi için PYD hakimiyetinin sona ermesi şarttır.? PYD, kendisi dışında siyaset yürüten 35 kişiyi öldürdü. Basın özgürlüğü yok. Rudaw ve Orient gibi kanallar orada çalışamıyor. Okullarımızı yaktılar. Zorunlu askerlik uygulaması ve çocukların savaştırılması. Açıkça söyleyelim. ABD'nin üst düzey yöneticileri PYD'nin tüm bu hukuksuzluklarını biliyor ancak görmezden geliyor."

6 Kasım 2017 Pazartesi

PKK'YI İMHA VE BÖLGEDEN TASFİYE EDİLMESİ SÜRECİ

Tamer Ashraf
Geride bıraktığımız hafta Hakkâri'nin Şemdinli ilçesi'nde PKK terör örgütünce düzenlenen menfur bir saldırı sonrasında altısı asker, ikisi köy koruyucusu olmak üzere sekiz güvenlik görevlimiz şehit düştü.
Bu menfur eylem PKK terör örgütünün aylardan bu yana Irak sınırımızdan geçerek yapabildiği neredeyse tek eylem olarak değerlendirilebilir.
Bununla beraber terör eyleminin gerçekleştirildiği gün 50'nin üzerinde PKK'lı teröristin öldürülmesi de güvenlik güçlerimizin büyük bir fedakârlık ve başarı örneği sergilediğini göstermiştir.
Özellikle geride bıraktığımız yıl bırakın eylem düzenlemeyi, başlarını mağaralardan dahi çıkaramayan SİHA ve İHA'lar sayesinde yer tespitleri çok kolay yapılıp, güvenlik güçlerimizin akılcı ve üstün gayretleriyle yerinde imha edilen teröristlerin Şemdinli'deki askeri üs bölgesine yaptığı saldırının her yönüyle ele alınmasında fayda vardır.
Öncelikle teröristlerin yer yer bir metreye kadar düşen sisten faydalanarak sınırımıza yaklaştıkları anlaşılıyor. Bu durum da havadan SİHA ve İHA'larla yapılan izlemeleri zorlaştırdığı yönünde bilgiler mevcuttur.
PKK terör örgütü ne ilkbaharda ne de son baharda yurt içinde üslenme girişiminde bulunamamış, terörle mücadele anlamında son dönemlerde gerçekleştirilen etkin karşı koyma ve önleme faaliyetleri çerçevesinde büyük bir yara almıştır.
Gerek kırsalda, gerekse il ve ilçe merkezlerinde düzenlenen başarılı operasyonalar ile çok sayıda terörist ölü ya da sağ olarak ele geçirilirken, aynı zamanda çok sayıda silah, bomba ve diğer düzenekler de aynı operasyonlarda bulunarak imha edilmiştir.
PKK açısından 2017 yılı kayıplarla dolu bir yıl olurken, örgüt bu durumu kendi lehine çevirebilmek için son dönemlerde bazı sözde sorumluların yerlerini değiştirmiş, intikal faaliyetlerinde SİHA, İHA ve uydulara yakalanmamak için minimum mevcutla hareket etmeyi militanlarına talimatlarla iletmiştir.
Şemdinli eylemi bu çerçevede PKK'nın kış üslenmesine geçmek için denediği bir yol olarak göze çarparken, güvenlik güçlerimizle çatışan teröristlerin neredeyse tamamının imha edilmiş olması, amacına ulaşamayacağının yeni bir örneği olmuştur.
Diğer yandan PKK terör örgütü, Suriye uzantısı olan PYD'nin, TSK tarafından başlatılan İdlip'te çatışmasızlık bölgeleri ilan edilmesine yönelik gerçekleştirdiği operasyonun ardından Afrin bölgesindeki konumunun tehlikeye düştüğünden ve siyasi iradenin Afrin'deki PKK/PYD terör tehdidini yerinde bertaraf etme yönündeki kararlılığından haberdardır.
Suriye'de elde ettiği kazanımları tehlikeye atmak istemeyen ve Akdeniz'e ulaşacak bir koridor oluşturma hedefinden vazgeçmeyen PKK/PYD için Afrin'in temizlenmesi çok büyük bir yara olacağından, örgüt bir başka alana eylem düzenleyerek dikkatleri aynı sahaya kaydırmaya çalışmıştır.
Şemdinli'deki saldırının Suriye ile ilgili kısmında, örgütün kendince imha edileceğini bildiği halde bazı teröristleri bu alana göndermek suretiyle Suriye'deki hesaplarının rahatlayacağı düşüncesi yer almıştır.
Üçüncü olarak ise Irak'taki gelişmelerin yarattığı etkinin PKK'yı böylesi bir eylem düzenleme kararı alınması yoluna itmiş gözükmektedir.
Barzani'nin 25 Eylül'de yaptığı gayrimeşru ve korsan referandumun ardından Irak'ın kuzeyinde gücünü artırmak isteyen PKK varlığını kanıtlamak istercesine harekete geçmiş ve bölgede sözde Kürdistan'ın kurulmasını projelendiren çevrelerin gözüne girmeye çalışarak, ilerleyen süreçteki desteklerini almayı umut etmiştir.
TSK'nın Irak sınırları içerisinde bulunan Zaho bölgesine yaptığı operasyonlarda son derece başarılı sonuçlar elde etmesi ve en son Kokazer Dağı'na Türk Bayrağını dikmesinin ardından örgüt bünyesinde oluşan moral tahribatını ve korkuyu dindirmek de meselenin Irak boyutundaki bir başka ana konudur.
Dördüncü ve son olarak gösterilebilecek neden ise PKK'nın, Türkiye'nin iç siyasi atmosferini etkilemek üzere başka çevre ve güçlerce böylesi bir eyleme teşvik edildiği meselesidir.
15 Temmuz FETÖ merkezli askeri darbesi sonrasında oluşan milli birlikteliği hedef aldığı aşikar olan çok sayıdaki dış merkezli girişimlerde PKK taşeron olarak kullanılarak, Türkiye'de yeni bir siyasi dizayn yapma çabasının başarılı olması bazı karanlık çevrelerce arzulanmaktadır.
Bütün bunlara karşın Türkiye'nin terörle mücadelede son derece kararlı bir irade gösterdiği sadece iç siyasi kamuoyunun değil, diğer bölgesel ve uluslararası çevrelerin de malumudur.
Yakın bir süre içerisinde Kandil ve Sincar'da bulunan tüm terör yapılanmalarının yerinde imha edileceğinin en üst perdeden ilan edilmesi ise PKK terör örgütü açısından imha ve tasfiye sürecinin yakın olduğunu işaret etmektedir.
Irak ve Suriye'yi, Kandil ve Sincar dağlarını birleştirmek suretiyle birbirine bağlamaya çalışan ve bu yolda ABD başta olmak üzere diğer bazı çevrelerden de IŞİD'le mücadele bahanesiyle destek gören PKK'nın amacına ulaşması söz konusu dahi olmayacaktır.
PKK ve terör koridoru oluşturmaya çalışan çevreler açısından şuandaki en temel konu Irak ve Suriye bağlantısının kopmaması, bunun engellenmesidir.
ABD'nin Irak ve Suriye sınırında bulunan başta El Kaim olmak üzere, Til Koçer ve Semalka sınır kapılarının Irak ordusunca kontrol edilmesini engellemeye yönelik uğraşları aynı amacın somut hale dönüşmüş çabalarını yansıtıyor.
Türkiye ve İran'la olan sınır kapılarının Irak ordusuna devri konusunda destek veren ABD'nin, Suriye-Irak arasındaki sınır kapılarında kendisinin ve PKK'nın kontrolü sağlaması yönünde Irak merkezi hükümeti ile gerçekleştirdiği temas trafiğinin bugünlerde artmış olması dikkatlerden kaçmıyor.

Bölgede olağan üstü bir hareketlilik yaşanırken terör örgütü PKK'nın bazı elebaşlarının ölü, bazılarınınsa sağ olarak yakalanması, böylesi bir dönemde Türkiye'nin gücünü gösterme ve iradesini ortaya koyma anlamında her çevreye verilmiş önemli bir mesaj olacaktır.

18 Ekim 2017 Çarşamba

KERKÜK'TE DEŞİFRE OLAN GERÇEKLER

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
Türkiye Diriliş
Postası
Barzani'nin Irak anayasasına ve uluslararası hukuka aykırı olarak sözde bağımsızlık referandumu gerçekleştirdiği 25 Eylül'den bu yana Irak'ta süregelen tartışmalar ve merkezi hükümetin olaya yönelik tepkisi artık yeni bir aşamaya taşındı.
Irak Güvenlik Konseyi'nin, Erbil'den petrol kuyuları, sınır kapıları ve havalimanlarının geri alınmasına yönelik kararı Irak meclisince onaylanmış ve Irak hükümeti bu çerçevede bölgesel yönetime süresi Pazar gecesi saat 02.00'da dolan bir zaman tanımıştı.
Bu sürenin dolmasıyla beraber harekete geçen Irak ordusu ve IŞİD'le mücadele çerçevesinde Irak'ta kurulmuş bulunan Haşdi Şabi güçleri Kerkük'e güneyden bir askeri harekât başlattı.
Barzani yönetiminin bu girişime karşı askeri olarak direneceklerini söylemelerine karşın yaklaşık olarak 15 saat gibi kısa bir süre içerisinde Kerkük'ü tamamıyla kontrol altına alan aralarında Türkmenlerin de yoğun olarak bulunduğu Irak güçleri, ülkenin bölünmesinin önüne geçecek şimdilik önemli sayılan büyük bir adım atmış oldu.
Irak güçleri Kerkük'e girerken peşmerge ile beraber Kerkük'teki PKK'lı teröristlerin varlığının deşifre olmuş olması, ne gibi bir tehditten dönüldüğünü de gözler önüne sermiştir.
Daha önce Kandil ve Mahmur bölgelerinde bulunan PKK'lı teröristlerin Suriye ve Irak'ta yaşanan iç karışıklıkları değerlendirerek son yıllarda elde ettiği kazanımları ileri seviyeye taşımaları, Irak coğrafyasında ismi anılan bu bölgelerin haricinde Sincar, Musul ve Kerkük'te de kendisine yer tutmaya çalıştığına dair iddiaları beraberinde getirmişti.
PKK'nın Kerkük'te özellikle Türkmenleri hedef alan geniş çaplı kanlı eylemler yapmadan ve Kerkük'ten başlamak üzere sadece Irak'ı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek yeni bir iç çatışmanın fitili ateşlenmeden Irak merkezi hükümetinin Kerkük'te kontrolü ele almaları bu sebeple olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Kerkük'ün bu kadar kısa bir süre içerisinde peşmerge ve teröristlerden arındırılmasının dikkat çekici noktası ise Irak güçlerinin önemli bir direnişle karşılaşmadan kontrolü ele geçirmiş olmalarıdır.
Bölgeden gelen haberlere göre Kerkük konusunda son birkaç gündür Barzani yönetimi içerisinde yoğun tartışmalar ve fikir ayrılıkları oluşmaya başlamıştı.
Barzani'nin KDP'sine bağlı peşmergeler Kerkük'ten çekilmeyi reddederken, Talabani'nin KYB'sine bağlı peşmergelerin ise Kerkük'ü Irak güçlerine herhangi bir mukavemet göstermeden teslim etmesi, bu fikir ayrılığının somut gerçekliğe döndüğünü göstermiştir.
Kaldı ki Kerkük'ün böylesine dar bir zamanlamayla 2014 yılından önceki koşullara dönmesinin ana gerekçesinin de Kerkük'te sayısal olarak ağırlığı bulunan KYB'nin çözülmesinden kaynaklandığı bazı kaynaklarca ifade ediliyor.
KYB'nin Irak ve bundan da öte İran tarafından ikna edilmiş olması sözde bağımsızlık referandumunun kendi içerisinde de kabul görmediği, hukuksuzluğuna ilaveten diğer koşullar sebebiyle de meşruiyete dayanmadığı sonucu yeniden ortaya çıkmıştır.
Zira Barzani yönetimi korsan referanduma Irak anayasasına göre tartışmalı olarak kabul edilen başta Kerkük olmak üzere diğer bölgelerin dâhil edilmesini gözeterek KYB ile işbirliği yapmış, bu karardan dönmeyeceklerini ilan etmişlerdi.
KYB'nin çözülerek safını ani bir kararla Irak merkezi hükümetinden yana çevirmiş olması geçmiş yıllarda Barzani ve Talabani arasındaki siyasi rekabet ve çatışmaların yeniden başlayabileceğini işaret ederken, bu durumda İran'ın rolünün öne çıkması bir başka dikkat çekici husustur.
İran Devrim Muhafızları Komutanlarından Kasım Süleymani'nin son birkaç gündür Irak'ın kuzeyinde bulunması, yakın zamanda ölen KYB lideri Celal Talabani'nin mezarını ziyaret etmesi ve bu esnada KYB'lilerle bazı temaslar gerçekleştirmesi Kerkük'le başlayan peşmerge içerisindeki bölünmenin esası olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu yorumla birlikte bölgede yaşayan Türkmenlerin de benzer bir yaklaşımla İran çizgisine kaydıkları yorumunun gerçeklikle bağdaşır bir yönü olmadığı gibi böylesi bir tartışmayı başlatmanın da ne yeridir, ne de zamanıdır.
Türkmenler kendi varlık mücadelesi çerçevesinden dün olduğu gibi bugün de manevi gücünü yalnızca Türkiye'den alırlar. Gönülleri hala Türkiye ile beraberdir. Yaşantıları ise Irak kanunları çerçevesinde şekillenir.
Dolayısıyla ülkemizde yer alan Barzani lobisinin Kerkük'ün Irak merkezi hükümeti tarafından olması gerektiği gibi ele geçirilmesinin ardından Türkmenler üzerinden böylesi bir tartışma başlatmanın vicdan, ahlak ve hukuki bir dayanağı asla yoktur.
Ülkemizin bundan sonraki süreçte dikkat etmesi gereken ana konu ise Türkmenlerin varlığının ve yasal tüm haklarının yaşadıkları her bölgede Irak anayasası çerçevesinde güvence altına alındığı bir koşulun tesis edilmesine katkı sağlamak olmalıdır.
İkinci olarak da PKK terör örgütünün başta Kerkük ve Musul olmak üzere, Sincar ve Tel Afer bölgelerine sızma girişimlerine karşı müdahale hakkı saklı kalmak koşuluyla yaşananları titizlikle ve teyakkuz halinde takip etmesi elzemdir.
Bu iki koşulun vukuu bulmadığı Irak atmosferi ülkemiz açısından milli güvenlik tehdidi oluşturacağından, gerektiğinde aynı tehditleri yerinde bertaraf edecek siyasi kararlılık askeri adımlarla desteklenmek suretiyle hayata geçirilmelidir.
Kerkük Türk'tür, Musul Türk yurdu, Tel Afer ve Tuzhurmatu Türk'ün nişaneleridir. Bu asla değişmeyecek, değiştirilmeye kalkıldığında ise Türkiye'nin meşru müdahale hakları beraberinde gelecektir.
Son olarak Barzani'ye bağlı peşmergelerin Kerkük'ten çekildiği kimi bölgelerde IŞİD'in birden bire ortaya çıkarak kontrolü sağlaması ise kimseyi şaşırtmamalıdır.
Zira Barzani'nin Irak'ta bulunan IŞİD'li teröristlerle ortak çalıştığına dair şimdiye kadar bazı iddialar mevcuttu ancak bunlar kesin olarak kanıtlanabilmiş değildir.
Barzani ve IŞİD arasındaki ortaklığın esasınınsa tartışmalı bölgelerin Irak merkezi hükümetinden, IŞİD varlığı gerekçe gösterilerek Barzani yönetimine geçmesine olanak sağlamak olduğu değerlendiriliyordu.
Dolayısıyla böylesi bir gelişme karşısında artık kesin bir sonuçla Barzani ve IŞİD arasındaki ortaklık da kendisini ele vermiş durumdadır.
Bu meselenin uluslararası çevrelere doğru anlatılması gerekir. Çünkü Barzani'yi böylesine vurdumduymaz ve hukuk tanımaz bir konuma getiren asıl gelişme IŞİD'in Irak'ta ortaya çıkması ve IŞİD'le mücadelede Barzani'nin önemli bir güç olduğu yalanıydı.
Dahası aynı durumun Suriye'de PKK ve IŞİD terör örgütleri arasında olduğu da bilinen bir gerçektir ancak şimdiye kadar ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin neredeyse tamamı bunu görmemekte ısrar etmeyi sürdürürken, PKK terör örgütünü büyütmeye devam ediyorlar.
Zaten bölgedeki IŞİD varlığının ana gerekçesi sözde Kürdistan'ın kurulması olduğundan Barzani-IŞİD ve PKK*IŞİD bağlantısının kimseyi şaşırtması söz konusu olmamalıdır.

Ezcümle, Kerkük'te deşifre olan bu gerçeklikler bölge siyasetinde düşünülenden çok daha karanlık gelişmelerin yaşandığı sonucunu bir kez daha bize tecrübe ettirmiştir.

6 Ekim 2017 Cuma

ABD'nin 50 yıllık kirli planı.

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
ABD, 50 yıldır Irak’ı parçalayıp kukla bir Kürt devleti kurmanın altyapısını yapıyor. Son olarak 1996’da 5 bin peşmerge ve PKK’lı, Guam Adası’nda gayrinizami savaş, sabotaj ve istihbarat konusunda eğitildi. Saddam saldırıları bahane edilerek yapılan nakillerde hep İncirlik Üssü kullanıldı.
Türkiye, Irak ve İran'ı İsrail'e bağlı kukla devletçikle parçalama planı uzunca bir geçmişe dayanıyor. 25 Eylül referandumuyla somutlaşan terör devleti senaryosu için ABD onlarca yıldır çalışıyor. Peşmerge ve PKK'lıların, Kuzey Kore'nin füzeyle tehdit ettiği Guam Adası'na götürülüp ABD üssünde eğitilmesi, buna ilişkin birçok örnekten yalnızca biri. Pasifik'te bulunan Guam Adası'nda 5 bin Peşmerge ve PKK'lı terörist, ABD'ye ait Andersen Askeri Üssü'nde özel olarak eğitildi. 1996 yılındaki nakil işlemine 'Pasifik Sığınağı' adı verildi.
GUAM'DA KAMPA GİRDİLER
Saddam'ın saldırılarından kurtarılma bahanesiyle başlatılan operasyon kapsamında 5 bin Iraklı Kürt, İncirlik Üssü'nden Guam'a götürüldü. Nizami-gayrı nizami harp, siyaset, istihbarat, sabotaj vs gibi konularda yoğun bir eğitimden geçirilen grubun üyeleri, 2003 yılından itibaren Irak'a kafileler halinde geri gönderildi. Kuzey Irak'tan Büyük Okyanus'a uzanan organizasyon, Fransa eski Cumhurbaşkanı François Miterand'ın eşi Danielle Miterand ve Ortadoğu'nun modern Lawrence'ı olarak bilinen Cezayir doğumlu Siyonist-Yahudi Bernard Henry Levy öncülüğünde gerçekleşti.
İLK KAFİLE 2 BİN 500 KİŞİ

Irak'ın kuzey bölgelerinden seçilerek Guam'a taşınan ilk kafilede 2 bin 500 kişi yer aldı. İlk etapta 'kimliksiz' durumdaki bu Peşmerge ve PKK'lıların sayısı daha sonra MOSSAD ve CIA ortaklığıyla yapılan sevkiyatlarla birlikte 5 bin oldu. ABD'nin Irak işgali sonrası yüzde 85'i yeniden Irak'a dönen Peşmerge ve PKK'lıların geri kalan kısmı ise Fransa, Almanya, Danimarka, İngiltere, ABD, Kanada gibi ülkelerde lobi faaliyetleri yürütmek ve Kürt Diasporası oluşturma amaçlı Batılı ülkelere yerleştirildi.
SİYONİZMİN KUKLALARI
ABD ve Avrupa ülkelerine 1975-1996 arası taşınanlar arasında Kubat Talabani (Celal Talabani'nin oğlu), Lahor Ceng Talabani (Celal Talabani'nin oğlu), Mesrur Barzani (Mesut Barzani'nin oğlu), Necmeddin Kerim (Kerkük'ün korsan valisi) gibi isimler bulunuyor. Ayrıca PKK üst yönetimi arasında ve Peşmerge komutanları arasında yine Batılılar tarafından özel eğitilen birçok isim var. ABD'nin 1996'da Guam'a götürdüğü militanlardan 1500'ü daha sonra PKK saflarına döndü. Kandil'den Suriye'de PYD, İran'da ise PJAK'a gönderilen birçok üst düzey terör örgütü yöneticisi de yine Guam'da özel olarak eğitilen militanlar arasından seçildi. Suriye'de ABD işbirliğiyle ülkenin kuzey ve doğusunda birçok bölgeyi işgal eden Suriye PKK'sı PYD'ye komuta eden Redur Halil, Zuhat Kobani, Hüseyin Koçer gibi isimler de 1996 aynı eğitim sürecinden geçen teröristler arasında. Ayrıca Sincar, Kamışlı, Afrin, Ayn el-Arab sözde kanton yönetiminde yönetici sıfatı taşıyan PKK'lıların da önemli bir kısmı yine Guam'da eğitildi.
PYD'NİN BAŞI DA OKYANUSTAN GELDİ
ABD'nin Suriye işgalini meşrulaştırmak için ürettiği Demokratik Suriye Güçleri isimli tabela örgütün komutanlığına getirilen Mazlum Kobane kod adlı terörist Abdi Ferhad Şahin de Guam Adası'nda MOSSAD ve CIA tarafından eğitilenlerden. Türkiye'nin kırmızı bültenle aradığı Şahin, TSK'nın Sincar ve Karaçok'u bombardımanı sonrası ABD'li üst düzey komutanlarla poz vermişti. Şahin, Pentagon tarafından Suriye'de 'birincil muhatap' olarak görülüyor. PYD elebaşısı aynı zamanda ABD Başkanı Trump tarafından Suriye'ye sömürge valisi olarak atanan Brett McGurk'ın da en yoğun görüştüğü kişi.
LOBİ EKİBİ AVRUPA'YA MİLİTANLAR OKYANUSA
Irak ve İran arasında 1975 yılında Cezayir'de yapılan antlaşma ile (Cezayir Antlaşması) Fransa, ABD ve İngiltere, bölgeden ilk Kürt kafilelerini nakletmeye başladı. Bu dönemde 15 bin Kürt Avrupa ve ABD'nin farklı şehirlerine yerleştirildi. Özel burslar sağlanarak okutulan Kürt gençleri, bugünkü Kürt siyasi hareketinin öncü isimleri arasında yer alıyor. Fransa, bu alanda kurulan 'Kürt Enstitüleri', dernekler ve özel olarak desteklenen ırkçı lobileriyle, İsrail'i 'vadedilmiş topraklar'a kavuşturacak büyük plan için öncü ülkelerden biri oldu. 90'larda Fransa Cumhurbaşkanı Miterand'ın eşi Danielle Miterand ile Bernard Henry Levy tarafından seçilen Peşmerge ve PKK'lıların Irak içlerinden Habur Sınır Kapısı'na sevkiyatı ise ABD'nin Türkiye-Irak sınırında devreye soktuğu Çekiç Güç tarafından sağlandı. Özel araçlar eşliğinde Türk sınırına getirilen Peşmerge ve PKK'lılar, Batman'dan karayoluyla Adana-İncirlik ABD Üssü'ne götürüldü. Terör örgütünde yönetici olarak yetiştirilmek üzere yola çıkarılan militanlar ise Pasifik'teki Guam'a taşındı.


6 Temmuz 2018 Cuma

Türkiye, ABD'nin hesaplarını alt üst etti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Suriye sınırını terör unsurlarından temizlemek için askeri gücünü sınır ötesi operasyonlarla sahaya süren Türkiye, kritik ve başarılı adımlarıyla teröristlerle ittifak kuran ABD’nin Münbiç hesaplarını altüst etti.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla birlikte güneyde Suriye sınırı boyunca uzanan terör kantonlarının belini kıran Türkiye’nin hamlesi bölgedeki küresel güçlerin kendine çeki düzen vermek zorunda bıraktı. Zira PKK’lı teröristlerle gözü kapalı ittifak kuran ABD ile örgüte zaman zaman havadan destek veren Rusya güvenlik tehdidiyle burun buruna getirdikleri Türkiye’nin eskide olduğu gibi yaşadığı olumsuzluklar karşısında artık pasif kalmayacağını gördü. Münbiç’te teröristlerle birlikte karargâh kuran ABD başta Türkiye’nin bölgeye müdahalesine yanaşmasa da üst üste kazanılan askeri operasyonlar karşısında uzlaşmak zorunda kaldı.

ÖRGÜTÜN SABOTAJ ÇABASI

Bu uzlaşma sonrası Mehmetçik 18 Haziran sabahı Avn Dedet bölgesinden Münbiç’e girdi. Şehirdeki aşiretlerin seviçle karşıladığı Türk askerinin bölgede konuşlanmasından saatler önce PKK unsurları buradan gönderildi. Giderayak bölgede devriye gezmeye başlayan Mehmetçik’i protesto etmeleri yönündeki baskılarına ise aşiretler kulak asmadı. Bu da gittiği bölgeye barış ve huzur götüren askerimize olan itimadın ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Zaten bölgeden gelen haberler ilk devriye görevi için Avn Dedet bölgesinden Munbiç’e giren Türk askeri konvoyu büyük sevgi gösterileri eşliğinde karşılandığını duyurdu.

PLANLARI SUYA DÜŞTÜ

Böyle bir ortamda PKK’nın Suriye sivil yapılanması mevcut tabloda ortaya çıkan Afrin, Tel Rıfat, Münbiç ve Kandil’deki Türkiye’nin kazanımlarını vakit kaybetmeden ABD, Rusya ve Avrupa ülkelerinin yeni bir ihaneti olarak nitelendirdi. Türkiye’nin hamlesi sonucu Batı ile kurduğu şer ittifakının akamete uğramasından rahatsızlık duyan PKK unsurları boş durmadı tabi. Örgüt Aynel Arap, Kamışlı ve Resul Ayn bölgelerine yönlendirdiği provokatörleri üzerinden sokakları hareketlendirerek süreci bir kez daha sabote etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Çünkü burada da Münbiç halkı baskı ve zulmünden bıktığı teröristlere karşı net tavrını değiştirmedi.

ABD’NİN "ÜÇ KÂĞIT" STRATEJİSİ

Münbiç uzlaşmasıyla geri adım atmak zorunda kalan ABD, bir yandan Türkiye'yi teskin etmeye çalışırken diğer yandan her fırsatta kol kanat gerdiği PKK’yı elde tutmak için perde gerisinde türlü manevralar yaptı. Özellikle Türkiye’nin Kandil’e düzenlediği hava destekli kara harekâtında sonuç vermeye başlayınca ABD, kirli piyonlarının yeni terör merkezi olarak nitelendirilen Sincar’a sevkiyata geçti. Hatta iddialara göre Mehmetçik’in operasyonlarının devam etmesi durumunda sınırın İran tarafında saklanan terör elebaşlarının Sincar ve Suriye’ye götürülmesi noktasında ABD bir dizi hazırlık yapıyor. ABD’nin bölgedeki ayak oyunları bu kadarla sınırlı değil. Çünkü süreci sabote etmeye dönük bir başka adımı ABD, kendisine bağlı hareket eden PKK’lıları doldurduğu sözde yerel meclis üzerinden kollamaya çalışarak Münbiç’te sözde Yerel Meclis’in faaliyetlerine devam edeceği yönünde açıklamalarda bulundu. Ancak PKK’nın askeri ve siyasi tüm unsurlarının bölgeyi terk etmesi dışında hiçbir seçeneğin kabul edilmeyeceği duyurusunu yineleyen Türkiye bu oyunda gelmedi.

ABD UZLAŞMAK ZORUNDA KALDI

Perde gerisinde yaşananlar ABD’nin terörle kurduğu kirli işbirliğinden vazgeçmeyeceğini gösterse de Türkiye’nin teröre karşı aldığı haklı ve kararlı tavrın bölgedeki huzur ve barışın teminatı olduğu gerçeği bir kez daha gözler önüne serildi. Ancak bundan daha da önemlisi Türkiye özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası teröre karşı gösterdiği bu net duruşuyla ABD’yi geri adım atmaya mecbur bıraktı. Dahası yedi yıllık iç savaş sürecinde ABD ilk kez Türkiye ile bir konuda uzlaşabildi. Sürecin başından bu yana her seferinde Türkiye’yi aldatarak saf dışı bırakma çabası içinde olan ABD bu kez bunu yapamadı. Bölgedeki müttefiki terör örgütü PKK/PYD’nin temizlenmesine müsaade etmek zorunda kaldı. İki tarafın belirlediği yol haritası doğrultusunda ABD ve Türkiye’nin askeri güçlerinin ortaklaşa kontrol altına alacağı bölgenin güvenliği sağlanmış olacak. Uzmanlara göre Türkiye için bu bir ara yol. Çünkü Türkiye daha ilk günden bu yana bölgede ne Amerikan güçlerinin ne PYD/PKKunsurlarını istiyor. Hatta Türkiye her iki tarafa ait unsurların Münbiç’e girmesine son derece sert bir şekilde karşı çıkıyor. Öyle ki Türkiye, PYD/PKK’lı unsurların Fırat’ın doğusuna geçişini her zaman en öncelikli tehditlerden biri olarak görüyor ve her şartta bunu engellemenin çabasını gösteriyor. Hal böyleyken terör örgütü DAEŞ’i bahane eden ABD bir başka terör örgütü olan PYD/ PKK’nin Münbiç’e geçişini bir oldubittiye getirmişti. Bu durum iki ülke arasındaki ilişkileri en gergin seviyeye taşırken Türkiye’nin üst üste gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, ABD’yi tabir yerinde ise şah mat etti. Türkiye bu hamlesiyle ABD’nin ve müttefiki terör örgütlerinin Fırat’ın doğusunda gayri meşru kantonlarını birleştirme planını yerle bir etti. Ortada birleştirilecek kanton kalmadığı gibi terör örgütü PKK/PYD’nin önünde Fırat’ın doğusunda ilerleyecek yol da kalmadı.

SÜRECİ NELER BEKLİYOR?

Türkiye teröre karşı koyduğu kırmızı çizgilerini vurgulamaya devam ederken sadece savunma amaçlı değil terör örgütü PYD/ PKK’nın bölgedeki etkinliğini bütünüyle ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atabilir. Hali hazırda savunma hattını kuran Türkiye, teröristlerin Batı’ya doğru ilerlemesinin önünü tamamen kesti. Gün gelip Münbiç’ten tamamen çıkarıldıklarında terör örgütü PYD/PKK ister istemez Fırat’ın doğusuna sıkışacak. Aslında böylece Türkiye için Fırat’ın doğusuna geçisin kapısı da aralanmış olacak. Bu aşamaya gelindiğinde sıra Süleyman Şah Türbesi’ne gelecek. Sanırım tüm bunlar Münbiç uzlaşının ne kadar önemli olduğunu izah etmeye yetiyor.

ABD MECBUR KALDI

Suriye iç savaşında Türkiye ilk kez ABD ile bir uzlaşı sağladı. Sürecin başından bu yana yaptığı gibi Türkiye’yi aldatmaya çalışan ABD uzlaşma kararını güle oynaya alamadı elbette. Çünkü 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana kritik ve başarılı adımlar atarak terör konusunda net bir duruş sergileyen Türkiye ABD’yi buna mecbur bıraktı. Böylece geçmişte "Eğit-donat", "uçuşa yasak bölge", "silahları geri alacağız" gibi yalanları uyduran, sahada Rusya ve İran ile saf tutarak Türkiye’yi yalnızlaştıran, dahası DAEŞ’le mücadele bahanesi ile PYD/PKK unsurları üzerinden sınırımıza gayrimeşru terör ordusu kurarak bütün güney sınırlarımızı ele geçirmeye çalışan ABD’nin kirli planları bozuldu.

30 Mart 2018 Cuma

Hepsi Türk askerinin bir işaretini bekliyor!

Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla bölgeye getirdiği düzen, coğrafyanın tüm mazlumları için umut ışığı oldu. Münbiçliler, Pentagon kuklalarına karşı harekete geçmek için Türk askerinin ‘bir işaretini’ bekliyor.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları, küresel istilacıların Türkiye güneyine dair bütün hesaplarını boşa çıkardı. Suriye kuzeyini PKK ile birlikte omuz omuza işgal eden ABD askerleri, bugünlerde linç edilme korkusu yaşıyor. Çünkü Mehmetçiğin iki büyük harekâtla bölgeye getirdiği düzen, coğrafyanın tüm mazlumları için umut ışığı oldu. Fırat batısındaki Münbiçliler, Pentagon ve kuklalarına karşı harekete geçmek için Türk askerinin 'bir işaretini' bekliyor.
Tel Abyad, Haseke, Ayn el-Arab, Rakka ve Deyrizor’da da aynı manzara hakim. ABD artık bu bölgede barınamaz.
Yıllardır terörün zulmü altında inleyen Tel Abyad, Haseke, Ayn el-Arab, Rakka ve Deyrizor'da da aynı manzara hakim. ABD-PKK silahlarının dipçiğiyle sürgün yemiş yüzbinler, TSK'nın başlatacağı operasyonda Özgür Suriye Ordusu'na katılmak için gün sayıyor.

EVE DÖNMEK İSTİYORLAR

Afrin, Cerablus, Bab, Azez'de Türkiye'nin getirdiği adalet düzeni Suriye'de herkesin hayaline dönüştü. Bölgede işgalcilere karşı biriken nefret domino etkisiyle patlamak üzere. İç savaş cenderesinde 'son kale' Türkiye'ye sığınarak hayatta kalmayı başaran milyonlarca kişi artık eve dönmek istiyor. ABD eğer PKK'nın Münbiç'i terk etmesine ilişkin sözünü bir kez daha tutmazsa, buraya yönelik operasyon için her şey hazır durumda. Arap, Türkmen ve Kürt aşiretler, Münbiç'e Türkiye'nin müdahalesini bekliyor. Afrin'in PKK'dan temizlenmesiyle buraya halkın güvenle geri döndüğünü gören İdlibliler ise yaşadıkları istikrarsızlıkların son bulması için yine Türk askerini çağırıyor. "Bizi Türkiye'nin yönetmesini istiyoruz" diyerek gösteri yapan Tel Rıfatlıların ardından doğudan batıya her bölgede aynı çağrı yankılanıyor: "Kurtarın bizi."


DİCLE KALKANI SIRADA

Amanoslar'dan Kandil'e, küresel kuşatmayı 15 Temmuz sonrası ardı ardına operasyonlarla yarmayı başaran Türkiye, Suriye'de oluşturduğu güvenli hattın devamı niteliğinde Irak'ta da Dicle Kalkanı Harekâtı'na hazırlanıyor. Musul batısındaki Sincar'a 2014'te DEAŞ bahanesiyle yerleşip burayı ikinci Kandil yapmaya çalışan PKK, eğer Bağdat yönetimi gerekli adımları atmazsa bizzat Mehmetçik eliyle buradan sökülecek. Bu konudaki kararlılık MGK’nın önceki günkü mesajlarıyla tüm dünyaya net olarak verildi. Irak kuzeyindeki TSK kampları tek tek birleştirilip açılan yollarla ana vatana bağlanıyor. Bu ülkede Mehmetçiğin eğittiği Türkmen, Kürt, Ezidi, Arap onbinlerce yerel savaşçı da Irak'ta düzenin sağlanması için tıpkı Suriyeliler gibi 'bir işaret' bekliyor.

BÜTÜN PLANLAR HAZIR

Biriken büyük öfkenin bir gün patlayacağını gören işgalciler ise panikte. PKK'yı perdelemek için Suriye'de yeni 'tabela oluşumlar' ihdas edenler, Türkiye'nin Sincar kararlılığı karşısında geri adım atarak, PKK'nın burayı boşalttığı yalanını servis ediyor. Askeri ve yerel kaynakların ortak görüşü ise, gerek Fırat'ın doğu ve batısında gerekse de Dicle harekât bölgesinde teröre karşı başlatılacak operasyonlarda Türkiye'nin karşısına hiçbir gücün çıkamayacağı yönünde. Suriye-Irak hattında düzenin yeniden tesisi için yürütülecek taarruz planlarının en ince ayrıntısına hesaplandığı ve bunun için uygun zamanın beklendiği belirtiliyor.

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html