BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Hocalı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Hocalı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

26 Şubat 2018 Pazartesi

BU ACI UNUTULMAZ

ERMENİ kuvvetleri 1992 yılının 25 Şubat'ını 26 Şubat'a bağlayan gecesinde Hocalı kasabasında, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613  masum Azerbaycan vatandaşını hunharca katletti. Yaşanan sadece insanların katledilmesi değildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde bir çoğunun yakılmış olduğu, gözlerinin oyulduğu tespit edildi. Hamile kadınlar ve çocukların da bu vahşete maruz kaldığı belirlendi.


Bundan 26 yıl önce  Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında Ermeni kuvvetleri  yüzlerce Türkü katletti. 336. Sovyet Mekanize Alayının da desteği ile Hocalı kasabasına giren Ermeniler, kadın, çocuk, erkek ayrımı yapmadan işkenceye varan yöntemlerle eşine az rastlanır bir katliam gerçekleştirdiler. 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren SSCB'nin dağılma sürecine girmesi Azerbaycan ile Ermenistan arasında gerilimli bir süreci başlattı. Ermenistan Sosyalist Cumhuriyeti, Azerbaycan'a ait olan Karabağ bölgesinin dağlık kısmında Ermeni nüfusunun fazla olduğunu belirterek bölgenin kendisine ait olması gerektiğini iddia etti.

Dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan bu gelişmeler, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki savaşı başlatan sebep oldu. 1991 yılında Rus desteğini alan Ermeniler, Dağlık Karabağ bölgesine girerek bölgeyi işgal ettiler. Hocalı kasabasında yaşananlarsa bu savaşın henüz başlarında yaşanan bir katliamdı. 

Dağlık Karabağ, aylarca top ateşine tutuldu ve Ermeni kuvvetlerince abluka altına alındı. Etrafıyla bağlantısı kesildi. Ermeni kuvvetleri 25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gecede ise bölgedeki Sovyetler'in 366. Mekanize Alayının da desteği ile Hocalı kasabasında, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 kişiyi katletti. Yaşanan sadece insanların katledilmesi değildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde bir çoğunun yakılmış olduğu, gözlerinin oyulduğu tespit edildi. Hamile kadınlar ve çocukların da bu vahşete maruz kaldığı belirlendi. 


HOCALI KATLİAMI KURBANLARI HOLLANDA VE İSVEÇ'TE ANILDI 

Azerbaycan'da 26 Şubat 1992'de 613 kişinin Ermenilerce öldürüldüğü Hocalı Katliamı'nda hayatını kaybedenler, Hollanda ve İsveç'te anıldı.

Hollanda'nın Lahey kentindeki "Hocalı Soykırım Anıtı" önünde, Hollanda Azerbaycan Türk Kültür Derneğince düzenlenen anma programına, Türkiye'nin Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Alper Yüksel ve Azerbaycan'ın Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Celal Mirzayev'in de bulunduğu Türk ve Azerbaycanlılar oluşan kalabalık bir grup katıldı.  Saygı duruşu ve Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başlayan programda anıta çelenk ve karanfiller bırakıldı.

Anma programında yapılan konuşmalarda, Hocalı'da hayatını kaybedenler rahmetle anılırken, katliamı yapanlar lanetlendi.

Türkiye'nin Lahey Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Yüksel de Türkiye olarak Azerbaycan'ın acısını aynen paylaştıklarını belirterek, "Bundan 26 yıl önce Hocalı'da meydana gelen katliamın acısını yüreğimizin ve kalbimizin en derininde hissediyoruz. O insanlık suçunu gerçekleştirenlerin kalbimizde en ağır ceza ile mahkum edildiğini bildirmek isterim. Hocalı şehitleri bizim de şehitlerimiz. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum." dedi.  Hollanda Azerbaycan Türk Kültür Derneği Başkanı İlhan Aşkın, birçok ülkenin Hocalı'yı soykırım olarak tanıdığını, bu sayının daha da artması için çalıştıklarını kaydetti.

Hollanda meclisinin 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına yönelik kararına değinen Aşkın, Hocalı'da katliam yapanların şimdilerde Türk milletini suçlu duruma düşürmeye çalıştıklarını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunlar, Hollanda'da kendi dindaşlarını kandırarak bizim de gözümüzün içine bakarak bizi suçlu duruma düşürmeye çalışıyorlar. Bu hafta Hollanda parlamentosunda milletvekillerinin Ermenilere nasıl alet olduklarına şahit oldum ama onların içinde üç tane kahraman çıktı. Denk Partisi milletvekilleri onların orada sırtlarında bu sorumluluğu taşıyarak hepimizin hakkını savunduğunu da gördüm." Türk milletinin tarihinde hiçbir halka zulüm etmediğini ve hiçbir halkın hakkını gasp etmediğini vurgulayan Aşkın, "Bunlar 1915 olayları ile ilgili Ermeni iddialarını tanısa ne olur tanımasa ne olur? Biz kendimizden eminiz. Türk milleti her zaman başka topluluklara karşı saygıda kusur etmemiştir." ifadelerini kullandı. 

Hollandalı milletvekillerin de anıtın önüne gelerek gerçekleri görmesi gerektiğine işaret eden Aşkın, "Hocalı katliamı bizim elimizde en büyük delildir. Bunu Hollanda ve Avrupa'da anlatabilsek Türkiye'yi de güçlendirmiş oluruz." diye konuştu


İSVEÇ'TE ANMA VE PROTESTO
Hocalı katliamı, İsveç'in başkenti Stockholm'de, parlamento önünde protesto edildi. İsveç Azerbaycan Komitesince düzenlenen gösteriye katılanlar, Hocalı kasabasında katledilen 613 kadın, çocuk ve yaşlı Azerbaycanlının fotoğraflarını taşıyarak kurbanları andı.

Gruptakiler, bölgeden geçenlere katliam hakkında bilgiler içeren broşürler dağıttı. İsveç Azerbaycan Federasyon Başkanı Settar Sevigin, yaptığı konuşmada, 26 yıl önce yapılan katliamı unutmayacaklarını belirterek, "Biz Hocalı katliamını İsveçlilere anlatmak için buradayız. Her yıl olduğu gibi bu sene de katliamı protesto ederek 26 sene önce yaşanan caniliği hafızalarda canlı tutmaya çalışıyoruz." dedi.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Türkiye Ve Dünyadan Öne Çıkan Haberler

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ






Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı kanaat önderleriyle görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz tökezlersek Avrupa'dan Amerika'ya kadar tüm Batı'da yükselişe geçen İslam düşmanları adeta zincirlerinden boşalmışa döner." dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bugün Türkiye'nin 81 vilayetinin hepsinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki illerimizde de fiziki geri kalmışlıktan söz edilmesi artık mümkün değil." dedi.

Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden bazı kanaat önderleriyle bir araya geldiği görüşmeye ilişkin görüntü paylaşıldı.


Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz tatbikatı devam ediyor.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa ana vatanı çevreleyen üç denizde 103 geminin katılımıyla eş zamanlı gerçekleştirilen "Mavi Vatan2019 Tatbikatı" devam ediyor.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa ana vatanı çevreleyen üç denizde 103 geminin katılımıyla eş zamanlı gerçekleştirilen "Mavi Vatan 2019 Tatbikatı" sürüyor.
Genelkurmay Başkanlığı Yıllık Tatbikat Programı çerçevesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca planlanan ve Deniz Harp Merkezi Komutanlığı tarafından sevk ve idare edilen tatbikat, Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz olmak üzere aynı anda 3 denizde ilk defa icra edilecek fiili bir tatbikat olarak gerçekleştiriliyor.


Tatbikatın Doğu Akdeniz'i kapsayan bölümüne, Marmaris Aksaz Limanı'ndan çıkan 5 fırkateyn, 4 hücumbot, 2 denizaltı, 2 mayın avlama gemisi, 1 amfibi çıkarma gemisi, 1 akaryakıt gemisi, 4 yeni tip karakol botu, 1 Sahil Güvenlik Arama Kurtarma Gemisi ve 3 yardımcı sınıf gemileri ile SAS, SAT ve Amfibi hücum timleri ve deniz ve hava kuvvetlerine bağlı unsurlar katılıyor.

ABD Başkanı Trump ile Kuzey Kore lideri Kim bir araya geldi.

ABD Başkanı Trump ve Kuzey Kore lideri Kim, Vietnam'ın başkenti Hanoi'de bir araya geldi.
ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un Vietnam'ın başkenti Hanoi'de bir araya geldi.
Akşam yemeğinde bir araya gelen iki liderin görüşmesi samimi bir atmosferde başladı.
Singapur'da geçen yıl haziran ayında düzenlenen ilk zirvenin ardından ikinci zirve için bir araya gelen iki lider, akşam yemeği öncesi el sıkışarak ve gülümseyerek basına poz verdi.
Kuzey Kore lideri Kim, burada yaptığı konuşmada, "Geçen 261 günlük süre gerçekten çok büyük çabalara sahne oldu ve aynı şekilde sabırla da bu zaman zarfı içinde çaba gösterildi." dedi.

Kim, söz konusu görüşmeye ilişkin, "Başarılı bir görüşme olmasını umuyoruz." ifadesini kullandı.

Hocalı soykırımını unutmayalım, unutturmayalım.

Hocalı katliamı, Ermeni vahşetinin zirvesidir. Hocalı’da hunharca katledilenler sırf Azerbaycan halkından oldukları için sistemli, kin dolu ve kanlı bir akıbete, soykırıma maruz kaldılar.
On dördüncü asrın ünlü İslam alimi, tarihçi ve yazar İbn Haldun “coğrafya kaderdir” der. Toplumlar kendilerini kuşatan çevresel ve sosyal şartları ve komşularını seçme hakkına sahip değildir. 

Dostluktan yana, barışçıl halklar ve devletler kelimenin tam anlamıyla şanslıdırlar. Son iki yüz senelik tarihimize dönüp baktığımızda, Azerbaycan halkı için bunlardan bahsetmek zor olduğu gibi, komşuluk ilişkilerinde şansının hiç yaver gitmediğini de söylemek mümkün. Kafkasya’ya yabancı ve sonradan gelme bir unsur olan Ermenilerle komşuluk, halkımıza iki asırdır acılarla dolu bir kader getirmiş oldu.

Unutmayalım ki Ermeni lobisinin dünya çapındaki yalan mekanizması tam kapasiteyle çalışmaktadır. Buna dur diyecek, fitnelerini kendi başlarına yıkacak tek çare yine bizim hak sesimizdir.


BAE ve Suudi Arabistan Kızıldeniz’i bir içdeniz halinegetirmeye çalışıyor.

Kızıldeniz'in Hint Okyanusu’ndaki stratejik konumu, Bab el-Mendeb boğazı ve Süveyş kanalı gibi dünyanın en önemli su yollarını içinde barındırıyor olması, ekonomi ve güvenlik açısından bölgenin jeopolitik değerini arttırıyor.
Kızıldeniz bölgesindeki küresel güç rekabeti her ne kadar antik çağlara kadar uzansa da, bölgeye dönük bu rekabet, deniz ulaşımında yaşanan gelişmelere bağlı olarak 1488 yılında Avrupalıların Afrika’nın güney ucundan dolanıp Hindistan’a ulaşmalarıyla yoğunlaşmıştı


28 Şubat postmodern darbe nedir?.

28 Şubat zulmünün toplumda açtığı yaralar hala taze. Mağdurlar “Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile kazanımlar elde edildi. 28 Şubat zihniyeti farklı kimlikle pusuda. Eline fırsat geçtiğinde kazanımları ortadan kaldırma hevesinde olanlar var. Davaya sahip çıkılmalı” dedi.

Tarihe postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat'ın toplumda açtığı derin yaralar hala taptaze. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun "28 Şubat bin yıl sürecek" sözü hiç unutulmadı. Rejim ve başörtüsü tartışmalarıyla zulmedilen nice insan hafızasındaki yerini koruyor.


27. yılında Hocalı soykırımı: Nedenler ve sonuçlar.

25-26 Şubat 1992'de eski Sovyet zırhlı birliğinin de desteğini alan Ermenistan ordusu Karabağ bölgesindeki Hocalı’da sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan 613 kişiyi soykırıma tabi tuttu.
Hocalı Soykırımı’nın üzerinden 27 yıl geçti. 25-26 Şubat 1992 tarihlerinde, Hankendi’deki 366 sayılı eski Sovyet zırhlı birliğinin de desteğini alan Ermenistan ordusu Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Hocalı’da sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan 613 kişiyi en ağır işkenceler uygulayarak soykırıma tabi tuttu. Katledilenlerin 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i ise yaşlıydı. Soykırım sırasında sekiz aile tamamen yok edildi.

Bu vahim olaydan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu. Bin 275 kişi esir alındı, 150 kişi ise kayboldu. Yirmi altı çocuk hem yetim hem öksüz, 130 çocuk ise ebeveynlerinden birini kaybetti. Kuşatma altındaki insanların çoğu acımasız yöntemlerle öldürüldü. 
Uluslararası kuruluşlar ve dünya medyası olayı “insanlık dramı” olarak nitelendirdi. Esir alınanlara, özellikle de kadın ve çocuklara acımasız işkenceler uygulandı, ailelerinin gözü önünde tecavüz edildi.

Dünyayı ayağa kaldıran olay! Peş peşe açıklamalar geldi

Hindistan ile Pakistan arasındaki gerginlikle ilgili olarak Çin, ABD ve Fransa'dan açıklama geldi. 
Fransa, Hindistan'ın saldırısını "meşru" gördüklerini açıkladı.
Pakistan ve Hindistan arasında gerçekleşen sıcak temaslar sonrasında dünya ülkelerinden peş peşe açıklamalar geldi. 

Bugüne kadar 'Vazgeçin' diyorlardı şimdi 'Vazgeçmezseniz'demeye başladılar.

2019 öyle bir yıl ki, yerel seçim gündemine boğulmadan etrafta neler olup bittiğini çok yakından takip etmek tercihten öte bir zorunluluk haline dönüşmüş durumda.
Bugün, 31 Mart ve sonrası için Türk Amerikan ilişkilerine dair bir 'Senaryo analizi' yapma niyetindeyim.
Önce, gözümüzün önünde gelişmekte olan bir takım meseleleri veri olarak kabul edip öyle ilerleyelim.
Soçi’de yapılan Türkiye/Rusya/İran üçlü zirvesinin hemen öncesinde, Ankara’daki ABD büyükelçiliğinden isminin verilmesini istemeyen yetkili bir isim gazetecilere şöyle şeyler söyledi: 

Necmettin Erbakan 8.ölüm yıl dönümünde anılıyor

Eski başbakanlardan Pof. Dr. Necmettin Erbakan vefatının 8.yılındı anılıyor. Hayatı mücadelelerle geçen Refah Partisinin kurucu lideri Erbakan Saadet Partisi'nin genel başkanı iken 2011 yılında hayatını kaybetti.

Eski başbakan Necmettin Erbakan, ölümünün 8. yılında birçok devlet adamı ve vatandaşlar tarafından anılıyor. Peki Necmettin Erbakan kimdir? İşte Necmettin Erbakan'ın hayat hikayesi...


23 Ekim 2020 Cuma

Batı medyasında Azerbaycan karşıtlığı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Uluslararası ölçekte yayın yapan büyük medya kuruluşlarının Ermenistan'ın Gence saldırısı ve genelde sivil katliamlar karşısındaki yaklaşım biçimi başlangıcından bu yana problemli.




Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıldır Ermenistan işgalindeki Dağlık Karabağ bölgesinin bazı kısımlarını yeniden ele geçirmesiyle Kafkasya’daki statüko sarsılmış oldu. Yaygın ifadeyle, cin şişeden çıkmış durumda. Türk ve dünya medyasının bölgeye dair bilgi ihtiyacının karşılanmasında öne çıkan isimlerden biri olan gazeteci Ceyhun Aşirov’un ifadesiyle söylersek, Ermenistan’ın Kafkasya’da yaptığı “mağlup halk” propagandası çöpe atıldı. Azerbaycan Türkleri “muzaffer millet” olduğunu Dağlık Karabağ’daki ilerleyişiyle teyit etmiş durumda. “Hani nerede Ermenistan ordusu? Karşımızda duramadılar, kaçıyorlar” sözleriyle cephedeki ilerleyişe atıfta bulunan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de yıllardır küresel medyanın omuz vermesiyle şişirilen Ermenistan algısının kâğıttan kaplan olduğunu dünya kamuoyuna tekrar duyurmuş oldu. Ermenistan’dan gelen açıklamalarda ise tüm bu kayıplar ve yenilgiler bir “gerçi çekilme” olarak sunulmaya çalışılıyor. Fakat görünen tablo gerçek durumun çok farklı olduğunu ve Ermenilerin çatışmaların yaşandığı cephelerde mağlup olduğunu bariz şekilde gösteriyor.

Cephede yenilen Ermenistan ordusunun başvurduğu yöntemlerden biri ise sivil katliamlarına devam etmek. 1990’lı yılların başında, başta Hocalı bölgesinde olmak üzere sivil katliamlar yapan Ermenistan, şimdi de cephedeki yenilgilerini örtmek için Azerbaycan’ın Gence şehrine füze saldırıları yapıyor. Şu ana kadar onlarca sivil bu saldırılarda hayatını kaybetti; onlarca ev enkaza dönüştü.

Çatışma bölgesinin dışında yer alan bu bölgelere yapılan saldırılar aslında uluslararası sözleşmelere göre savaş suçu kapsamında. Fakat daha önce de benzer suçları işlemesine rağmen, Ermenistan devleti, bir yaptırımla yüzleşmeyeceğini bildiği için, benzer suçları tekrar işlemekten kaçınmıyor. Küresel örgütlerin sessizliğini bir onay şeklinde değerlendiren Ermenistan’ın sivil yerleşim bölgelerine saldırılarını sürdürme ihtimali yüksek. Oysa uluslararası toplumun kendi ilke ve kurumlarının prestiji için bile olsa bu saldırılar karşısında sessiz kalmaması gerekirdi.

Batı medyası üç maymunu oynuyor

Öte taraftan uluslararası ölçekte yayın yapan büyük medya kuruluşlarının Gence saldırısı ve genelde sivil katliamlar karşısındaki yaklaşım biçimi başlangıcından bu yana problemli. Küresel örgütlerin ve politik güç merkezlerinin taraflı olduğu bir düzlemde, aynı ülkelerin uzantısı konumundaki medyadan tarafsızlık beklemek rasyonel olmasa da, gazetecilik ilkeleri konusunda evrensel vaazlar vermekte tereddüt göstermeyen medya kuruluşlarının tutumları Ermenistan taraftarlığı konusunda bir adım öne çıkıyor. Haber ve yorumlarda “Türk saldırganlığı” ifadesine yoğun şekilde rastlanabiliyor.

Bu bağlamda Rusya’nın Sputnik, Fransa’nın Agence France Presse (AFP) ve France 24, İngiltere’nin BBC ve Reuters ile ABD’nin Associated Press (AP) haber ajansları tarafından sürdürülen genel yayın politikası sorunlu içeriklere sahip. Gence saldırısından sonra New York Times, Wall Street Journal ve CNN gibi kuruluşlar saldırıya yer vermediler. Örneğin AP tarafından geçilen haberde önce Ermenistan Savunma Bakanlığı’nın saldırıyı inkâr haberi verildi; sonrasında ise AP konuya ilişkin haberinin giriş cümlesinde "Azerbaycan Ermenistan'ı ikinci büyük kentini balistik füzeyle vurmakla suçladı" ifadesi kullanılarak saldırganın, katliamı yapan tarafın açıklaması öne çıkarıldı. Genel olarak yayınlarda Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a mikrofon uzatılarak Ermeni tezlerinin dolaşıma sokulması yönünde yaygın bir çaba var.

Öte taraftan İran devlet televizyonu Press TV de bu halkanın içinde. Press TV yayınlarında net ifadelerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik karalama kampanyasına girişmiş durumda ve bu söylemini tipik yeni oryantalist yaklaşımın örtülerinden “sultan”, “imparatorluk” türünden ifadelerle donatmış durumda. Yayınlarda genelde Ermenistan’ın tezleri savunuluyor. Katar’a bağlı İngilizce yayın yapan El-Cezire’deki bazı haberlerde de Ermenistan yanlısı içerikleri görmek mümkün. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan tarafından fonlanan medya kuruluşlarında ise tümüyle Ermenistan tezleri yer alıyor.

Büyük medya kuruluşları aslında gerçeği bilmelerine rağmen “görmedim, duymadım, bilmiyorum” şeklinde üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Bu tavırlarını yedi maddede özetlemek mümkün.

Batı medyasının yedi günahı

Birincisi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Azerbaycan toprağı olarak defalarca tanımlanan Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermenistan işgali açık şekilde vurgulanmıyor. Ermenistan’ın oradaki varlığı BM tarafından “işgal” olarak tanımlanmış olmasına rağmen, Ermenistan’ın bu toprakları sahiplerine bırakarak barışçıl bir şekilde neden geri çekilmediği (muhtemelen Ermenistan’ı üzmemek için) yeterince sorgulanmıyor. Yayınlarda bu bölge için genelde “ihtilaflı bölge” ifadesine yer veriliyor veya “Azerbaycan’ın iddiasına göre” ifadesi öne ekleniyor.

İkincisi, Ermenistan’ın Gence’ye yaptığı balistik füze saldırısında hayatını kaybeden onlarca sivile dair haberler hem vaktinde verilmedi hem de katliamın boyutlarını göstermeye yetecek kadar görüntü haberlere eklenmedi. Ermenistan ile “katliam” kavramını yan yana getirmekten itinayla uzak durulan bir tavır egemen durumda. Halbuki sivil katliamlar yapıldı ve devamının geleceğine dair bir karamsarlığı hem bu sessizlik hem de Ermeni tarafının açıklamaları maalesef düşündürüyor.

Üçüncüsü, sivillerin hayatını kaybettiği saldırıya dair haberde gerçek bilgi açıkça ortada olmasına rağmen, bunun yerine sivil ölümler “Azerbaycan’ın suçlaması ve iddiası” şeklinde sunuldu. Böylesi sivil katliamlar karşısında, savaşan iki taraftan birinin söylemini besleyecek bir dil kullanılması ve olguyu zayıflatmak için “iddia” kelimesinin araya sıkıştırılması planlı bir tutuma işaret ediyor. Yani “Ey okuyucu! İnanmasanız da olur; bu zaten savaşan taraflardan birinin iddiası ve bunu rakibini karalamak için yapıyor” denilmiş oluyor.

Dördüncüsü, Ermenistan devleti Dağlık Karabağ bölgesine (başta Latin Amerika, Suriye ve Lübnan olmak üzere) çeşitli bölgelerden yabancı teröristler taşımasına rağmen, Batı medyası buna hak ettiği şekilde yer vermedi. Halbuki terör örgütü PKK unsurlarının da içinde yer aldığı grupların İran üzerinden bölgeye taşındığı konusunda çokça görüntü ve ses kaydı mevcuttu. Bunun aksine, gerçek olmamasına rağmen, Azerbaycan’ın bölgeye yabancı savaşçı getirdiği yönündeki Ermeni propagandasını tekrarladı.

Beşincisi, uluslararası medyaya bağlı gazeteciler çatışmayı takip edebilmek için büyük ölçüde Ermenistan tarafına seyahat etti ve etmeye devam ediyor. Halbuki olması gereken, bölgedeki durumun her iki taraftan da takip edilmesiydi. Fakat tek taraflı bir takip süreci, doğal olarak önyargıyı da beraberinde getiriyor. Bunun yansımalarını haberlerde görmek mümkün.

Altıncısı, küresel medyadaki Ermenistanlı veya Ermeni diasporasına yakın gazetecilerin çabası ideolojik gazeteciliğin yansımalarına sahip. Bu tür haberlerden biri The Washington Post tarafından Isabelle Khurshudyan (üç yazardan biri) imzasıyla yayımlandı [1] ve haberin başlığında bile Suriyeli paralı askerlerin Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda öldüğü yalanı, Türkiye bağlantısı kurularak verildi. Benzer şekilde Sputnik ve Russia Today’in Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan’ın Ermeni kökenli olması, bu yayın organlarında taraflı bir dil kullanılmasında Rusya’nın devlet politikasından daha fazla rol oynuyor.

Sputnik Türkçe’de dengeli bir dil kullanılırken bu etki özellikle Sputnik’in İngilizce yayınlarında daha belirgin. Putin’in Dağlık Karabağ’a yabancı teröristlerin getirilmesi konusundaki yaklaşımını, gerçek dışı olmasına rağmen, Suriye ve Libya’dan buraya Azerbaycan tarafından getirildiği iddia edilen savaşçılar bağlamında ele almışlar. Gerçekte bölgeye Ermenistan tarafından (başta PKK’lı teröristler olmak üzere) çeşitli bölgelerden getirilen yabancı teröristlere ise hiç değinilmiyor. Sputnik İngilizce yayınlarının sosyal medya hesabından sürece dair yapılan paylaşımlarda bir kilise görselinin sürekli kullanılması ise ilginç. Konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen, herhangi bir haber için bile kilise görseli tercih edilmiş. Bir diğer detay ise Minsk grubu olarak ABD, Fransa ve Rusya’nın Karabağ’daki sorunun çözümü konusunda barışçıl müzakerelere çağrıda bulunması konusu aktarıldıktan sonra, sürekli Türkiye’nin Azerbaycan’ı saldırganlığa teşvik ettiği ve bu yönde desteklediği bağlamında cümlelere yer verilmesinde öne çıkıyor. Bu doğrudan Türkiye’yi ötekileştiren bir yaklaşım olarak okunabilir.

Yedincisi, Batı medyası uzun süredir kapıldığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığını yeniden tedavüle sokmuş durumda. Azerbaycan devletinin işgal edilmiş topraklarını geri alma sürecinde Batı medyasında çıkan analizlerde bu karşıtlığın izlerini görmek mümkün. Hatta hikâyeyi İlham Aliyev’den daha çok Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurgulama çabasındalar.

Dolayısıyla küresel ağa sahip, etki kapasitesi yüksek medya kuruluşlarının böylesine taraflı bir yaklaşıma mahkûm olmaları, gazeteciliğin temel kriterleri bakımından büyük bir hayal kırıklığını ve çoğu yerde ideolojik gazeteciliğin izlerini barındırıyor. Türkiye’nin son 200 yıllık serüveninde yakından tanıdığı ve artık kanıksadığı bu önyargı mekanizması, bugün Azerbaycan’ın haklı davasını örtmek ve sesinin duyulmasını engellemek için çalıştırılmış durumda. Fakat eskisi kadar etkili olamıyor.

[İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Yusuf Özkır aynı zamanda Kriter dergisinin yayın koordinatörüdür]

[1] https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/azerbaijan-armenia-turkey-nagorno-karabakh/2020/10/13/2cdca1e6-08bf-11eb-8719-0df159d14794_story.html



15 Eylül 2018 Cumartesi

Erdoğan, Bakü'de Ermenistan'a resti çekti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan'da Bakü'nün Kurtuluş yıldönümünde açıklamalarda bulundu.


Başkan Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;

Onlar fedakarlıkları ve cesaretleriyle geride nesilden nesile gururla anlatılacak şanlı bir destan bırakarak Türkiye ve Azerbaycan’ın ebedi kardeşliğinin nişanesi oldular. 

1132 şehit mezarıyla Azerbaycan Türkiye’den sonra en fazla şehitliğimizin ve şehit mezarımızın bulunduğu ülkedir. 
Burada koyun koyuna yatan şehitlerimiz aynı zamanda ülkelerimiz arasındaki kader ortaklığının da timsalidir. Türkiye ve Azerbaycan geçmişi bir, kültürü bir, dili bir, dini bir, iki kardeş ülkedir.

Bizler Bahtiyar Vahapzade’nin o güzel ifadesiyle, ''Bir ananın iki oğlu, bir amalın iki kolu, o da ulu, bu da ulu. Azerbaycan-Türkiye.''


''SIRADAN BİR HADİSE DEĞİLDİR''


Biz bugün burada sadece Kafkas İslam ordusu ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin destansı mücadelesiyle 100’üncü yıl dönümünü kutlamıyoruz. 
Bizler aziz şehitlerimizin bize emanet olarak, kemik kardeşliğimizi de idrak ediyoruz. 

Burada bir gerçeğin altını hemen çizmekte fayda görüyorum.

15 Eylül 1918 yılında şu an üzerinde bulunduğumuz topraklarda yaşanan asla sıradan bir hadise değildir. 
Bir asır önce burada verilen mücadele bizim kardeşliğimizin, dostluğumuzun birlik ve beraberliğimizin de sembolüdür. 

Geçmişi bilmeden bir asır önce Nuri Paşa ve Askerlerinin ta binlerce kilometre öteden Bakü’ye koşmalarının sebebini anlamadan, şu dayanışma tablosunun manasını da kavrayamayız.
Bundan bir asır önce zulüm öyle boyutlara ulaşmıştır ki, Nuri Paşa Azerbaycanlı çocuklar hep bir ağızdan mutluluklarını şöyle dile getirmişlerdir. ''Genceli’nin civanları Bakü diye can verir.''


''BU BÜYÜK ZAFERİ ÖNEMSİZ GÖSTERMEYE ÇALIŞANLAR VAR''


Bugün 15 Eylül 1918 tarihinde kazanılan bu büyük zaferi küçük, önemsiz göstermeye çalışan bazı çevreler olduğunu biliyoruz. Buna teşebbüs edenler o dönemde aldıkları ağır yenilginin utancını hala unutamayanlardır. 

Osmanlı’nın imzalının imzaladığı Mondros Ateşkes anlaşması maalesef bu çevrelere fırsat vermiş ve Kafkas İslam Ordusu’nun bu topraklardan çekilmesine yol açmıştır. 

Bundan daha acısı, aynı çevreler Azerbaycan halk cumhuriyetinin yok olması için her türlü gayreti sarf etmişlerdir.
Bağımsızlığının ilanından 22 ay sonra bunda başarılı da olmuşlardır. 

Kafkas İslam Ordusu’nun ve Azerbaycan Ordusu’nun burada gerçekleştirdikleri harekatlar, o dönemde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlayarak bugünkü bağımsızlığının temelini atmıştır. 

Azerbaycan’ı ilk tanıyan devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıması asla tesadüf değil, kemik kardeşliğimizin tabii sonucudur.


''HAYATA GEÇİRDİĞİMİZ PROJELER TÜM BÖLGEYE DAMGASINI VURUYOR''


Bugün Türkiye Azerbaycan’ın sadece siyasi ve askeri değil, ticari, ekonomik ve kültürel her alanda en önemli ortağı konumundadır. 
Türkiye’de eğitim almış Azerbaycanlıların sayısı 125 binin üzerindedir. Halen 15 binden fazla Azerbaycanlı öğrenci eğitim görüyor.

Müştereken hayata geçirdiğimiz projeler tüm bölgeye damgasını vuruyor. 
Türkiye Azerbaycan’daki en büyük yatırımcılardan biridir. 
İnşallah Azerbaycan da çok yakında Türkiye’de aynı konuma gelecektir. Yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli görmedik, görmeyeceğiz.

Bize düşen binlerce şehidimizin kanıyla yoğrulan bu dostluğu, her alanda işbirliğimizi derinleştirmektir. 
Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, gururu bizim gururumuz. Derdi sıkıntısı da bizim problemimizdir. Azerbaycan ağlarsa biz ağlarız. Azerbaycan sevinirse biz seviniriz.


''BUNU BEKLEMELERİ BOŞUNADIR, BEYHUDEDİR!''


Yıllardır vatan hasretiyle hayatlarını sürdüren bir milyondan fazla kardeşimizin artık gözyaşları dinsin istiyoruz. 

Kardeşimizin topraklarının yüzde 20’sini işgal altında tutanların, öz yurduna dönmekten alı koyanların bizden sınırlarımızı açmamızı beklemeleri boşunadır, beyhudedir.
Bu meselede öncelikle adım atması gereken işgalcilerdir. Bir milyon kardeşimizin yüreğini memleket özlemiyle yakanlardır. Elbette biz bütün komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı istiyoruz.
Ancak Yukarı Karabağ sorununun çözümesi, Ermenistan ile ilişkilerimizin düzelmesinin olmazsa olmaz şartıdır. Bu böyle bilinmelidir.
Bundan sadece 25 sene önce Hocalı’da yaşananların hesabını vermeyenlerin, katilleri kahraman ilan edenlerin bize verebilecekleri hiçbir tarih dersi yoktur.


Karabağ sorunu nedir?


Hukuken Azerbaycan'a ait olan topraklar fiilen Ermenistan işgali altında. Rusya'nın desteğini arkasına alan Erivan, tüm uluslararası kararları yok sayarak işgali sonlandırmıyor. İki taraf arasında ateşkes ilan edilse de sorunun çözümü uzak... 
Azerbaycan ve Ermenistan sırında yaşanan çatışmalarda 12 Azeri askeri şehit oldu. Bakü yönetimi 100'den fazla Ermenistan askerinin öldürüldüğünü ve stratejik nokların ele geçirildiğini duyurdu. Çatışmalar, Ermenistan işgali altındaki Dağlık Karabağ sorununu bir kez daha gündeme getirdi. Hukuken Azerbaycan'a ait olun Dağlık Karabağ bölgesi, uluslararası kararlara rağmen fiilen Ermenistan işgali altında... Sorunun neden olduğu insanlık trajedisi ise hala canlı...


28 YILDIR SÜREN TRAJEDİ


Dağlık Karabağ, hukuken Azerbaycan sınırları içinde bulunan, ancak fiilen Ermenistan tarafından işgal edilmiş olan bir bölge. Burada yaşayan Azerbaycanlıların tamamı ya öldürülerek, ya da göçe zorlandı. Bu insanlık trajedisine 20 yıldır çare bulunamıyor.
Sovyetler Birliği'nin dağılma süreci devam ederken Ermenistan ile Azerbaycan arasında patlak veren Dağlık Karabağ sorunu, 28 yıldır bir çözüme kavuşamamış bulunuyor. Bu yüzden de, evlerini, köylerini terk etmek zorunda kalmış olan binlerce insan, 28 yıldır çok zor koşullar içinde mülteci hayatı yaşıyor.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Macaristan seçimlerinin gündemi: Sığınmacılar ve İslam


Resmi kayıtlara göre sadece bin 781 mültecinin bulunduğu Macaristan'da, 8 Nisan'da düzenlenecek olan parlamento seçimlerinin ana konusunu sığınmacılar ve İslam oluşturuyor.
Başbakan Viktor Orban başta olmak üzere birçok hükümet yetkilisinin, Avrupa'nın sığınmacılar tarafından istila edildiği, kiliselerin kapatılarak yerlerine camilerin açıldığı, sığınmacıların yaşadığı bölgelerde kendi kanunlarını yürürlüğe soktuğu gibi iddiaları, dikkatleri yaklaşık 3 yıldır sığınmacı konusunda katı siyaset izleyen Macaristan'a çekti
Yaklaşık 10 milyonluk bir nüfusa sahip olan Macaristan'da, bin 781 mülteci ve 20 bin civarında Müslüman bulunmasına rağmen düzenlenen sığınmacı karşıtı kampanyalar dolayısıyla, ülke sanki sığınmacılar ve Müslümanların saldırısı altındaymış gibi bir hava estiriliyor.
Uzmanlar hükümetin, özellikle 2014 yılı sonbaharında başlayıp ve 2015 yılı ilkbaharına kadar devam eden hükümet karşıtı protesto gösterilerine karşı, dikkatleri ülkeyi 'istila etmek isteyen sığınmacılara' karşı Macaristan'ı koruduğu şeklinde propaganda yürüttüğünü ve o dönem ciddi anlamda kaybettiği oyu geri kazanmayı başardığını belirtiyor.
Macaristan-Sırbistan sınırına çekilen 174 kilometrelik tel örgü ile Avrupa'nın korunamayacağını, sığınmacı akının Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında 2016 yılında varılan mutabakat çerçevesinde durdurulduğunu Macar hükümetinin de bildiğini kaydeden uzmanlar, sığınmacı karşıtı propagandanın sadece iç siyasete yönelik olduğuna işaret ediyor.
Sığınmacıların 'Avrupa'yı işgal ettiği', 'Hristiyanlık değerlerini tehdit ettiği' gibi argümanlar kullanan Başbakan Orban, sığınmacıları neden kabul etmek istemediklerini yaptığı konuşmalarda şu şekilde açıklamıştı:
''Batı Avrupa'da, eski büyük Avrupa ülkeleri, göçmen ülkelere dönüştüler. Kültürel değerlerin değişmesi, Hristiyan kültürüne sahip nüfusun azalmasıyla, büyük şehirlerin İslamlaşması günden güne ilerliyor.'', ''Müslüman sayısı her geçen gün daha da artacak. Avrupa tanınmaz hale gelecek.'', ''Tel örgü inşa ederek, hukuki ve fiziki sınır korumasıyla, Sandor Pinter (İçişleri Bakanı) ve polislerimizin olağanüstü çabalarıyla Güney sınırlarımızı korumayı başardık. İslam dünyasının Güney'den bizi istila etmesini engelledik. Bu bölgede Latin yani Batı Hristiyanlığının son ülkesiyiz.''
Ülkede ılımlı siyasetçi olarak bilinen Macaristan Meclis Başkanı Laszlo Köver, 8 Mart'ta katıldığı bir toplantıda, herhangi bir araştırmaya dayanmayan sadece aşırı sağcılara ait olan 'Londra'da 2001 yılından bugüne 500 kilisenin kapandığını, buna karşın 423 cami inşa edildiği'' iddiasını, gerçekmiş gibi dillendirip, faaliyet gösteren bir tane bile caminin bulunmadığı Macaristan'ın bu durumdan kaçınması gerektiğini ima etmesi, ülkedeki durumu ortaya koyuyor.
Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen ise nüfusun sadece yüzde 0,2'sini Müslümanların oluşturduğu Macaristan'da, sürekli olarak ülkenin 'şeriat tehlikesi' altında olduğunu öne sürerek, "Çocuklarım ve torunlarımın şeriatın gölgesinde yaşamasını istemiyorum. Bir yerde Müslümanlar toplu halde yaşadıkları zaman eninde sonunda İslam hukukunun yürürlüğe sokulmasını isteyeceklerdir. Bu, sadece Müslümanlar için değil, o bölgede yaşayan herkes için geçerli olacak. Biz Aziz Istvan'ın ülkesinin halifelik olmasını istemiyoruz." şeklinde konuşması halkta Müslümanlara karşı korkuyu körüklemesine neden olduğu belirtiliyor.
Benzer şekilde Macaristan Devlet Bakanı Janos Lazar'ın aynı tarihte Viyana'yı ziyaret edip, sosyal medya hesabında yayınladığı bir videoda dünyada en güvenli şehirlerden birisi olan Viyana’nın göçmenler, yabancılar ve Müslümanlar tarafından kötü bir yere dönüştürüldüğü, hükümetin gelecek ay düzenlenecek olan seçimleri kaybetmesi durumunda Macaristan'ın da benzer bir hale dönüşebileceğini iddia etmesi tepkilere neden olmuştu.
Macar yetkililerin açıklamalarına nadiren de olsa uluslararası alandan tepki geliyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad El Hüseyin, temel özgürlüklerin dünyanın her yerinde gerilemeye başladığına dikkat çekmiş, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın ise Avrupa için utanç verici olduğunu vurgulayarak örnek olarak Başbakan Orban'ın "Dış görünüşümüzün (rengimizin) diğer ırklarla karışmasını istemiyoruz." sözünü göstermişti.

Liberalizm ve küreselleşmeyi eleştiren siyasetçiye 'Müslüman oldu' suçlaması

Macar medyası, 2015 yılındaki sığınmacı krizi sonrası Macaristan'da yükselen yabancı ve Müslüman karşıtlığını, seçimler öncesi Türkiye üzerinden daha da körüklemeye çalışıyor. Macaristan'da sığınmacı karşıtı ortamda bundan en büyük nasibi ise Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olmayı savunan bir siyasetçi alıyor. Türkiye ile iyi ilişkiler kurulmasını destekleyen ve halihazırda Macaristan-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığını da yürüten, Macaristan parlamentosunda üçüncü büyük parti konumundaki Jobbik Partisinin Genel Başkanı Gabor Vona, Türkiye ziyaretinde, Türkiye ve Türklerle ilgili bazı olumlu ifadeler kullanınca, ülkedeki birçok yayın organı tarafından Müslüman olmakla "suçlandı".
Vona ve eşinin Türkiye ziyareti sırasında -İstanbul'u ziyaret eden diğer turistler gibi- Türkiye'nin simgelerinden olan Sultanahmet Camisi önünde çektirdiği fotoğrafın, bazı yayın organları tarafından Vona'nın ve eşinin Müslüman olduğunu ispatladığını iddia etmesi, Macaristan'daki medyanın bir kesiminin Türkiye ve İslam üzerinden algı operasyonu yapmaya çalışmasına örnek olarak gösterilebilir.
Vona, Türkiye ziyaretinde yaptığı konuşmada, "Yanlışa cesurca karşı gelen ve Allah'tan başka hiç kimseden korkmayan Atilla'nın torunlarıyız", "Küreselleşme ve liberalizmin karanlığında insanlığın son umudu İslam", "Biz Macarlar, Turan halkıyız ve bizim kardeşlerimiz Turan halklarıdır" gibi ifadeler kullanmıştı.
Vona'nın söz konusu açıklamaları dolayısıyla sadece bazı yayın organlarında değil, iktidar partisi Yurttaş Birliği de (Fidesz) sosyal medya hesabından paylaştığı bir videoda, Vona'nın Türkiye ziyaretinden bazı fotoğrafların eşliğinde şu iddialarda bulunmuştu: ''Son günlerde Gabor Vona'nın yeni görüntüleri ortaya çıktı. Jobbik Genel Başkanının, radikal İslamcılarla Allah'ı övdüğü görülüyor. Kendisine göre İslam, insanlığın son umudu. Bu düşünceler tehlikeli. Vona, Hristiyan kültürümüzü reddediyor.''
Jobbik Partisinin logosunda yer alan çifte haçı çevreleyen ve İslamla alakası olmayan kırmızı çizgiyi İslam'ın sembolü olduğunu iddia eden bir Macar gazetesi ise ''Jobbik'in logosunda neden İslam sembolü var?'' manşetini attı.
Terör örgütleriyle ilişkisi olduğu iddiasında bulunan medya organlarına karşı dava açan Vona'yı haklı bulan mahkeme, söz konusu iddialarda bulunan basın organlarını para cezasına çarptırmıştı.

Jobbik, Türkiye ile iyi ilişkileri savunuyor

Daha önce Macaristan Parlamentosuna taşınan, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına yönelik tasarısı, Macar Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde hükümet partisi Fidesz ve Jobbik'in oylarıyla reddedilmişti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ambargonun haksızlık olduğunu belirtip kaldırılmasını isteyen Jobbik, Mavi Marmara baskınının hemen ardından da Macaristan Ulusal Meclisinde İsrail’i kınayan bir bildiri okumuştu.
Jobbik ayrıca, Ermeni güçlerinin, 26 Şubat 1992'de Karabağ'ın Hocalı kasabasında 83'ü çocuk, 106'sı kadın 613 sivili katletmesinin 25. yılı dolayısıyla mesaj yayımlamıştı.

Anketler: Jobbik ikinci parti olacak

Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, 8 Nisan'da düzenlenecek olan seçimlerde, şu an da hükümette bulunan Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonun yaklaşık yüzde 45 oranında oy alarak birinci geleceği tahmin ediliyor.
2014 yılındaki seçimleri üçüncü sırada bitiren Macaristan Jobbik Partisinin ise yüzde 20 civarında oy alarak ana muhalefet partisi olması bekleniyor. Halihazırda ana muhalefette bulunan Macaristan Sosyalist Partisi'nin (MSZP) ise seçimlerde yaklaşık yüzde 15 oy alarak üçüncü, Demokratik Koalisyonu (DK) yüzde 8 ile dördündü, Macar Yeşiller Partisi'nin ise yüzde 7 ile beşinci sırada bitirmesi bekleniyor.
199 sandalyeye sahip Macaristan Ulusal Meclisine 5 partinin yüzde 5'lik barajı aşarak girmesi bekleniyor.

BM ve Soros'a da sığınmacı suçlaması

Macaristan hükümeti, Birleşmiş Milletler ve Macar asıllı Amerikalı iş adamı George Soros'un Macaristan'a sığınmacıları getirmek istediğini de iddia ediyor. Örneğin Başbakan Orban, BM'nin sığınmacı krizinin çözümü için hazırladığı taslağın Soros'un ''planı'' ile birebir benzerlik gösterdiğini, ülkesinin görüşmelerden çekilebileceğini belirterek, ''BM'nin göç taslağı sanki Soros planından kopyalanmış. Göç taslağının açıklanmasından sonra hükümet söz konusu doküman ile ilgilenecek. Görüşmelerden çekilip çekilmeme kararını daha sonra verecek.'' şeklinde konuştu.
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ise 25 Ocak'ta yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in göçe destek verdiğini iddia edip, ''BM Genel Sekreteri, hükümetlerin göçü desteklemesini istiyor ama biz bunu reddediyoruz. Macar hükümeti, göçün kötü ve tehlikeli olduğunu düşünüyor.'' diye konuştu.

Macaristan'ın sığınmacılara karşı aldığı önlemler

Macaristan, sığınmacılara karşı alınan önlemler kapsamında Vişegrad Grubu'ndaki ortakları Çekya, Polonya ve Slovakya'nın desteğiyle sınırlarına asker ve polis takviyesi yapmıştı. Macaristan, sığınmacı akınını durdurmak amacıyla Sırbistan ve Hırvatistan sınırlarına jiletli tel örgü çekmiş, sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan ederek yasa dışı geçişler için uygulanan cezaları artırmıştı.
Parlamentoda geçen yıl kabul edilen yasayla aralarında çocukların da olduğu sığınmacıların, iltica başvurusu süresince sınırda oluşturulacak kamplarda tutulması zorunlu kılınmış, ülke genelinde yakalanan sığınmacıların da tel örgülerle çevrili sınırdan Macaristan dışına çıkarılacağı duyurulmuştu.
Sivil toplum kuruluşları ise Macar güvenlik güçlerini, ülkeye girmeye çalışan sığınmacılara şiddet uygulayarak Sırbistan'a geri göndermekle suçluyor.
AB'nin sığınmacı krizine çözüm olarak sunduğu kota sistemi kapsamında bin 294 mülteciyi kabul etmesi öngörülen Macaristan hükümeti, 2016'da referandum düzenlemiş ve halka, "AB'nin, Macar vatandaşı olmayan kişileri, Ulusal Meclisin onayı olmadan Macaristan'a yerleştirmesine karar vermesini kabul ediyor musunuz?" sorusu sorulmuştu.​


27 Şubat 2019 Çarşamba

CHP-HDP-İP-SAADET Siz Nasıl Bir Araya Geldiniz?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Devlet Bahçeli: 31 Mart tarihi bir eşiktir

Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli, 31 Mart seçimlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 31 Mart seçimlerine ilişkin değerlendirmede bulunarak, "Yoğun bir kampanya sürecinin öncesinde partimiz tek ses, tek nefes ve tek yürektir, kaldı ki Cumhur İttifakı'nın başarısına tamamıyla inanmıştır. 

Bu kapsamda gereği neyse yapılacak, hiçbir fedakarlıktan kaçınılmayacaktır. 3 Mart 2019 tarihinde aday listelerinin kesinleşmesiyle birlikte çalışmalarımız daha da yaygınlaşacaktır" dedi.

MİLLET İTTİFAKI'NA


Millet ittifakına yönelik tepkilerini dile getiren Devlet Bahçeli, farklı ideolojilerin millet bekası karşısında bir araya geldiğine dikkat çekti.

"CHP-HDP-İP-SP-ÖDP aynı çizgide, aynı emel ve hedefin izindedir." diyen Bahçeli, "FETÖ ise bunlarla aynı hizadadır. Zilletİttifakı aynı zamanda bir milli güvenlik sorunu haline dönüşmüş, bir beka meselesi hüviyetine bürünmüştür. 

Cumhur İttifakı milli özlemleri taşımaktadır. Cumhur İttifakı, gelecek nesilleri düşünmektedir. Cumhur İttifakı, bekamızın muhafaza ve müdafaasına bütünüyle odaklanmıştır. 

Aklı Türkiye düşmanlarında olanlarla aklında sadece Türklük ve Türkiye olanlar arasındaki seçimi, hüküm ve karar sahibi büyük Türk milleti 31 Mart 2019’da gerçekleştirecektir. 

Doğrunun yardımcısı Allah’tır. Aziz milletimizin basireti hayranlık vericidir. Türk milleti 31 Mart’ta; hikmet, hidayet ve hakikat diyenleri; beka, birlik ve beraberlikle yanıp kavrulan tertemiz yürekleri inanıyorum ki, ödüllendirecek, mahcup etmeyecektir.

 Akılları kiralanmış, iradeleri haciz edilmiş, siyasetleri hüsranla karılmış kim varsa 31 Mart 2019’da kesif bir demokratik yenilgiye uğrayacaktır. 

Bugün gerçekleştirilen MYK-MDK ve İl Başkanları Ortak Toplantımızda önümüzdeki siyasal süreçler bütün yönleriyle analiz edilip görüşülmüştü.r" değerlendirmesinde bulundu.

"CUMHURİYET TARİHİNİN EN KİLİT SEÇİMİ"


Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin MYK-MDK-İl Başkanları toplantısı sonrası yazılı açıklama yaptı.

Cumhuriyet tarihinin en kilit, en kritik, milli beka açısından en stratejik seçimlerden birisi olan '31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri'nin 33 gün sonra yapılacağını hatırlatan Bahçeli, "Aziz milletimiz bir kez daha tarihi iradesini sandığa yansıtacak, beş yıllık süre için emaneti ehline teslim edecektir. 

Allah’ın izniyle 31 Mart’ta “Sağduyunun Birlikteliği” galip gelecektir. 

31 Mart’ta Türkiye sevdası ön alacak, cumhurun istiklal ve istikbal hedefleri mutlaka öne çıkacak, demokratik yarışta ipi göğüsleyecektir.

 “Beka İçin Milli Karar Cumhur İçin İstikrar” anlayış ve kavrayışı gücünü geçmişimizden alıp geleceği aydınlatacak, parlak ufukları sayfa sayfa aralayacaktır. 

31 Mart 2019’da Türk milleti seçimini kardeşlikten yana kullanacak; büyümenin, gelişmenin, birlik ve beraberliğin devamı hususunda takdir ve tercih hakkını yüreklice gösterecektir. 

Türkiye’nin aczini ve ataletini bekleyenler, yıkımını ve çözülmesini dileyenler, bununla yetinmeyip zillet ve rezalete kucak açanlar tarihin yanlış yerinde durduklarını elbette anlamak zorunda kalacaklardır.

Türk milleti bekasına sandıkta ve demokratik şekilde bir kez daha sahip çıkacaktır. Bekayı hafife alıp sulandırmaya ve savsaklamaya gayret eden çürümüş siyaset akımları ve zillete bulanmış siyasi aktörler milli iradenin hükmüyle hezimete uğrayacaklardır. 

15 Temmuz FETÖ darbe ve işgal teşebbüsü bekamızın nasıl da kuşatmaya alındığını, Türkiye’nin ne denli bir tehlikeyle karşı karşıya bırakıldığını çok net bir şekilde göstermiştir" ifadelerini kullandı.

BEKA SORUNU


Terörün bir beka sorunu olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Aksini iddia edenler terör sevicileri, terörist işbirlikçileri, vatana kast eden ihanet lobisidir. 

Güney sınırlarımız boyunca sahneye sürülen karanlık oyun bekamızın mahvına hizmet eden zalim ve zulmet nitelikli bir emperyalist kurgu ve kumpastır. 

Akdeniz ve Ege’de aleyhimize olacak şekilde gittikçe derinleşen husumet ve hukuksuzluk sarmalından kaynaklanan ilave tehditler ise vicdan sahibi her vatan evladını rahatsız etmektedir. 

Ekonomik saldırılar, etnik ve mezhebi provokasyonlar, milli güvenliğimize yönelik her türlü tertip ve komplo milli bekamız için risk ve tehlikedir. 

31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin bekayla ne ilgisi var diyenlerin niyetleri bozuk olduğu gibi, milli mensubiyetleri de sorunludur. 

İlhamını Türkiye muhaliflerinden almış, günü birlik heveslerin peşine takılmış, çıkar birlikteliklerin yörüngesine tutunmuş siyasi defoların bekayı özümseyip lazım gelen fedakarlıkları yapması doğal olarak imkansızdır. 

Çünkü fıtratları, mizaçları ve siyasi mazileri buna müsaade etmeyecektir. Bunlar her fırsatta ülkemize engel çıkaran, yapılan her güzel işe kulp bulan, asılsız isnat ve iftiraları meslek edinmiş samimiyet ve dürüstlük fukaralarıdır" dedi.

"31 MART CUMHUR İTTİFAKI'YLA BAŞARIYA ULAŞMALIDIR"


Bahçeli, 31 Mart 2019 tarihinin bir eşik olduğunu belirterek, "Bir dönümdür, bir milattır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uygun mahalli idareler yönetimlerinin teşkili ve tezahürü geleceğimiz için paha biçilemez değer ve önemdedir. 

Yönetim sisteminden kaynaklanan aksaklık ve çarpıklıklar yeni hükümet sistemiyle tamir ve telafi edilmiştir. 

Bunun kalıcı olabilmesi, yerleşip kökleşebilmesi için mahalli idarelerin buna müzahir tesisi elzem ve ehemmiyet arz eden bir gayedir. Milli huzurun istikrarı buna bağlıdır. Milli bekanın gücüne güç katması bununla mümkün olacaktır. 

Türk milleti büyük bir badireyi atlatarak, son iki asrın en vahim türbülans ve sarsıntısını bertaraf ederek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni inşa etmiştir. 

Yeniden sistem tartışmalarının sökün etmemesi için 31 Mart’ta Cumhur İttifakı başarıya ulaşmalıdır. Yeni bir rejim bunalımı, yeni bir toplumsal ve siyasal buhranın yeşermemesi için 31 Mart’tan Cumhur İttifakı zaferle çıkmalıdır. 

Bugün ülkemizde, bir yanda Türk milletinin kutlu iradesinden doğmuş, ifade kudretiyle doğrulmuş Cumhur İttifakı varken, diğer yanda feyzini Türkiye düşmanlarından alıp ikbal hesabı yapan Zillet İttifakı bulunmaktadır. Zilletin bir numaralı destekçisi PKK’dır" ifadelerini kullandı.

Bahçeli, açıklamasında şunları kaydetti:


"Yoğun bir kampanya sürecinin öncesinde partimiz tek ses, tek nefes ve tek yürektir, kaldı ki Cumhur İttifakı'nın başarısına tamamıyla inanmıştır. Bu kapsamda gereği neyse yapılacak, hiçbir fedakarlıktan kaçınılmayacaktır. 

3 Mart 2019 tarihinde aday listelerinin kesinleşmesiyle birlikte çalışmalarımız daha da yaygınlaşacaktır. 

Cumhur İttifakı Türkiye’nin yegane umudu, yegane çaresidir. Hiçbir çıkar ilişkisi olmadan yalnızca Türkiye ve Türk milleti için yapacağımız halis çalışmalarda Cenab-ı Allah bizi ümit ve niyazım odur ki, yalnız bırakmayacaktır. 

Son olarak, 27 yıl önce Yukarı Karabağ’ın Hocalı Kasabası’nda Ermeni çeteleri tarafından düzenlenen vahşi saldırılarda hayatlarını kaybeden 613 masum soydaşımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. 

Halen işgal altında bulunan Azerbaycan topraklarının bir bölümünün bir an önce asıl sahiplerine iadesini temenni ediyor, bunu da sonuna kadar takip edeceğimizi, dua ve desteğimizin her zaman soydaşlarımızla olacağını bir kez daha ilan ediyorum."











google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html