BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Bakü sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Bakü sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

30 Temmuz 2019 Salı

Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan iş birliği bölgede istikrar üretiyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Soğuk Savaş'ın ardından özellikle Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye ikili ve üçlü ilişkileri bölgenin kaderini önemli ölçüde belirledi.

Tamer Ashraf
2019 yazında bölgemizde iş birliklerinin gelişmesi adına önemli olumlu ve olumsuz gelişmelere tanık olundu. 12 Haziran 2019’da Azerbaycan’ın Gebele kentinde 7. Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye Savunma Bakanları üçlü toplantısı, 19 Haziran 2019’da Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 4. Kolordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı temsilcileri ve ana ast birlik komutanlarının katılımıyla Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Deprem Arama Kurtarma Tatbikatı, 16 Temmuz 2019’da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de ise Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan parlamentolarının Dış İlişkiler Komisyonları üçlü toplantı gerçekleştirildi.

Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın geliştirdikleri ikili ve üçlü iş birliği mekanizmaları bölgedeki olumlu havanın yükselmesine ve bu ülkelerin bölgesel ve küresel öneminin artmasına neden oldu, ayrıca önemli bir iş birliği örneği teşkil etti.

Bu arada 20 Haziran 2019’da Parlamentolararası Ortodoks Meclisi Genel Kurulu için Gürcistan’da bulunan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne yönelik tavırları ile ünlü bir Rus milletvekilinin parlamento başkanı koltuğuna oturması sonrasında ikili ilişkiler gerildi ve iki ülke arasında uçak seferleri dahi durdu. Mayıs ve Temmuz 2019’da ise Gürcistan ile Azerbaycan arasında “Keşikçidağ provokasyonu” olarak tanımlanan küçük olumsuzluklar yaşandı.

Başlangıçta bu iş birliği sadece Batı kaynaklıymış gibi algı oluşturulmaya çalışılsa da, Azerbaycan ve Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin sorunlu olduğu dönemlerde bile bu iş birliğini canlı tutmak adına özel çaba sarfetmeleri ve özveride bulunmaları bu algıyı önemli ölçüde yıktı.

Aslında Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Güney Kafkasya bir yandan büyük enerji oyununun yeni alanı, diğer yandan da etnik çatışmalar coğrafyası haline gelmiştir. Her ne kadar Hazar havzasının doğal kaynakları bölgenin önemini artırsa da genel anlamda Kafkasya’daki (Kuzey Kafkasya’daki ve Güney Kafkasya’daki) etnik sorunlar (çatışmalar) bölgenin riskli coğrafya olarak algılanmasına neden olmuştur. Uzmanlar bölgenin geleceğine iş birliklerinin mi yoksa çatışmaların mı damgasını vuracağı sorusuna uzun süre net cevap verememişlerdir.

Bu koşullar altında Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın geliştirdikleri ikili ve üçlü iş birliği mekanizmaları bölgedeki olumlu havanın yükselmesine ve bu ülkelerin bölgesel ve küresel öneminin artmasına neden olmuş, ayrıca önemli bir iş birliği örneği teşkil etmiştir.

SSCB sonrası olumsuz koşullar


Sovyet Birliği’nin dağılmasıyla Güney Kafkasya’da üç yeni bağımsız devlet, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan kendilerini etnik gerginliklerin ve hatta uzun süre boyunca da savaşın içinde bulmuştur. Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları uzun süren savaşın ardından "dış desteğin" de etkisiyle Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgaliyle sonuçlanmıştır. Kökenleri daha eskilerde bulunmakla beraber 1988’de alevlenen Karabağ sorunu 1992’de savaşa dönüşmüş, Mayıs 1994’te imzalanan ateşkes anlaşmasıyla şimdilik savaşa ara verilmiştir.

Gürcistan bu süreçte Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık, Cehavetya’daki Ermeni azınlığın ise Ermenistan ile birleşme talepleriyle karşı karşıya kalmıştır. Azerbaycan’a yönelik saldırıları nedeniyle Ermenistan, Gürcistan Ermenilerinin taleplerini askıya almaya karar verdiği (aynı dönemde hem Azerbaycan hem de Gürcistan ile savaş için iç kaynaklarının yetersiz ve dış politika açısından yaşanabilecek sıkıntıların yüksek olması ihtimali sebebiyle) için bu cephede savaş yaşanmamıştır. Fakat Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık talepleri yine "dış desteğin" de katkısıyla Gürcistan merkezi yönetimine karşı savaşa dönüşmüştür. 1990’ların başlarında Tiflis yönetiminin askeri açıdan başarı kazanmaya ve toprak bütünlüğünü sağlamaya çok yakın olduğu dönemlerde Rusya askeri kuvvetlerinin sürece açık müdahalesi Gürcistan’ın yenilgisini kaçınılmaz kılmıştır. Gürcistan’da Saakaşvili yönetiminin Ağustos 2008’de başlattığı askeri operasyon da benzer şekilde sonuçlanmıştır.

Günümüzde Azerbaycan ve Gürcistan için toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışmak öncelikli konular arasında yer almakta ve sorunların barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmaması bölge için savaş riskini canlı tutmaktadır.

1990’lı yıllarda Kuzey Kafkasya’da Rusya Federasyonu merkezi yönetimine karşı bağımsızlık hareketleri de söz konusu olmuş, özellikle Çeçenistan bir süre için fiili bağımsızlığa bile sahip olmuştur. Fakat Moskova yönetimi özellikle Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte bölgeyi kontrolü altına almıştır.
Bu dönemde Ermenistan’ın diğer komşusu olan Türkiye ile ilişkileri de olumlu yönde ilerlememiştir. Türkiye Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birisi olsa da bu ülkenin Türkiye’ye yönelik suçlamaları ve toprak iddiaları, ayrıca Azerbaycan topraklarını işgal altında tutması nedeniyle diplomatik ilişki kurulmamış, Nisan 1993’te ise Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırılarını artırması ve Kelbecer’i işgal etmesi üzerine sınırlar da kapatılmıştır. Sonraki dönemde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesine ve sınır kapılarının açılmasına yönelik zaman zaman da baskıya dönüşen iç ve dış çabalar sonuçsuz kalmıştır. SSCB sonrası dönemde Azerbaycan ve Gürcistan’ın kuzey ve güneydeki komşularla ilişkileri de inişli çıkışlı trende sahip olmuştur.

Bu dönemde Ermenistan, komşularıyla sorunlu ilişkileri dolayısıyla (Azerbaycan topraklarını işgal altında tuttuğu, Gürcistan’a yönelik toprak iddiaları, Türkiye’ye yönelik sözde soykırım suçlamaları ve toprak iddiaları) için bölgesel projelerin tamamının dışında kalmıştır. Ermenistan’ın ABD dahil çeşitli ülkelerdeki Ermeni lobisinin Erivan'ı dışarıda bıraktığı için Bakü-Tiflis-Ceyhan ve diğer projelerin askıya alınması gerektiğine yönelik tezleri inandırıcı bulunmamış, bu doğrultuda yapılan çalışmalar da sonuçsuz kalmıştır.

Bu arada Azerbaycan ile Gürcistan arasında bazı sınır sorunlarının ve Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin sorunlarının uzlaşmazlık konusu teşkil ettiği gözlenmiştir. Türkiye ile Gürcistan arasında ise Türkiye’deki Kafkas diasporasının Abhazya ve Güney Osetya’ya verdiği destek, ayrıca Gürcistan’nın Ahıska Türklerinin geri dönüşlerine ilişkin Avrupa Konseyi’ne karşı üstlendiği yükümlüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanan sıkıntılar görülmüştür.

Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan iş birliği


Yukarıda ortaya konan tablo çerçevesinde Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan yönetimleri çatışmaya ve sorunları tırmandırmaya değil, iş birliğine önem vermiş ve örnek bir bölgesel iş birliği modeli geliştirmiştir. Bu tablonun ortaya çıkmasında 1990’larda üç liderin (Süleyman Demirel, Haydar Aliyev ve Eduard Şevardnazde) sabırla stratejik iş birliğini inşa etmeye başlamaları ve 2000’lerde bu ülkelerde iktidara gelen yeni liderlerin (Recep Tayyip Erdoğan, İlham Aliyev ve Mihail Saakaşvili) bu süreci sabırla devam ettirmesi önemli rol oynamıştır.

Her üç ülke siyasi, güvenlik, ekonomik ve diğer alanlarda ilişkileri geliştirmek için mümkün olduğu kadar dikkatli ve sistematik bir biçimde çalışmıştır. Uzun süre ikili ilişkiler ve zaman zaman farklı uluslararası toplantılar çerçevesinde üçlü diyaloglar şeklinde sürdürülen ilişkilere 26 Nisan 1998’de ve 29 Nisan 2002’de Trabzon’da üç ülke liderlerinin katılımıyla zirve toplantıları eklenmiş, 2002’deki zirvenin ardından üç ülke arasında Terörizm, Organize Suçlar ve Diğer Önemli Suçlarla Mücadele Anlaşması imzalanmıştır. Ardından üçlü iş birliği kurumsal nitelik kazanmış, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere üç ülkenin çeşitli kurumları arasında benzer toplantılar sürekli olarak gerçekleştirilmeye başlamıştır. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın şimdilik sonuncusu olan 7.’si 30 Ekim 2018’de İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. 31 Mart 2018 tarihinde Giresun’da gerçekleştirilen Savunma Bakanları 6. Toplantısının ardından “Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti, Gürcistan Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Alanında İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalanmış, sonuncu toplantı ise yukarıda da ifade edildiği üzere 12 Haziran 2019’da yapılmıştır.

Uzun uğraşlar sonucunda gerçekleştirilen Bakü-Supsa ve Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hatları ile Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattı sadece bu üç ülkenin kaderinde önemli bir dönüm noktası olmakla kalmamış, aynı zamanda küresel enerji oyununda devrim niteliğine de sahip olmuştur. Bu projeler dahil Hazar’ın Azerbaycan bölgesine ilişkin enerji projeleri bir yandan bölgeye sermaye çekerken, diğer yandan Hazar bölgesinden uluslararası piyasalara alternatif enerji naklinin de yolunu açmıştır. TANAP ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı projeleri de üçlü iş birliğini küresel açıdan da önemli hale getirmiş, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan üçlüsü hem Avrupa’nın enerji güvenliği hem de Doğu-Batı taşımacılığı açısından kilit pozisyona yükselmiştir.
Türkiye’nin girişimiyle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve DEİK organizasyonunda Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan İş Forumları ve diğer ilgili kurumların toplantıları da düzenlenmektedir. Ayrıca 15 Mart 2018’de yapılan Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan-İran Dışişleri Bakanları Dörtlü Toplantısı ile birlikte bu tür üçlü iş birliği formatlarının daha da genişlendirildiği de görülmüştür.

Üçlü iş birliğine yönelik provokasyonlar


Soğuk Savaş'ın ardından özellikle Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye ikili ve üçlü ilişkileri bölgenin kaderini önemli ölçüde belirlemiştir. Bu üç ülkenin olumlu yaklaşımları sayesinde Güney Kafkasya çatışma bölgesi olarak değil, iş birliği bölgesi olarak dikkat çekmeye başlamıştır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki üçlü iş birliği ve ikili ilişkiler birbirlerini karşılıklı olarak destekliyor ve canlı tutuyor.

Başlangıçta bu iş birliği sadece Batı kaynaklıymış (ABD projesiymiş) gibi algı oluşturulmaya çalışılsa da, Azerbaycan ve Türkiye’nin Batı (ABD) ile ilişkilerinin sorunlu olduğu dönemlerde bile bu iş birliğini canlı tutmak adına özel çaba sarfetmeleri ve özveride bulunmaları bu algıyı önemli ölçüde yıkmıştır. Üç ülke sürekli geliştirdikleri bu iş birliğinin Batı merkezli değil, bölge merkezli iş birliği olduğunu önemli ölçüde kanıtlamışlardır. Öncesinde ve sonrasında hem Ankara’nın hem Bakü’nün hem de Tiflis’in gündeme getirdiği daha geniş çerçeveli bölgesel iş birliği modelleri de bunun bir kanıtıdır. Tabii ki, bu iş birliği çerçevesinde gerçekleştirilen projelerden İran da dahil olmak üzere Çin’den İngiltere’ye kadar çok sayıda ülke yararlanmış olabilir. Ama zaten Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın temel amacı da bölgenin refah ve iş birliği merkezine dönüşmesidir, “sürekli çatışma bölgesi” kaderini yaşaması değil.

Öte yandan bu üçlü iş birliğinden bazı devletlerin rahatsız olduğu da biliniyor. Bunların başında komşularına yönelik toprak iddiaları ve Azerbaycan topraklarını işgal altında tutması nedeniyle bölgesel projelerin dışında kalan Ermenistan gelmektedir. Ermenistan ve diğer bazı devletler Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan üçlü iş birliğinin zarar görmesi için zaman zaman bu üç ülke arasındaki ikili ilişkilere yönelik provokasyonlarda bulunmaktadırlar. Gürcistan ile Azerbaycan arasında kriz çıkarmak hedefiyle yapılan son “Keşikçidağ provokasyonları” da bunun bir parçasıdır ve asla küçümsenmemesi gerekiyor. Özellikle son provokasyonda Azerbaycan tarafının dikkatli davranması sayesinde ikili ve üçlü ilişkiler büyük bir krizi atlatmıştır. Önceki dönemlerde Türkiye-Gürcistan, Gürcistan-Azerbaycan ve hatta Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine yönelik benzer girişimler de söz konusu olmuştu.
Bu tür girişimlerin devam edeceği kuşkusuzdur. Çünkü aslında bu provokasyonların hedefi sadece ikili ilişkiler değil, üçlü iş birliğinin doğurduğu ciddi bölgesel ve küresel sonuçlardır. Önemli olan bu tür girişimlere karşı ikili ilişkilerdeki potansiyel sorun alanlarının tespit edilerek çözüme kavuşturulması ve ilişkilerin daha da derinleştirilmesidir.


15 Eylül 2018 Cumartesi

Erdoğan, Bakü'de Ermenistan'a resti çekti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan'da Bakü'nün Kurtuluş yıldönümünde açıklamalarda bulundu.


Başkan Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;

Onlar fedakarlıkları ve cesaretleriyle geride nesilden nesile gururla anlatılacak şanlı bir destan bırakarak Türkiye ve Azerbaycan’ın ebedi kardeşliğinin nişanesi oldular. 

1132 şehit mezarıyla Azerbaycan Türkiye’den sonra en fazla şehitliğimizin ve şehit mezarımızın bulunduğu ülkedir. 
Burada koyun koyuna yatan şehitlerimiz aynı zamanda ülkelerimiz arasındaki kader ortaklığının da timsalidir. Türkiye ve Azerbaycan geçmişi bir, kültürü bir, dili bir, dini bir, iki kardeş ülkedir.

Bizler Bahtiyar Vahapzade’nin o güzel ifadesiyle, ''Bir ananın iki oğlu, bir amalın iki kolu, o da ulu, bu da ulu. Azerbaycan-Türkiye.''


''SIRADAN BİR HADİSE DEĞİLDİR''


Biz bugün burada sadece Kafkas İslam ordusu ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin destansı mücadelesiyle 100’üncü yıl dönümünü kutlamıyoruz. 
Bizler aziz şehitlerimizin bize emanet olarak, kemik kardeşliğimizi de idrak ediyoruz. 

Burada bir gerçeğin altını hemen çizmekte fayda görüyorum.

15 Eylül 1918 yılında şu an üzerinde bulunduğumuz topraklarda yaşanan asla sıradan bir hadise değildir. 
Bir asır önce burada verilen mücadele bizim kardeşliğimizin, dostluğumuzun birlik ve beraberliğimizin de sembolüdür. 

Geçmişi bilmeden bir asır önce Nuri Paşa ve Askerlerinin ta binlerce kilometre öteden Bakü’ye koşmalarının sebebini anlamadan, şu dayanışma tablosunun manasını da kavrayamayız.
Bundan bir asır önce zulüm öyle boyutlara ulaşmıştır ki, Nuri Paşa Azerbaycanlı çocuklar hep bir ağızdan mutluluklarını şöyle dile getirmişlerdir. ''Genceli’nin civanları Bakü diye can verir.''


''BU BÜYÜK ZAFERİ ÖNEMSİZ GÖSTERMEYE ÇALIŞANLAR VAR''


Bugün 15 Eylül 1918 tarihinde kazanılan bu büyük zaferi küçük, önemsiz göstermeye çalışan bazı çevreler olduğunu biliyoruz. Buna teşebbüs edenler o dönemde aldıkları ağır yenilginin utancını hala unutamayanlardır. 

Osmanlı’nın imzalının imzaladığı Mondros Ateşkes anlaşması maalesef bu çevrelere fırsat vermiş ve Kafkas İslam Ordusu’nun bu topraklardan çekilmesine yol açmıştır. 

Bundan daha acısı, aynı çevreler Azerbaycan halk cumhuriyetinin yok olması için her türlü gayreti sarf etmişlerdir.
Bağımsızlığının ilanından 22 ay sonra bunda başarılı da olmuşlardır. 

Kafkas İslam Ordusu’nun ve Azerbaycan Ordusu’nun burada gerçekleştirdikleri harekatlar, o dönemde Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlayarak bugünkü bağımsızlığının temelini atmıştır. 

Azerbaycan’ı ilk tanıyan devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıması asla tesadüf değil, kemik kardeşliğimizin tabii sonucudur.


''HAYATA GEÇİRDİĞİMİZ PROJELER TÜM BÖLGEYE DAMGASINI VURUYOR''


Bugün Türkiye Azerbaycan’ın sadece siyasi ve askeri değil, ticari, ekonomik ve kültürel her alanda en önemli ortağı konumundadır. 
Türkiye’de eğitim almış Azerbaycanlıların sayısı 125 binin üzerindedir. Halen 15 binden fazla Azerbaycanlı öğrenci eğitim görüyor.

Müştereken hayata geçirdiğimiz projeler tüm bölgeye damgasını vuruyor. 
Türkiye Azerbaycan’daki en büyük yatırımcılardan biridir. 
İnşallah Azerbaycan da çok yakında Türkiye’de aynı konuma gelecektir. Yaptıklarımızı hiçbir zaman yeterli görmedik, görmeyeceğiz.

Bize düşen binlerce şehidimizin kanıyla yoğrulan bu dostluğu, her alanda işbirliğimizi derinleştirmektir. 
Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, gururu bizim gururumuz. Derdi sıkıntısı da bizim problemimizdir. Azerbaycan ağlarsa biz ağlarız. Azerbaycan sevinirse biz seviniriz.


''BUNU BEKLEMELERİ BOŞUNADIR, BEYHUDEDİR!''


Yıllardır vatan hasretiyle hayatlarını sürdüren bir milyondan fazla kardeşimizin artık gözyaşları dinsin istiyoruz. 

Kardeşimizin topraklarının yüzde 20’sini işgal altında tutanların, öz yurduna dönmekten alı koyanların bizden sınırlarımızı açmamızı beklemeleri boşunadır, beyhudedir.
Bu meselede öncelikle adım atması gereken işgalcilerdir. Bir milyon kardeşimizin yüreğini memleket özlemiyle yakanlardır. Elbette biz bütün komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı istiyoruz.
Ancak Yukarı Karabağ sorununun çözümesi, Ermenistan ile ilişkilerimizin düzelmesinin olmazsa olmaz şartıdır. Bu böyle bilinmelidir.
Bundan sadece 25 sene önce Hocalı’da yaşananların hesabını vermeyenlerin, katilleri kahraman ilan edenlerin bize verebilecekleri hiçbir tarih dersi yoktur.


Karabağ sorunu nedir?


Hukuken Azerbaycan'a ait olan topraklar fiilen Ermenistan işgali altında. Rusya'nın desteğini arkasına alan Erivan, tüm uluslararası kararları yok sayarak işgali sonlandırmıyor. İki taraf arasında ateşkes ilan edilse de sorunun çözümü uzak... 
Azerbaycan ve Ermenistan sırında yaşanan çatışmalarda 12 Azeri askeri şehit oldu. Bakü yönetimi 100'den fazla Ermenistan askerinin öldürüldüğünü ve stratejik nokların ele geçirildiğini duyurdu. Çatışmalar, Ermenistan işgali altındaki Dağlık Karabağ sorununu bir kez daha gündeme getirdi. Hukuken Azerbaycan'a ait olun Dağlık Karabağ bölgesi, uluslararası kararlara rağmen fiilen Ermenistan işgali altında... Sorunun neden olduğu insanlık trajedisi ise hala canlı...


28 YILDIR SÜREN TRAJEDİ


Dağlık Karabağ, hukuken Azerbaycan sınırları içinde bulunan, ancak fiilen Ermenistan tarafından işgal edilmiş olan bir bölge. Burada yaşayan Azerbaycanlıların tamamı ya öldürülerek, ya da göçe zorlandı. Bu insanlık trajedisine 20 yıldır çare bulunamıyor.
Sovyetler Birliği'nin dağılma süreci devam ederken Ermenistan ile Azerbaycan arasında patlak veren Dağlık Karabağ sorunu, 28 yıldır bir çözüme kavuşamamış bulunuyor. Bu yüzden de, evlerini, köylerini terk etmek zorunda kalmış olan binlerce insan, 28 yıldır çok zor koşullar içinde mülteci hayatı yaşıyor.

22 Ekim 2020 Perşembe

İran'ın Karabağ siyaseti Tebriz sokaklarını zorluyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İran’ın Ermenistan’a yaptığı yardımları protesto amacıyla Tebriz'de düzenlenen gösteriler, Tahran'ın izlenen politika konusunda iç kamuoyunu ikna edemediğini gösterirken mevcut politikanın artık sürdürülemez hale geldiğine de işaret ediyor.



27 Eylül sabahı Ermenistan'ın saldırılarıyla başlayan ve ateşkes ilanlarına rağmen hâlâ devam eden Karabağ çatışmaları Azerbaycan ve Ermenistan’ın yanı sıra birçok ülkenin de başlıca gündem maddesi haline geldi.

Her ne kadar müzakere masasında İran’ın adı az anılsa da sahada son derece önemli bir konumda bulunduğunu söylemek mümkün. Tahran’ın dış politikasını tek boyutlu olarak mezhep merkezli okuyanlar ise Ermenistan’dan yana sergilediği duruştan dolayı şaşkınlar. Ancak asıl şaşkınlığa neden olan şey, İran Türklerinin ülkenin izlediği dış siyaseti protesto etmeleri oldu. Pazar günü ikinci kez sokağa dökülen İran Türkleri, Ermenistan’la sınır kapısının açık tutulmasını protesto ettiler. Şimdi daha önce bu gösteriler sonucu söylemini değiştiren İran’ın kamuoyu baskısı neticesinde Karabağ’da politika değişikliğine gidip gitmeyeceği merak konusu.

Karabağ'daki çatışmaların ardından Tebriz ve Tahran başta olmak üzere birçok şehirde İran Türklerinin gösteriler düzenlemesi, sözkonusu potansiyelin ne kadar yüksek olduğunun bir işareti. Nitekim sadece Tebriz’de pazar günü gerçekleşen gösterilere bakıldığında İran Türklerinin durumdan ne kadar rahatsız olduklarını rahatlıkla anlayabiliriz.

Tebriz'deki gösteriler

İran’da konu her ne olursa olsun halk gösterileri her zaman kırmızı çizgi sayılır. Sokak gösterileri ancak ve ancak yönetimin onayı veya daha doğrusu eliyle yapılabilir. Örneğin her sene 24 Nisan’da başkent Tahran’da sözde “Ermeni Soykırımı” adı altında gerçekleşen anma törenleri ve yürüyüşlerin en üst düzey onay ve iradesi olmadan hayata geçmesini düşünmek fazlasıyla saflık olur. Dolayısıyla Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği önünde Türk bayrağının yakılmasına ve Türkiye aleyhtarı sloganlar atılmasına gösterilen müsaadeyi Tahran’ın siyasi iradesiyle bağlantılı olarak düşünmek gerekir. 

Ekonomik olarak oldukça zor bir dönemden geçen İran zaten geniş çapta bir protesto potansiyeline sahip. Geçtiğimiz aylarda çoğunlukla hayat pahalılığına tepki olarak başlayan gösterilerin kısa bir zaman diliminde ülke geneline yayılması ve siyasi boyutlar kazanması yönetimin kâbusu haline gelmişti. İşte bu nedenle ülkede herhangi bir halk hareketinin başlamadan hemen önce engellenmesi hedeflenir ve bu tepkilerin bastırılması için sert müdahaleye de başvurulur.

Karabağ'daki çatışmaların ardından Tebriz ve Tahran başta olmak üzere birçok şehirde İran Türklerinin gösteriler düzenlemesi, sözkonusu potansiyelin ne kadar yüksek olduğunun bir işareti. Nitekim sadece Tebriz’de pazar günü gerçekleşen gösterilere bakıldığında İran Türklerinin durumdan ne kadar rahatsız olduklarını rahatlıkla anlayabiliriz. Protestolar başlamadan önce onlarca aktivist eyleme katılmamaları için güvenlik güçleri tarafından uyarılmış, ayrıca gösteriden önce yine önlem amaçlı birkaç kişi gözaltına alınmıştı. Tebriz’de istisnasız tüm ana sokaklarda yoğun güvenlik önlemleri alıp şehri adeta bir kışlaya çeviren İran yönetimi, bütün bu tedbirlere rağmen Karabağ konusundaki öfkeye zincir vuramadı. Polisin sert müdahalesi sonucu sadece birkaç dakika sürebilen gösterilerde 100’den fazla kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Öte yandan birkaç gün önce benzer eylemde gözaltına alınanlar da hâlâ serbest bırakılmış değil. Tepkilerin odağında İran’ın Ermenistan’a yaptığı yardımlar bulunuyor. İran ne iç ne de dış kamuoyunu tarafsız olduğuna ikna edemiyor; tüm baskılara rağmen bu politikasına yönelik itirazların da önünü alabilmiş değil.

İran Türklerini özellikle son yaşananlardan sonra diğer milletlerden de ayırmak gerekiyor. Çünkü örneğin yıllardır İran’ın Suriye politikası aktif bir şekilde halk tarafından protesto ediliyor ama yönetim en ufak bir geri adım atmış değil. Ancak söz konusu Türklerin, İran’ın Karabağ politikasına itirazı olunca liderler kısa sürede söylemsel olarak ciddi bir yumuşamaya gitmek zorunda kalmış gözüküyor.

Bu aşamadan sonra Tebriz sokaklarında talep edildiği üzere İran’ın Ermenistan’a lojistik yolunu kapatması muhtemel görünmese de bundan sonra en azından işgalci Ermenistan’a her türlü desteği sağlamanın maliyeti tamamen Tahran’ın hesabına yazılacaktır. Bu durum İlham Aliyev’in de sinyallerini verdiği gibi savaş sonrası Azerbaycan’ın İran ile olan ilişkilerini de derinden etkileyecektir.

Türkiye’nin bu süreçte her anlamda Azerbaycan’ın yanında yer alması İran Türkleri için de geleceğe yönelik umut kaynağı haline geldi. Karabağ gibi haklı bir davada uluslararası baskılara rağmen Ankara ve Bakü’nün yan yana sağlam duruşu Tebriz’de, Tahran’dan her gün daha çok soğuyan yeni nesil tarafından dikkatle takip ediliyor. İşte böyle bir ortamda Azerbaycan ve Türkiye'nin tezlerinin İran yönetiminin çizgisine rağmen rağmen gibi kesim tarafından destekleniyor oluşu İran’ın elini ciddi oranda zayıflatmış görünüyor.

İran'ın manevra alanı sınırlı

İran’ın Karabağ konusunda Ermenistan’dan yana tutumu bugünlerde daha da belirgin olarak açığa çıksa da aslında başından beri aynıydı. 8 yıllık Irak savaşından kurtulup nefes alabilen İran'ın Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra başlıca önceliği bölgeye açılmaktı. Bu çerçevede İran’dan sonra nüfusunun büyük çoğunluğunu Şii mezhebine mensup olanların oluşturduğu Azerbaycan, İran yönetimi için bu açılımın en cazip adresi olarak görünüyordu. Ancak gelişmeler, Güney Kafkaslarda bir nüfuz alanı temin etmeyi hedefleyen İran'ın beklediği gibi olmadı. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ismi bile güneydeki İran’da yerleşen Türkler [Güney Azerbaycan] için son derece heyecan vericiydi. Savaş yıllarının kapalı atmosferinden çıkılmış, Humeyni dönemi sona ermiş ve ülkede yeni rüzgarlar esmeye başlamışken Tebriz’de hep Bakü nağmeleri söylenmeye başlamıştı. Yıllarca ötekileştirilmiş, dışlanmış Türklere karşı Tahran bütün çabalarına rağmen Aras’ın sınır olduğunu bir türlü benimsetememişti. Birinci Pehlevi döneminden itibaren Fars milliyetçiliğini merkeze alarak ulus devletin inşa edildiği İran’da Türkler asıllılar nüfusları itibarıyla tamamen bir köşeye çekilmeyecek kadar kalabalık olsalar da kendi kimliklerini geri kazanmakta oldukça zorlanmışlardı. Devrimden umduklarını bulamayan Türkler merkezden soğudukça daha çok kendi özlerine dönmüşlerdi. İşte tam da bu ortamda ikiye bölünen halkın kuzeyde kalan kısmının müstakil bir ülke olarak yeniden doğması güneydekileri de bir hayli heyecanlandırmıştı. 

Bu sürecin taşıdığı tehlikeleri hisseden İran, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yeni yönetimine karşı iyice tedirgin olmaya başladı. Halk Cephesi ve Ebulfez Elçibey’in iktidara gelmesiyle birlikte Güney Azerbaycan meselesi en üst düzeyde dile getirildi. Bütün Azerbaycan’dan sık sık bahseden Elçibey’in milliyetçi tutumu İran için tam bir kâbus haline gelmişti. Bu ortamda Karabağ sorunu giderek tırmanmaya başladı ve İran seçimini yaptı. Güçlü ve istikrarlı bir Azerbaycan’ın İran Türkleri için nasıl bir ilham kaynağı olduğunu bilen Tahran, Karabağ meselesinin çözülemez hale gelmesini uzun vadeli çözüm olarak görüyordu. İran böylece özellikle arabuluculuk şansını meselenin başından beri yitirmiş oldu. 8 Mayıs 1992’de Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin inisiyatifiyle Azerbaycan ve Ermenistan yetkilileri Tahran’da ateşkes antlaşmasını imzaladıktan sonra aynı gün Karabağ'ın sembolü Şuşa, Ermeni güçleri tarafından işgal edildi. Ayrıca enerji kaynakları konusunda tamamen dışa bağımlı Ermenistan’ın özellikle savaş zamanında can simidi yine İran oldu ve bütün bu gelişmeler, Azerbaycan’ın gözünde Tahran’ın tarafsız olma iddialarının geçerliliğini kaybetmesine yol açtı. Bugün de İran’ın benzer hassasiyetleri olsa da meseleyi 90’lardan farklı kılan faktörler Karabağ sorununun çözüme kavuşmasında da son derece belirleyici görünüyor. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin her anlamda Ermenistan’a göre güçlü bir konumda olması Karabağ meselesinin çözülmesini kaçınılmaz hale getirdi. Sahada inisiyatifini yitiren İran tamamen Rusya’nın enstrümanı haline gelmiş görünüyor. Özellikle Türkiye’nin Azerbaycan’daki nüfuzunun artmasından rahatsız olan İran rekabet gücüne sahip olmadığı için Ermenistan’a mahkûm olduğunun farkında. Güçlü bir Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Tebriz’de ilham kaynağı olduğu gerçeği hafife alınamayacak kadar önemli. Ancak en az Bakü kadar Ankara faktörü de burada önemli. Nitekim Türkiye’nin bu süreçte her anlamda Azerbaycan’ın yanında yer alması İran Türkleri için de geleceğe yönelik umut kaynağı haline geldi. Karabağ gibi haklı bir davada uluslararası baskılara rağmen Ankara ve Bakü’nün yan yana sağlam duruşu Tebriz’de, Tahran’dan her gün daha çok soğuyan yeni nesil tarafından dikkatle takip ediliyor. İşte böyle bir ortamda Azerbaycan ve Türkiye'nin tezlerinin İran yönetiminin çizgisine rağmen rağmen gibi kesim tarafından destekleniyor oluşu İran’ın elini ciddi oranda zayıflatmış görünüyor. Bu çerçevede Karabağ’da ulaşılacak sonucun İran Türklerini memnun etmemesi halinde İran için mevcut politikanın sürdürülmesi son derece zorlaştıracaktır. Dolayısıyla İran’ın genel olarak Karabağ politikasında hareket alanının oldukça sınırlandığı söylenebilir.

Öte yandan karşılıklı güvene dayalı ilişkilerin tesis edilmesinde zorlanan İran yönetimi daha radikal kararlara yönelerek durumu daha da zorlaştırabilir. Yakın tarihte İran’ın eski Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musevi’nin Bakü Büyükelçisi olarak atanması Tahran’ın Azerbaycan’ı ne kadar önemsediğini gösteriyor. Ancak Musevi’nin Fars milliyetçiliğinin başlıca mahfilleriyle sıkı ilişkileri ve görevde olduğu kısa sürede sergilediği performans bu bakışın izlenen politikada ağır basmasına sebep olabilir. Tecrübeyle sabit olduğu üzere Fars milliyetçiliğini esas alan politikalar İran Türklerinin merkezden daha da uzaklaşmasına ve tepkilerinin de artmasına sebep oluyor. Özellikle Müslüman ve üstelik mezhep bağının bulunduğu Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın savunulması Tebriz’de yönetime yönelik tepkilere zemin hazırlıyor. Mevcut ağır koşulların her an geniş çaplı protestolara yol açabileceği, bu protestoların da hızla ülke geneline yayılabileceği gerçeği dikkate alındığında İran'ın Karabağ politikasının artık sürdürülemez hale geldiği, bu çerçevede toplumun önemli bir kesiminin dışlanması anlamına gelecek politikalarda ısrar edilmesinin ciddi riskler barındırdığı ifade edilebilir. Böylesi bir ortamda saatler Bakü'ye göre Karabağ’a ayarlandığında, zillerin Tebriz’de çalması hiç de uzak bir ihtimal değil.

[Taha Kermani İran’da başladığı iletişim eğitimini Türkiye’de gazetecilik bölümünde tamamlamıştır ve İran hakkındaki serbest gazetecilik faaliyetlerine Türkiye’de devam etmektedir]





13 Eylül 2020 Pazar

Rusya Ermenistan'a neden silah gönderiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı BMGK kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte.


Temmuz ayında Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşanan çatışmanın etkileri bölgede hâlâ sürüyor. Azerbaycan işgale maruz kalan taraf olarak işgalci Ermenistan’a karşı uluslararası alanda baskı yapılacağı beklentisi içindeyken, Ermenistan’ın silahlandırıldığı gerçeğinin ortaya çıkması Azerbaycan halkı arasında ciddi rahatsızlığa yol açtı.

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre, 17 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahası kullanılarak Rusya’dan Ermenistan’a büyük miktarda silah taşındı. Rusya tarafı bu taşınan yüklerin Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nün askerlerinin değiştirilmesi ve askerlerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi amacıyla inşaat malzemeleri olduğunu ifade etmesi Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Azerbaycan tarafına göre, yük taşımacılığında en kısa yol olan Gürcistan hava sahasının değil de, daha uzun yol olan Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahasının kullanılmasının nedeni bu yüklerin silah olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Azerbaycan’ın stratejik müttefiki Gürcistan, Ermenistan’a silah taşınmasına izin vermedi ve Rus uçakları daha uzun yolu kullanmak zorunda kaldı.

Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırmasının nedenleri

Son yaşananlar Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırılmasına dair ilk gelişme değil. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli olarak gündemi meşgul etmiştir. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a doğrudan silah hibe etmiş veya kredi ayırarak Rusya iç piyasası fiyatından satmıştır. Örneğin, 1997 yılında Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin alt kanadı olan Devlet Duma’sının Savunma Komisyonu Başkanı Lev Rokhlin’in hazırladığı raporla, 1993-1996 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 1 milyar dolarlık silah hibe ettiği ortaya çıktı. Öte yandan 2008 yılında da Rusya’nın yine Ermenistan’a 800 milyon dolarlık silah hibe ettiği basına yansıdı. Tovuz saldırılarından sonra 19 Ağustos’ta basın açıklaması yapan Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2010-2018 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 50 bin tondan fazla silah gönderdiğini açıklamıştı. İki ülke arasında 2015 yılında imzalanan kredi anlaşması ile Rusya silah alması için Ermenistan’a 200 milyon dolar kredi ayırmış ve bu kredi çerçevesinde Ermenistan Rusya’dan iç piyasa fiyatından silah almıştı. 2016’da yaşanan 4 günlük savaşta Azerbaycan’ın bazı stratejik üstünlüklerinin kendisini işgalden kurtarmasından sonra Rusya Ermenistan’a İskender-M füzelerini yerleştirdi. Rusya’dan özellikle bu silahları aldıktan sonra Ermeni yetkilileri Azerbaycan ve Türkiye’yi ortak enerji ve taşımacılık projelerini vurmakla tehdit etmeye başladılar.
Rusya-Ermenistan askeri ilişkileri bununla sınırlı değil. Ermenistan-Rusya arasında 1992 yılında yapılan anlaşma gereği, günümüzde de Türkiye-Ermenistan ve İran-Ermenistan sınırları Rus askerleri tarafından korunuyor. Bu da doğal olarak Ermenistan tarafının bütün askeri gücünü Azerbaycan’a karşı kullanmasına imkân veriyor. 1995 yılında taraflar arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın Ermenistan’daki Gümrü’de 5 bin kişilik bir askeri üssü bulunuyor ve ayrıca Ermenistan Rusya’nın önerisi ile kurulan Kolektif Güvenlik Örgütü’nün de üyesi.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.

Son silah sevkiyatının nedeni SİHA’lar mı?

İnsansız askeri araçların savaş vasıtası olarak kullanılmaya başlanması savaşın seyrini, savaşan tarafların kabiliyetini ve savaşın sonucunu derinden etkilemektedir. Toprakları işgal altında olan Azerbaycan da bunu dikkate alarak askeri envanterine İHA ve SİHA’ları dahil etmiş durumda. Bu silahlar 2016 Nisan ayında yaşanan dört günlük savaşta ve son Tovuz olaylarında kullanılarak işgalci tarafa karşı ciddi üstünlük sağladılar. Bu aslında ileride yaşanabilecek daha ciddi bir savaşta SİHA ve İHA’ların Azerbaycan’a üstünlük sağlayacağının da bir göstergesidir. Nitekim Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların elde ettiği başarılar birçok devlet gibi Azerbaycan’ın da dikkatini çekmekteydi. Türk SİHA’larının Suriye ve Libya’daki başarılarından sonra Azerbaycan basınında sık sık Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların önemine vurgu yapan haber ve değerlendirmeler yer aldı. Özellikle Suriye’de ve Libya’daki Rusya yapımı silahlara karşı SİHA’ların başarısı dikkat çekici oldu; çünkü Ermenistan da genellikle Rus yapımı silahlar kullanıyor.
Bu gelişme Azerbaycan-Türkiye arasında askeri işbirliği için yeni bir zemin oluşturdu. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında 25 Şubat 2020’de Bakü’de yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında taraflar arasında imzalanan Karşılıksız Askeri Yardım Anlaşması ile Türk SİHA’larının Azerbaycan’a geleceği şeklinde değerlendirildi. Temmuz ayında Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Ordu Komutanı Kerem Mustafayev ile Azerbaycan Savunma Bakan Yardımcısı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Ramiz Tahirov’un Türkiye’yi ziyaretlerinde Türkiye Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, “Savunma sanayimiz, SİHA’larımızdan mühimmatlarımız ve füzelerimize, elektronik harp sistemlerimize kadar bütün tecrübe, teknoloji ve kabiliyetleriyle her zaman Azerbaycan’ın emrindedir,” şeklinde bir açıklama yaparak Azerbaycan’ı modern teknolojiler bakımından desteklemeğe hazır oldukları mesajını açık bir şekilde verdi. Bu ziyaretin ardından SİHA’ların Azerbaycan’a verilmesi için taraflar arasında gerekli prosedürün tamamlandığına dair haberler basında yer aldı.
Tabii Türkiye’den gelecek SİHA’lar sadece daha geniş bir savaşta değil, aynı zamanda taktik savaşta da Azerbaycan’a işgalci Ermenistan karşısında üstünlük sağlayabilirdi. Bu haberler üzerine 23 Temmuz tarihinde Ermenistan’la Rusya arasında hava savunma alanında ortak eğitim kursu başlatıldı ve bu kapsamda İHA’lara karşı mücadele için Rus uzmanlar Ermenistan subaylarını eğitecekti. Bu kursun temel amacının olası bir çatışmada SİHA’lara karşı uzman yetiştirmek olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca aynı tarihlerde Azerbaycan basınında yer alan haberlerde Rusya’dan Ermenistan’a gönderilen 400 ton yükün içerisinde Krasukha elektronik harp sistemi, Avtobaza ve Nebo-M elektronik savunma sistemlerinin de bulunduğu yazıldı.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.
Bu haberlerin yayılması üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 12 Ağustos tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla arayarak Azerbaycan halkının bu haberlerden rahatsız olduğunu ve Rusya’dan Ermenistan’a yük taşımalarının nedenlerini öğrenmek istediğini söyledi. Putin’in İlham Aliyev’e ne cevap verdiği Rusya tarafından açıklanmadı ancak Rus basınının bu yüklerin Ermenistan’daki 102. Rus Askeri Üssü’ne gönderildiğini yazması Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Telefon konuşmasından bir gün sonra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Bakü’de yaptığı görüşmede şunları kaydetti: “Diğer alanlarda olduğu kadar askeri ve askeri-teknolojik alanda da işbirliğimiz hızla gelişmektedir. Türkiye’nin kuvvetli bir askeri-sanayi potansiyeline sahip olduğu gizli değildir ve biz bu potansiyelden faydalanıyoruz. Biz Türkiye’nin sofistike silahlar ve askeri ekipman geliştirmesinden memnunuz... Ben diğer alanlarda olduğu gibi askeri-teknolojik alanda da gelecekte Türkiye’nin Azerbaycan için bir numaralı ortak olacağından eminim.” Özellikle son cümle iki ülkenin askeri ilişkileri açısından oldukça önemli. Çünkü son beş yılda Azerbaycan’ın silah ticareti ortakları arasında Türkiye üçüncü sıradaydı ve taraflar arasında yeni işbirliği ile birinci sıraya yükseltilmesi hedefleniyor.

Azerbaycan Rusya’dan gelen açıklamadan tatmin olmadı

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Vladimir Putin’i araması ve sonrasında Hulusi Akar’la görüşmesinde Türkiye ile askeri-teknolojik işbirliğine yönelik açıklamaları Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun 25 Ağustos’ta Azerbaycan’a gelmesine neden oldu. Şoygu ziyareti sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’le görüştü. Görüşmede İlham Aliyev’in Rusya’yla ilişkilerden bahsederken sıklıkla kullandığı “stratejik ilişkiler” kavramını kullanmaması görüşmenin olumlu geçmediği şeklinde yorumlara neden oldu. Şoygu Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hasanov’la görüşmesinde Ermenistan’a neden silah gönderdiklerini şöyle açıkladı: “Ermenistan’a giden uçaklar silah değil, orada askerlerin değişimini gerçekleştirmek ve üsteki askerlerin durumunun iyileştirilmesi amacı taşıyor”. Azerbaycan basınına göre, Şoygu’nun ziyaretindeki en önemli amaçlardan biri de Azerbaycan’la askeri-teknolojik anlamda yeni anlaşmanın imzalanmasıydı. Böylece Rusya bir taraftan Ermenistan’ı silahlandırarak diğer taraftan Azerbaycan’a silah satarak bölgedeki silah pazarını da elinde tutmak istemekte.
Fakat Şoygu’nun Rusya-Ermenistan arasında yük taşımasına ilişkin açıklaması Azerbaycan’ı tatmin etmedi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev’e göre, Azerbaycan bu açıklamadan ikna olmadı ve Rusya’nın hâlâ hangi esaslarla Ermenistan’a silah gönderdiğinin izahı verilmeli. Bu anlamda Azerbaycan’da genel kanaat, Rusya tarafından Ermenistan’a gönderilen silahların Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nde kalsa da bir kısmı Ermenistan’a hatta Ermenistan aracılığı ile işgal altındaki Azerbaycan topraklarındaki yasadışı yapıya verildiği şeklinde. Bu ise işgalin ve işgalcinin desteklenmesi anlamına geliyor.
Sonuçta, Azerbaycan ve Türkiye son yıllarda Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına saygı duyarak Moskova’nın kırmızı çizgilerini gözetmekteler. Ayrıca, Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.


3 Kasım 2017 Cuma

TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ




Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan arasında inşa edilen Bakü, Tiflis, Kars (BTK) demiryolu projesi geride bıraktığımız günlerde hizmete açıldı ve hat üzerinde ilk sefere de başlanıldı.
Üç ülkenin ortaklaşa yürüttüğü proje ile Hazar denizi, Karadeniz ve Akdeniz'e bağlanmış oldu.
Toplam uzunluğu 829 kilometre olan hattın, 504 kilometresi Azerbaycan topraklarından geçerken, 246 kilometresi Gürcistan'dan ve kalan 79 kilometrelik bölümü ise Türkiye'den geçiyor.
Ancak Kars'tan sonra Türkiye'nin diğer bölgelerine yayılacak olan hat ile önümüzdeki yıllar açısından ülkemizin jeostratejik konumunun sağladığı avantajın Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan büyük bir istikrar sahasına dönüşmesi de malumdur.
Bu durum ülkemiz adına son derece önemli olmakla beraber, yeni yüzyılda elimizi siyasi ve ekonomik olarak güçlendirecek büyük bir potansiyele sahiptir.
Şimdilik yılda 1 milyon yolcu ve 6,5 milyon ton yük taşınacağı ifade edilen hat ile küresel ticarette alternatif olacak mühim bir atılım gerçekleştirilmişken, bu rakamların 2030'lu yıllardan sonra 3 milyonun üzerinde yolcuyu, 15-20 milyon ton yükü taşıyacağı ifade ediliyor.
Daha önce Bakü, Tiflis, Ceyhan hattı üzerine yapılan boru hattı ile petrol taşımacılığının başlatılması, enerji anlamında dikkat çekici bir gelişme olmuşken, yakında hayata geçecek olan TANAP projesiyle de doğalgaz anlamında benzer bir cazibe sağlanmış olacak.
Dünyanın kırılgan bölgelerinden olan Kafkasya üzerinde sağlanan bu işbirliğinin Türkistan coğrafyasının kalbine kadar uzanması ise Türkiye'nin diğer Türk devletleriyle sağlayacağı ekonomik entegrasyon anlamında önemli bir etki yaratacaktır.
Kaldı ki BTK projesinin hayata geçmesi ile Türkiye fiili ve fiziki olarak büyük ölçüde Türkistan bölgesine erişmiştir ve kucaklaşmıştır.
Coğrafi konumları gereğince etrafında çevrili bulunan ülkeler sebebiyle dış dünyaya açılma imkânları son derece kısıtlı olan Türkistan coğrafyası, önümüzdeki yakın dönemde hem Türkiye ile sağlıklı bir bağlantı tesis etmiş olacak, hem de Türkiye üzerinden diğer bölgelere açılma olanağını bulabilecektir.
Şüphesiz ki ekonomileri zor durumda olan ancak zengin tarımsal faaliyet ile maden ve enerji yataklarına ev sahipliği yapan Türkistan coğrafyasının Türkiye ile bütünleşmesi, ileriki yıllarda ekonomik işbirliğinin boyutunu çok daha üst seviyeye taşıyabilecek bir siyasi etki yaratacaktır.
Türk dünyası adına son derece sevindirici olan bu gelişmenin, diğer bölge devletlerince de destekleniyor oluşu ise bir başka kayda değer olumlu durumdur.
Türkiye aradan geçen yıllar sonrasında giderek büyüyen bir etki ile sahip olduğu coğrafi konumunun doğru alt yapı projeleri ile avantaja dönüştürmeye başlamıştır.
Diğer taraftan yine doğru bir perspektifle sadece Avrupa ya da sadece Asya odaklı olmayan ancak her ikisini güçlü temellerle birbirine bağlamayı başarabilen bir hedefi yakalama konusunda ülkemiz önemli mesafe kat etmiştir.

Yapılan diğer bazı yorumlarda ise BTK demiryolu hattı ile Çin ile Londra'nın birbirine bağlandığı ve böylelikle Uzak Doğu'dan çıkan ticari malların Avrupa pazarına ulaşımının birkaç ay süren zaman periyodunun iki hafta gibi çok daha kısa bir süreye indirileceği ifade edilmektedir.
Çin'in başlatmış olduğu ve tarihi İpek Yolu'nu yeniden hayata geçirmeyi amaçladığı Bir Yol Bir Kuşak Projesi'nin, orta kuşak olarak adlandırılan bölgesinde Türkiye'nin başını çektiği yatırımların hayata geçmesi elbette her çevrenin dikkatini fazlasını çekmiştir.
Küresel Sistem'in aradan geçen yüzlerce yıl sonra Batı merkezli olmaktan çıkıp yönünü yeniden Doğuya kaydıracak olması pek çok açıdan önemli kırımalar doğuracakken, Türkiye'nin yaşananların merkezinde olması gücünü doğru kullandığı takdirde sadece bölgesel değil, küresel bir güç olma anlamında da kendisine büyük kazanımlar sağlayacaktır.
Dolayısıyla Türkiye'nin sahip olduğu ve giderek artırması kaçınılmaz olan böylesi bir avantajdan rahatsız olan çevrelerin, yeni tehditler ve engeller çıkararak ilerleyişimize mani olmaya gayret göstermeleri ise kimseyi şaşırtmamalıdır.
Avrupa ile yaşanan siyasi krizlerden tutun, ABD ile vukuu bulan vize krizlerine varıncaya kadar çok boyutlu olacak şekilde yaşadığımız dış politik sorunların esasında, Türkiye açısından ifade edilen ve ümit vaat eden böylesi bir gelecek tasavvurunun yattığını söylemek gerekir.
İstenilen Türkiye'nin bağımsız bir siyaset izlememesi, Türkistan ile ekonomiyle başlayıp, siyasi bütünleşmeye kadar uzanabilecek geniş ve güçlü bir bağ kurmasının önüne geçilmesidir.
Bunun için her türden uygulanacak dış baskılar ve iç siyasi operasyonlarla Türkiye'yi yöneten zihniyetin Batı bloğunun taleplerinin dışına çıkmayacak bir yapıda olması ve daha kaba bir tabirle söz dinlemesidir.
Bunu bekleyenlerin boşuna vakit harcadıklarını, hedeflerinde başarısız olacaklarını ve okun yaydan çoktan çıkarak hedefine doğru yol almaya başladığını bilmeleri gerekir.
Potansiyeli giderek artan, kendi kararlarını kendisi veren Türkiye yakın çevresi ve bölgesinde olan bitenlere hakkı olarak giderek daha fazla müdahil olmayı sürdürürken, tarihin derinliklerinden gelen hakikatin, suni olarak çizilmiş sınırları parçalaması kaçınılmaz olacaktır.
Neredeyse dört bir cephede verdiğimiz mücadelenin esası bir bakıma budur.
Neticede siyasi, ekonomik, askeri, felsefi, toplumsal ve hatta bireysel olarak dahi Türkiye'nin küresel bir güç olması gerçeği kabulüyle düşünce yapımızdan tutun, olaylara yaklaşım tarzımız ve hatta yaşayışımıza kadar şimdiye dek sahip olduğumuz yaklaşımımızı geliştirmek, büyütmek ve daha da ileriye taşımak zorundayız.
Artık Soğu Savaş döneminin koşullarındaki Türkiye yoktur. Buna adapte olarak yeni koşulların gereğini yerine getirecek Büyük Türkiye gerçeği ile yola devam etmek hepimiz açısından milli bir sorumluluktur.

8 Eylül 2017 Cuma

ABD’NİN BOP PROJESİ VE MHP ÜZERİNE OYNANAN OYUN

Tamer Ashraf
Önce Ülkücülük ile başlıyalım,Bugün Kominisler,Solcular,Sağ partiler,Hatta Pkk'nın siyasi kanadı Hdp bile Milliyetcilik,Ülkücü söylemler ile Mhp tabanı üzerinde kafa karışıklığı yapmak 1 oy dahi alsak kardır anlayışı ile hareket ediyorlar.CHP Genel başkanı bizde milliyetciyiz,Bizde Ülkücüyüz deyip bozkurt işareti yapıyor,Doğu Perincek Pkk lideri Apo ile boy boy resimlerini unutup gercek ülkücü biziz diyor,Akp Eski genel başkanı,Başbakan Binali Yıldırım Bozkurt İşareti yapıyor,Yani bugün herkes ülkücü Herkes Mhp'li.Fakat şunu unutuyorlar,Ülkücüler bilinçli kimin ne olduğunu biliyor,bu oyunlara gelmiyeceklerdir.

Ülkücü kime denir?

İslâm’ı hayat nizamı olarak seçen, bu nizamı tavizsiz bir şekilde yaşamaya çalışandır.

Türk olmanın gururunu, İslâm fazileti ile bütünleştiren, Türk-İslâm ülküsünü yaşayandır.

Günü birlik siyasi menfaatleri aşarak, asırlar sonrasını görebilen ve asırlar sonrası için hazırlık yapan kimsedir.

Allah için seven, Allah için savaşan, Allah rızasına koşan, Allah nizamı için yanan, Allah için buğz eden kahramandır.

Semalarda dalga dalga yayılan ezan susmasın diyerek toprağın kara bağrına düşen candır.

Türk’ün töresini, Türk’ün ilini, İslâm la kaynaştıran Ahmet Yesevi Ocağında kaynayan, pişen, kavrulandır.

Bayrağa kan gerek, solmasın diye bayrak için dökülen kandır.

Liderine, ocağına, fikir sistemine bağlı tefrikaya çanak tutmayandır.

Kimi zaman Derviş Yunus, kimi zaman Yavuz, kimi zaman surlarda üç hilal elinde Ulubatlı Hasan’dır.

“Ben”i aşarak “biz”i hisseden, “biz” diyerek nefsini kör kuyulara çıkmamak üzere atandır.

Dağlarıyla, taşlarıyla, ırmaklarıyla, yollarıyla bir kara parçasını vatan yapandır.

Türklük deyince 300 milyonluk Türk dünyasını kucaklayan, anne şefkatiyle evlatlarını bağrına basan; kimi yerde Kerkük, Bişkek, Bakü, Doğu Türkistan; kimi yerde Kıbrıs, Kırım, Kazak, Kırgız… velhasıl kocaman bir vatandır.

Haksızlık karşısında susmayan, davasından taviz vermeyen, korkaklığı, pısırıklığı, nemelazımcılığı lügatinden alıp çıkarandır.

Hürriyet kavgasında kırk yiğidin başında Kürşad; il derleyip vatan tutan İlteriş; bilgelikte Tonyukuk, Akşemsettin; Malazgirt Ovası’nda ak kefen içerisinde Alparslan’dır.

Bir bozkurt silkinişi ile esaret zincirini kırandır,

Rehberi iki cihan güneşi Hz. Muhammed (s.a.s.) ; kaynağı, ilhamı, düsturu Kur’an-Kerim olandır.

Ülkücü budur,

Haçlı oyunları binlerce yıldır TÜRK’lerin üzerine oynan bir oyun oldugu ve bu oyunun çok kanlı dönemlerden geçtiği tarih sayfalarında açık ve net bir şekilde yer almıştır. Bu Türk milleti ve haçlı torunları tarafından bilinmektedir. Peygamber efendimiz malumuznuz üzere ARAPLARA elçi olarak gönderilmiştir. Ve yine malumunuz üzere yüce kitap azan ve helek olan kavimler için derki hatalı beyanımdan ALLAHA sıgınırım hiç bir helak olan kavim yoktur ki helak olmadan önce onlara doğru yolu bulsunlar diye elçiler göndermemiş olalım… Yüce Allahıma sığınarak derim ki Araplarda azan bir kavimdi Dünyaya nur ve rahmet olara yüce yaradanımın habim dediği son Peyğamber olarak Efendimiz HZ. MUHAMMET (sav) efendimiz gönderilmiştir.
Yüce efendimizin vefatından sonra halifelik dönemi ve en son Allahın Aslanı hz. Ali efendimiz ile son bulmuştur… İşte bütün herşey bana göre o dönem muafiye ve yezit’in ihtirasları ve siyasi hırsları ile halifelik hırsı Arapları ikiye bölmüş butperesler ve ateşe tapanların kışkırtması ile iç çekişmeler ve nifak müslümanları birbirene düşürmüş ve dağılmışlardır. ALLAH’IN lütfu ile Halifelik TÜRK milletine geçmiş ve İslam şancağını şahlandırmış OĞUZ soyunun TÜRK evlatları dünyaya hükmetmiş ve İSLAMİYETİ dünyaya ALLAHIN izni ile yaymış ve hakim kılmıştır.
İşte bu süreçle birlite haçlılar bir araya gelmiş her dönem TÜRK milleti üzerine oyunlar oynamış Selçuklu ve Osmanlı içinde müslüman görünümlü münafıklarla her yolu denemiş, oyun oynamışlardır ve Türk milleti özünden ve töresinden ayrıldığı her dönemde dağılmış, yok oldular diye avuçlarını oğuşturdukları her dönem olduğu gibi TÜRK MİLLETİ ALLAHIN izni ile tekrar küllerinden doğmuştur. Osmanlının parçalanması ile ATATÜRK’ÜN önderliğinde yeniden küllerinden doğan TÜRKİYE CUMHURİYETİ tüm dünyaya Türk milletinin kudretini Allahın izniyle tekrar göstermştir. Ve dünyaya haykırmıştır Atatürk’ün sesinden NE MUTLU TÜRKİM DİYENE DİYEREK tarihe altın harflerle ve haçlılarında hafızalarına kazımıştır. Atatürk’ün ölümü ile haçlı oyunları tekrar hız kazanmış ve Cumhuriyet tarihi boyunca ATATÜRK den sonra milli bir iktidarın geçmesine asla izin vermemişlerdir.Başa gelenlere şöyle bir bakın hepsinin dış bağlantıları ya direk yada dolaylı olarak vardır. Türk akımının başladığı dönemler 1944 yılları ile hız kazanmış TÜRKÇÜLER bir araya gelmiş ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Milliyetçi hareket partisi yasaklanır sonrasında Milliyetçi Çalışma Partisi ve yasak kalkar tekrar Milliyetçi hareket partisi kurulur. Ancak bu dönemler vatanın adının TÜRK oldugu bir ülkede Milliyetçi oldukları için tutuklanırlar işkenceler tabutluklara konulur ve gencecik körpe TÜRK YİĞİTLERİ İDAM edilirler. İşte burda tarih tekerür eder Haçlılar hertürlü oyunu oynar ancak haçlı torunları yani Türk düşmanları, Türk Devletine düşman olanlar anlarlar ki, TÜRK devletinin omurgasını kırmadan TÜRKLERİ yok etmek mümkün değildir.
SON BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ VE MHP YOK EDİLMELİDİR YADA ELE GEÇİRİLMEDİR. İşkencelerle sindiremedikleri BAŞBUĞ TÜRKEŞ’i haçlı oyunları ile ele geçirmek isterler ve ANAP yani ÖZAL döneminde düğmeye basarlar o dönem BAŞBUĞ yaşlandı dedikosu yayılmaya başlatılır ve rahmetli Muhsin yazıcıoğlu üzerinden BAŞBUĞU zayıflatmak ve binbir etrikalarla kendi kurduğu partisinde ve o partinin çizgilerini oluşturan TÜRK TÖRESİNİ İÇİNE ALAN GELECEĞE IŞIK TUTAN DOKUZ IŞIK DOKTİRİNİ yok etmek yada elegeçirmek için başbuğu DİNSİZLİKLE BİLE SUÇLAYACAK KADAR İLERİ GİDERLER. O dönemi yaşamış abilerim tabiki benden daha iyi biliyorlardır. Sonuç haçlı torunları için hüsran olur ve BAŞBUĞ HAYKIRIR BU PARTİYİ BEN KURDUM DOKIZ İŞIKLADA ŞEKİLLENDİRDİM HERKEZ HADDİNİ BİLSİN ÜLKÜCÜ MHP DE OLUR DER VE RESTİNİ ÇEKER. Oyun tutmayınca Muhsin yazıcı oğlu MHP den kopan bugünün yenilikçi pardon değişimcileri gibi yeni parti yani Büyük Birlik Partisini kurar ve MHP o dönem ciddi bir kan kaybeder. Bugün gelinen noktaya bakacak olursak aynı seneryo ve aynı söylemler ile bu sefer TOBUKLU LEYDİ LAKABI İLE MHP İÇİNDE MERAL AKŞENER parlatımış ve oyunu gören TÜRKMEN beyi oyunu bozmuş MİLLETVEKİL adayı göstermemiştir ve herşey o an HAÇLILARIN OYUN BOZULDU TELAŞI İLE düğmeye basarak oyun başlamıştır. PARADİGMA değişimi diyerek bana göre en büyük hata ve açık verilmiş büsbütün BAŞBUĞU VE DOKUZ IŞIK DOKTİRİNİNİ İNKAR edici bir değişim süreci istedikleri beyan edilmiştir. Ve söylemler tanıdıktır hakaretlerin biri bin paredir. Yaşlandı genç biri gelmeli MHP iktidar olmalı değişim şart Bahçeli mit ajanı gibi söylemler ile saldırı başlamıştır. Tabi süreci iyi okuyan BAŞKURT MHP LİDERİ BAHÇELİ HER HAMLELERİNİ GÖRMÜŞ SAĞDUYU İLE OYUNLARINI BAŞLARINA GEÇİRMİŞTİR VE MHP’Yİ ELE GEÇİREMEYECEKLERİNİ ANLAYAN HAÇLI TORUNLARI B PLANINI YANİ DAHA ÖNCE YAPTIKLARI GİBİ YENİ SÖZÜM ONA DEMOKRAT MİLLİYETÇİ BİR PARTİ KURMA SÜRECİNE GİRMİŞLERDİR.
Evet şimdi neden MHP ve ABD’nin BOP ile ne alaksı vardiyeceksiniz. Kendimce bunu anlatmak isterim. TÜRK düşmanlarının malumunuz AKP ile bir süreç başlattılar BOP projesi bana göre aslında BBP ile hayata geçirmek istemişerdi olmadı…

Neden MHP?

Çünkü HAÇLI zihniyeti Milliyetçi TÜRK milletinin omurgasını kırması ama dagıtmadan küçülerek ele geçirilmesini arzu etti… ORTADOĞU’YU ele geçirmek için TÜRK’lere itiyacı vardı. Bunu Araplarla yapayacagını biliyordu çünkü araplar hep güce göre hareket etmişler ve dönemin Osmanlısını da arkadan vurmuşlardı. TÜRK milleti ortadoğuda bir araya geldiklerinde tekrar ortadoğuya hakim olacaklarını bilen haçlı torunları MHP üzerinde BAŞBUĞ döneminde başaramadıkları oyunu tekrar oynadılar. Neden tekrar MHP’ye döndüler çünkü AKP ile gelen RABİA akımı ve Arap milliyetçiliği sözüm ona ümmetcilik adı altında empoze edilmek istendi ancak görüldiki bu ARAPLARLA olmuyor TÜRKLERİDE Erdoğan ortadoğuda kendi emrine sokamadı Çünkü TÜRK demek TURAN HAYALİ DEMEKTİ VE BU HAYALİ KURAN VE ALLAH İÇİN MÜCADELE VEREN ŞEHİT VEREN PARTİ MHP İDİ. MHP’Yİ ELE GEÇİREN TÜRK DÜNAYASINI ELE GEÇİRECEK VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ HEDEFİNE ULAŞACAK DIR. AMAÇ ELE GEÇİRİLMİŞ MHP’Yİ TEK BAŞINA İKTİDAR YAPMAKDI.

Yaşadığımız süreç bunun ürünüdür.
Yıllarca beraber yürüyen Fetullah gülen, Erdoğan ve akp ile neden ters düşsün?
ABD her ikisinide desteklemiyormu?
Gülen pensilvanya da MALİKANE de sefa sürmüyormu?
Erdoğan Başbakan olmadan önce Belediye başkanlığı döneminde ABD li ağır abileri ile görüşmedimi?
Erdoğan bir şiirle kahraman olduktan sonra yasaklı iken ABD’YE GİTMEDİMİ?
NE KONUŞTUĞU NE GİBİ SÖZLER VERİLDİĞİ HALA MUAMMA DEĞİLMİ?
Bu üç saç ayağı nasıl düşman olur?
Hepinizi düşünmeye davet ediyorum?
Yalandan düşman kutuplar oluşturdular kedindilerine, milleti kandırıyorlar.
Kafanızdan şimdi şu geçiyor ee kardeşim bu kadar tutuklama bu kadar felakete uğrayan hayatlar ne peki….? Onlar için maşa ve piyonların ne olduğu yada harcandığı önemli değil. Haçlı torunlarının hedefi ORTADOĞUYU ELE GEÇİRMEK VE BUNUUNUN ÖNÜNDE TEK ENGEL MHP.
Evet şuan topuklu leydiyi destekleyenler MHP nin ele geçiremeyeceğini anlayınca yıpratma ve gözden düşürme politikası ile yeni partinin düzeneklerini kurmaya başladılar.
Soruyorum!
1- MHP’nin Türk töresini bilmiyorlarmı kazan kaldırıldı?
2- İnatla direterek neden mahkemeye verildi?
3- Mahkeme kararı sonuçlanmadan polisle karşılaşmayı göze alıp kongre yapmaya neden kalktılar?
4- Mahkeme karını verdi kongre tarihi 10 Temmuz lider tarfından açıklanmasına rağmen neden 19 haziran korsan kurultaya diretildi?
5- 19 haziranda korsan kurultay toplandı, tek maddenin değişmemesi gerektiğini bile bile iptal sebebi olacağını bile bile neden 13 madde değiştirildi?
6-Hala inatla neden tekrar imza toplar gibi tabansız söylemlerle saldırıyorlar?
7-MHP’nin bayramlaşma gün ve saatini bilerek, neden aynı saate bayramlaşma tertip ediyorlar?
Bana göre bunların derdi MHP’yi ele geçiremedikleri için milliyetci sözüm ona demokrat bir parti kurup ABD-GÜLEN ve ERDOĞAN üçünün kurguladığı Milliyetçi bir parti ile yeni bir akım oluşturp Mevcut piyonların Yönettiği AKP’ninde üzerini çizerek sözüm ona tek başına yeni bir maşa parti kurarak hem MHP’yi bitirmek hemde Ülkeyi ele geçirmek istiyorlar,
BU VESİLE İLE TÜRKİYE’NİN PARÇALANMA SÜRECİ RESMİ OLARAK BAŞLAYIP YENİ ANAYASA İLE DESTEKLENECEK VE TÜRK MİLLETİNİ ORTADDOĞUDA SÖZÜM ONA KULLANMAK İÇİN BİRLEŞTİRİP HAÇLILARA ASKER YAPMAK İSTİYORLAR…

BEN YAZDIM İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN.

2 Ekim 2018 Salı

Çin Türkiye kartını devreye sokuyor! Çin böyle duyurdu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD ile ticari savaş içinde olan Çin Halk Cumhuriyeti bu savaştan galip çıkmak için "Bir Kuşak, Bir Yol" adlı ulaşım ağı projesinin orta koridorunda yer alan Türkiye ile ekonomik ve siyasi olarak işbirliğini daha da artıracak.



Çin Halk Cumhuriyeti'nin tarihi "İpek Yolu Projesi"ni yeniden canlandırmayı hedeflediği Türkiyenin de önemli rol oynayacağı bir trilyon dolarlık ulaşım ağı projesi Bir Kuşak, Bir Yol kapsamında yapılan çalışmaları Demirören Haber Ajansı Çin'de görüntüledi. Çinli yetkililer, dev projede Avrupa'ya açılacak önemli kapılarından biri olan Türkiye'nin ekonomisine ilgilerinin daha da arttığını belirterek iki ülke iş insanlarına yatırım çağrısı yaptılar. Projenin geçtiği ülkelerle bağlarını güçlendirmek için çalışmalar yapan Çin, büyük önem verdiği proje kapsamında Türkiye`ye daha çok yatırım yapacak.

TÜRKİYE'DE YENİ İŞ BİRLİĞİ ARAYIŞLARINI HIZLANDIRDILAR


Çin projenin geçtiği Türkiye gibi ülkelere ise yatırımlarını hızlandırdı. Çinli şirketler son dönemde Türkiye'de enerji, finans ve altyapı işlerinde yeni işbirlikleri için de arayışlarını artırdı. Bunun dışında Çin projenin geçtiği ülkelere de halkının turistik seyahatleri için de teşvik ediyor. Çini karadan ve denizden dünyaya entegre edecek projenin geçtiği Xian, Quanzhou gibi şehirler de kilometrelerce uzunluktaki büyük lojistik merkezleri,serbest ticaret bölgeleri, dev kargo havalimanları ve çok sayıda gökdelen yapılıyor.

TÜRKİYE PROJE İÇİN EN ÖNEMLİ KORİDORLARIN BAŞINDA GELİYOR


Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından Bir Kuşak, Bir Yol adlı ulaşım ağı projesi 2013 yılında açıklandı.Bir trilyon dolarlık, 3 milyar insanı ve 65 ülkeyi etkileyecek dev demir ve deniz yolu ulaşım ağı sayesinde mallar Çin'den Asya, Avrupa ve Afrika'ya çok daha kısa sürede ulaşılabilecek.Türkiyede orta koridorda bulunmasıyla projede önemli yer teşkil ediyor. Çin, Pekin ile Londra'yı Türkiye üzerinden bağlayacak. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ile entegre olacak Edirne-Kars hızlı tren projeleri ile Çin Avrupaya mallarını çok daha kısa sürede taşıyacak.Türkiye ile Çin arasında mal taşıma süresi de Çinli yetkililerin verdiği bilgiye göre demiryolu sayesinde bir aydan 10 güne düşecek. Avrupa'nın en uç noktasına ise Çinden mallar 18 günde taşınabilecek. Bunun yanı sıra Çinden "Deniz İpek Yolu Projesi" ile de Türkiyedeki limanlara gemilerle de mallar taşınacak. Bunun için de, Çinin deniz ipek yolu projesinin başlangıç noktası olan liman kenti Quanzhou kullanılacak.

PROJE İLE İŞ BİRLİĞİMİZ DAHA ÇOK ARTACAK


Çin devleti, projeyi, her türden paylaşımı güçlendirmeyle ortak kalkınmaya ve dostluğa uzanan bir yolu destekleyen herkesin kazançlı çıkacağı bir işbirliği yöntemi olarak tanımlıyor. Projenin deniz yolu ayağının başlangıç noktası Quanzhou'nun belediyesinin dış ilişkiler ve denizaşırı Çinlilerle ilişkiler direktörü Wen Jinhui da Türkiye ile Çin arasında proje ile daha çok kargo gemisi trafiğinin olmasını beklediğini söyledi. Jinhui, Deniz ipek yolunun başlanğıç noktası olarak Çin ile Türkiye arasında daha çok deniz köprüsü kurulacağı beklentisi içindeyiz. Quanzhou çok önemli bir liman ve Mersin'de de bir liman var. İpek yolu projesi ile işbirliğimiz daha çok yoğunlaşacak dedi.

TÜRKİYE İLE KAZAN-KAZAN İLİŞKİSİ KURMAK İSTİYORUZ


Türkiye ile kazan-kazan ilişkisi kurmak istediklerini belirten Jinhiu, Türk yatırımcıları da ülkesine davet etti. Mersin'in merkez ilçesi Yenişehir Belediyesi'nin Çin'deki kardeş şehri olduklarını dile getiren Wen Jinhui, "Türkiye'ye 2012 yılında geldim.Halklarımız birbirine çok benziyor.Her iki halk çok misafirperver ve sıcakkanlı.Türk iş insanlarına da yatırımcılarına da çağrıda bulunuyorum kazan- kazan ilişkisi kurmak istiyoruz.Çinde eksikliği olan mallar Türkiye'den alabilirsek çok iyi olacak. Mesela mermer burada çok fazla yok ama Türkiye de çok fazla var.Bunun için Türkiye'den de mermer alıyorlar.Ülkemizdeki elbiseler ayakkabılar çok kaliteli ve fiyatı da çok uygun girişimcileriniz Türkiye'ye ihraç edebilir. Burada en büyük porselen üreten fabrika var. Onu çok fazla ülkeye satıyoruz. Türkiye'deki iş insanları porselen işine girebilir" diye konuştu.

TÜRKİYE VE İSTANBUL BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ


Projenin en önemli ayağı olan demiryolu projesi ise ülkenin en eski şehirlerinden biri olan Xianda başlıyor. Çin - Almanya demiryolu proje müdürü Gao Tian, İstanbul'un İpek Yolu Projesi'nde de önemli bir merkez olduğunu proje haritasında DHA'ya anlattı. Tian, demiryolunun şehirlerinden Avrupaya gittiğini ve bu güzergah için İstanbulun çok önemli olduğunu söyledi ve ekledi:
"İstanbul çok önemli bir kent; bu proje içinde çok önemli bir noktada olduğu için Türkiye ile işbirliği kurmak istiyoruz. Bu projede önemli bir güney hattı olacak. Bu hat Kazakistandan geçerek Baküye varacak sonra buradan da İstanbul üzerinden Avrupaya ulaşacak. Xian'dan en uzun yol Almanyaya giden demiryolu ve 16-18 günde gidiyor. Her gün buradan Avrupaya ve Orta Asyaya her gün 4-5 tren olacak. Bir trende 41 konteyner yüklenecek ve bir konteyner 23 ton olacak. İpek yolu projesinde malları denizyolu dışında da karayolu, demiryolu ile Avrupaya göndereceğiz. Demiryolu İstanbulu geçerek Polonyaya gidiyor.Polonyada transfer noktası var."

TÜRKİYE'YE ÖNEMLİ GETİRİSİ OLACAK


Projeyi DHA ile yerinde gören İstanbul Aydın Üniversitesi, Ekonomi ve Finans Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sedat Aybar projenin Türkiye'ye önemli getirisi olacağını vurguladı ve ekledi: Bu pasifikle Atlantiği bir araya getirecek bir proje. Türkiye demiryolları ve bunlara entegre halde gerçekleştirilecek olan modern limanlar ve hava taşımacılığı ile bu projeye dahil olması projeye önemli katkılar sağlayacak.Türkiye önemli bir partner. Bizim Kanal İstanbul ve İstanbul yeni havalimanı gibi projelerimiz bununla birlikte daha anlamlı hale gelecek.Önemi daha fazla olacak.O anlamda Türkiyenin geleceği konusunda da önemli bir projeden bahsediyoruz.bu aynı zamanda Türkiyedeki illerin birbirleriyle hızlı demir yolları ile ulaştırma sistemleri ile bağlanmasını da öngören bir proje.Türkiyenin kalkınmasıyla ilgili de üzerinde durulması gereken proje ülkemize önemli getiriler sağlayacak.

TÜRKİYE'YE YATIRIMLARI DAHA DA ARTACAK


Çin ile ABD ticari savaşlarında Türkiye'nin Çin için stratejik bir öneme sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sedat Aybar, Çin ticaret savaşından çok fazla zarar görmeden yara almadan çıkabilmesi için başka alanlarda da bir takım girişimler yapması gerektiğinin farkında. Önümüzdeki seneden başlamak üzere yeni ipek yolu projesi ile bağlantılı olarak Türkiyeye doğrudan yatırımlarla çok daha sıkı hale gelecek.Türkiye ile Çin vazgeçilmez ticaret ortağı olacak. Türkiye jeopolitik ve jeo ekonomik oluşumların tam ortasında yer alıyor.Aynı zamanda Batı kampı içinde yer alması Çin için çok önemli bir boyut.Batı kampında olan Türkiyenin Çin Halk Cumhuriyeti'ne yapacağı katkı çok çok önemli diye konuştu.

"EKONOMİK KALKINMA İÇİN MUAZZAM BİR POTANSİYELE SAHİP OLAN ÜLKELER"


Çin devleti, projeyi şöyle özetliyor: Kuşak ve Yol Projesi, karşılıklı anlayış ve güveni arttırma ve her türden paylaşımı güçlendirmeyle ortak kalkınma ve refah ile barışa ve dostluğa uzanan bir yolu destekleyen herkesin kazançlı çıkacağı bir işbirliği yöntemidir. Kuşak ve Yol Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları boyunca uzanmakta, bir uçta canlı Doğu Asya ekonomi çevresini diğer uçtaki gelişmiş Avrupa ekonomisine bağlamakta ve ekonomik kalkınma için muazzam bir potansiyele sahip olan ülkeleri içine alıyor. İpek Yolu Ekonomi Kuşağı Çin, Orta Asya, Rusya ve (Baltık) Avrupa'yı bir araya getirmeye; Çin'i Orta Asya ve Batı Asya boyunca Basra Körfezi ve Akdeniz'e bağlamaya; ve Çin'i Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Hint Okyanusu ile bağlamaya odaklanıyor. 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu nun asıl güzergahları; bir güzergah da, Güney Çin Denizi ile Hint Okyanusu yoluyla Çin kıyısından Avrupa ve diğer bir güzergahta Güney Çin Denizi yoluyla Çin kıyısından Güney Pasifik şeklindedir. Ortaklaşa şekilde yeni bir Avrasya Kara Köprüsü inşa etmeye ve Çin-Moğolistan-Rusya, Çin-Orta Asya-Batı Asya ve Çin-Hindiçin Yarımadası ekonomi koridorlarını geliştirmeye odaklanacak. Denizde ise, Kuşak ve Yol üzerindeki en büyük limanları bağlayarak sorunsuz, güvenli ve verimli ulaşım güzergahlarını ortaklaşa inşa etmeye odaklanacak. Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru ve Bangladeş-Çin-Hindistan-Myanmar Ekonomi Koridoru'nun Kuşak ve Yol Projesi ile yakın ilgisi bulunmaktadır ve bu durum daha yakın bir işbirliğini ve daha muazzam bir ilerleyişi gerektiriyor.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html