BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Milliyetçi-Ülkücü Hareket sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Milliyetçi-Ülkücü Hareket sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

19 Ağustos 2019 Pazartesi

İhanette yarışıyorlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
Türkiye yeni sisteme geçeli neredeyse 2,5 yıl oldu. Bu süre içinde genel seçimler yapıldı, cumhurbaşkanı hükümetini kurdu, Meclis çalışmaya başladı, yeni sistem bütün unsurları ile devreye girdi. Bu da yetmedi bir de özellikle genel seçim havasına sokulan yerel seçimler yapıldı. Bütün bu süreçte Cumhur İttifakı’nın oy oranı hiçbir zaman, yeni sisteme geçmek için yapılan anayasa değişikliği reformundaki oranın altına inmedi. Ancak, CHP ve yancıları hâlâ yeni sistemi hazmetmekte ve kabullenmekte büyük sıkıntı çekiyorlar. Öyle şeyler söylüyor, öyle tavırlar takınıyorlar ki, “bunlar nerede yaşıyor, ne yiyor ve ne içiyorlar da bu hale geliyorlar?” diye düşünmeden edemiyoruz. Eski sisteme takılıp kalmışlar ve aynı ezberleri her fırsatta tekrarlayıp duruyorlar.

ARTIK ANLAYIN

CHP ve yancıları artık şunu anlamalıdırlar: Siz isteseniz de istemeseniz de, Türk milleti kararını verdi ve yeni sistem hayata geçti. Daha sonraki seçimlerde de kesin ve net bir tavırla bu kararının arkasında durdu ve onayladı. Artık bu gerçeği kabullenin ve buna göre kendinize çeki düzen verin. Bir defa daha ve altını çizerek söylüyorum ki, bu her şeyden önce sizin menfaatinize olacaktır. Aksi halde bir dolgu malzemesi olmanın, PKK ve FETÖ’nün verdiği ayarlarla oradan oraya sürüklenmenin dışına çıkamayacaksınız. Dönüp dolaşıp ağzınıza sakız ettiğiniz içi boş laflarla MHP’yi meşgul etmeyin. Cumhur İttifakı’na fitne sokmak ve buradan bir siyasi belirsizlik oluşturmak gibi beyhude işlerle vakit geçirmeyin. Bütün söyledikleriniz ve yakıştırmalarınız, kendinizi kandırmaktan ve güdük zihniyetinizi daha da kısırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

ÜLKENİN BİRLİĞİ, HER ŞEYİN ÜZERİNDE

Cumhur İttifakı’nın ne olduğunu, bu ülkenin geleceği için nasıl bir misyon yüklendiğini hâlâ anlayamadınız. Bu ittifak, sizin hayallerinizin çok ötesindedir. Bir seçim iş birliği değildir. Daha ilk günden itibaren ülkenin varlığı ve birliği, her şeyin önünde ve üstünde tutulmuş ve çerçeve çok net şekilde çizilerek bir protokole bağlanmıştır. Bu protokolün gereği daha sonraki seçimlerin öncesinde ve seçimler sırasında yapıldığı gibi, bundan sonra da aynen devam edecektir. Her iki taraf da buna bağlı kaldıkça, bu durum değişmeyecektir. MHP, bir siyasi hesap peşinde olmadığını defalarca ispatlamıştır. Türk milleti de bunu görmüş ve onaylamıştır. Bu sebeple hükümetin oluşumunda bakanlık istenmemiştir. Meclis başkanı seçimlerinde Meclisin yapısı dikkate alınmış ve ittifaka uygun hareket edilmiştir. Hükümet icraatları ve Meclis çalışmaları sırasında da yine aynı ölçülere riayet edilmiş ve ülkemiz bundan çok büyük fayda görmüştür. Önümüzdeki seçimsiz 4 yıl içinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi için tam bir anlayış birliği ve uyum olduğu, liderlerin görüşmelerinden ve yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır.

MİLLÎ DURUŞ

CHP sözcülerinin hâlâ eski sistem türküleri söylemeleri, fitne çıkarmak için müflis tüccar misali eski defterleri karıştırmaları beyhude bir çabadır. Protokolde de belirtildiği gibi, Cumhur İttifakı esasen, 15 Temmuz 2016’da FETÖ’nün teşebbüs ettiği hain darbe ve işgal hareketi sonrasında, Türkiye’nin maruz kaldığı saldırılara karşı yerli ve milli bir duruşun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin istiklâlini ve istikbâlini her şeyin üstünde tutan bir anlayışla hazırlanan Cumhur İttifakı Protokolü bugün de geçerlidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesinde tam bir mutabakat sağlanmıştır ve bunun için gerekenler bundan sonra da kararlılıkla yapılacaktır.

LİDER ÜLKE

Cumhur İttifakı’nın Türkiye için ne kadar önemli olduğu sadece içerideki gelişmelerle değil, dışarıda yaşananlarla da net olarak görülmektedir. Türkiye’ye yönelik iç ve dış kaynaklı hasmane girişimler karşısında, millî ve ahlakî bir duruş sergilenmekte, tarihî bir birliktelik yürütmektedir. Cumhur İttifakı, Türkiye’yi hedef alan saldırılar karşısında parti çıkarları ve günlük siyaset hesapları yapmadan ortak hareket ediyor, Türkiye’yi zayıflatarak uluslararası operasyonlara açık hale getirmeye yönelik her türlü faaliyetin de karşısına dikiliyor. Bu kararlılık ve iş birliği ile Türkiye’yi bölgesel güç ve lider ülke yapmayı hedefliyor.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Diğer tarafta ise PKK uzantısı HDP ile seçim ittifakı kuran, ülkemizin varlığına ve birliğine yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye ortaklık etmekte sakınca görmeyen, kirli siyasi hesaplarla bir kriz ve kaos ortamı oluşmasını isteyen ve bunun için çabalayan, bazı belediyelerin el değiştirmesinin verdiği cesaretle bu hazin durumu çok daha ileri götürmeye çabalayan bir zillet ittifakı var. CHP ve İP, PKK uzantıları ile kurdukları yıkım ortaklığını artık gizleme gereği dahi duymuyor, hatta ihanette HDP ile yarışıyorlar. İP’in ‘insan haklarından sorumlu’ sıfatıyla başkanlık divanına aldığı şahsın, Türk milletinin bir parçası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin herkes gibi eşit vatandaşları olan Çerkez kardeşlerimizle ilgili sözleri, tam bir PKK ağzıdır. Türkiye’nin birliğine kasteden yabancıların fonladığı PKK yanlısı bir televizyon kanalında bu bölücü beyanlarda bulunmuştur. Bu beyanlar, İP’in nereden gelip nereye gittiğini ve içinde bulunduğu kirli ittifaka nasıl uyum sağladığını gösteren son örnektir ve sözün bittiği yerdir.

Terörist yetiştiren HDP ile ittifak yapan, FETÖ haydutları!


1 Kasım 2015 seçimleri sonrası FETÖ’nün ana kumandada oturduğu, solun her türlü destek verdiği bir “MHP’yi ele geçirme operasyonuna” şahit olmuştuk. Bu operasyonda baş figüran, MHP’de tekrar milletvekili adayı yapılmayan Meral Akşener’di. Yardımcı oyuncular da aynı ona benzer durumda olan, tekrar MHP’de milletvekili yapılmayan ya da yapılıp tekrar seçilemeyen kişilerden oluşuyordu. Cihan Paçacı, Müsavat Dervişoğlu, Metin Ergün, Koray Aydın, Lütfü Türkkan vb. gibi isimlere bakın bakalım MHP’de bulamadığını Meral Akşener’in hangi siyasi omurgasında, ideolojisinde bulmuşlardır?
Bunlar şimdi Meral Akşener’in ana kadrosunu oluşturuyor, MHP’ye de en çok şimdi bunlar hakaret ediyor.
Oysa MHP, bunlara iyilikten başka hiçbir şey yapmamıştı.
Bunlara benzer makam, mevki, koltuk kaygısı taşıyan birçok kişi de 1 Kasım sonrası MHP üzerinde yaratılan rüzgâra kapılıp bunların peşine takılıp gitti. Kimi de son anda oynanan oyunları gördü ve gitmekten vazgeçti, kimi ise gidip yaşananları bizzat içlerinde gördükten sonra MHP’ye geri döndü.
CHP, HDP ve FETÖ tarafından kullanılan bunlar ya dağılma sürecini yaşayacaklar ya da üst aklın bunlara vereceği göreve göre ömürlerini biraz daha uzatacaklar. Zaten ihanet ilişkilerini görenler de bunları teker teker terk ediyor.
MHP’yi sözde idealist kavramlar üzerinden eleştirip, CHP’nin, PKK’nın, FETÖ’nün yancısı olmak da bunların kabiliyeti oldu. 16 Nisan referandumunda, 31 Mart ve 23 Haziran’da yenilenen İstanbul seçimlerinde PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile ittifak yaptıkları halde utanmadan, yüzleri kızarmadan hâlâ MHP’ye laf yetiştirmeye çalışıyorlar. HDP ile ittifak yapma alçaklığı kadar başka bir alçaklık olmayacağına göre, bunlardaki yüzsüzlük boyutunu siz hesap edin…
Eşkıyalarla, haydutlarla, teröristlerle iş birliği yapıp, bir de utanmadan dün ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri ve geçmişte konakladıkları MHP’ye “Bir kişiye, beş kişi saldıran haydutlardan, ne milliyetçi olur ne de adam olur. Siyasetçi yetiştireceğine, haydut yetiştiren zihniyetten, ne milliyetçi olur ne de adam olur. “ diyebiliyorlar.
İttifak yaptıkları terörist yetiştiren HDP’yi “Kürtlerin siyasal temsilcisi gören” Meral Akşener, MHP’yi haydut görüyor. Siyasi ahlaka ve vefaya bakar mısınız?
Konya’da Doğanhisar Belediye Başkanı MHP'li İhsan Öztoklu'yu senin partinin mensubu alçaklar öldürmedi mi?
Geride gözü yaşlı bir eş, iki tane yavruyu yetim bırakan, İP’li haydutlar değil miydi?
MHP camiasında sizin tarafınızdan öldürülen bir belediye başkanı varken, namussuz paylaşımlar, ahlaksız konuşmalar yüzünden kendi safınızda dayak yiyenlerin yediği yumruğu sayacak kadar mı küçüldünüz?
MHP’ye ahlaksızca sıfat takmayı bırakın!
Yahu siz kendi istişare toplantınızda Gençlik Kolları Genel Başkanı'nızın “burnunu kıran” haydutlar değil misiniz?
MHP’yi ele geçirmeye çalıştığınız tarla kongrelerinde size desteğe gelenlere yumruk atan haydutlar siz değil misiniz?
Kandırılıp, o tarla kurultaylarına getirilen ülkücülere “Bir sürü gerizekalı” diye hakaretler eden sen değil miydin Meral Akşener?
PKK-HDP karşısında süt dökmüş kedi gibisiniz… Hatta onlarla ittifak yaptığınız yerlerde kazandık diye zafer naraları atıyorsunuz. Söz konusu MHP olunca da ne edebiniz kalıyor, ne ahlakınız…
HDP’li Fatma Kurtulan “İYİ Partililer, içinde bulunduğunuz ittifaka, HDP ve PKK'ya içinde gönül vermişlerin de olduğu insanlar oy verdi. Şu an koltuklarınızda HDP'nin oylarıyla oturuyorsunuz.” dediğinde ağzını açıp cevap dahi veremeyip, hatta o konuyu bile nasıl olduysa MHP lideri Devlet Bahçeli’ye “Bahçeli'nin yeni kurbanı Fatma Hanım.” cümlesiyle bağlayıp, PKK’lı Fatma’ya “Fatma Hanım” yumuşaklığı gösteren Meral Akşener, sen PKK’nın elinde mi yoksa FETÖ’nün elinde mi esirsin?
Söyle de muamelemiz ona göre olsun…
Gerçi FETÖ’cü deniliyorsun, PKK ile her türlü iş birliğini yapabildiğini de gösterdin… Bunun sebebi her iki terör örgütünü de ABD’nin yönlendirmesi olmasın?
Terörist yetiştiren HDP ile ittifak yapıp, şehit ve gazileri olan milliyetçi-ülkücü harekete “Haydut” demek, şerefsizliği de aşan bir söylemdir.
Meral Akşener, 7 Haziran 2015 seçimlerinde milletvekili adayı gösterilirken, seçimlerden önce MHP lideri Devlet Bahçeli'yi "Devlet Bey tam bir Adanalıdır. Adanalıların sohbetleri muhteşemdir. Devlet Bey de çok hoşsohbettir. Fevkalade mizahi bir tarafı vardır. Gençleri çok sever. Samimi ve inanmış bir demokrattır. Son derece yardımseverdir ama yardımlarını gizli yapar. Çok iyi de bir stratejik akla sahiptir. Satranç oyuncusudur, hep 5 hamle sonrasını görür. Bazı şeyleri göze alır, ama demokrasinin yanında durur. Partiye zarar getirecek bir şey Türkiye'ye faydalıysa, onu yapar. Rastgele konuşmaz. Çok edeplidir. Çocuğu yaşında birini de ceketini ilikleyerek karşılar. Devlet Bey'i kamuoyuna doğru düzgün anlatamamamız bizim eksikliğimizdir. Devlet Bey ile daha rahat ve sükûnet içinde çalışılıyor. Fikirlerimizi çok rahat ifade edebildiğimiz biri. " (3 May 2015/Haber Türk) şeklinde övüyordun. Ama 1 Kasım 2015 seçimlerinde seni aday yapmadı diye nasıl bir nefret dolduysan ya da seni nasıl bir projede figüran yaptılarsa PKK ile iş birliğine kadar sürüklendin…
MHP’de milletvekili, TBMM Başkanvekili iken PKK’lı Demirtaş’a “Ey gafiller, Abdullah Öcalan'ın heykelini yapacakmışsınız. Yapın da görelim. Heykeli yapan o elleri kırarız. Bu irade o elleri kırar " diye bağırırken, CHP ve HDP yancısı olarak kurduğun partinde de defalarca PKK’lı Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istedin. Aranızda o kadar sevgi bağı oluşmuş ki, terörist Demirtaş 31 Mart seçimleri öncesi cezaevinden yaptığı açıklama ile HDP seçmenine “CHP ve İYİ Partiye oyunuzu verin” çağrısında bulunmuştu.
Bu ilişkilere bakarak tekrar tekrar söylüyorum Meral Akşener; ekmeğini yediğin, suyunu içtiğin MHP’ye “Haydut” deme edepsizliğini bırak da, teröristlerle bu derece sıcak ilişkiyi nasıl kurdun, onu Türk milletine anlat…
Sana ve genel başkan yardımcılarına, bölücülükte HDP ile yarışma görevini kim verdi?


15 Nisan 2019 Pazartesi

Bu hayalet milliyetçiler hangi fabrikada üretiliyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ









Bu isimlerin tamamı bu seçimlerde oyunu CHP’ye vermiş ve
CHP’nin başarısı için çalışmış kişiler… Hepsinin ortak özelliği MHP’de siyasete başlaması ve daha sonra parti parti gezmeleridir. Bu öyle sıradan bir gezme değil, pervaneyi bunlarla yarıştırsan pervane bunların hızına erişemez. Bu isimler içinde biri televizyonda konuşsa, gazete ve dergide yazı yazsa yahut bir röportaj verse direkt diğer dördü gözümün önüne gelir. Hep de kendi kendime sorarım. ‘Acaba bunlar bir fabrikada tek tip özel mi üretildiler?’ diye… Önce MHP’ye sızdırılmışlar, sonra hepsi Türkeş düşmanı olmuş ve ömürlerinin büyük bölümünü MHP düşmanı olarak geçirmişlerdir. Bunları tek yahut toplu gördüğümde aklımdaki oluşan kanaat budur. “Yanlış düşünüyorsun” diyen de varsa buyursun bu konuda atomu parçalamaktan daha zor bir işe girişsin…

Hepsinin ortada “kutsanmış ağabey” gibi dolaşmasını sağlayan da MHP’de kazandıkları eski kimliklerdir. Aslında bunların ideolojisi, siyasi kimlikleri bir hayaletten ibarettir. Parti parti gezen adamın bir ideolojisi, kimliği mi olur? Sadi Somuncuoğlu: MHP, ANAP, MHP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Namık Kemal Zeybek: MHP, ANAP, DYP, MHP, DP, BBP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Yaşar Okuyan: MHP, Anavatan, DYP, MHP, Hürriyet ve Değişim Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, Vatan Partisi, CHP Agâh Oktay Güner: MHP, ANAP, DYP, Doğu Perinçek yanaşması, #İP, CHP Yılma Durak: MHP, ANAP, DYP, İP, CHP Hayatımızın son demlerinde “edebimizle, adabımızla oturalım” da demiyorlar. “Ne yaparız, ne ederiz de son nefesimizi MHP düşmanlığı yaparak veririz” diye çırpınıyorlar. Geçmişte “MHP ve Alparslan Türkeş düşmanlığı” bunları motive ediyordu, günümüzde de “MHP-Devlet Bahçeli düşmanlığı” motivasyonlarını sağlıyor. MHP’ye zarar verecek hangi oluşum varsa anında zehirli ot gibi orada yeşeriyorlar, Devlet Bahçeli düşmanlığı için de, o ne yaparsa tersini yaparak misyonlarını yerine getiriyorlar.
Bir zamanlar gördüğü düşmanlıklar yüzünden Başbuğ Türkeş’in bile “Sadi Somuncuoğlu’nu genel başkan yardımcısı yapan benim. Sadi Somuncuoğlu yanlış yoldadır” diye tarif ettiği Sadi Somuncuoğlu’nun düşünme sağlığı nasıl bir perişan haldeyse Yeniçağ gazetesinde “CHP-İP güzellemesi, MHP düşmanlığı yapacağım” diye “Ancak MHP’yi, Türkiye sıralamasında İYİ Partinin gerisine, 4. Sıraya düşmekten kurtaramadı.” gibi cümleler kurarak yine malum misyonunu sürdürmüştür. Oysa yağlama ve güzelleme yaparak şişirdiği İP isimli parti, Türkiye genelinde hiçbir Büyükşehir ve il belediyesi kazanamamış, toplamda 21 ilçe ve belde belediyesi kazanmış partidir. MHP ise 1 Büyükşehir, 10 il, 125 ilçe, 89 belde belediyesi kazanmış bir partidir. MHP İl Genel Meclisinde 1.976. 353 oyla % 18.81 oy oranıyla AKP’den sonra Türkiye’nin en yüksek oyu alan ikinci partisi iken, Sadi Somuncuoğlu’nun şişirmeye çalıştığı İP isimli parti 852.630 bin oyla % 8.12 oy oranıyla CHP’den sonra dördüncü partidir. Sadi Somuncuoğlu bu bilgileri vermeden aklınca kurnazlık yapıyor. MHP’nin başarısını gösteren asıl bu bilgidir.
“MHP 4. Sıraya düştü” diyen Sadi Somuncuoğlu’nun karakteri MHP düşmanlığı uğruna 80 yaşında yerlere düştükçe düşüyor. Sadi Somuncuoğlu’nun Başbuğ Türkeş’ten bugüne MHP düşmanlığı yapması huyudur. Sadi Somuncuoğlu’nun 6 Ekim 1992 tarihinde Tercüman’a verdiği demeçte; “Türkiye’nin en güçlü kadrolarına sahipken, bunların küçük bir kısmını çatısı altında bulundurabilmek. Sayıca üstün, vasıfça yüksek değerde olan milliyetçi kadroların bir araya gelemeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroların bir araya gelmeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroları, sırf kendileriyle beraber değil diye hain, satılmış, ajan gibi haksız, yakışıksız ve ağır sözlerle itham etmek. Suçlamadan, asılsız ithamda bulunmadan konuşamaz bir ruh halinde bulunmak. Yüzde 2.9’luk oy oranıyla #Türkiye’nin en küçük partisi olmak” cümleleriyle nasıl Başbuğ Türkeş düşmanlığı yaptığını hafızalarımız unutmadı. O günlerde Başbuğ Türkeş’e düşmanlık zemini hazırlamaya çalışan Sadi Somuncuoğlu’na cevabı MÇP Genel Sekreteri olan Sayın Devlet Bahçeli “MÇP’nin oyları 1989 yerel seçimlerinde 4.1’e çıkmıştır. Hali hazırda yüzde 7 ile 8 arasındadır. Somuncuoğlu ve arkadaşları mücadele azim ve kararlılığından yoksun kişilerdir.” cümlesiyle vermişti.
Yıl 2019 Sadi Somuncuoğlu yine aynı… Son nefesine kadar da öyle olacaktır. Sadi Somuncuoğlu ve diğerlerini üreten fabrikanın bir ürünü de Namık Kemal Zeybek isimli şahıstır. Onun ismini ne zaman duysam kusasım gelir. Böyle basit adamlar nasıl olur da ortada “kutsanmış ağabey” olarak dolaşır aklım almaz. O da Sadi Somuncuoğlu’ndan geri kalır mı? Seçim değerlendirmesinde “MHP diye bir parti kalmadı” demiş… %18.81 oy oranıyla il genel meclisinde Türkiye’nin ikinci partisi olmuş, toplamda 235 belediye kazanmış MHP’ye bunu diyen bir adamın sizce çalışan beyin hücresi kalmış mıdır?
Gerçi Namık Kemal Zeybek’in özelliği budur. 3 Temmuz 1988 günü “Pazar Sohbeti” adı altında Emin Çölaşan’la yapmış olduğu bir söyleşide de “MHP bitti, misyonunu tamamladı ve tarihteki yerini aldı diye bakıyorum. Bugün artık MHP diye bir şey olduğuna inanmıyorum.
MHP belli bir görev yapmıştır ve tarihteki yerine intikal etmiştir.” cümlesini de kuran aynı Namık Kemal Zeybek idi. 31 yıl önce bu cümleyi kurmuş, bugün o cümlesini tekrarlıyor. Dün Başbuğ #Türkeş zamanı MHP düşmanlığı yapıyordu, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli zamanı bu düşmanlığı sürdürüyor. Beynine ne yükledilerse 31 yıl geçse de değişen bir şey yok… Kamuoyuna bu tür açıklamalar yapıyor ama yüz yüze geldiğin vakitte çok değişik bir kimliğe bürünüyor. 2014 yılında Ankara kalesinde tesadüfen karşılaşıp, tanıştığım ve 15 dakikalık sohbetimizde bana “Devlet Bey milli her konuda haklı çıktı.
Biz onu anlayamadık. Bol bol selamlarımı götür” diyen de bu Namık Kemal Zeybek’ti. Bu sözlerinden sonra televizyon ve gazetelerde #MHP ve Sayın Devlet Bahçeli hakkında yine abuk sabuk açıklamalar yapmaya devam etti. Bakın tek tornadan çıkmış, aynı fabrika ürünü bu isimlere bir tanesi bile #CHP-PKK ittifakı hakkında bir kelime eleştiri yapamadılar. Yapamadıkları gibi hepsi oyunu CHP’ye verdi, CHP’ye çalıştı. Yaşar Okuyan ise bizzat CHP’ye katıldı.
Agâh Oktay Güner 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce “MHP’li akrabalarım HDP’ye oy verdi” diye MHP’nin niye HDP ile beraber hükümet kurmadığını sorguluyor ve saldırıyordu. Şimdi böyle bir adamdan CHP-PKK ittifakına yönelik tepki beklemek de elbette gereksizdir. Bunlar asla “kutsanmış ağabey” değil, ömürleri MHP, Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli düşmanlığıyla geçmiş elma kurtlarıdır. Sürekli kin, nefret, takıntı ve saplantıları sadece bu düşmanlıkları için diridir. Bunların milliyetçiliği hayalettir. Dün Başbuğ Türkeş’i beğenmiyorlardı, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin milliyetçiliğini, Ülkücülüğünü beğenmiyorlar. Ama PKK ile ittifak yapan, YPG avukatı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si başarılı olsun diye birbiriyle yarışıyorlar.
Bunları tek tip üreten fabrika bulunmalı ve imha edilmelidir. Aksi halde yine Sadi Somuncuoğlu, Namık Kemal Zeybek, Yaşar Okuyan, Agâh Oktay Güner, Yılma Durak gibi benzerlerinin üretilmesi demek Türk milliyetçileri içinde fitne, Ülkücü Hareket içinde fesat olacaktır. Biz bunların fitnesi, fesatı ve düşmanlıklarıyla uğraştık bizden sonraki Ülkücü nesilleri koruyalım bari… Hayalet milliyetçiler, hayalet avcılarından kaçamazsınız siciliniz ve arşiviniz ortadadır.

İktidar düşürmek için, vatan düşürmeye razı olanlar


31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrası bazı il ve ilçeler dışında neredeyse belediye başkanlarının büyük çoğunluğu mazbatasını alarak görevine başladı. İstanbul’da, bazı il ve ilçelerde ise itiraz odaklı yargı süreci devam ediyor. İlk defa bir yerel seçim, bu derece de terör örgütü pkk odaklı ve onun siyasi taşeronu HDP’nin gölgesinin düştüğü bir seçim olmuştur. Türk milletini bu konuda çok uyardık. Özellikle İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Mersin, Antalya özelinde uyarı yazılarımızla tehlikelere dikkat çekmeye çalıştık. Ama sonuç itibarıyla bu illerde HDP ile ittifak yaparak sonuç elde eden CHP olmuştur. Bu illere yönelik “Biz yöneteceğiz” mesajını seçimlerden önce veren HDP, bu illerin belediyelerinde nasıl konumlandırılacak onu da zamanla göreceğiz.
Aslında bu seçimin özetini, merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme pahasına, vatanı düşürmeye razıdır” sözü özetlemiştir. Şu an terör örgütü PKK’nın, teröristbaşı Öcalan’dan sonraki sözde önderi durumunda olan teröristbaşı Murat Karayılan seçimlerden önce “Türkiye’deki ‘demokrasi güçleri’ (CHP-SP-HDP-İP) demokratik kimseler, çevreler, sanatçılar, yazarlar Erdoğan ve Bahçeli’ye karşı durmaları gerekiyor” açıklamasını yaparak; Cezaevindeki HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş “Sizi tarihin çöp sepetine göndermek için batıda CHP ve İYİ Parti’ye rağmen onların adaylarını destekleyeceğiz” açıklamasını yaparak; HDP Eş başkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batıda da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” ve “Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu seçilmişse bilecek ki HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak siyaset yapamaz” açıklamasını yaparak; PKK ve HDP’nin alacağı konumu göstermişti.
Kemal Kılıçdaroğlu da seçimlerden 3 ay önce Ahmet Türk ile gizlice buluşarak bu konumda kendi rolünü üstlenmişti. Sonradan deşifre olan görüşme için Ahmet Türk, “Sayın Kılıçdaroğlu’nu biliyorsunuz, çok açık konuşmaz ama söylediklerimi onayladı. Karşı çıkışı olmadı. Yerel seçimlerde doğru adaylarla daha başarılı olunacağının kaçınılmaz olduğunu herkesin görmesi gerekir. Ortak bazı çözümler olması gerekir” açıklamasını yapmıştı. Bu kirli ittifakı ortaya seren daha o kadar örnek var ki, yaz yaz gazetenin sayfaları yetmez. Bu kirli iş birliği her yönüyle deşifre olduğu halde CHP, İP, SP hala inkâr etmeye çalışıyor. Bu ittifakı gizlemeden, saklamadan PKK’lılar, HDP’liler ve CHP’den Barış Yarkadaş çok net bir şekilde itiraf etmektedir.
Seçimlerden sonra CHP’li Barış Yarkadaş “Sağolsunlar CHP’ye Küçükçekmece’de 65 bin oy, Esenyurt’ta 106 bin oy vererek iki belediyeyi de kazanmamızı sağladılar. Adana’da, Mersin’de, İstanbul’da ve Ankara’da bütün siyasi ayrımları bir kenara bırakarak iktidara da bir uyarıda bulundular. (...) Bu seçimlerin en etkili aktörlerinden birisi Selahattin Demirtaş’tır” açıklamasıyla; HDP Eş Başkanı Sezai Temelli “Batı’daki hedeflerimizde başarılı olduk” diyerek; kayyum atanarak görevden alınan HDP’li Batman Belediye Başkanı Sabri Özdemir “HDP olarak beş büyükşehire kayyum atadık. Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Adana” sosyal medya paylaşımıyla; HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz de “Kobani düşmedi. İstanbul düştü düşecek” mesajıyla, HDP eski Eş Başkanı terörist Selahattin Demirtaş “Muhalefet bloğu bu seçimlerle birlikte demokratik bir seçeneği ete kemiğe büründürmeyi başardı” açıklamasıyla tavırlarını netleştirdiler ve CHP, İP, SP gibi siyasi dansözlük yapmadılar.
İlginçtir 16 Nisan referandumunda kendileri yanında “Hayır cephesinde” yer aldığı için “üst düzey yöneticileri hapiste olmasına rağmen HDP’ye” şeklinde teşekkür eden Kemal Kılıçdaroğlu seçimlerden bu yana yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen, CHP’ye İstanbul( belli değil) Ankara, Antalya, Adana, Mersin, Hatay gibi illeri kazandırmasına rağmen hala HDP’ye teşekkür etmedi. Biliyorsunuz sinsi bir siyasetçi olan Kemal Kılıçdaroğlu, HDP ile ittifak kurma tezgâhını 2014 tarihinde de denemişti. Bunu da şu an cezaevinde bulunan HDP’li Sırrı Süreyya Önder, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bizi destekleyin ama kimse görmesin kamuya açık olmasın, bu bize zarar verir” dediğini söyleyerek zaten yıllar önce deşifre etmişti. Velhasıl “Mustafa Kemal’in askerleri” olarak yanlış bildikleriniz yıllar önce “Öcalan’ın siyasi militanları” haline dönüşmüştür. Bu konu gerçekten çok uzun değerlendirilecek bir konudur. Yaz yaz bitiremeyiz. Ama çok açık ve net olarak 2014 yılından bugüne CHP’nin terör örgütü PKK güdümüne girdiği, içine HDP’nin kaçtığı tartışılmaz bir gerçektir. Gelelim asıl konumuza… Kendisine Türk milliyetçisi, ülkücü, eski MHP’li diyen, MHP’nin milliyetçiliğini, ülkücülüğünü beğenmeyerek ayrılanlar böyle bir CHP’nin güdümüne nasıl girmiştir? HDP, Kandil’den ve cezaevinden aldıkları talimatla oylarını CHP’ye akıtarak tavizsiz bir duruş sergilerken, Meral Akşener’in adı İYİ olan ama kötü projelerin taşeronu partisinin Genel Sekreteri Cihan Paçacı seçim sonuçlarını değerlendirirken diyor ki: “CHP’ye ilk kez sağdan oy akışı sağladık.”
Yani PKK’nın siyasi taşeronu HDP ile ittifak yapan CHP’ye oy akışı sağladığını söyleyerek bununla övünen ve HDP’li Sezai Temelli’nin “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” sözüne omuz veren eski bir DYP’li, eski MHP’li yeni İP’li... Utanmıyorlar, yüzleri kızarmıyor… Bir tane il belediyesi kazanamadılar ama AKP ve MHP’ye kaybettirmekle övünüyorlar. Gerçi kazanmalarının önündeki engeli “Partimizin sarı güneş amblemi siyah göründü. Vatandaş gitmiş, siyah güneşin altına değil de üstüne mühür basmış” açıklamasıyla komedyen üretkenlikle izah yapıyorlar. Terör örgütünün güdümündeki HDP ile aynı hedefte, aynı partiye oy toplamakla görevlendirilmiş bu İP’in gerçek yüzü budur. Bu yüzü tanıyan herkes, tanımayanlara anlatsın…
HDP’lilerin, PKK’lıların bayram havası estirdiği bazı büyükşehir belediyelerinin CHP’ye geçmesi demek, HDP’nin buralarda hücre evi oluşturacağının ön sinyalidir. Zaten seçimlerden önce bunu da çok açık herkese duyurdular. Bu İP’çilerde işte buna garsonluk yapmıştır. Ölmek ve öldürmek için kurulmuş bir terör örgütünün kurduğu bir parti olan HDP neyin karşılığında CHP’ye kendini adak etti? Önümüzdeki günlerde bunun kokusu her boyutuyla ortaya çıkacaktır. HDP’nin gücünü arttırmak için elimden gelen desteği vereceğim” diyen Tunç Soyer İzmir’de ne yapacak? “İttifakımızda HDP de var” diyen Ekrem İmamoğlu (eğer kazanırsa) İstanbul’da ne yapacak?

“Ajans izin verirse HDP ile görüşürüm” diyerek yola koyulan, HDP’nin tehdidi karşısında anında “Dilim sürçtü” duruşuna geçen Mansur Yavaş Ankara’da ne yapacaktır? Ne yapacaklar, hepsi HDP’ye diyet ödeyecektir… PKK’nın en büyük şansı ve umudu Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kemal Kılıçdaroğlu diyetini ödeyecek kadar gönlü geniştir, HDP de CHP’den diyetini alacak kadar CHP’nin içine girmiştir.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Samimi Ülkücülük riyasız siyaset

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. O artık Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in koltuğunda oturacaktı. Başbuğ’un, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin” talimatına, o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, kirletmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir.
 MİLLİYETÇİ-ülkücü hareketin, Türk dünyasının efsanevi Başbuğu, MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 Cuma günü beka âlemine irtihal etti. 8 Nisan 1997 Salı günü yapılan cenaze törenine milyonlar katıldı. Atatürk’ün cenaze töreninden sonra, karlı ve soğuk havaya rağmen Türkiye’nin gördüğü en kalabalık cenaze töreniydi. Lakin hayat devam edecek, MHP kendisine bir genel Başkan seçerek siyasi hayatını sürdürecekti. 18 Mayıs 1997’de toplanan kurultayda, başlangıçtaki diğer adayların sonradan Devlet Bahçeli lehine adaylıktan çekilmeleri üzerine iki aday kaldı: Devlet Bahçeli ve Tuğrul Türkeş. Devlet Bahçeli’nin kazanacağı belli olmuştu. Siyaset mühendisleri bir kere daha devreye girdiler. Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından Azmi Karamahmutoğlu, “Kongreyi tanımıyoruz” diyerek kürsüyü devirtti. Kongre ertelendi. 6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. Başbuğun, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.” talimatına o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, her şeyden önce bir Ülkücü olarak, Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin lideri olarak, bayrağı lekelemeyecek, kirletmeyecek, yere düşürmeyecek daima gönderde tutacaktır. Bayrağı lekelemeye, kirletmeye ve düşürmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir. 23 Kasım 1997’de yapılan Başbuğsuz ilk olağan kongre olan 5. Olağan MHP Kurultayı’nda dört adayla yarışan Bahçeli ikinci turda 671 oyla yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Tuğrul Türkeş ise 483 oy almıştı. Bu kongrede söylenen bir slogan, bundan sonraki süreci de, Bahçeli’nin liderliğini de devlet adamlığını da işaret ediyor, Ülkücülerin iktidara yürüyüşünü haykırıyordu: “Devletin Başına Devlet Gelecek!” Lider Devlet Bahçeli, Kurultay konuşmasını, “Ben sizleri ülkemizin zenginliklerini ortaya çıkarmaya, önce dürüst, ilkeli, seviyeli siyaseti inşa etmeye çağırıyorum. Ben sizleri 21. yüzyılın güçlü Türkiyesi’ni kurmaya çağırıyorum” diyerek tamamladı. (s. 35) Semih Yalçın’ın ifadesi ile, “MHP lideri Devlet Bahçeli, burada verdiği sözü daima tuttu; dürüst, ilkeli ve seviyeli siyaseti şiar edindi… O zaman (bu iki kurultayda A. G.) Devlet Bahçeli’nin karşısında yer alan isimlerin çoğu, partiden kopsalar da sonraları yine Devlet Bahçeli’nin onayıyla MHP’ye katıldılar. Bununla birlikte bazı muhalif isimler her fırsatta Devlet Bahçeli’nin liderliğini içlerine sindirememiş olmalarının sevkiyle muhalefetten geri durmadılar. Zaman zaman partinin altını oyan gizli ve açık faaliyetlerde bulundular; nifak, tefrika ve fitne saçan adımlar atmaktan geri durmadılar.” (s. 35). Evet, Başbuğ sonrasında onun koltuğuna oturmak da kolay olmadı. Devlet Bahçeli, hareketin hafızasına sahip bir akademisyen-siyasetçi olarak her Başbuğ’un emanetine sahip çıkacak, milliyetçi Hareket gemisini en sıkıntılı, en çalkantılı günlerde dahi sağ salim karaya demirlemesini bilecektir.

DEVLET BAHÇELİ LİDERLİĞİNDE

MHP İKTIDAR OLUYOR Semih Yalçın’ın eserinde ağırlıklı bölümlerden biri de Devlet Bey liderliğinde MHP’nin iktidar ortağı olduğu “57. Hükümet”le ilgili gelişmelerin anlatıldığı bölümdür. (s. 37-84). Türkiye’nin 80 öncesi ve sonrasındaki kutuplaşma, gerilim ortamından çıkması, 28 Şubat sürecinde siyasete, siyaset dışı müdahalenin yarattığı tahribat ve ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi, toplumun normalleşmesi için önemli bir fırsatın hayata geçirildiği 57. Cumhuriyet Hükümeti’nden bahsediyoruz. 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri’nde Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, önemli bir hamle yapmış, yaklaşık %18 oy alarak 129 milletvekili çıkarmıştır. %22.2 oy alarak 136 milletvekili çıkaran Merhum Bülent Ecevit’in DSP’sinin ardından 2. parti olmuştur. “Türkiye’nin cepheleşmeye değil, güçlü bir hükümete ihtiyacı var.” mesajını veren Bahçeli, seçimlerden iki gün sonra (20 Nisan 1999) Hürriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, MHP’nin DSP’den gelebilecek bir koalisyon teklifine açık olduğunu ortaya koyuyordu. Devlet Bey, o söyleşi ve daha sonra mayıs ayı başında (1 Mayıs 1999) yaptığı basın toplantısında, 28 Şubat süreci dahil toplumsal yarılmayı, kutuplaşmayı besleyen ordu-siyaset ilişkileri, demokrasinin geleceği, irtica konusu, türban meselesi, MHP’nin Türk siyasetindeki konumu, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması gibi temel konularda çok açık ve samimi değerlendirmelerde bulundu. Devlet Bahçeli, sonraki yıllarda “vesayet tartışmaları” olarak önümüze gelecek olan ordunun konumu ve “demokrasinin işletilmesi” konularında 28 Şubat tartışmalarını merkeze alarak, bugün de önem taşıyan şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“28 Şubat sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Tabii, 28 Şubat süreci belli kurum ve çevrelerin hassasiyetlerini ifade ettiği bir süreçtir. Burada ölçü önemlidir. Eğer irticai faaliyeti yakın bir tehdit olarak değerlendiriyorlarsa, irticanın tarifi ve kapsamı ve bu kapsam içine girenlerle samimi, inançlı kitleyi ayırmak lazım. Samimi Müslüman kitleyi incitecek, kıracak davranışları tasvip etmemek lazım. Bunu artık Türkiye’nin gündeminden çıkarmak lazım…

İrtica tehdidi konusunda hemfikirsiniz, ama bunun tarifinin iyi yapılmasını istiyorsunuz…

Evet. cumhuriyetin temel nitelikleri üzerinde MHP’nin hassasiyeti var.

Siz ordunun Türkiye’de oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?

Ordunun bu rolü herkes tarafından biliniyor. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlerliği noktasında da bir toplumsal talep var. Artık bu talebin karşılanması lazım. Demokrasiyi de tam işler hale getirmek lazım. Bu işlediği takdirde ordu kendi mevziine çekilir zaten.” (s. 42-43). Bahçeli, basın toplantısında MHP’nin siyaset ve fikir hayatımızdaki duruşunu, misyonunu ve ekonomik konulara bakışını da şu şekilde açıklıyordu: “Bu çerçevede sık sık gündeme getirilen ‘MHP değişti mi, değişmedi mi?’ sorusunu da anlamlı bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Milliyetçiliğimizi besleyen, şekillendiren ve var eden vatan ve millet sevgimiz, milli kültürümüzü ve değerlerimizi koruma anlayışımız, dünyada etkin ve saygın bir ülke olma hedefimiz değişmemiştir. Tabii ki, her canlı organizma gibi partimiz de yeni ihtiyaçlara, yeni sorunlara yeni cevaplar ve çözümler üretmekte, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmektedir… Partimiz Türkiye’de kardeşliğin, barışın karşılıklı anlayış ve hoşgörünün hâkim olmasını, demokratik hukuk devletinin standardının mutlaka yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır. Milletimizin her mensubunun refah ve mutluluk içinde yaşamasını arzulamaktadır. Sosyoekonomik gelişmesini, rekabetçi piyasa ekonomisi çerçevesi içinde sürdürmesinin gerekliliğine inanmaktadır. MHP’nin farkı, rekabetin sağlanması ile toplumsal duyarlılıkların göz önünde bulundurulmasıdır. Dünyanın her yerinde kalıcı bir istikrar ve iş birliğinin hâkim olmasını savunmaktadır. MHP, içe kapanmacı değil, bilakis dünya ile rekabet edebileceğimiz alanların tespitini ve yatırımların bu yönde teşvikini öngören bir yaklaşıma sahiptir. Zaten lider ülke Türkiye hedefimiz, kendi milli kimliğini ve onurunu koruyarak dünyaya açılmış, güçlü, etkin bir Türkiye’yi inşa etmektir.” (s. 46). Aslında MHP’nin temel meselelere bakışını özetleyen bu konuşma, Türkiye’nin o zamana kadar olan siyasi hayatı içinde nasıl bir rol oynadığını ve bundan sonraki siyasi hayatı içinde nasıl bir misyon üstleneceğini de göstermekteydi. Devlet Bahçeli ve onun liderliğindeki MHP, demokratik Parlamenter sistem ne zaman içeriden ve dışarıdan veya iç-dış mihrakların birlikteliği ile sıkıntıya girse, demokrasimiz ne zaman tıkansa, vesayet odakları ne zaman Türk milletine tasalluta yeltense, devreye girecek ve millet iradesi esaslı demokratik sistem işletilecektir. Bu misyon, ülkenin ve milletin beka sorunları ne zaman gündeme gelse harekete geçecek ve Türk milletinin var olma mücadelesi Devlet Bahçeli ve MHP tarafından başarıya ulaştırılacaktır. MHP, DSP ve ANAP arasında yürütülen ve 40 gün süren koalisyon görüşmeleri, bütün engellemelere rağmen nihayet başarıya ulaşmış ve üç parti 28 Mayıs 1999’da 57. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuşlardır. 57. Hükümet, 1999-2002 yılları arasında ekonomi, bölücü terör, anayasa kitapçığı krizi, ABD’nin Irak’ı işgali gibi Türkiye’nin çok temel sorunları ile mücadele etmiştir. Sonuçta, “MHP’siz bir hükümet” senaryolarının dayatıldığı, yeni bir siyaset mühendisliğinin uygulamaya konulduğu bir ortamda Sayın Devlet Bahçeli bütün oynanmak istenen oyunları bozacak bir çıkış yapmıştır. 7 Temmuz 2002 günü Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda yaptığı konuşmada milletin iradesini işaret etmiş, 3 Kasım 2002 tarihini vererek erken seçim çağrısı yapmıştır. Devlet Bahçeli, bazıları tarafından sonradan çok eleştirilen bu çıkışı ile aslında partisinin baraj altında kalması riskini de üstlenerek Türk demokrasisini kurtarmıştır. O zaman anlaşılamayan bu Devlet Bahçeli tavrı, bugün için milletimizin vicdanında küresel mahfillerin ve yerli uzantıları olan vesayet odaklarının “oyunlarının bozulduğu, milletin iradesinin kurtarıldığı” şeklinde saygın yerini almıştır. Millete rağmen siyaset yapmaya çalışanlar, iradesini, siyasetini kendilerini var eden milletin iradesine değil, küresel sisteme ve taşeronlarına bağlayanlar her siyaset mühendisliği faaliyetlerinde karşılarında Devlet Bahçeli ve MHP misyonunu bulacaklardır. Semih Yalçın Bey eserinde 57. Hükümet döneminde MHP ve Sayın Bahçeli’ye yöneltilen en önemli eleştirilerden biri olan bebek katili A. Öcalan’ın idamı meselesini, “Bölücübaşı Öcalan’ın İdam Meselesi ve Devlet Bahçeli” başlığı altında ayrıntıları ile anlatmaktadır. (s. 73-84).

ÖNCE ÜLKEM VE MİLLETİM, SONRA PARTİM VE BEN

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Devlet Bahçeli” (Berikan Yayınevi, Ankara, 2019, 1-110 s.) isimli eser de bundan sonraki yazılarımızda tanıtacağımız eserler arasında olacaktır. Bu vesile ile Sayın E. Semih Yalçın Bey’i tebrik ediyor, teşekkürlerimizi iletiyorum. Yazımızı Semih Hoca’nın şu satırları ile bitirmek istiyorum: “MHP lideri Devlet Bahçeli; hayatı boyunca gösterişsiz bir mücadeleyi, riyasız bir siyaseti, samimi ama sade bir ülkücülüğü tercih etti. Peygamber Efendimizin, ‘Dinini gösterişten uzak tut. Az amel sana yeter’ sözüyle çerçevesini çizdiği gibi; Müslümanlıkta da ülkücülükte de ihlas, dürüstlük, tevazu ve sadeliği seçti. Müslümanlıkta işlediği hayrı Allah için başkalarından gizlediği gibi, siyasette de yaptığı başarılı işleri, muvaffakiyetleri çevresinin ve başkalarının görüp idrak ve takdir etmesini yeğledi; bunu insanların gözüne sokmaktan daima imtina etti. ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ sloganını, hem MHP’nin prensibi hem de ülkücü hareketin ideolojik umdesi haline getirdi. Bu kuvvetli ilkenin toplum bilincine, maşeri vicdana sirayeti sayesinde; Türkiye’nin zorlu, badireli günlerinde MHP’nin fedakârlıkları milletimize ilham, ümit, ışık ve şevk kaynağı oldu. Bu yönleriyle Devlet Bahçeli, klasik siyasi parti lideri tanımlamasının ötesinde hususi evsaf ve hasletlere sahip olduğunu ispatladı…” BİTTİ

‘VER ELİNİ ÖPECEĞİM, DEVLETİN SAHİBİ GELDİ’

Devlet Bey, 24 Haziran 2018 seçimleri sırasında bir yere giderken veya Ankara’ya dönerken mola yerlerinin birinde çay içmek için duruyor. Tesisin kapısında yaşlıca, başı örtülü bir Anadolu kadını Devlet Bey’i görüyor. Merdivenlerde kenara çekilerek, “Devletin sahibi geldi. Ver elini öpeceğim” diyor. Devlet Bey her zamanki tevazuu içinde “olmaz, öptürmem” diyerek takılıyor. Teyzemiz, parmağını da sallayarak, “olmaz, öpeceğim” diyor.
Devlet Bahçeli ve liderliğini en iyi anlatan sözlerden biri bu Türk anasının sözlerdir: “Devletin sahibi.” Türk milletinin Devlet Bahçeli ile ilgili bu algısı nasıl oluştu? Diye merak edenlerin Semih Bey’in kitabını okuması lazımdır.

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Davaya Adanmış Bir Ömür: Devlet Bahçeli” isimli kitabı bundan sonraki yazılarımızda tanıtmaya devam edeceğiz. Burada şunu söyleyelim ki, Semih Bey’in çalışması şimdiye kadar yazılmış en iyi Devlet Bahçeli biyografisi olma özelliğini taşıyan bir eserdir. Bu eser aynı zamanda MHP tarihi bakımından da önemli bir eserdir.


11 Şubat 2019 Pazartesi

Tarihe yön vermenin manifestosu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Adana’daki muhteşem törende yaptığı konuşma, tarihe mal olmuş bir hareketin, tarihe yön verme manifestosudur.

Kuruluşunun 50’nci yılını görkemli bir törenle kutlayan MHP, emin adımlarla, “lider Türkiye” hedefine yürüyüşünü, daha kararlı biçimde sürdürecektir. 

Yarım asırlık geçmişin şanı, şerefi, mücadelesi ve hedefi, ilelebet payidar olmanın teminatıdır. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Adana’daki muhteşem törende yaptığı konuşma, tarihe mal olmuş bir hareketin, tarihe yön verme manifestosudur.


HEDEFTE SAPMA YOK


Kimse boşuna uğraşmasın, beyhude kendini parçalamasın. MHP’nin çizgisinde bir kırık, bugününde bir yanlış, hedefinde bir sapma yoktur ve olmayacaktır. 

MHP temsil ettiği değerlerle, geçmişiyle, bugünüyle, teşkilatlarıyla, lideriyle bu ülkenin istikbalidir. 

Sayın Bahçeli’nin belirttiği gibi,50 yıl, vatan sevgisinin kefili, millete mensubiyetin kazancı, devlete muhabbetin kavlidir. 

50 yıl önce, “tembellik, meskenet, yokluk, sefalet, gerilik, karanlık, adaletsizlik” yenilenecek denmişti, bugün de aynı sözle, aynı kararla, aynı yeminle, “Türk milletinin hizmetindeyiz” deniliyor. Yapılan budur, hedef aynıdır, iman tamdır.


DEVLET-İ EBED MÜDDETİN BEKÇİSİYİZ


Hayati bir seçimin arifesindeyiz. Saflar netleşmiş, kimin nerede durduğu, neyin peşinde olduğu belirginleşmiştir. Zillet, tam da tanımına uygun olarak, ihanetin çukurundadır. 

Anlaşılan o dur ki, bu çukurdan bakınca, millete sevdalanmak, ülkeye sahip çıkmak, “bekçilik” olarak görülüyor. Oysa söz konusu olan milli bekadır ve ülkücüler ve milliyetçiler bu konuda gönüllü bekçidirler. 

Sayın Bahçeli’e bunu söylüyor ve “Bekçilik şerefli bir vazifedir. Sabırla beklemek, sebatla nöbet tutmak onurların en onurlusudur. 

Türk milletinin varlığı için bekçilikse bize düşen seve seve yaparız. Allah’tan emperyalizmin piyonu değiliz. Allah muhafaza, terör örgütlerinin taşeronluğuna heves etmiyoruz. 

YPG’ye vatanlarını savunanlar, hendek kazan teröristlere arkadaş demiyoruz. 15 Temmuz’a tiyatro diyen alçalmanın muhatabı değiliz. Evet bekçiyiz, kalpleri imanla çarpan vatan bekçileriyiz. 

Evet bekçiyiz, vatan ve milli bekanın nöbetini uğruna ha ekmek yemişiz, ha kurşun adanmışlığıyla tutuyoruz. Devlet-i ebed müddetin bekçisiyiz. Millet-i ebed müddetin bekçisiyiz.”diyor.


DÖRT AYAKLI STRATEJİ


MHP vatanın ve bekanın nöbetini tutarken, her zaman üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, şimdi de yapıyor. 31 Mart seçimlerinde zillete geçit vermemek için kararlı olmak, sıkı durmak ve çok çalışmak gerekiyor. 

Bu çerçevede Cumhur ittifakını oluşturan partilerin uyumu hayati derecede önemlidir. Sayın Bahçeli yerel seçimlerin gündeme girmesiyle birlikte, dört ayaklı bir strateji açıklamıştı. 

Buna göre, yeni sistemin yerleşmesi, kurum ve kurallarıyla inşası için merkezi yönetimle yerel yönetimlerin uyumlu çalışmasının önemine dikkat çekilmiş ve bu yönde tedbir alınması gerektiği belirtilmişti.Cumhur ittifakı ile bu tedbirler alınmıştır. 

Diğer taraftan başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere, büyükşehirlerin belediye yönetimi zillete yakasını kaptıran, ülkesine çelme takan, üstelik FETÖ-PKK-PYD’nin yörüngesine sabitlenen partilerin asla kontrolüne girmemesi, yönetimine geçmemesi için bir işbirliği yapılması gereğinin üzerinde durulmuştu. 

Bu konuda da bir sorun yaşanmadı ve büyükşehirlerin tamamında Cumhur ittifakının başarıyla çıkmasının yolu açıldı. 

Büyükşehirlerde parti ayrımı yoktur ve gösterilen adayların tamamı Cumhur ittifakının adaylarıdır.


YENİ ÇALIŞMA YAPILIYOR


Kayyuma devredilen belediyelerin milletimizin iradesi doğrultusunda, yeni sistemin yapısına uygun olacak şekilde tezahürü, teşkili ve tahkimi de son derece önemlidir. 

Türkiye’de PKK’nın yöneteceği belediye kesinlikle olmamalı, 15 Temmuz öncesine dönülmemeli, CHP-HDP ve yedekleriyle kurulan karanlık ittifakın hesabı bozulmalıdır. 

Bu konuda neler yapılabileceği, Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli arasında geçtiğimiz günlerde yapılan görüşme ile tekrar masaya yatırılmıştır.

İki partinin yetkilileri yeni bir çalışma yapmaktadırlar ve muhtemelen bu hafta içinde, başta kayyuma devredilen belediyeler olmak üzere, doğu ve günedoğu bölgesindeki illerimizle ilgili yeni kararlar alınması kuvvetle muhtemeldir. 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin elinde bulunan büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerini muhafaza edip bunların yanında daha fazlasını kazanmak hedefi aynen korunmaktadır.


TUNÇ SOYER REZİLLİĞİ


Zilletin bu milletle hiçbir bağ ve bağlantısının olmadığı, neye ve kime hizmet ettiği gösterdiği adaylarla da sabittir. CHP-İP-HDP-ÖDP zillet ittifakının, 12 Eylül’den sonra kurulan zulüm mahkemelerinde ülkücüleri inim inim inleten bir işkencenin oğlunu İzmir’den Büyükşehir Belediye Başkan adayı göstermesi, sözün bittiği yerdir. 

Bu adayı, “Babadan oğula suç geçmez” diyerek savunmaya çalışmak, bu millete hakarettir. Tunç Soyer’in babası Nurettin Soyer’in zulmettiği yiğitlerin çocuklarını, haksız ve hayasız şekilde sabıka kayıtlarında “sakıncalı” gösterdiler. 
Hiç kimsenin aklına da, “babadan oğla suç geçmez” demek gelmedi. Şimdi koro halinde bize masal anlatıyorlar. Böyle bir rezilliği ne anlarız, ne dinleriz, ne de kabul ederiz.


TARİHİ ÇAĞRI


Bütün bu gelişmeler, aynı zamanda ülkücülerin Üç Hilalin altında toplanmasının da şart olduğunu bir defa daha belgelemektedir.

 Sayın Devlet Bahçeli, 50’inci yıl münasebetiyle çok anlamlı bir çağrı yapmış ve “aramızdan bir vesileyle kopup giden, gözü Üç Hilal’de kalan, bir hatadır yaptık diyen, samimi pişmanlık yaşayan, yuvasının özlemini çeken, Ülkücü Ülkücünün kurdu değil yurdudur diyen her kardeşimle, her dava arkadaşımla helalleşmeye hazırım. 

Onlara sadece kapımızı değil, gönlümüzü de açıyorum” demiştir. Bu tarihi çağrının büyük karşılık bulacağına inanıyorum.

50 yıl, dile kolay ama…


Bu yazı 11 Şubat 2019 - 9:58 'de eklendi.
9 Şubat 2019… Adana… Fuar Alanı…
Türkmen Beyi “Alparslan Türkeş Üniversitesi…” demişti ki…
Yıkıldı ortalık!
Salonun içinde ve dışındaki binlerce Ülkücü, ağlamakla haykırmak arasında duygu selinde ayağa kalktı o anda…
Hüzün, hatıralar, sevda, emek, inanç, ülkü, vatan, cumhuriyet, 1919’dan 1969’a, 1969’dan 2019’a şöyle bir dalgalandı…
Yine müstesna bir tarihi: 9 Şubat 2019..

Atatürk-Fevzi Çakmak-Osman Bölükbaşı-Başbuğ Alparslan Türkeş zincirinin iftihar edilecek mücadele tarihi…
1948’deki MP’den CKMP’ye, CKMP’den MHP’ye ülkü yolunda kutlu bir yürüyüş…
“Bir”ken “on” olan, “yüz” olan, “binler” olan, “milyonlar” olan bir ülkü…
Devlet Bey, “Alparslan Türkeş Üniversitesi” dediğinde imrenilecek bir sevinci müsterih bir vicdanla yaşayan milyonlar oldu…
Türk milleti sevdalı, vatan-bayrak sevdalı, üstün meziyetli, temiz mizaçlı, halis inançlı milyonlar…
Bedenlerini yağlı urganlarda feda eden, mapus damlarında çile dolduran milyonlar…
“Turan düşü”nü “hakikat”e çeviren milyonlar…

O “ülkü”yü Türkmen Beyi şöyle tanımladı:
“Ulaşıldıkça ulaşılmaz olan, yaklaştıkça uzaklaşan, yanaştıkça mesafeyi açıp giden bir gayedir, bir ufuktur ülkümüz.”
Ve o derin görüşüyle herkese cevap:
“Yapamazlar dediler, yaptık… Başaramazlar dediler, başardık… Dağılır gider dediler, toplanıp gücümüze güç kattık… Kervan kervan yürüdük, kafile kafile yükseldik… Solukları kesilir, yarı yolda kalırlar, vazgeçerler dediler, hamd olsun “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl”a eriştik, 50 yılda yetiştik.”



8 Şubat 2019 Cuma

MHP siyasette yarım asrı devirdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Türk siyasetinin yarım asrına damga vuran MHP, kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutluyor.



Türk siyasetinin yarım asrına damga vuran MHP, kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutluyor. 1969 yılının 8-9 Şubat tarihlerinde Adana'da yapılan büyük kurultayla Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CMKP) olan adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştiren parti, amblemini "üç hilal" olarak seçti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, MHP'nin kuruluşunun 50. yıl dönümüne ilişkin TDP  muhabirinin sorularını yanıtladı.

MHP 50 YAŞINDA FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYIN

Yalçın, MHP'nin tarihinde özel bir yeri olduğunu için 50. yılı Adana'da kutlayacaklarını belirterek, "50. yılımızı hem Adana'nın bu hususi mevkisine hem de MHP'nin 50 yıllık kutlu beka, bağımsızlık, hürriyet, demokrasi mücadelesine yaraşır bir şekilde kutlamak istiyoruz. Bir bakıma Adana'da 1969'un ihtişamlı, heyecanlı ve coşkulu atmosferine geri dönmüş olacağız." ifadesini kullandı.


"TÜRK MİLLİYETÇİLERİ VATAN HAİNLERİYLE AYNI KEFEYE KONULDU"


Yalçın, MHP için bu 50 yıllık sürede Türk siyasetinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde en zor olayın 12 Eylül olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bu süre zarfında MHP'nin geçtiği en önemli dönemeç 12 Eylül 1980 darbesi ve sonrasıdır. 

Milliyetçi ülkücü hareket 12 Eylül öncesinde Türkiye'yi uydulaştırmayı ve hür dünyadan koparmayı amaçlayan komünist ve ayrılıkçı saldırıların odağındayken, her gün birkaçı şehit edilen ülküdaşlarımız ve parti mensuplarımızın mazlum ve mağdur addedilmesi gerekirken kıyamet MHP'nin başına koptu. 

Kurucu Genel Başkanımız Alparslan Türkeş dahil, MHP'nin ve ülkücü kuruluşların yöneticileri bir ihanet şebekesiymiş gibi toplanıp hapishanelere, zindanlara atıldı. Ülkesi uğruna canını vermekten kaçınmayan Türk milliyetçileri, vatan hainleriyle aynı kefeye konuldu."
Bir "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası" ihdas edilerek ülkücülerin yargılandığını belirten Yalçın, şunları söyledi: "Kimi idama kimi de yıllarca hapse mahkum edildi. 

Ülküdaşlarımız daha mahkum edilmeden en ağır işkencelere ve gaddarlıklara maruz kaldı. 12 Eylül öncesinin bütün hastalık ve problemlerinin hesabı bizden soruldu. Partimiz ve ülkücü kuruluşlar darmadağın edildi. 

Kısacası hepimizin iliklerimize kadar hissettiği 12 Eylül sonrası bizim için tam bir fetret dönemiydi. Bedeli camiamız için çok ağır olsa da bu menhus dönemi atlattık ama hepimiz çok acılar çektik, mağduriyetler yaşadık. Ben de o çileli günlerin yakın şahitlerinden ve fetreti yaşayanlardan biri olarak birkaç kez hapse girdim."


MHP'NİN KURULUŞU


Adana'da 8-9 Şubat 1969'da yapılan CKMP kurultayında partinin adı MHP oldu, genel başkanlığa Alparslan Türkeş getirildi. Kurultaydan sonra toplanan ilk genel idare kurulunda da partinin ambleminin "üç hilal" olması kararlaştırıldı. 

MHP'nin Gençlik Kolları (Ülkü Ocakları) için de "hilal içinde kurt" amblemi benimsendi.
12 Ekim 1969 seçimlerinde yüzde 3 oy alan MHP, oyunu artırmış olmasına rağmen milli bakiye sistemi kalktığı, yerine nispi temsil sistemi getirildiği için sadece kurucu lider Alparslan Türkeş'i Adana'dan milletvekili çıkardı.

14 Ekim 1973 seçiminde yüzde 3,4 oy alarak 3 milletvekili kazanan MHP, Süleyman Demirel'in başbakanlığında kurulan birinci Milliyetçi Cephe (MC) hükümetine 2 bakanlık alarak dahil oldu. Bu hükümette Alparslan Türkeş Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı, Mustafa Kemal Erkovan ise Devlet Bakanı oldu.
MHP, 5 Haziran 1977 seçimlerinde yüzde 6,4 oy alarak 16 milletvekili çıkardı ve yine Süleyman Demirel'in başbakanlığında ikinci MC hükümetinde 5 bakanlık aldı. Türkeş yine Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı oldu.


12 EYLÜL SÜRECİ


12 Eylül 1980 darbesinin ardından kapatılan MHP çizgisi, 1983 yılında yeni siyasal partiler kurulmasına izin verilince Mehmet Pamak tarafından kurulan Muhafazakar Parti tarafından temsil edildi. Bu parti 1985'de adını Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olarak değiştirdi. 

1987 referandumundan sonra Türkeş'in siyasi yasağı kalkınca, MHP'nin kurucu lideri, MÇP Genel Başkanı oldu. MÇP'nin 24 Ocak 1993'teki Genel Kurulu'nda delegelerin oy birliği ile partinin adı yeniden MHP oldu ve genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Alparslan Türkeş'in 4 Nisan 1997'de vefat etmesinin ardından 6 Temmuz 1997’de yapılan olağanüstü kurultayda Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş ile Devlet Bahçeli arasında yapılan seçim yarışını Devlet Bahçeli kazandı ve MHP Genel Başkanlığına seçildi.


BAHÇELİ DÖNEMİ


Bahçeli genel başkanlığında MHP, 1999 genel seçimlerin yüzde 17,98 oy alarak DSP'nin ardından en çok oy alan ikinci parti oldu ve 129 milletvekili çıkardı. Kurulan DSP-ANAP-MHP koalisyonunda, biri başbakan yardımcılığı olmak üzere 12 bakanlık alan MHP, ikinci büyük koalisyon ortağı oldu.

Bu dönemde Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit ile sorun yaşayan MHP, yine de koalisyonda uyumla çalıştı ancak yaşanan ekonomik kriz üzerine Dünya Bankası'ndaki görevinden ayrılarak Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Kemal Derviş ile uyuşamadı.

Bu süreçte Bahçeli'nin "3 Kasım'da seçim" çıkışı ile Türkiye 2002'de seçime gitti. MHP'nin, bu seçimlerde oy oranı yüzde 8,3'e düştü ve parti Parlamentoya giremedi.
2007 genel seçimlerinde yüzde 14,29 oy alarak 71 milletvekilliği kazanan MHP, TBMM'de yeniden grup kurdu. MHP, 2011 genel seçimlerinde yüzde 14,27 oy alarak Mecliste 53 milletvekili, Haziran 2015 genel seçimlerinde yüzde 16,29 oy alarak 80 milletvekili ile temsil edildi. 


 MUHALİFLER HAREKETE GEÇTİ


MHP'nin, yüzde 11,94 oy alarak 40 milletvekili çıkardığı 1 Kasım 2015 genel seçimlerinin ardından partide muhalif sesler yükselmeye başladı.
Bahçeli, 15 Kasım 2015'te seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere il başkanlarını Ankara'da topladı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada "birlik" mesajı verilmesine rağmen Sinan Oğan, Koray Aydın ve Meral Akşener, partide değişim istediklerini belirterek genel başkanlığa aday olduklarını açıkladı.

MHP tüzüğü, olağanüstü kongrelerde genel başkan seçimine izin vermediği için tüzük tadilatı kongresi düzenleyerek, arkasından genel başkan seçmek isteyen muhalifler, birlikte hareket ederek kayıtlı bin 232 delegeden imza toplamaya başladı.

Bahçeli ise parti içinden yükselen "olağanüstü kurultay taleplerini" reddederek, kurultayın 2018'de yapılacağını açıkladı.

Daha sonra yaşanan bir dizi hukuki süreç çerçevesinde, "Çağrı Heyeti"nin olağanüstü kongrenin yapılacağını duyurduğu tarih olan 15 Mayıs'ta, partililer Büyük Anadolu Oteli'ne gitmek üzere toplandı ancak polisin aldığı önlemler nedeniyle otele ulaşamadı.

Kongrenin yapılacağı otelin önüne Meral Akşener, Koray Aydın, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ aynı araçla geldi. Hazırlanan ortak basın bildirisi eski MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından okundu.

Bahçeli, muhaliflerin bu girişimini "tarla kongresi" olarak nitelerken, Akşener'in başını çektiği muhaliflerin bir kısmı daha sonra İyi Parti'yi kurdu.


CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ekim 2016'daki grup toplantısında yaptığı "Başkanlık sistemi" çıkışıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve 16 Nisan 2017'deki anasaya değişikliğine giden yolu açan isimlerden biri oldu. Türkiye, bu referandumda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçti.

MHP, 24 Haziran 2018'de erkene alınan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi'ne AK Parti ile kurduğu "Cumhur İttifakı" ile girdi. MHP bu seçimde yüzde 11,1 oy oranı ile 49 milletvekili çıkardı.





30 Ocak 2019 Çarşamba

Kılıçdaroğlu bunu hiç hesap edemedi! Büyük korku...

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
CHP’nin geçtiğimiz günlerde açıkladığı ve toplumun büyük bir kesiminin tepki gösterdiği aday listesindeki isimleri gazeteci yazar Emin Pazarcı, MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ve MHP Genel Sekreteri Engin Büyükataman'a sorduk…

CHP Parti Meclisi geçtiğimiz günlerde Kemal Kılıçadaroğlu başkanlığında ‘yerel seçim’ gündemiyle parti genel merkezine toplantı düzenledi.


ART ARDA İSTİFALAR


Gergin geçen ve yaklaşık 18 saat süren toplantı sonrası CHP'de 145 kişilik bir aday listesi açıklandı ve bu listedeki adı geçen isimlerin çoğu toplumun büyük bir kesiminin yanı sıra hem İYİ Parti hem de CHP tabanından sert tepki gördü.
Öyle ki aday listesinin açıklamasının hemen ardından art arda istifa sesleri geldi.
* CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan PM’deki görevinden istifa etti,
* Menemen İlçe Teşkilatı CHP’den topluca istifa etti,
* CHP’nin Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar, 15 belediye meclis üyesi ile birlikte CHP'den istifa etti,
* CHP İstanbul Sancaktepe Teşkilatı da toplu şekilde istifa ettiklerini duyurdu,
* İttifak ortağı İyi Parti’nin Manisa milletvekili Tamer Akkal, sert bir açıklama yaparak partiye istifasını sundu,
* MHP 21. Dönem Erzurum Milletvekili olan İYİ Parti'nin kurucu üyelerinden Cezmi Polat partiden istifa ettiğini açıkladı,
*CHP Keşan İlçe Başkanı Salim Yatıkçı geçen yıl, Mayıs ayından bu yana yürüttüğü görevinden istifa ettiğini belirten dilekçesini CHP İl Başkanlığı'na sundu.
İstifaların ve tepkilerin ortaya çıkmasında açıklanan listedeki birçok isim etkili olurken bu isimlerin en çarpıcı ve ön plana çıkan ismi CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer oldu.
CHP'nin tartışmalara yol açan İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Tunç Soyer'in PKK'yı açık açık desteklemekten kaçınmadığı ortaya çıktı. Tunç Soyer'in 25 HDP'li belediyeye kayyum atanmasının ardından yaptığı "Darbeye karşı asıl şimdi tankların üstüne çıkılmalı. Sur’a bizi almıyorlar, bir şey yapamamak bizi kahrediyor. HDP’nin yanındayım" şeklindeki açıklamalar teröre verdiği desteği gözler önüne seriyor.
CHP'nin resmi olarak ittifak kurduğu İP, Soyer ismine 12 Eylül darbesi döneminde ülkücüleri yargılayan askeri savcı babası Nurettin Soyer nedeniyle karşı çıkarken HDP'den ise destek geldi. Bu süreçte HDP'nin İzmir için Tunç Soyer ismini istediği ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nunda bu talebi kabul ettiği gelen bilgiler arasında.
Tüm bu tartışmaların ve gergin ortamın arasında Haber7.com bu skandal listeyi farklı isimler ile değerlendirdi.
Konuyla ilgili konuşan Akşam Gazetesi yazarı Emin Pazarcı, şu ifadeleri kullandı;
Tunç Soyer’in İzmir’den aday gösterilmesi bir utançtır. Çünkü Tunç Soyer 12 Eylül 1980 darbesinin Ankara Başsavcısı Nurettin Soyer'in oğludur. Şimdi denilebilir ki suçlar şahsidir. Babadan dolayı oğullar suçlanamaz ama Tunç Soyer’in kendi beyanları var. Diyor ki ''Ben babamla gurur duyuyorum, babam gerekeni yapmıştır.'' Babasının o dönemdeki hukuka saygısından bahsediyor.
O dönemde işkence ile öldürülen insanlar var. Ankara'da pek çok insan var. Öldürülen insanların bulunduğu yerde bir işkencehane kurulmuştur 'C-5' diye. Bunu kurduran bu talimatları veren Nurettin Soyer'dir. Cezaevlerinde öldürülenler oldu. Onların sorumlusu da odur.

'BU SAĞ-SOL MESELESİ DEĞİLDİR, İNSANLIK SUÇUNA ÖVGÜLER DİZEN BİRİ İZMİR'DEN ADAY YAPILDI'


Solun sürekli istismar ettiği, 'yaşı büyütülerek öldürüldü' dediği Erdal Eren'in infazı da bunların döneminde gerçekleştirilmiştir. Yani bu sağ-sol meselesi değildir bir insanlık suçu ortadadır. Ve bu insanlık suçuna övgüler dizen birisi İzmir'den aday yapılmıştır.

'GİZLİ BİR ANLAŞMA VAR, PARTİ MECLİSİNDEN BAZI İSİMLERİ GEÇİREMEDİ'


Kılıçdaroğlu'nun HDP ile bir gizli anlaşma yaptığından bahsediliyor. HDP'nin bastırması sonucu Tunç Soyer ve bazı isimler var şimdi onları ben açıklamak istemiyorum önümüzdeki günlerde art arda gelecek. Çünkü parti meclisinden bazılarını geçiremedi. Ve bu isimleri CHP'ye rağmen CHP'deki tepkilere rağmen Kemal Kılıçdaroğlu aday gösteriyor. HDP ile ciddi anlamda bir gizli ittifak var. Diğer taraftan da iyi Parti ile ittifak var. İyi Parti'deki pek çok isimde ayağa kalmış durumda. Böyle sıkıntılı bir durum var.

MERAL AKŞENER'İN 'SOYER' AÇIKLAMASI


Yani 'babadan oğula suç geçmez' doğrudur ama ortada babasına övgüler düzen o dönemde yapılanları kutsayan bir Tunç Soyer var. Babasının suçuna ortak oluyor. Sıkıntı burada yani Meral Akşener'in bu söylediklerini ülkücüler nasıl kabul edecek. İzmir İYİ Parti İl Başkanlığı sert bir açıklama yaptı desteklemeyeceği yönünde.

'ONLARIN OY VERMEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM'


Yani İYİ Partililerin oyları, Meral Akşener'in cebinde değildir. Ben o dönemde zulüm gören insanların çoğunun bunu değerlendirip bu adaylara oy vermeyeceğini düşünüyorum.

'KILIÇDAROĞLU, DSP'Yİ CANLANDIRIYOR'


DSP ölmüş bir parti bitmiş bir parti. Ama Kılıçdaroğlu, DSP'yi bu aday tercihiyle canlandırıyor. CHP'de istemediği birtakım isimleri belediye başkanlarını yok etmeye çalışıyor. Onlarda istifa ediyorlar. Önümüzdeki günlerde DSP'den aday olacaklar. Pek çok yerde de DSP'li adaylar öne çıkacak ve bu adayların patlama yapacağını düşünüyorum. Sadece Şişli değil yani Bodrum, Marmaris... Buralarda zannediyorum Kılıçdaroğlu'nun attığı bu adımların DSP'ye giden oylar olarak döneceğini göreceğiz önümüzdeki dönemde.

CEMAL ENGİNYURT: AK PARTİ İLE BİRLİK OLMAK BİZİM İÇİN ŞEREFTİR


MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ise konuyla ilgili sert açıklamalar yaparken, ''Elinde ülkücü kanı olanlara oy vermektense AK Part'nin adayları elinde ülkücü kanı olmayan, milliyetçi ve muhafazakar insanlardır. Onlarla birlik olmak bizim için bir şereftir.'' ifadelerini kullandı.
Cemal Enginyurt'un açıklamaları şu şekilde;
''MHP olarak liderimiz Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakına sadık kalma kaydıyla 31 Mart’ta AK Parti ile 30 vilayette ittifak yapmamız Türkiye’de en fazla CHP ve İYİ Parti tarafından eleştirildi. Bize gerek sosyal medyada gerekse farklı platformlarda ağır eleştiriler yönetenler özellikle CHP aday listelerini açıkladığında gördük ki Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı yine en doğru olanı yine ülkücüler için başı dik duracak bir anlayış ortaya koymuştur.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayları Tunç Soyer, 12 Eylül mahkemelerinde Mustafa Pehlivanoğlu’nun şahadeti başta olmak üzere ülkücülere zulmeden ülkücülere haksız iddianame hazırlayan bize göre kanlı katil Nurettin Soyer’in oğludur.
Meral Akşener, ‘Nurettin Soyer’in oğlu olması suçun babadan oğula geçmesini gerektirmez’ diyerek savunma mekanizması geliştirmiş kendine göre. Sanki bir katilin oğlunu savunmak ona düşmüşçesine CHP’nin HDP destekli adayını savunurken biz ülkücüler olarak liderimiz Devlet Bahçeli’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz. Elinde ülkücü kanı olanlara oy vermektense AK Parti’nin adayları elinde ülkücü kanı olmayan, milliyetçi ve muhafazakar insanlardır. Onlarla birlik olmak bizim için bir şereftir.

'OYNANAN OYUNU GÖRÜN' UYARISI


CHP’nin adaylarını tartışmaya bile gerek duymuyorum layık görmüyorum. Ama İYİ partili olup da MHP’den ayrılırken ‘MHP ülkücülükten uzaklaştı’ diyenler ‘MHP milliyetçilikten uzaklaştı’ diyenler ‘MHP Türk milliyetçiliğini terk etti’ diyenlere HDP destekli bir CHP ile nasıl bir olacaklarını vicdanlarına havale ediyorum. Bütün Türk milletine bütün MHP’lilere ve ülkücülere oynanan oyunu iyi görmeleri gerektiğini bir tezgah kurulduğunu Devlet Bahçeli'nin 'beka sorunu var' derken buna 'zeka sorunu var' diyen beyinlerin peşinden gitmemelerinin memleket ve millet hayrına olacağını ifade ediyorum.

'HDP'NİN OYUNA MUHTAÇ GÖRENLERİN LİSTE DEĞİŞİKLİĞİ YAPACAĞINA İNANMIYORUM'


Kendi partilerini HDP'nin vereceği oya muhtaç görenlerin ben aday listelerinde hiçbir değişiklik yapacağına inanmıyorum. HDP-CHP-İP bir ittifak kurmuştur bu ittifak milletin hayrına bir ittifak değildir. Bu ittifak dışarıda bağlantısı olan dışarıdan talimat alınmış bir ittifaktır. Bu ittifakı Türk milletinin bildiğini görüyorum. İYİ Parti ve CHP içerisinde vatan, devlet, millet diyen insanlarında bu ittifakın ne anlama geldiğini görmesiyle istifalar başlamıştır. CHP de bundan geri atmaz İP de bundan geri adım atmaz. Çünkü talimatları kendileri vermiyorlar.

BÜYÜKATAMAN: BETER OLSUNLAR!


MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman da CHP'nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na Tunç Soyer'i aday göstermesine tepki gösterdi.
Büyükataman, ''Ancak adaylığı açıklanan zatın babası, hukuku katletmiş bir kişidir. Milliyetçi-Ülkücü Hareketi kendi hastalıklı ideolojik penceresinden yorumlayarak hiç aynaya bakmadan devletin yılmaz bekçileri olan Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i anayasal düzeni yıkmakla suçlayan ve bir çete olarak yorumlayan savcının oğlu, geçmişiyle gurur duyduğunu ifade ederek vicdanları titretmiş, küllenmiş öfkeleri yeniden alevlendirmiştir.
Hukukun üstünlüğünü ve evrensel hukuku hiçe sayıp, ideolojik bulaşıkları içerisinden Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i adeta yok etmek, vicdanı ve insanlığı dar ağacına çekmek isteyen iddia makamının ve babasının bu vicdan kasaplığıyla övünen oğlunun Türkiye'nin üçüncü büyük şehrine, Gazi MustafaKemal Atatürk'ün kurduğu parti tarafından aday gösterilmesi cumhuriyet tarihine kara bir leke olarak düşmüştür.

Partilerin tabanlarından tepkiler yağıyor daha da beter olsunlar.'' ifadelerini kullandı.


25 Ocak 2019 Cuma

MHP Lideri Bahçeli: Biz Milliyetçi-Ülkücü Hareketiz, biz Türklüğün ve Türkiye’nin beka davasıyız

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: "31 Mart seçimleri, yeni hükümet sisteminin ilk demokratik imtihanıdır. Bu imtihandan alnımızın akıyla çıkmamız aynı zamanda beka meseledir
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Yeni darbe senaryoları dillendirenlerin, bunun için el ovuşturanların başına dünyayı yıkacağız. Seçimi itibarsızlaştırmaya kalkışanlar, sandığın meşruiyetini lekelemeye yeltenenler, yalanlarla hayali seçmen üretildiğini iddia edenler beyhude yere çırpınmasın, alayının oyununu bozacağız." dedi.
Bahçeli, partisinin Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen Aday Tanıtım Toplantısı'nda konuştu.
Bahçeli, konuşmasına, "'Beka için milli karar, cumhur için istikrar' diyor, adımlarımızı hızlandırıyoruz. 'Sağduyunun birlikteliği, Cumhur İttifakı' diyor, anılarımızı atiye taşımak, parlak bir geleceğin kilidini açmak için çalışıyoruz. Çünkü işimiz çok, hedeflerimiz büyük, yükümüz ağırdır. İnanıyorum ki 31 Mart 2019'da Türkiye ehline emanet edilecektir. İnanıyorum ki Türkiye'nin önünü kesmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir." diyerek başladı.
Bahçeli, 9 Ocak 2019'un Ülkü Ocaklarının kuruluşunun 50. yılı olduğunu anımsatarak, 24 Ocak 1993'te de Milliyetçi Çalışma Partisi'nin dördüncü Olağanüstü Kongresi'nde MÇP-MHP'nin bütünleşmesinin sağlandığınıaktardı.
Bahçeli, 9 Şubat'ta MHP'nin 50. yıl dönümünü şölen havasında ve çok görkemli bir şekilde kutlayacaklarını bildirdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşması şu şekilde:
Aziz Dava Arkadaşlarım,
Değerli Belediye Başkan Adaylarımız,
Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,
Maşallah heyecanınız hayranlık uyandırıyor.
Allah nazardan saklasın, coşkunuz muazzam bir uyanışı müjdeliyor.
Sizleri selamların en güzeliyle selamlıyorum.
Hepinize hoş geldiniz diyorum.
Ankara Kapalı Spor Salonu’na teşrif eden her kardeşimi hasretle kucaklıyorum.
Yurdumun dört bir köşesinde hayat mücadelesi veren değerli vatandaşlarıma sevgi ve şükranlarımı sunuyorum.
Cenab-ı Allah’tan hepinize sağlık, afiyet ve esenlikler diliyorum.
Ülkemizin en hassas döneminde yapılacak olan 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerine 67 gün kala belediye başkan adaylarımızın takdim ve tanıtımını yapmak maksadıyla toplandık.
Ne mutlu bizlere ki, inançlıyız, ilkeliyiz, iradeliyiz, istekliyiz, itibarlıyız, elbette sonuna kadar Ülkücüyüz.
Buna karşılık ihanetin, işgal ve istila emellerinin iki cihanda da can ve kan düşmanıyız.
“Beka İçin Milli Karar, Cumhur İçin İstikrar” diyor, adımlarımızı hızlandırıyoruz.
Çünkü yapacaklarımız pek çoktur.
“Sağduyunun Birlikteliği, Cumhur İttifakı” diyor, anılarımızı atiye taşımak, parlak bir geleceğin kilidini açmak için çalışıyoruz.
Çünkü işimiz çok, hedeflerimiz büyük, yükümüz ağırdır.
İnanıyorum ki 31 Mart 2019’da “Türkiye Ehline Emanet” edilecektir.
İnanıyorum ki, Türkiye’nin önünü kesmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.
Bayrakla dertleşen, toprakla birleşen, can verip devleşen kahramanlar olduktan sonra, ölürsem şehit kalırsam gazi diyen inanç kaleleri bulunduktan sonra hangi melun kuvvet, hangi kudurmuş niyet Türk milletini durduracaktır?
Hiçbir zalim, hiçbir hain aklından çıkarmasın ki, sınırda nöbete ihtiyaç varsa, bir sela yeter bu aziz ve necip millete.
Ateş bacayı sarmışsa, ne gam ne tasa, söndürecek cesaret vardır.
Belalar kol geziyorsa silip atacak dirayet vardır.
Karamsarlık bulutları birikiyorsa dağıtacak kifayet vardır.
Zalimler toplanıp yıkım için fırsat kolluyorlarsa hepsini def edecek hamiyet vardır, heyecan vardır.
Bunların hepsi buradadır, bu salondadır, hamd olsun zafere inanmış, sefer için de son hazırlıklarını tamamlamışlardır.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket kahramandır, korkusuzdur, fedakârdır, sabırlıdır, vicdanlıdır, tutarlıdır, akıl doludur, nitekim vatan ve millete sevdalanmış yüreklerin muhteşem mecmudur.
Değerli Dava Arkadaşlarım,
İçinde bulunduğumuz zaman kesiti, aynı zamanda kutlu davamızın üç önemli gelişmesinin yıldönümüne tekabül etmektedir.
Bunlardan ilki 9 Ocak 2019’da Ülkü Ocaklarımızın kuruluşunun 50’inci yılıdır.
Kurumsallaşma ve olgunlaşma seviyesine nice badireleri geçerek ulaşan Ülkü Ocaklarımızla her daim iftihar ettik, varlığının devamı, daha da güçlenip Türk gençliğinin sesi olması hususunda üzerimize düşen sorumlulukları harfiyen yerine getirdik.
Ülkü Ocakları Türk-İslam ülküsünün bereketli yurdu, Türklüğe mensubiyet şuuru, İslam ahlak ve faziletine bağlılık ve sadakat yuvasıdır.
İkinci olarak, tam 26 yıl önce, yani 24 Ocak 1993’te, Milliyetçi Çalışma Partisi’nin 4’üncü Olağanüstü Kongresi yapılmıştı.
Bu Kongrede MÇP-MHP bütünleşmesi sağlanmıştı.
Elbette üç hilal amblemi altında partimizin ismi tekrar MHP olarak kabul ve tasdik görmüştü.
Rahmetle andığımız merhum Başbuğumuz Türkeş Bey bu vesileyle demişti ki:
“Artık dedelerimizin azamet ve ihtişam sembolü diye isimlendirdiği şanlı üç hilalimiz, yine şerefli bir mücadelenin adı olarak tarih sayfalarına yazılan Milliyetçi Hareket ismi, 12 Eylül’den bu yana olduğu gibi, sadece gönüllerimizde yaşayan bir sevgi unsuru olmaktan çıkarak, hukuken ve fiilen de siyasi hayatımızdaki yerini alma imkânına kavuşmuştur.”
Birleşip bütünleştik, ayrılık yok, birlik var dedik, Milliyetçi Hareket Partisi’ni ülkü ve ilkelerine uygun şekilde Türk siyasetindeki onurlu mevkiine bir kez daha taşıdık.
27 Aralık 1992 Kongremizde partimizi bölüp parçalamak istemişlerdi.
Türkeş’siz bir parti planlamışlardı.
Aynı isimler 12 Eylül sonrası bu işin bittiğini, boş işlerle uğraşıldığını, gayretlerin boşuna olduğunu söylemişler, üstelik farklı siyasi partilere postu sermişler, kapağı atmışlardı.
Benzerlerine yakın bir dönemde de şahit olunmadı mı?
Yükseliş Koleji’ndeki oyunların, Türkeş’siz MHP peşine düşenlerin çok değil, birkaç yıl önceye kadar farklı isimlerle aynı tür komplolara heves ettikleri görülmedi mi?
Ancak unuttukları veya bilmedikleri bir gerçek vardı:
Bu dava dualıdır, bu dava ihlaslıdır, bu dava kutludur, bu dava şehitlerin kanı üzerinde imanlı kalplerin feragatleriyle yükselmiş, bugünlere gelmiştir.
Biliniz ki, mert kovalar, namert kaçar.
Davamıza gölge düşürenler kaçmaya mahkûmdur.
Bunlar kaçtıkça biz kovalamaya mecburuz. Bunu da seve seve yapacağız.
Acizler için imkânsız, korkaklar için müthiş gözüken şeyler kahramanlar için idealdir.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket için imkânsız diye bir şey yoktur.
Böyle bir şey kitabımızda yazmaz, yazmamış, asla da yazmayacaktır.
Türk milletine hizmet yolunda zorluk varsa aşacağız, imkânsızlık varsa mutlaka üstesinden geleceğiz.
Hep söyledim, yine söylüyorum, iman varsa imkân vardır, irade diriyse istiklal güvendedir, istikbal güvence altındadır.
Gerisi masaldır, hikâyedir, palavradadır.
Bir Türk dünyaya, inanmış bir Ülkücü asırlara bedeldir.
Allah’ın izniyle önümüzdeki yüzyıllarda da üç hilal tıpkı ecdadımızın zaferlerine mihmandarlık ve müşahitlik yapar gibi gururla dalgalanacak, Türk milletinin gelecek umudu olacaktır.
Sözümüz sözdür, başarmaktan başka seçeneğimiz yoktur.
Üçüncü olarak, önümüzdeki 9 Şubat günü, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 50’inci yıldönümünü şölen havasında ve çok görkemli bir şekilde kutlayacağız.
50 yıla neler sığmadı ki?
50 yılda neler yaşanmadı ki?
50 yılda hangi çileler çekilmedi ki?
50 yılda sevdalar birbirine eklemlendi, gönüller tutuşup Türk-İslam ülküsüyle yandı.
Yandıkça yükseldik, yandıkça güçlendik, yandıkça hamlıktan olgunluğa geçiş sağladık.
Mücadelemiz kolay değildi, ucuz değildi, uyduruk hiç değildi.
1948’de Millet Partisi’yle başlayan doğuş, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’yle doğruluşa, buradan da 9 Şubat 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi’ne adım adım, aşama aşama, perde perde ulaşmıştır.
Siyasi hayatımızın yol haritasını çizen, elden ele mücadeleyi sürdüren, demokrasiye ve millete muhabbetten bir an olsun ayrılmayan dava ve siyaset büyüklerimizi, tüm şehitlerimizi hürmetle anıyorum.
Merhum Mareşal Fevzi Çakmak’a, merhum Osman Bölükbaşı’na, elbette merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.
Partimizin yaşı 50’dir, siyasetimizin yaşı 71’dir, davamızın yaşı Türklüğün yaşıyla eştir, eşittir.
Atilla kırbacını Roma’ya vururken biz şahittik.
Hunlar Avrupa’yı titretirken biz vardık.
Orhun Anıtları dikilirken biz oradaydık.
Ötüken’den çıkıyor, Bozkurtla yürüyor, Issık Gölü’nde soluklanıyor, Orhun’dan kana kana içiyor, Tanrı Dağı’nın eteklerinde güneşe buz veriyorduk.
Bedir’in aslanlarıyla aynı mevzideydik.
Müşriklerle boğuşan mümin kalplerin hemen dibindeydik.
Haçlıları boğan kudrettik, rezil akınları durduran kuvvettik.
Söğüt’te çadır kuran bizdik, İstanbul’u fetheden yürek ve yüksek vasıf bizdendi.
Çanakkale’de iman siperi, Sakarya’da istiklal mihveri, Büyük Taarruzda ileri atılan kurtuluş hedefiydik.
Devleti kuran, vatanı kurtaran, milleti kucaklayıp mihnetleri ve müşkülatları yere seren cesaret bizdik.


YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html