BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Tunç Soyer sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Tunç Soyer sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

18 Temmuz 2019 Perşembe

TÜRKGÜN YAZARLARI

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

FETÖ’nün kripto damarları

Dünya tarihin gördüğü en büyük ihanet olan FETÖ kalkışmasının üzerinden 3 yıl geçti. Bu zaman içinde çok şey söylendi, çok şey yapıldı. Siyasiler, siviller, darbeyi yaşayanlar, mağdur olanlar, tanıklık edenler konuştu. Televizyonlarda uzun uzun programlar yapıldı. Gazetelerde çok çeşitli haber ve yorumlar yer aldı. Hala yeni görüntüler, yeni belgeler ortaya çıkıyor. Hergün yeni tutuklamalar yapılıyor, yeni soruşturmalar açılıyor. Devam eden davalarda en üst sınırdan cezalar veriliyor. Bütün bunlara rağmen kamuoyunun ortak kanaati, FETÖ ile mücadelede sona gelinmediği, tehdit ve tehlikenin henüz sona ermediği yönündedir.
HER FIRSATI KULLANIYORLAR
Tarihimiz coğrafyamıza dar geliyor. Bağımsız ve hür bir devlet olarak bu coğrafyada yaşamanın yüksek bedelini her zaman seve seve ödedik. Hiç kuşku yok ki, ebediyete kadar da bu böyle devam edecektir. Bütün dünyanın gözü bu kadim topraklardadır ve her fırsatta şanslarını deniyorlar. Hiçbir zaman da vazgeçmeyeceklerdir. Dikkatli olmak zorundayız. Yol ve yöntemler değişmiştir. Artık topla, tüfekle saldırmıyorlar. Kalleş planlar yapıyorlar, teknolojiyi kullanıyorlar, hainleri donatıp içimizi sızdırıyorlar. FETÖ ihanetini böyle yaşadık ve bu dünyada bir ilktir.
FETÖ’YÜ ÖNEMSİZLEŞTİRME GAYRETİ
Bu açık ve kesin gerçeği rağmen, bazılarının işi sulandırmaya, ihaneti hafifletmeye ve sıradanlaştırmaya çabaladığını ibretle izliyoruz. Özellikle son dönemlerde sosyal medyada ve bazı basın organlarında 15 Temmuz’un tarihimizin şeref sayfası olan Çanakkale, Sarıkamış, Sakarya ve Büyük Taarruzla karşılaştırıldığını, şehit ve yaralı sayısı kıyaslaması yapıldığını ve buradan FETÖ ihanetin sıradanlaştıran ve önemsizleştiren bazı sonuçlara varıldığını hayretle görüyoruz.
Bunu yapanlar ya akıl ve izan sorunu yaşayan ruh hastalarıdır veya FETÖ’nün kripto damarlarıdır. 15 Temmuz bir işgal planıdır ve doğrudan varlığımıza, bağımsızlığımıza ve birliğimize saldırıdır. 15 Temmuz 2016’da dini kisveye bürünen, hizmet ve himmet örtüsüne saklanan, cemaat olgusundan cürüm ve cinayet çıkaran hain bir terör örgütü, Türkiye’yi işgale kalkışmıştır. FETÖ ihaneti sadece bununla yetinmemiş, milli ve manevi değerlere telafisi uzun zaman alacak zarar ve ziyanlar vermiştir. Eğer başarılı olsaydı, çok daha ağır, çok daha acı, çok daha uzun bir bedeller ödeyecektik. Türk milleti bunu fark etmiş, canını ortaya koymuş ve bu kahpeliği önlemiştir. Dolayısı ile bu gerçeği sulandırmak, başka yerlere çekmek, hafife almak bu kalleşliğe ortak olmaktır.
STRATEJİK BAKIŞ OLUŞMALI
FETÖ çok sinsi bir terör örgütüdür. TSK başta olmak üzere, devlet ve toplum hayatının sekiz alanına çöreklenmiş, yıllar yılı en hassas mevki ve mertebelere çökerek palazlanmıştır. FETÖ’nün ürediği ortam, teşvik gördüğü iklim, güçlendiği yapı, tutunduğu çatı mutlaka enine boyuna analiz edilmelidir. Siyasi beklentiler uğruna devleti içten içe kemiren hiçbir kanun dışı grup veya oluşuma müsamaha gösterilmemeli, müsaade edilmemelidir. FETÖ’yle mücadele sadece adli, idari süreçlerin tahkimi ya da güvenliğin dönemsel icrasıyla sağlanamayacaktır. Devlette stratejik bir bakışın oluşması, ufuk ötesini görebilen bir şuurun olgunlaşması şarttır, acildir, en temel zorunluluktur.
ŞEHİTLERİMİZE VEFA
Aklımızı başımıza almazsak, şarlatanların, maskaraların oyuncağı olursak daha pek çok FETÖ ve türevleri gelecekte peydahlanacak, 15 Temmuz’da yapamadıklarını punduna getirdiklerinde hayata geçireceklerdir. 15 Temmuz bir milattır ve Türk milleti istiklaline kanıyla, canıyla, imanıyla sahip çıkmıştır. O kanlı gecede yaşananların tekerrür etmemesi hem bizim hem de bizden sonraki nesillerin boynunun borcu, ecdada ve şehitlerimize vefanın gereğidir. FETÖ’nün kökünün kazınması için suçluların hesap vermesi kadar; fikir, kanaat ve eylem liderlerinin yakalanıp mahkemeye çıkarılması, bunların moral ve motivasyon atmosferinin kurutulması çok önemli, çok elzemdir. FETÖ’yle mücadelede stratejik Türk devlet aklı bir konsept dahilinde tam ve eksiksiz uygulanmalı, uyarılmalıdır. Mağdurların hakkı korunmakla birlikte, suç ve suçlulara hoşgörü kesinlikle gösterilmemelidir. Önüne gelene FETÖ’cü denilerek, asıl FETÖ’cülerin unutturulması, kripto damarın muhtemel tuzak ve tahrikleri engellenmelidir. ABD’yle ilişkilerin normalleşmesi arzulanan derecede sağlanacaksa, NATO gerçekten de Türkiye’nin terörle mücadelesine samimi destek veriyorsa, ABD ve Avrupa’da ne kadar hain FETÖ’cü varsa Türkiye’ye iadeleri yapılmalıdır.
SİYASİ AYAK
Türkiye 15 Temmuzla henüz tam bir hesaplaşma yapamamış, tedirginliği atamamış, riskleri aşamamıştır. Darbe ve vesayet tehlikesi tam manasıyla geçmemiştir. Hala siyasi ayak gizemini korumaktadır. Dürüst ve yürekli bir mücadele sürse de, hala mevzi düzeyde sonuçlar alınmaktadır. Türkiye hem FETÖ belasını hem de PKK tehdidini tamamen bitirerek gündeminden çıkarmalı, geleceğimiz emniyete alınmalıdır. Nitekim süreç uzadıkça ilk günkü kararlı duruş tavını kaybederek tavsayabilecek, hainler farklı kılık ve maskelere bürünebileceklerdir. Endişemiz budur. Yakın tehlike de budur.

Orhan Karataş

Uşak zihniyetine TOKAT! Gibi S-400

Ne diyordu Akif bağımsızlığımızın timsali Al Bayrağa itafen; “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!”


Ne diyordu Akif bağımsızlığımızın timsali Al Bayrağa itafen; “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!”
S-400 ‘ler Türkiye’nin hür ve bağımsız bir ülke olduğunu bir kez daha akıllara kazıyarak alındı. Uzun ve tartışmalı, bol yaptırım tehditli bir dönem ardından rüştümüzü ispatladığımız bir adım attık.
ABD savunma sanayide tek güç olma egosu içinde. Bağımlı kıldığı savunma araçlarını süregelen bir ticaret alışverişi ile döngüde tutuyor, yazılım ve eğitimin tam verilmemesi sebebi ile alınan savunma mekanizmasının üretilme şansı olmuyor, dolayısıyla hep bir ticari ilişkinin sürdürülmesi, bağlı kalınması planlanıyor.
NATO’nun savunma sanayide bağımlı olduğu ABD, NATO’ya üye olan herhangi bir devletin böyle alışılmadık bir adım atmasına haliyle şaşkın. NATO’ya üye bazı devletleri söz konusu eder isek; Türkiye’nin attığı bu adımın arzulanan bir adım olduğunu görebiliriz tabi… ABD’nin yaptırım dolu bağımlılık zincirinden kurtulmak isteyen, s-400’leri almak için uygun ortam kollayan birçok devlet var aslında..
Türkiye’nin attığı adım kendi bağımlılık zincirini kırmasından ziyade, ön ayak olma ihtimali üzerine de tehlikeli bir adım olarak yorumlanıyor NATO tarafından… Dengelerin değişeceği iddia edildi, bunun üzerinden risk analizleri ile Türkiye korkutulmaya çalışıldı vesaire vesaire, birçok aksi yönlü tepki… Bunların dış etkenler tarafınca yapılması uluslararası sistemi göz önüne aldığımızda, gayet normal, Türkiye’nin göz dağı veren bir savunma atağı yapması, emperyalist güçlerin işlerine taş koyan bir tehdit olabilir, yani tehditlere maruz kalmamak için tehdit ediyorlar.
Peki ülkemizin içindeki çatlak seslerin niyeti neydi..? Bugün resmen aldığımız ve noktayı koyduğumuz bir ticaret hala niye olumsuz yorumlanıyor, ABD’den savunma ticareti yaparken barışçıldık da Rusya’dan alınca mı savaşçıl olduk? Sınırlarımız tehlikede, her gün şehit haberi almadan ana haber bültenini noktalayamıyoruz, ama sanki güllük gülistanlık bir halimiz varmışcasına savunma üzerine yeni bir adım atmamız yanlış görülüyor…
Son teknoloji ile donatılmış, yazılım ve eğitimini alıp ilerine kendi üretimimizi gerçekleştirebileceğimiz bir savunma mekanizmasını almamız, gelişmemiz, uluslararası sistemde dengeleri değiştiren güç rolüne bürünmemiz kendi vatandaşımızı ne için rahatsız ediyor… Atatürk’ün evlatları olduklarını iddia eden ama döküldükleri denizden hortlayan yunanları anımsatan siyasilerin, yönetimine talip oldukları şu memleketle ne zorları var..?
Biraz geriye gidelim, belki bu gün alışageldikleri tavırlar olmadığı için şaşkınlık yaşıyorlardır. Atatürk’ün CHP’si Atatürk’ten sonra duruş ile tavır ile yönetim ile tam bir hezeyan resmidir. Bu ülke bunlar sayesinde, neler gördü… Başbakanımız değil Avrupa’da Amerika’da başkan yerine koyulması, muhatap kabul edilemiyordu. En fazla elçi veya bakanlarla iletişim sağlayabiliyordu, o da el pençe divan… Bunları unuttuk mu..? Bu Türkiye’nin ayıbı değil, bu darbelerle siyasi olaylarla güneş otellerle makamlara kurulmayı huy edinmiş, Atatürk’ü kullanan batı uşaklarının ayıbı ve hala o ayıpta ısrar ediyorlar. Şunun altını çizmek istiyorum, CHP Atatürk’ün partisi olarak Cumhuriyetin kuruluş zekasını-iradesini-basiretini sahiplendiğini iddia ediyor, ancak CHP Atatürk’ten sonra bitmiştir ve akıllarda kalan CHP’nin o bitmiş dönemlerde Türkiye’yi hiç etme çabasıdır. Cumhuriyet’in ilk yılları yani Atatürk Dönemi hepimizin sahiplendiği, Türk Milletinin varlık ispatı olarak tarihe geçmiştir ve o dönem şu an Milliyetçi tavrın izini sürdüğü, vatan–millet çıkarları gözeten bir dönemdir. Ardını takip eden Türk Milletini değersizleştiren sönük dönem ise bu günün çığırtkan cumhuriyetçi(!) Atatürkçü(!)’lerinin utanç karnesidir.
Biz kendi yaptığımız arabaya kumpas kurulduğunu gördük, sırf ABD’de kağıt fabrikaları zarar görmesin diye kenevir üretiminin yasaklanmasına şahit olduk, bu zihniyet memleketin gelişim tekerleğine çomak sokan, uşak zihniyettir. Nidaları farklı, safları farklı, tavırları farklı kimin koordinesinde oldukları gören gözler için apaçık. Ancak bu ülkenin tekerine sokulan çomaklarla uğraşacak vakti yok, o çomağı sokanlara ve o zihniyeti yöneten yaptırımcılara da tamahı yok. Sınırlarımızı tehdit eden durumlarla yüz yüzeyiz; Barış nidaları ile farklı niyetleri desteklercesine konuşmak yerine safları kontrol edip, teröre ve tehditlere karşı Türkiye olmalıyız!
Gücün yönettiği küresel sistem üzerinde, dengeleri değişen bir güç konumuna geçmek Türk Milletinin ancak gururu olur.
* S-400’ler Vatana Millete Memlekete hayırlı olsun!

Mine Güler

''HDP, Kürtlerin temsilcisi'' diyordun ya, heval Meral?


MERAL Akşener’in konuşmalarının metin yazarı bu hafta ne yumurtlayacak diye merakla bekledim. Bu hafta da “PKK’nın sözcüsü olan sözde siyasi parti, HDP’ye sesleniyorum. “ cümlesini Meral Akşener’e söyletti.
Ama siyasi ve proje ortaklarına “PKK’nın sözcüsü, sözde siyasi parti” deme noktasına gelmeleri de hem patronlarına, hem ortaklarına büyük ayıp olmuştur. 24 Haziran seçimlerinin hemen ardından “Kürt siyasal hareketinin temsilcisi HDP” diyen Meral Akşener, şimdi mi PKK sözcüsü olduğunu anlamış?
Hadi onu geçtik. Daha 4 ay önceki 31 Mart seçimlerinde, daha üzerinden bir ay geçmeden 23 Haziran seçimlerinde CHP’nin adaylarına kazandırma ittifakı yaptığınız HDP’ye şimdi niçin böyle davranıyorsunuz? HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan “İYİ Parti, size söylüyorum: Size rağmen, içinde bulunduğunuz ittifaka, HDP ve PKK’ya içinde gönül vermişlerin de olduğu insanlar oy verdi. Şu an koltuklarınızda HDP’nin oylarıyla oturuyorsunuz. Bu ittifakta, CHP’yle yaptığınız ittifakta HDP’nin oylarının etkisi vardır.” sözleriyle ilişkilerini, ittifaklarını açık etti ki, şimdi böyle sözlerle “HDP ile bir bağımız yok” mesajı vermeye çalışıyorlar.
Böyle aldatmaya beyinsizler dışında inanacak zekâ sahibi bir kişi var mı sizce? Olması mümkün değildir.

“Kürtlerin temsilcisi HDP” dediğiniz parti, o gün terör yardım ve yaltakçısı değildi de bugün mü PKK sözcüsü oldu? 23 Haziran, 31 Mart, 24 Haziran seçimleri öncesi Meral Akşener’den bir tane HDP eleştirisi duyan olmuş mudur?
“Ey yancısı olduğum CHP, sen PKK’nın sözcüsü HDP ile İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Adana’da, Mersin’de, Ankara’da, Hatay’da ve daha birçok yerde nasıl ittifak yaparsın?” dediği bir cümlesine şahit olan var mı? Aslında ne HDP Meral Akşener’den rahatsızdı, ne de Meral Akşener HDP’den rahatsız…
Meral Akşener’in PKK sözcüsü dediği HDP’nin sözcüsü Ayhan Bilgen, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “2. tura kalması halinde oyumuzu Meral Akşener’e veririz” demedi mi? Azılı siyasal terörist Selahattin Demirtaş, 31 Mart seçimleri öncesi “Oyunuzu CHP ve İYİ Partiye verin” demedi mi? HDP Samsun İl Eş başkanı Cevdet Bakın, “İYİ Parti ve CHP’yi destekleyeceğiz” demedi mi?
HDP Iğdır Belediye Başkan Adayı Yaşar Akkuş “Meral Akşener kardeş geldi, sağ olsun geldiler. Hepsi barış için, birlik için, demokrasi için… Gün özgürlük günüdür.” demedi mi?
CHP’li Barış Yarkadaş, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya başta olmak üzere birçok CHP’li yönetici-yazar, HDP ve Demirtaş sayesinde CHP’nin seçimleri kazandığını söyleyip teşekkür ediyorsa, Meral Akşener de CHP’ye “Biz kazandırdık” diye yancılık yapıyorsa, aslında Meral Akşener’in “PKK’nın sözcüsü” dediği HDP ile yaptıkları ittifak alenen ortada olmuyor mu?
Meral Akşener’in konuşmalarının metin yazarı ya İP’i ya da HDP’yi tanımıyor. Ya da milletin aklıyla alay etmek için Meral Akşener’e böyle konuşmalar yaptırıyor. Gerçi Meral Akşener’in aklı yok mu? Meral Akşener ile konuşmalarının metin yazarının bu çelişkilerini görünce o meşhur ağa-maraba hikâyesi aklıma geldi.
“Maraba ile ağa, ağanın arabasında tıngır mıngır kasabaya gidiyorlar. Yolun yarısında, arabayı çeken hayvan patır kütür yola pisliyor. Ağa, marabasının arabada gözü olduğunu biliyor. Hem marabayı küçük düşürmek hem de eğlenmek için, “Üle Memo! Şu b.ku yersen, arabayı sana verecem” diyor. Bizimki bir an düşünüyor, kararını veriyor, koşumları ağaya uzatıp arabadan iniyor ve taze at pisliğini yiyor. “Tamam”, diyor ağa “araba senin” Bizimkinin midesi dönmüş, gururu çiğnenmiş, kendinden iğreniyor. Ağa ise bir dakikalık bir eğlence uğruna arabasından olduğuna pişman, kendi budalalığına yanıyor. Dönüş yolunda ikisinin de ağzını bıçak açmıyor, ikisi de kurdukça kuruyorlar. Tam marabanın pislik yediği noktaya geldiklerinde ağa dayanamıyor; “Üle Memo! Bir halt ettim, şaka uğruna araba elden gitti, b.k yemenin ederini vereyim, arabayı geri alayım.” Memo’nun genzinde, ağzında, yüreğinde, öfkesinde hâlâ pislik tadı var. “Olur Ağam” diyor, “olur ama bir şartla: sen de aha şu kalan kurumuş b.kları yiyeceksin ki ödeşelim.” Ağanın gözü kararmış, iniyor bir miktar pislik de o yiyor. Çiftliğe yaklaşırlarken, Memo düşünceli, kederli soruyor: “Ağam, araba giderken de senindi dönerken de senin, peki biz bu kadar b.ku neden yedik?”
Yola çıkarken “HDP, Kürtlerin siyasal temsilcisi idi”, şimdi “PKK sözcüsü, sözde parti oldu” derseniz herkesin aklına bu meşhur hikâye gelir. Yarın seçim olsa yine HDP ile bir olup CHP’ye oy taşıyacak olan sizlersiniz. O yüzden “PKK sözcüsü, sözde parti” diye HDP’ye muhatap olmayın, yarın yine size lazım olur.
Tartışmasız bir şekilde Meral Akşener, Kandil ve PKK’nın siyasi sözcüsü HDP ile ittifak yapmış, PKK’ya büyükşehirlerde alan açmıştır. Şu an HDP’liler kadrolaşmaktadır. Adana ve Mersin Belediyesinde daire başkanları kim oldu araştırın bakın… HDP ile yapılan ittifak, Meral Akşener’in siyasi karakterindeki kapkara lekedir. Ona destek veren herkes bu lekeye ortaktır.
Şimdi HDP’yi eleştirir gözükerek Meral Akşener ve avanesi bu lekeden kurtulamaz. Bize de o halde “HDP’lilerin başımın üstünde yeri var. HDP’lilere layık olmaya çalışıyorum” diyen Ekrem İmamoğlu’na ve “HDP’nin gücüne güç katacağım” diyen Tunç Soyer’e oy veren elleriniz kırılsın demek düşüyor.

Yıldıray Çiçek


21 Mayıs 2019 Salı

Rahat ol Ümit Özdağ, HDP-PKK ilişkiniz bitmez!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Yıldıray Çiçek
YILDIRAY ÇİÇEK

Ümit Özdağ MHP’de siyaset yaptığı günlerde, bir gün bana “Türkiye’nin en iyi polemik yazarısın. Senin Türkiye genelinde daha çok okunman gerek” diyerek Ortadoğu gazetesinden başka bir gazetede yazmam için transfer teklifinde bulunmuştu.

Ümit Özdağ MHP’de siyaset yaptığı günlerde, bir gün bana “Türkiye’nin en iyi polemik yazarısın. Senin Türkiye genelinde daha çok okunman gerek” diyerek Ortadoğu gazetesinden başka bir gazetede yazmam için transfer teklifinde bulunmuştu. Buna dayanarak Ümit Özdağ’ın “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” açıklamaları üzerinden biraz onunla polemik yapmak istiyorum. Ümit Özdağ yıllarca MHP üzerinde karanlık oyunlar oynayan, MHP’yi ele geçirmek için tezgâh, kumpas temelinde her türlü kara propagandayı yapan biriydi. “Belki biraz adam olur” diye MHP’de MYK üyesi, milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı gibi görevlere dahi getirilmişti. Olmadı, olamazdı. Çünkü ipi her daim başkasının elindeydi.

TÜRKİYE’DE, FARKLI GELİŞMELER OLACAK DEMİŞTİ

Kendisiyle adeta kanlı bıçaklı olduğum halde bir gün ona geçirdiği ameliyat üzerine “geçmiş olsun” ziyaretine gitmiştim. Onunla, o ziyarette sohbet ederken konu 2005 yılında birden ortaya çıkıp MHP’de muhaliflik yapmaya başladığı günlere gelmişti. O günlere dair şahitlerin huzurunda bana “2005 yılında Sayın Genel Başkanım bana bir oda, bir makam verse, gel Ümit şurada çalış dese muhalif olmazdım, hatta beni bitirirdi” demişti. Bende bu sözünün karşısında “Hocam şimdi hepsini verdi, o zaman sizi şimdi tümden bitirdi” diye espri yaptığımda koltuğunda gülmekten ölüyordu. Bu muhabbet onun makam odasında geçmişti, kendisi MHP Genel Başkan Yardımcısı idi. Aynı sohbet içinde de “Türkiye’de farklı gelişmeler oluyor, olacak” diyen de Ümit Özdağ idi. Çok ilginçtir bu muhabbetten 2 hafta sonra MHP’deki görevlerinden istifa etti. Aylar sonra da 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Kendisi de bugün tüm FETÖ unsurlarının canla başla desteklediği Meral Akşener’in partisinde milletvekili… Acaba o bahsettiği “Farklı gelişmeler” neydi?
“Bir oda ve makam verilse muhalif olmazdım” diyen adam bu sözünden iki hafta sonra MHP’de makamı ve yüksek görevi olduğu halde niçin istifa etmişti? Bu konuyu defalarca yazdım, defalarca soru sordum. Ama bir türlü cevabını bulamadım. Bu konunun her daim takipçisi olacağım elbette. Gelelim “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” başlığı altında söylediklerine…
Terör örgütü PKK ve onun siyasi uzantısı HDP hakkında bir hassasiyeti var mı desek, olsa zaten dört yıldır PKK ve HDP ile kol kola olan CHP gibi bir partinin kucağına oturarak milletvekili seçilemezdi. Biliyorsunuz Ümit Özdağ’ın partisi İP, CHP ile ittifak yapmasaydı %9.96 oy oranıyla baraj altında kalıyor ve böylelikle kendisi de milletvekili olamıyordu.
31 Mart seçimlerinde de kendi partisi İP, HDP ile ittifak yaparak Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Adana’da, Mersin’de, Hatay’da, Bursa’da ve birçok yerde CHP’nin adayına oy vermiştir. Ümit Özdağ’ın nerede oy kullandığını bilmiyorum.
İstanbul’da oy kullandıysa “İttifakınızda HDP var mı?” sorusuna “İttifakımız içinde HDP de var” diyen, “HDP seçmeni bana oy veriyor, ben de onları mutlu edebiliyorsam ne mutlu bana” diyen Ekrem İmamoğlu’na oy vermiştir.
Ankara’da oy kullandıysa “HDP ile görüşecek misiniz?” sorusuna “Ona ajans karar verecek” diyen Mansur Yavaş’a oy vermiştir.
İzmir’de oy kullandıysa “HDP’nin gücüne güç katacağım” diyen Tunç Soyer’e oy vermiştir.
HDP’NİN OY VERMEMESİNDEN KORKUYORLAR
CHP son dört yıldır AKP’den devraldığı HDP bakıcılığı ve PKK açılımını yapmaktadır. Ümit Özdağ da buna siyasi destek verdiği gibi, oy vererek katkı sağlamıştır. Milletvekili olduğu partisi son dört yıldır PKK açılımı yapan CHP ve PKK’nın siyasi uzantısı olan HDP ile ittifak yapacak ve Ümit Özdağ çıkacak “Öcalan ve Avukat görüşmesi” üzerinden senaryolar yazacak. Buna rahatlıkla “vay be” denilebilir.
Ümit Özdağ’ın “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” cümlesi olsa olsa “31 Mart’ta PKK bizi destekledi, HDP bize oy verdi, şimdi vermeyecek” korkusudur. Ümit Özdağ’ın korkmasına gerek yok “Öcalan- avukat görüşmesi” gerçekleştikten iki hafta sonra terör örgütü KCK(pkk) Eşbaşkanı Besa Hozat “23 Haziran’da İstanbul’da Kürtler AKP-MHP faşist blokuna karşı kim çıkacaksa, bu CHP’nin adayı İmamoğluysa İmamoğlu’na, destek verecektir. Biz inanıyoruz ki 23 Haziran’da da bu strateji başarı kazanacaktır. İstanbul seçimlerine HDP bu stratejiyle katılacaktır.” açıklamasını yaparak, KCK üst düzey yöneticisi Duran Kalkan da hem Ekrem İmamoğlu’na desteklerinin devam edeceği, hem de çeşitli uyarılarda bulunarak “CHP’liler, CHP’den seçilmiş insanlar doğru durmalı, dikkatli durmalı. Ekrem İmamoğlu ‘Herkesi kucaklayacağım, oy vereni de vermeyeni de’ dedi. İyi... Ama oy verenleri unutmamalı. Ters şeylere girmemeli. Girerse toplum kendisine nasıl güven duydu, onu tekrar geri almasını da bilir. Öyle olmamalı. Seçimin ortaya çıkardığı bir siyasi tablo var. AKP-MHP iktidarı kaybetmiştir. Yeni bir yönetim gerekiyor. O halde yeni bir yönetim istenmeli.” açıklamasını yaparak Ümit Özdağ’ın korkusunun, kaygısının gereksiz olduğunu göstermiştir.

PERVİN BULDAN’IN AÇIKLAMASI, ÖZDAĞ’I RAHATLATTI

HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan da Kandil’deki teröristbaşlarının ardından “Şimdi İstanbul için ‘Her şey çok güzel olacak’, ‘İstanbul başka güzel olacak’ diyorlar. Biz de diyoruz ki; inanın anneler inanın Türkiye halkları, sonuç muhteşem olacak! İstanbul’da 23 Haziran’da yapılacak seçim tam anlamıyla bir referandumdur. Halk iradesini hiçe sayan faşizmle demokrasi arasındaki bir referandumdur. HDP, 31 Mart’ta demokrasiye aralanan kapının açılması ve Türkiye halklarının aydınlık bir geleceği kavuşması için 23 Haziran’da aynı kararlı tutumunu sürdürecektir. “ açıklamalarını yaparak Ümit Özdağ’ı herhalde gevşetmiş ve rahatlatmıştır.
Rahat ol ve stres yapma Ümit Özdağ, ittifak ortağınız HDP 31 Mart’ta nasıl sizinle beraber CHP’ye oy verdiyse, 23 Haziran’da da aynı tavrını sürdürecektir. Bizim dememize inanmıyorsan, işte terör örgütü PKK’nın ve HDP’nin açıklamaları ortadadır. Geçmişte Oslo’yu, Habur’u, Dolmabahçe’yi, çözüm sürecini yapan AKP’nin şimdi gizli bir ajandası var mı bilemeyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çözüm süreci diye bir şey söz konusu değil” sözü şimdilik herkese ölçü olmalıdır. Biz, 15 Temmuz sonrası başlayan kararlı terörle mücadele tutumunu destekliyoruz. Bu mücadele de tavizsiz devam ediyor. Son 3 yılda öldürülen yaklaşık 9 bin terörist, son iki haftada öldürülen 20-30 terörist bunun delilidir. O 9 bin teröristin, 4600’ü Afrin operasyonunda öldürülürken, Ümit Özdağ’ın partisi “Biz Afrin operasyonuna baştan sona karşıyız” diyordu. Ümit Özdağ’ın kendisi de “Afrin’i almak için ne veriyorsunuz?” diyerek bu operasyonu sulandırmaya ve Türk Ordusu’nun motivasyonunu bozmaya çalışıyordu. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu cümlelerin önünü ve arkasını keserek, tüm gazetecilerin şahit olduğu ortamda ironiyle söylediği “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten.” sözü üzerinden “Avukat ile görüşmesinde sakınca yok dediğiniz zaman Oslo sürecinde sakınca yok demektir. Fikrim yok dediğiniz zaman, yeni Oslo sürecine karşı çıkmıyorsunuz demektir. “ eleştirisi yaparak, bir zamanlar “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” (12 Nisan 2011/Konya) dediğin bir Lidere iftira atmaya utanmıyor musun Ümit Özdağ?

HER ŞEYE KONUŞAN SEN, ALÇAKLIKLARA SUSMUŞTUN

Geçen gün senin gibi büyük stratejik uzman(!) olan Sinan Oğan’a da, kurduğu partiyi CHP-HDP yancısı yapan Genel Başkanın Meral Akşener’e de hatırlattım ve aynı cümlenin devamındaki “Bunu büyüterek, farklı noktalara getirerek hele hele PKK, onun YPG’siyle, onun HDP’siyle iş birliği yapıp seçim kazanma sevdasına kapılanların ağızlarına böyle bir görüşmeyi almamaları lazım.” cümlesini kime söyledi MHP Lideri Devlet Bahçeli?
Size söyledi size!

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk devletini yöneten iradeyi Oslo’nun, Habur’un, Dolmabahçe’nin kapısından çekip alan, çözüm süreci ihanetini parçalayan bir lider iken onu “Oslo sürecini başlatmakla” suçlamak gafillik ve ileri derecede siyasi ahmaklıktır.
Ümit Özdağ “Özetlersek ‘Al Suriye’nin kuzeyini ver İstanbul’u oyunu’ oynanıyor.” diyorsun…
İşte burada mayına bastın… Ayağını çekme havaya uçacaksın…
Cumhur ittifakı “İstanbul’u almak için Suriye’yi vermek istiyorsa” siz 31 Mart seçimlerinde HDP’ye “Ver İstanbul’u, Ankara’yı, Adana’yı, Mersin’i, Antalya’yı, Hatay’ı, İzmir’i ve diğer illeri” diyerek neyi vermiştiniz?

HDP’li Barış Yarkadaş ve senin seçim çalışmalarında yanyana oturarak poz verdiğin terörist sevdalısı Canan Kaftancıoğlu “Demirtaş çağrısı ve HDP’nin oylarıyla kazandık” diyorsa, kazanırken verdiğiniz bir şeyler olmalıdır değil mi Ümit Özdağ?
Mesela HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da biz kazanacağız, Batı’da da AK Parti ve MHP’ye kaybettireceğiz” dediğinde senin genel başkanların Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu susmuştu.

Car car herşeye konuşan sen bu alçaklık karşısında susmuştun!

Ne diyelim şimdi?

Mesela “CHP ve İP, HDP sayesinde kazandığı yerler adına Kürdistan’ı verdi?” mi diyelim?

“Terörist Demirtaş’ı cezaevinden çıkarma sözünü verdi” mi diyelim?

Gerçi HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli geçtiğimiz hafta çıtayı yükseltti ve “23 Haziran’da CHP’ye oy verirseniz, İmralı’nın yolu açılır.” dedi. Siz de yine CHP’nin adayını destekleyeceğinize göre İmralı’daki alçağın yolunu açacak olan da yine sizsiniz. Ya da siyasi önderin Kemal Kılıçdaroğlu dört yıl önce “YPG terör örgütü değil, vatanını koruyan oluşum” dediğinde ve 2 ay önce “Türkiye’nin beka sorunu yok. YPG bize saldırmaz.” derken Suriye’yi YPG’ye mi bırakmıştı?
“Bana göre Öcalan’a daha ılımlı işte bir ev hapsi gibi imkân tanınarak, ister televizyonla, ister telefonla, görüntülü, görüntüsüz, gibi bir ortam sağlanması gerekir. Sekreter verilmesi ve ortamının iyileştirilmesi gerekir” diyen adamı partinize Genel Başkan yardımcısı yaparak HDP’ye verdiğiniz mesaj yerine ulaştı sanırım?

Biz yaşananlardan, siz ise şizofren siyaset tarzıyla olayları değerlendiriyorsunuz Ümit Özdağ…
Siz Allah’tan korkmadan, Türk milletinden utanmadan sırf kazanmak uğruna HDP ile ittifak yaptınız. Şimdi görüyorsunuz Kandil sizi “CHP kendine oy verenleri unutmamalı. Ters şeylere girmemeli. Yoksa desteğimizi geri alırız” diye uyarıyor ve tehdit ediyor. CHP ve İP’ten bu alçaklığa karşı zerre ses çıkmıyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerinin önünü arkasını keserek, kendi ihanetlerinizin üzerini örtmeye çalışırsanız böyle rezil olursunuz. Ümit Özdağ İP isimli partinizi kurduğunuzda zaten “Bu parti Ülkücü bir parti olmayacak” demiştin. Ama tam bir “CHP-HDP yandaşı” oldu… Terörist Demirtaş’a “Oyunuzu Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Meral Akşener’in partisine verin” dedirtecek kadar PKK’ya şirin görüntü çizdiniz. Büyük strateji uzmanı Ümit Özdağ, bir gün de bu konuyu değerlendirsen!

Kandil ve HDP sizin partiyi aile içinden görürken, PKK ve HDP’ye nefes alamadığı süreci başlatan MHP ve Devlet Bahçeli’ye iftira atmaya utanmayacak kadar nankör ve projesiniz…
Ümit Özdağ bu ara bir ABD ve İngiltere gezin olacak mı?
Olacaksa polemiklere dönünce devam ederiz.



MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu cümlelerin önünü ve arkasını keserek, tüm gazetecilerin şahit olduğu ortamda ironiyle söylediği “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten.” sözü üzerinden “Avukat ile görüşmesinde sakınca yok dediğiniz zaman Oslo sürecinde sakınca yok demektir. Fikrim yok dediğiniz zaman, yeni Oslo sürecine karşı çıkmıyorsunuz demektir. “Eleştirisi yaparak, bir zamanlar “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” (12 Nisan 2011/Konya) dediğin bir Lidere iftira atmaya utanmıyor musun Ümit Özdağ?


15 Nisan 2019 Pazartesi

Bu hayalet milliyetçiler hangi fabrikada üretiliyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ









Bu isimlerin tamamı bu seçimlerde oyunu CHP’ye vermiş ve
CHP’nin başarısı için çalışmış kişiler… Hepsinin ortak özelliği MHP’de siyasete başlaması ve daha sonra parti parti gezmeleridir. Bu öyle sıradan bir gezme değil, pervaneyi bunlarla yarıştırsan pervane bunların hızına erişemez. Bu isimler içinde biri televizyonda konuşsa, gazete ve dergide yazı yazsa yahut bir röportaj verse direkt diğer dördü gözümün önüne gelir. Hep de kendi kendime sorarım. ‘Acaba bunlar bir fabrikada tek tip özel mi üretildiler?’ diye… Önce MHP’ye sızdırılmışlar, sonra hepsi Türkeş düşmanı olmuş ve ömürlerinin büyük bölümünü MHP düşmanı olarak geçirmişlerdir. Bunları tek yahut toplu gördüğümde aklımdaki oluşan kanaat budur. “Yanlış düşünüyorsun” diyen de varsa buyursun bu konuda atomu parçalamaktan daha zor bir işe girişsin…

Hepsinin ortada “kutsanmış ağabey” gibi dolaşmasını sağlayan da MHP’de kazandıkları eski kimliklerdir. Aslında bunların ideolojisi, siyasi kimlikleri bir hayaletten ibarettir. Parti parti gezen adamın bir ideolojisi, kimliği mi olur? Sadi Somuncuoğlu: MHP, ANAP, MHP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Namık Kemal Zeybek: MHP, ANAP, DYP, MHP, DP, BBP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Yaşar Okuyan: MHP, Anavatan, DYP, MHP, Hürriyet ve Değişim Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, Vatan Partisi, CHP Agâh Oktay Güner: MHP, ANAP, DYP, Doğu Perinçek yanaşması, #İP, CHP Yılma Durak: MHP, ANAP, DYP, İP, CHP Hayatımızın son demlerinde “edebimizle, adabımızla oturalım” da demiyorlar. “Ne yaparız, ne ederiz de son nefesimizi MHP düşmanlığı yaparak veririz” diye çırpınıyorlar. Geçmişte “MHP ve Alparslan Türkeş düşmanlığı” bunları motive ediyordu, günümüzde de “MHP-Devlet Bahçeli düşmanlığı” motivasyonlarını sağlıyor. MHP’ye zarar verecek hangi oluşum varsa anında zehirli ot gibi orada yeşeriyorlar, Devlet Bahçeli düşmanlığı için de, o ne yaparsa tersini yaparak misyonlarını yerine getiriyorlar.
Bir zamanlar gördüğü düşmanlıklar yüzünden Başbuğ Türkeş’in bile “Sadi Somuncuoğlu’nu genel başkan yardımcısı yapan benim. Sadi Somuncuoğlu yanlış yoldadır” diye tarif ettiği Sadi Somuncuoğlu’nun düşünme sağlığı nasıl bir perişan haldeyse Yeniçağ gazetesinde “CHP-İP güzellemesi, MHP düşmanlığı yapacağım” diye “Ancak MHP’yi, Türkiye sıralamasında İYİ Partinin gerisine, 4. Sıraya düşmekten kurtaramadı.” gibi cümleler kurarak yine malum misyonunu sürdürmüştür. Oysa yağlama ve güzelleme yaparak şişirdiği İP isimli parti, Türkiye genelinde hiçbir Büyükşehir ve il belediyesi kazanamamış, toplamda 21 ilçe ve belde belediyesi kazanmış partidir. MHP ise 1 Büyükşehir, 10 il, 125 ilçe, 89 belde belediyesi kazanmış bir partidir. MHP İl Genel Meclisinde 1.976. 353 oyla % 18.81 oy oranıyla AKP’den sonra Türkiye’nin en yüksek oyu alan ikinci partisi iken, Sadi Somuncuoğlu’nun şişirmeye çalıştığı İP isimli parti 852.630 bin oyla % 8.12 oy oranıyla CHP’den sonra dördüncü partidir. Sadi Somuncuoğlu bu bilgileri vermeden aklınca kurnazlık yapıyor. MHP’nin başarısını gösteren asıl bu bilgidir.
“MHP 4. Sıraya düştü” diyen Sadi Somuncuoğlu’nun karakteri MHP düşmanlığı uğruna 80 yaşında yerlere düştükçe düşüyor. Sadi Somuncuoğlu’nun Başbuğ Türkeş’ten bugüne MHP düşmanlığı yapması huyudur. Sadi Somuncuoğlu’nun 6 Ekim 1992 tarihinde Tercüman’a verdiği demeçte; “Türkiye’nin en güçlü kadrolarına sahipken, bunların küçük bir kısmını çatısı altında bulundurabilmek. Sayıca üstün, vasıfça yüksek değerde olan milliyetçi kadroların bir araya gelemeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroların bir araya gelmeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroları, sırf kendileriyle beraber değil diye hain, satılmış, ajan gibi haksız, yakışıksız ve ağır sözlerle itham etmek. Suçlamadan, asılsız ithamda bulunmadan konuşamaz bir ruh halinde bulunmak. Yüzde 2.9’luk oy oranıyla #Türkiye’nin en küçük partisi olmak” cümleleriyle nasıl Başbuğ Türkeş düşmanlığı yaptığını hafızalarımız unutmadı. O günlerde Başbuğ Türkeş’e düşmanlık zemini hazırlamaya çalışan Sadi Somuncuoğlu’na cevabı MÇP Genel Sekreteri olan Sayın Devlet Bahçeli “MÇP’nin oyları 1989 yerel seçimlerinde 4.1’e çıkmıştır. Hali hazırda yüzde 7 ile 8 arasındadır. Somuncuoğlu ve arkadaşları mücadele azim ve kararlılığından yoksun kişilerdir.” cümlesiyle vermişti.
Yıl 2019 Sadi Somuncuoğlu yine aynı… Son nefesine kadar da öyle olacaktır. Sadi Somuncuoğlu ve diğerlerini üreten fabrikanın bir ürünü de Namık Kemal Zeybek isimli şahıstır. Onun ismini ne zaman duysam kusasım gelir. Böyle basit adamlar nasıl olur da ortada “kutsanmış ağabey” olarak dolaşır aklım almaz. O da Sadi Somuncuoğlu’ndan geri kalır mı? Seçim değerlendirmesinde “MHP diye bir parti kalmadı” demiş… %18.81 oy oranıyla il genel meclisinde Türkiye’nin ikinci partisi olmuş, toplamda 235 belediye kazanmış MHP’ye bunu diyen bir adamın sizce çalışan beyin hücresi kalmış mıdır?
Gerçi Namık Kemal Zeybek’in özelliği budur. 3 Temmuz 1988 günü “Pazar Sohbeti” adı altında Emin Çölaşan’la yapmış olduğu bir söyleşide de “MHP bitti, misyonunu tamamladı ve tarihteki yerini aldı diye bakıyorum. Bugün artık MHP diye bir şey olduğuna inanmıyorum.
MHP belli bir görev yapmıştır ve tarihteki yerine intikal etmiştir.” cümlesini de kuran aynı Namık Kemal Zeybek idi. 31 yıl önce bu cümleyi kurmuş, bugün o cümlesini tekrarlıyor. Dün Başbuğ #Türkeş zamanı MHP düşmanlığı yapıyordu, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli zamanı bu düşmanlığı sürdürüyor. Beynine ne yükledilerse 31 yıl geçse de değişen bir şey yok… Kamuoyuna bu tür açıklamalar yapıyor ama yüz yüze geldiğin vakitte çok değişik bir kimliğe bürünüyor. 2014 yılında Ankara kalesinde tesadüfen karşılaşıp, tanıştığım ve 15 dakikalık sohbetimizde bana “Devlet Bey milli her konuda haklı çıktı.
Biz onu anlayamadık. Bol bol selamlarımı götür” diyen de bu Namık Kemal Zeybek’ti. Bu sözlerinden sonra televizyon ve gazetelerde #MHP ve Sayın Devlet Bahçeli hakkında yine abuk sabuk açıklamalar yapmaya devam etti. Bakın tek tornadan çıkmış, aynı fabrika ürünü bu isimlere bir tanesi bile #CHP-PKK ittifakı hakkında bir kelime eleştiri yapamadılar. Yapamadıkları gibi hepsi oyunu CHP’ye verdi, CHP’ye çalıştı. Yaşar Okuyan ise bizzat CHP’ye katıldı.
Agâh Oktay Güner 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce “MHP’li akrabalarım HDP’ye oy verdi” diye MHP’nin niye HDP ile beraber hükümet kurmadığını sorguluyor ve saldırıyordu. Şimdi böyle bir adamdan CHP-PKK ittifakına yönelik tepki beklemek de elbette gereksizdir. Bunlar asla “kutsanmış ağabey” değil, ömürleri MHP, Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli düşmanlığıyla geçmiş elma kurtlarıdır. Sürekli kin, nefret, takıntı ve saplantıları sadece bu düşmanlıkları için diridir. Bunların milliyetçiliği hayalettir. Dün Başbuğ Türkeş’i beğenmiyorlardı, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin milliyetçiliğini, Ülkücülüğünü beğenmiyorlar. Ama PKK ile ittifak yapan, YPG avukatı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si başarılı olsun diye birbiriyle yarışıyorlar.
Bunları tek tip üreten fabrika bulunmalı ve imha edilmelidir. Aksi halde yine Sadi Somuncuoğlu, Namık Kemal Zeybek, Yaşar Okuyan, Agâh Oktay Güner, Yılma Durak gibi benzerlerinin üretilmesi demek Türk milliyetçileri içinde fitne, Ülkücü Hareket içinde fesat olacaktır. Biz bunların fitnesi, fesatı ve düşmanlıklarıyla uğraştık bizden sonraki Ülkücü nesilleri koruyalım bari… Hayalet milliyetçiler, hayalet avcılarından kaçamazsınız siciliniz ve arşiviniz ortadadır.

İktidar düşürmek için, vatan düşürmeye razı olanlar


31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrası bazı il ve ilçeler dışında neredeyse belediye başkanlarının büyük çoğunluğu mazbatasını alarak görevine başladı. İstanbul’da, bazı il ve ilçelerde ise itiraz odaklı yargı süreci devam ediyor. İlk defa bir yerel seçim, bu derece de terör örgütü pkk odaklı ve onun siyasi taşeronu HDP’nin gölgesinin düştüğü bir seçim olmuştur. Türk milletini bu konuda çok uyardık. Özellikle İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Mersin, Antalya özelinde uyarı yazılarımızla tehlikelere dikkat çekmeye çalıştık. Ama sonuç itibarıyla bu illerde HDP ile ittifak yaparak sonuç elde eden CHP olmuştur. Bu illere yönelik “Biz yöneteceğiz” mesajını seçimlerden önce veren HDP, bu illerin belediyelerinde nasıl konumlandırılacak onu da zamanla göreceğiz.
Aslında bu seçimin özetini, merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme pahasına, vatanı düşürmeye razıdır” sözü özetlemiştir. Şu an terör örgütü PKK’nın, teröristbaşı Öcalan’dan sonraki sözde önderi durumunda olan teröristbaşı Murat Karayılan seçimlerden önce “Türkiye’deki ‘demokrasi güçleri’ (CHP-SP-HDP-İP) demokratik kimseler, çevreler, sanatçılar, yazarlar Erdoğan ve Bahçeli’ye karşı durmaları gerekiyor” açıklamasını yaparak; Cezaevindeki HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş “Sizi tarihin çöp sepetine göndermek için batıda CHP ve İYİ Parti’ye rağmen onların adaylarını destekleyeceğiz” açıklamasını yaparak; HDP Eş başkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batıda da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” ve “Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu seçilmişse bilecek ki HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak siyaset yapamaz” açıklamasını yaparak; PKK ve HDP’nin alacağı konumu göstermişti.
Kemal Kılıçdaroğlu da seçimlerden 3 ay önce Ahmet Türk ile gizlice buluşarak bu konumda kendi rolünü üstlenmişti. Sonradan deşifre olan görüşme için Ahmet Türk, “Sayın Kılıçdaroğlu’nu biliyorsunuz, çok açık konuşmaz ama söylediklerimi onayladı. Karşı çıkışı olmadı. Yerel seçimlerde doğru adaylarla daha başarılı olunacağının kaçınılmaz olduğunu herkesin görmesi gerekir. Ortak bazı çözümler olması gerekir” açıklamasını yapmıştı. Bu kirli ittifakı ortaya seren daha o kadar örnek var ki, yaz yaz gazetenin sayfaları yetmez. Bu kirli iş birliği her yönüyle deşifre olduğu halde CHP, İP, SP hala inkâr etmeye çalışıyor. Bu ittifakı gizlemeden, saklamadan PKK’lılar, HDP’liler ve CHP’den Barış Yarkadaş çok net bir şekilde itiraf etmektedir.
Seçimlerden sonra CHP’li Barış Yarkadaş “Sağolsunlar CHP’ye Küçükçekmece’de 65 bin oy, Esenyurt’ta 106 bin oy vererek iki belediyeyi de kazanmamızı sağladılar. Adana’da, Mersin’de, İstanbul’da ve Ankara’da bütün siyasi ayrımları bir kenara bırakarak iktidara da bir uyarıda bulundular. (...) Bu seçimlerin en etkili aktörlerinden birisi Selahattin Demirtaş’tır” açıklamasıyla; HDP Eş Başkanı Sezai Temelli “Batı’daki hedeflerimizde başarılı olduk” diyerek; kayyum atanarak görevden alınan HDP’li Batman Belediye Başkanı Sabri Özdemir “HDP olarak beş büyükşehire kayyum atadık. Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Adana” sosyal medya paylaşımıyla; HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz de “Kobani düşmedi. İstanbul düştü düşecek” mesajıyla, HDP eski Eş Başkanı terörist Selahattin Demirtaş “Muhalefet bloğu bu seçimlerle birlikte demokratik bir seçeneği ete kemiğe büründürmeyi başardı” açıklamasıyla tavırlarını netleştirdiler ve CHP, İP, SP gibi siyasi dansözlük yapmadılar.
İlginçtir 16 Nisan referandumunda kendileri yanında “Hayır cephesinde” yer aldığı için “üst düzey yöneticileri hapiste olmasına rağmen HDP’ye” şeklinde teşekkür eden Kemal Kılıçdaroğlu seçimlerden bu yana yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen, CHP’ye İstanbul( belli değil) Ankara, Antalya, Adana, Mersin, Hatay gibi illeri kazandırmasına rağmen hala HDP’ye teşekkür etmedi. Biliyorsunuz sinsi bir siyasetçi olan Kemal Kılıçdaroğlu, HDP ile ittifak kurma tezgâhını 2014 tarihinde de denemişti. Bunu da şu an cezaevinde bulunan HDP’li Sırrı Süreyya Önder, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bizi destekleyin ama kimse görmesin kamuya açık olmasın, bu bize zarar verir” dediğini söyleyerek zaten yıllar önce deşifre etmişti. Velhasıl “Mustafa Kemal’in askerleri” olarak yanlış bildikleriniz yıllar önce “Öcalan’ın siyasi militanları” haline dönüşmüştür. Bu konu gerçekten çok uzun değerlendirilecek bir konudur. Yaz yaz bitiremeyiz. Ama çok açık ve net olarak 2014 yılından bugüne CHP’nin terör örgütü PKK güdümüne girdiği, içine HDP’nin kaçtığı tartışılmaz bir gerçektir. Gelelim asıl konumuza… Kendisine Türk milliyetçisi, ülkücü, eski MHP’li diyen, MHP’nin milliyetçiliğini, ülkücülüğünü beğenmeyerek ayrılanlar böyle bir CHP’nin güdümüne nasıl girmiştir? HDP, Kandil’den ve cezaevinden aldıkları talimatla oylarını CHP’ye akıtarak tavizsiz bir duruş sergilerken, Meral Akşener’in adı İYİ olan ama kötü projelerin taşeronu partisinin Genel Sekreteri Cihan Paçacı seçim sonuçlarını değerlendirirken diyor ki: “CHP’ye ilk kez sağdan oy akışı sağladık.”
Yani PKK’nın siyasi taşeronu HDP ile ittifak yapan CHP’ye oy akışı sağladığını söyleyerek bununla övünen ve HDP’li Sezai Temelli’nin “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” sözüne omuz veren eski bir DYP’li, eski MHP’li yeni İP’li... Utanmıyorlar, yüzleri kızarmıyor… Bir tane il belediyesi kazanamadılar ama AKP ve MHP’ye kaybettirmekle övünüyorlar. Gerçi kazanmalarının önündeki engeli “Partimizin sarı güneş amblemi siyah göründü. Vatandaş gitmiş, siyah güneşin altına değil de üstüne mühür basmış” açıklamasıyla komedyen üretkenlikle izah yapıyorlar. Terör örgütünün güdümündeki HDP ile aynı hedefte, aynı partiye oy toplamakla görevlendirilmiş bu İP’in gerçek yüzü budur. Bu yüzü tanıyan herkes, tanımayanlara anlatsın…
HDP’lilerin, PKK’lıların bayram havası estirdiği bazı büyükşehir belediyelerinin CHP’ye geçmesi demek, HDP’nin buralarda hücre evi oluşturacağının ön sinyalidir. Zaten seçimlerden önce bunu da çok açık herkese duyurdular. Bu İP’çilerde işte buna garsonluk yapmıştır. Ölmek ve öldürmek için kurulmuş bir terör örgütünün kurduğu bir parti olan HDP neyin karşılığında CHP’ye kendini adak etti? Önümüzdeki günlerde bunun kokusu her boyutuyla ortaya çıkacaktır. HDP’nin gücünü arttırmak için elimden gelen desteği vereceğim” diyen Tunç Soyer İzmir’de ne yapacak? “İttifakımızda HDP de var” diyen Ekrem İmamoğlu (eğer kazanırsa) İstanbul’da ne yapacak?

“Ajans izin verirse HDP ile görüşürüm” diyerek yola koyulan, HDP’nin tehdidi karşısında anında “Dilim sürçtü” duruşuna geçen Mansur Yavaş Ankara’da ne yapacaktır? Ne yapacaklar, hepsi HDP’ye diyet ödeyecektir… PKK’nın en büyük şansı ve umudu Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kemal Kılıçdaroğlu diyetini ödeyecek kadar gönlü geniştir, HDP de CHP’den diyetini alacak kadar CHP’nin içine girmiştir.

19 Şubat 2019 Salı

CHP'de DSP paniği!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

CHP'de DSP paniği! Kılıçdaroğlu'nu korku sardı
Kılıçdaroğlu’nun CHP’de uyguladığı tek adam rejimi ve mezhepçi politika sol siyaseti yeni arayışlara itti. Aday belirlemede yaşanan taraflı tutum parti vitrinindeki önemli siyasetçileri solda yeni cazibe merkezi haline gelen DSP’ye yöneltti.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaset kumpası sonrasında göreve gelmesi sonrasında CHP’de sık sık ‘mezhepçi, kimlik’ siyaseti eleştirileri yaşandı. Terör örgütü PKK’nın siyasi direktifleriyle hareket ettiği ifade edilen HDP ile yaşanan seçim ittifakları ise parti içi tartışmaları ayyuka çıkardı. 31 Mart yerel seçimlerinde HDP ile açıktan yürütülen ittifak ve bazı adayların yolsuzluk iddiaları ise CHP’nin önemli isimlerini başka bir adrese yönlendirdi. DSP, CHP ve başka partilerden gelen isimlerle solda yeni bir yere oturdu.

ESKİLERE YENİ ADRES

DSP, şu ana kadar yerel seçimlerde 50 il ve 300 ilçede aday belirledi. Belirlenen isimlerin önemli bir kısmını CHP’li belediye başkanları oluşturdu. En önemli isimler arasında; Şişli’den Mustafa Sarıgül, Gaziantep’te Celal Doğan, Silivri’de Selami Değirmenci, Avcılar’da Handan Toprak ve Marmaris’te Ali Acar DSP’li oldu. DSP’nin, İstanbul Büyükşehir adaylığı için de eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sevigen’e teklif götürdüğü ifade edildi. 

CHP EGE'DE ERİYOR

CHP, oy deposu olarak gördüğü Ege Bölgesinde adeta eridi. CHP’den istifa eden Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar da DSP’ye geçti. Muğla’da Sevgi Küpelioğlu, İzmir’de Selçuk Karakülçe, İzmir-Tire’de Tayfur Çiçek, İzmir-Karaburun’da Dinçer Özlüoğlu, İzmir-Çeşme’de Muhittin Dalgıç, Bursa-Yıldırım’da Bahattin Kuşoğlu, Balıkesir-Edremit’te Kamil Saka, Balıkesir-Bandırma’da Dursun Mirza, CHP’ye küsüp DSP listelerine giren isimler oldu. Bandırma’da ayrıca CHP İlçe Başkanı Niyazi Yeloğlu ve parti yönetimi tüm görevlerinden istifa etti.

GAZİANTEP’TE DOĞAN

Adana’da Selami Gördebil, Mersin’de Emrah Küçükkaptan, Yalova-Subaşı’da Ersöz Zümbül, Ankara-Çankaya’da Haydar Yılmaz bir bir DSP saflarına katıldı. Bir dönem CHP ve HDP saflarında siyaset yapan Celal Doğan ise Gaziantep’te DSP çatısı altında sol oylara talip oldu. CHP’nin Şahinbey Belediye Başkan adayı Sezgin Sönmez adaylıktan çekildi. Sönmez, çalışma arkadaşlarından, örgütten enerji alamadığını, enerji düşüklüğü gördüğünü belirtti.

ANKARA'DA DSP'NİN ADAYI HAYDAR YILMAZ

DSP Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olduğu açıklayan eski Çankaya Belediye Başkanı Haydar Yılmaz ‘’Ben kimsenin oyunu bölmeyeceğim çünkü soldan tek adayım’’ dedi. Eski Çankaya Belediye Başkanı Haydar Yılmaz, DSP Genel Merkezine gelerek, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’la görüştü.

KILIÇDAROĞLU SÜREKLİ YANILTIYOR

Kılıçdaroğlu’nun seçimlerde ittifak için DSP’ye ittifak teklifi götürdüklerini fakat bunun kabul edilmediği açılamasına değinen Aksakal ise “Bu külliyen doğru olmayan bir açıklamadır. Oğuz Kaan Salıcı ve Seyit Torun, 8 Ocak 2019’da genel merkezimizde mevkidaşı arkadaşlarımızı ziyaret etti ve bu konu gündeme gelmedi. Daha sonra edindiğimiz bilgiler çerçevesinde, CHP’den istifa ederek DSP’ye gelmeye çalışan arkadaşları kabul etmeyin ricasıyla buraya geldiklerini öğrendik. Eğer oyların bölünmesi gibi bir olay varsa bu oy bölünmesini kendi seçmenlerine cemaatçi, dinci, ülkücü, sağcı aday dayatması yaparak ‘tıpış tıpış oy vereceksiniz’ zihniyetindeki CHP yöneticilerinin bizzat kendileri yapıyor” dedi.

DSP’YE GEÇİŞLERİN SEBEBİ CHP'NİN BECERİKSİZLİĞİ

CHP’den istifa ederek DSP’den yerel seçim yarışına gireceğini açıklayan isimlerin peş peşe gelmesi, muhalefet cephesinde ‘DSP yeni adres mi oluyor?’ tartışmasını beraberinde getirirdi. Bu duruma DSP Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Erdinç Özdil, DSP’ye yönelmenin asıl sebebinin “CHP yönetiminin basiretsiz ve beceriksiz davranışı” olduğunu söyledi.

Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş…


Terör Partisi HDP’nin Eşbaşkanı olan Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” dedi! Terör örgütünün uzantısı olarak bölücülük temelinde siyaset yapan HDPKK’nın Başı’na hak ettiği cevabı MHP lideri Devlet Bahçeli şu sözlerle verdi:
“Türkiye’de Kürdistan diye bir yer yoktur. Tarihin hiçbir döneminde de olmamıştır. Eş Genel Başkan’ın çürük sözü, skandal bir beyan olmasının yanı sıra ihanet ve işbirlikçiliğin alenileşmesidir.”
“Ağzındaki baklayı çıkaran” Sezai Temelli’nin işte bu sözleri; aynı zamanda, -Zillet İttifakı’nın bir parçası olan HDPKK’nın Cumhurİttifakı’na seçimi kaybettirebilmek için nasıl konuşlandırıldığının da açığa vurulmasıdır…
ABD’nin patronajındaki terör örgütleri PKK ile FETÖ; Zillet İttifakı’nı oluşturan CHP/HDP/İP üçlüsünün “ağırlık merkezinde” yer alıyor!

TERÖR PARTİSİ İLE “GÖNÜL İTTİFAKI”

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel “HDP ile gönül ittifakımız var” demişti! (1 Ekim 2018) Bu gibi durumlarda, “Çocuktan al haberi!” denildiğini biliyorsunuz…
Şu sıralar, HDPKK ile birlikteliklerini –akıllarınca saklamaya yeltenen CHP ile İP; Terör Partisi HDP’nin belli yerlerde kendilerine vereceği “tam destek”ten pek memnunlar…
Geçenlerde, CHP’nin İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer; Akşener’in Partisi’nin İzmir İl Örgütü’nü ziyaret etti: Orada HDP’yi savundu; İP’liler de kendisini alkışladı!
HDPKK’nın İzmir İl Eş Başkanı ise partisinin aday çıkarmayıp destekleme kararı aldığı Tunç Soyer için “Profilimize en uygun adaydır” tanımlamasını yaptı!
Yani, nedir?
Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!

 2011’DE CONRAD OTEL’DEKİ HILLARY MASASI

Tam da burada; sekiz yıl öncesine gidelim ve Hillary Clinton’ın Türkiye ziyaretindeki bazı malum görüşmeleri hatırlayalım!
O dönemde ABD’nin Dışişleri Bakanı sıfatını taşıyan Bayan Hillary Clinton; İstanbul’da (Conrad Oteli) Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş ve Meral Akşener ile ayrı ayrı görüşmüştü!

MHP lideri Bahçeli ise Hillary’nin görüşme talebini reddetmişti!

Hillary Clinton ile görüşmelerinden bugüne kadar geçen sekiz sene zarfında neler oldu? Kılıçdaroğlu yine CHP’nin başında; cezaevindeki Demirtaş’ın yerine Sezai Temelli geçti; o vakitler MHP’de yer alan Akşener ise FETÖ’nün “Bahçeli’siz MHP” projesinde sahneye çıkıp başarısız oldu ve de sonrasında kurduğu İyi (Rol Yapan) Parti’nin genel başkanlığını sürdürüyor…
Yani, nedir?
Haydut Devlet’in Dışişleri Bakanı’nın Conrad Otel’de görüştüklerinden sekiz yıl sonra siyasetimizde “Zillet İttifakı” çıktı!
O görüşmelerde dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Francis Riccardone de yer almıştı…
CHP’li Şafak Pavey, 8 Mart 2012’de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Cesur Kadın” ödülünü Washington’da Hillary Clinton ile Michelle Obama’nın ellerinden almıştı!
Bu Riccardone, 22 Mart 2012’de ABD’nin Ankara’daki elçiliğinde Pavey’in “Cesur Kadın!” ödülü münasebetiyle bir resepsiyon verdi!
Konukları arasında Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Gürsel Tekin ve Hikmet Çetin de vardı.
HDPKK’nın öncülü olan BDP’nin elemanları Hasip Kaplan ile Sırrı Sakık da resepsiyonun baş konukları arasındaydı!
7 Haziran 2015 seçiminden bir gün sonra ise CHP’li Şafak Pavey, havalimanında karşılaştığı HPDKK’nın Başı Demirtaş’a “AKP iktidarını, birlikte iyi salladık” demişti!
Ezcümle, günümüzdeki Zillet İttifakı’nın kilometre taşlarındanbahsediyoruz!

KEMAL BEY, ARTIK SUFLEYİ ONDAN ALACAK

Kılıçdaroğlu, Francis Ricciardone ve sonradan onun yerini alan John Bass ile “derin kontak” içindeydi: “Uncle Sam”in Ankara’daki elçilerinden Kapalı Kapılar Ardında “sufleler” alıyordu!
Bir buçuk senedir ABD’nin Ankara’da elçisi yok…
Haydut Devlet’in başındaki Sarı Şeytan Trump, bu koltuk için “kıdemli kariyer diplomatı” David Satterfield’ı aday gösterdi: Eğer, ABD Senatosu onaylarsa Satterfield Türkiye’ye “büyükelçi” atanacak!
Bir başka deyişle; “Benim Adım Kemal” artık sufleyi yahut talimatları işte bu Satterfield denilen diplomattan alacak!

BURAYA DİKKAT

Satterfield mı; 11 Ocak 2018’de ABD Senatosu’nun Dışişleri Komitesi’ndeki oturumda PKK’ terör örgütünün Suriye’deki kolu YPG’ye sahip çıkmış ve şöyle demişti:
“Suriye’den zafer ilan ettikten sonra, öylece çekip gitmeyeceğiz! Bu benim fikrim değil; Bay Başkan’ın stratejik kararıdır!”


12 Şubat 2019 Salı

Zillet vatandaşın sofrasına el uzattı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Patlıcan, biber, soğan fiyatlarındaki anormal artışların makul ve mantıklı bir sebebi yoktur. Vatandaşın doğrudan sofrası hedef alınmaktadır. Bir olağanüstülük ve ümitsizlik oluşturulmak için her yol deneniyor.
Her şeyin yolunda gitmesi, bir olağanüstülük yaşanmaması durumunda, 31 Mart seçimlerinden Cumhur ittifakının büyük bir zaferle çıkması kesindir.
 Yapılan ölçümler de bunu gösteriyor, meydanlar da bunu söylüyor, siyasi nabız da buna işaret ediyor. Akıl ve izan sahibi herkesin gördüğü bu gerçek, özellikle zillette büyük bir panik oluşturmuştur. Daha doğrusu zaten var olan paniği daha da arttırmıştır. Olağan şartlarda bir başarı yakalamalarının imkansızlığı, zilleti yeni olağanüstülükler aramaya zorluyor ki, tehlike de tam buradadır.

ZİLLETTE İSYAN

Zilletin lokomotifi CHP’dir. Kalbini HDP, ayaklarını İP oluşturuyor. PKK ve FETÖ bu yapının yolunu ve yönünü belirliyor. Bu yolun sonu karanlıktır, çıkmazdır ve ihanettir. Artık bu gerçeği zilletin içindeki vicdan sahibi insanlar da görmeye başlamışlardır. 

Hem CHP, hem İP kanadında büyük sarsıntılar, itirazlar, isyanlar ve kopmalar yaşanmaktadır. Her iki partide de genel başkanlar hedeftedir. İP’in siyaseten zaten uzatmaları oynadığını başta medya olmak üzere, toplumun bütün kesimleri görmüş ve kabullenmiştir. Onun için itirazlar, istifalar sıradanlaşmıştır ve çok ses getirmiyor. MHP’yi tellere asmak, tarihsel hüviyetini yok etmek, ahlaki ve fikri omurgasını kırmak, Ülkücüyü ülküsünden ayırmak için yapılan operasyonunun figüranı olan İP, tarihe siyasi kundakçılığın numunesi olarak şimdiden geçmiştir.

KILIÇDAROĞLU’NUN SON ŞANSI

CHP’nin durumu İP’ten farklı değildir. Tek fark, CHP’nin sosyolojik olarak daha geniş bir yelpazeyi kaplıyor olması ve siyaset eskiliğinin sağladığı avantajları kullanmasıdır. Ancak, bu durum CHP’nin ciddi bir beka sorunu haline geldiği gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu, kelimenin tam anlamıyla raydan çıkmış durumdadır. 

Bir taraftan koltuğunu koruma planları yapıyor, diğer taraftan kendisini genel başkan yapanlara olan borcunu, oturduğu koltuğun diyetini ödemeye ve zillete daha fazla gömülmeye uğraşıyor. 31 Mart’ın son şansı olduğunun farkında. Artık gizleyecek, arkadan dolanacak zaman kalmadı. Doğrudan, varlık sebebinin gereğini yerine getiriyor. Koskoca partide sanki başka hiç kimse kalmamış gibi, ne kadar sicili bozuk, bölücü ve yıkıcı unsurların devamı veya adamı olan isim varsa hepsini aday yaptı. PKK’lısından Marksistine, darbeci zalimlerin uzantılarından FETÖ bozuntularına kadar hepsini aday listelerine yerleştirdi. Bu hazin durum, kendi partisinde bile büyük bir isyan çıkardı. Anlaşılan giderayak, “ne kadar zillet, ne kadar ihanet başarabilirsem kardır” diyor.

OLAĞANÜSTÜLÜK ARIYORLAR

Zilleti oluşturanların bu kadar ileri gitmesi, bir başka tehlikeyi daha beraberinde getiriyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkan yapan, İP’i siyaset sahnesine sürenler, elbette boş durmayacaklardır. Özellikle yeni olağanüstülükler oluşturmak için her yolun deneneceği bellidir. 
İçişleri Bakanı bomba yüklü bir araç ele geçirdiklerini açıklamıştır. Bu durum, terörü yeniden tırmandırmayı deneyeceklerini, yeni kalleşliklere, kahpeliklere yönelebileceklerini ve buna meydan vermemek için çok dikkatli olmak gerektiğini gösteriyor. Diğer taraftan yalan, iftira, karalama, fitne çıkarma gayretlerini hiç eksik etmeyeceklerdir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun her konuşmasında, her icraatında bunun vahim örneklerine şahit oluyoruz. HDP’yi yedeğine alıp, Tunç Soyer’i aday yapıyor. Diğer taraftan da milliyetçilik maskesi takıp MHP’ye laf söylüyor. Böyle bir riyakarlık, böyle bir aymazlık siyaset tarihinde görülmemiştir.


SOFRAYA EL UZATTILAR

Ekonomi üzerinden bir siyaset mühendisliği hazırlandığını aylar önce yazmıştık. Özellikle yerel seçimler öncesinde bunu yeniden deneyecekleri ve çeşitlendirecekleri anlaşılıyor. Vatandaşın doğrudan sofrası hedef alınmaktadır. Patlıcan, biber, soğan fiyatlarındaki anormal artışların makul ve mantıklı bir sebebi yoktur. 

Bu anormalliklerin düzeltilmesi için alınan tedbirleri boşa çıkarmak için çok sistemli bir çaba gösterildiğini hayretle izliyoruz. Bir kriz varmış ve geçim sıkıntısı başgöstermiş gibi bir algı oluşturulmak isteniyor. “Patlıcan ve kuru soğan” edebiyatı ile vatandaşta bir ümitsizlik oluşturulmak için her yol deneniyor. Bu oyunun da mutlaka bozulması gerekiyor. Nitekim, gayet yerinde tedbirler alınmış ve kasıtlı biçimde tırmandırılan fiyatları kırmak için geçilmiştir.

BELEDİYE BELAYA TESLİM EDİLEMEZ

Cumhur ittifakı bu ülkenin tek çıkış yolu, bu milletin son ümididir. Zillete belediye vermek, o yöreyi belaya teslim etmektir. Belirsizliğe, kriz ve kosa kapı aralamaktır. Kendisi bizzat beka sorunu olanların “beka sorunu yok” demeleri gayet normaldir. Ancak, bu ortadaki tehlikeyi ortadan kaldırmadığı gibi, daha da derinleştirmektedir. 31 Mart seçimleri bu yüzden önemlidir, hatta hayatidir. Ülkesiyle barışık, milletiyle bütünleşmiş, vatanıyla, bayrağıyla gurur duyan hiç kimse zillete rıza gösteremez.

PKK’NIN BEKÇİSİ GENE SALDIRDI

Kılıçdaroğlu, birkaç gün önce haddini çok aşan bir beyanda bulunmuş ve hak ettiği cevabı almıştı. Ama belli ki, bunların ar damarı çatlamış. Utanma nedir bilmiyorlar.
Zillet, çaresizlik içinde oraya buraya saldırmakla kalmıyor, diğer taraftan da doğrudan vatandaşın sofrasını istismar etmeye ve bir zihin bulanıklığı oluşturmaya uğraşıyor. Önce felaket senaryoları yazıyor, uzun uzun bunu anlatıyorlar, sonra da bu düzmece üzerinden vatandaşa güya ümit vermeye çabalıyor. İP’in bıraktığı yerden CHP, onun ardından HDP devam ediyor. Ülke batıyormuş, bunlar gelip kurtaracaklarmış.

İP’İN IĞDIR TİYATROSU

İP ve HDP’yi ciddiye almak dahi gereksizdir. Kaldı ki, onların derdi daha çok yaptıkları kirli ittifakı gizleyebilmektir. İP’in başı ve sözcüleri HDP’nin neden İstanbul, Adana ve İzmir’de aday çıkarmadığını ve buralarda kimi ve neyin karşılığında destekleyeceğini anlatmak yerine, sahte bir Iğdır masalıyla vatandaşı uyutmaya çabalıyorlar. Ankara, İzmir ve Adana’da HDP ile işbirliği yapacaksınız, Iğdır’la da bu kirin üzerini örteceksiniz. Bu tiyatroyu da bu millet fark etmeyecek öyle mi? Iğdır’da adayınızı çekmenizin sebebi sakın HDP adayına gizli destek vermek için olmasın?Uzatmaları oynayan İP’in HDP’ye sarılması varlık sebebine son derece uygundur.

AKIL TUTULMASI

Bizi asıl hayrete düşüren, CHP’nin kendi siciline bakmadan ve aldığı acı derslere rağmen, hala MHP’ye laf söyleyebilmesidir. Kemal Kılıçdaroğlu başında bulunduğu partiyi, içeride ve dışarıda bu ülke ve milletle meselesi olan herkesin ümit kapısı haline getirmiştir. CHP, milli güvenlik sorunu olmanın ötesine geçmiş ve ciddi bir beka tehdidine dönüşmüştür. Kılıçdaroğlu’nun bu perişan hale bakmadan Cumhur ittifakına söz söylemesi, özellikle de vatandaşın sorunlarını yalnızca kendilerinin çözeceğini iddia etmesi, bir akıl tutulmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk sonrasında CHP bu ülkenin hangi meselesine derman olmuştur ki, şimdi olsun? Özellikle çok partili dönemde bu millet hiçbir zaman CHP’ye güvenip iktidar vermemiştir. Koalisyon ortağı oldukları her dönemde de Türkiye istisnasız her alanda dibi görmüştür. Hiç uzağa gitmeden CHP’nin yönetimindeki belediyelere bakmak yeterlidir.

CHP’YE İNANMAK İNTİHARDIR

Yaşadığımız şehir Ankara’da en az hizmet alan, en çok sorun olan, en bakımsız, en verimsiz yerler ne yazık ki, CHP belediyelerini olduğu bölgelerdir. Bu durum Türkiye’nin her yerinde aynıdır. Çok daha tehlikeli olan taraf ise CHP’nin HDP uzantısı haline gelmesi ve PKK unsurlarının bu belediyelere yerleşmesidir. Yetersizliği, çapsızlığı, beceriksizliği bir yere kadar anlarız da, ihaneti ne anlarız, ne kabul ederiz. Nitekim, CHP’li belediye başkanının olduğu her yerde, mutlaka böyle bir tehlike oluşmaktadır. HDP ortaklığına bağlı olarak, bundan sonra bu tehlike çok daha büyüyecektir. CHP’ye güvenip de belediye teslim etmek, özellikle de ülke teslim etmek, kelimenin tam anlamıyla intihardır.

NE KAFALARI ALIYOR, NE YÜZLERİ KIZARIYOR

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, yalan, dolan ve pişkinliği eklediler sicillerine. Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhur ittifakı karşısındaki yetersizliğinin verdiği kızgınlıkla, MHP’ye ve özellikle sayın Devlet Bahçeli’ye yönelik akıl almaz saldırılarını yoğunlaştırdı. Daha birkaç gün önce haddini çok aşan bir beyanda bulunmuş ve hak ettiği cevabı almıştı. Ama belli ki, bunların ar damarı çatlamış. Utanma nedir bilmiyorlar. Ne mahkeme kararları, ne verilen dersler, ne yalanlarını ifşa etmek, ne iftiralarını yüzlerine vurmak fayda etmiyor. Ne kafaları alıyor, ne yüzleri kızarıyor. Ortada Sakarya’daki Silah Fabrikası’nın satışı diye bir şey yok. Bunu devletin en yetkili makamları söylüyor ve yapılanın satış değil özelleştirme işlemi olduğu anlatılıyor. Ama Kılıçdaroğlu bu yalanı söylemeye devam ediyor. Bunu söylemekle de kalmıyor, yine haddini ve sınırlarını çok aşıyor.

İHANET SELİNİN ÖNÜNDE SÜRÜKLENENLER

MHP bekçilik yapıyormuş. Bay Kılıçdaroğlu, daha birkaç gün önce, sayın Bahçeli çok açık ve net ifadelerle, “Vatansa konu, evet bekçiyiz. Milletse konu evet bekçiyiz. Türklük ve milli bekaysa konu evet bin defa bekçiliğe tamam deriz” demedi mi? Bekçilik, meselesi halloldu da sizden, “Peki sizler nerenin kuyruğu, nerenin kuytusu, nerenin kuvvesi, nerelerin seli önünde sürüklenen kütüğüsünüz?” sorusuna bir cevap duyamadık. Sizin bu soruları duymazdan gelseniz de, biz FETÖ’nün piyonu, PKK’nın kuyruğu, PYD’nin kuvvesi, YPG’nin kuytusu olduğunuzu çok iyi biliyoruz. Bunların hepsi ispatlı şahitlidir. Beyanlar, buluşmalar, görüşmeler, paslaşmalar Türk milletinin gözle önünde gerçekleşmiştir. Hepsini tek tek sıralamak mümkündür. CHP gibi bir partiyi ihanet selinin önünde sürüklenen bir kütük durumuna düşürmüş olmakla tarihe geçtiniz.

KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK

Bu hazin durum, aynı zamanda 31 Mart seçimlerinin ne kadar önemli olduğunu da kanıtlıyor. Türkiye, bir dönüm noktasındadır. Cumhur ittifakı Türk milletinin ümidi, vatanımızın geleceğidir. Bu kararlı ve onurlu duruşun aziz milletimizde karşılık bulması, vatan-millet düşmanlarını, zillet baronlarını ve PKK bekçilerini çok rahatsız etmekte ve çaresiz bırakmaktadır. Ancak, yine sayın Bahçeli’nin belirttiği gibi, korkunun ecele faydası yoktur. Cumhur İttifakı 31 Mart’ta zilleti yere serecek, tarihi yenilgisini tattıracaktır. CHP-HDP-İP’ten oluşan derme çatma nifak çatısı milli iradenin rüzgarıyla kurumuş yaprak misali savrulup gidecektir.
Kaynak:Orhan Karataş/Türkgün Gazetesi


11 Şubat 2019 Pazartesi

Tarihe yön vermenin manifestosu

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Adana’daki muhteşem törende yaptığı konuşma, tarihe mal olmuş bir hareketin, tarihe yön verme manifestosudur.

Kuruluşunun 50’nci yılını görkemli bir törenle kutlayan MHP, emin adımlarla, “lider Türkiye” hedefine yürüyüşünü, daha kararlı biçimde sürdürecektir. 

Yarım asırlık geçmişin şanı, şerefi, mücadelesi ve hedefi, ilelebet payidar olmanın teminatıdır. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Adana’daki muhteşem törende yaptığı konuşma, tarihe mal olmuş bir hareketin, tarihe yön verme manifestosudur.


HEDEFTE SAPMA YOK


Kimse boşuna uğraşmasın, beyhude kendini parçalamasın. MHP’nin çizgisinde bir kırık, bugününde bir yanlış, hedefinde bir sapma yoktur ve olmayacaktır. 

MHP temsil ettiği değerlerle, geçmişiyle, bugünüyle, teşkilatlarıyla, lideriyle bu ülkenin istikbalidir. 

Sayın Bahçeli’nin belirttiği gibi,50 yıl, vatan sevgisinin kefili, millete mensubiyetin kazancı, devlete muhabbetin kavlidir. 

50 yıl önce, “tembellik, meskenet, yokluk, sefalet, gerilik, karanlık, adaletsizlik” yenilenecek denmişti, bugün de aynı sözle, aynı kararla, aynı yeminle, “Türk milletinin hizmetindeyiz” deniliyor. Yapılan budur, hedef aynıdır, iman tamdır.


DEVLET-İ EBED MÜDDETİN BEKÇİSİYİZ


Hayati bir seçimin arifesindeyiz. Saflar netleşmiş, kimin nerede durduğu, neyin peşinde olduğu belirginleşmiştir. Zillet, tam da tanımına uygun olarak, ihanetin çukurundadır. 

Anlaşılan o dur ki, bu çukurdan bakınca, millete sevdalanmak, ülkeye sahip çıkmak, “bekçilik” olarak görülüyor. Oysa söz konusu olan milli bekadır ve ülkücüler ve milliyetçiler bu konuda gönüllü bekçidirler. 

Sayın Bahçeli’e bunu söylüyor ve “Bekçilik şerefli bir vazifedir. Sabırla beklemek, sebatla nöbet tutmak onurların en onurlusudur. 

Türk milletinin varlığı için bekçilikse bize düşen seve seve yaparız. Allah’tan emperyalizmin piyonu değiliz. Allah muhafaza, terör örgütlerinin taşeronluğuna heves etmiyoruz. 

YPG’ye vatanlarını savunanlar, hendek kazan teröristlere arkadaş demiyoruz. 15 Temmuz’a tiyatro diyen alçalmanın muhatabı değiliz. Evet bekçiyiz, kalpleri imanla çarpan vatan bekçileriyiz. 

Evet bekçiyiz, vatan ve milli bekanın nöbetini uğruna ha ekmek yemişiz, ha kurşun adanmışlığıyla tutuyoruz. Devlet-i ebed müddetin bekçisiyiz. Millet-i ebed müddetin bekçisiyiz.”diyor.


DÖRT AYAKLI STRATEJİ


MHP vatanın ve bekanın nöbetini tutarken, her zaman üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, şimdi de yapıyor. 31 Mart seçimlerinde zillete geçit vermemek için kararlı olmak, sıkı durmak ve çok çalışmak gerekiyor. 

Bu çerçevede Cumhur ittifakını oluşturan partilerin uyumu hayati derecede önemlidir. Sayın Bahçeli yerel seçimlerin gündeme girmesiyle birlikte, dört ayaklı bir strateji açıklamıştı. 

Buna göre, yeni sistemin yerleşmesi, kurum ve kurallarıyla inşası için merkezi yönetimle yerel yönetimlerin uyumlu çalışmasının önemine dikkat çekilmiş ve bu yönde tedbir alınması gerektiği belirtilmişti.Cumhur ittifakı ile bu tedbirler alınmıştır. 

Diğer taraftan başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere, büyükşehirlerin belediye yönetimi zillete yakasını kaptıran, ülkesine çelme takan, üstelik FETÖ-PKK-PYD’nin yörüngesine sabitlenen partilerin asla kontrolüne girmemesi, yönetimine geçmemesi için bir işbirliği yapılması gereğinin üzerinde durulmuştu. 

Bu konuda da bir sorun yaşanmadı ve büyükşehirlerin tamamında Cumhur ittifakının başarıyla çıkmasının yolu açıldı. 

Büyükşehirlerde parti ayrımı yoktur ve gösterilen adayların tamamı Cumhur ittifakının adaylarıdır.


YENİ ÇALIŞMA YAPILIYOR


Kayyuma devredilen belediyelerin milletimizin iradesi doğrultusunda, yeni sistemin yapısına uygun olacak şekilde tezahürü, teşkili ve tahkimi de son derece önemlidir. 

Türkiye’de PKK’nın yöneteceği belediye kesinlikle olmamalı, 15 Temmuz öncesine dönülmemeli, CHP-HDP ve yedekleriyle kurulan karanlık ittifakın hesabı bozulmalıdır. 

Bu konuda neler yapılabileceği, Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli arasında geçtiğimiz günlerde yapılan görüşme ile tekrar masaya yatırılmıştır.

İki partinin yetkilileri yeni bir çalışma yapmaktadırlar ve muhtemelen bu hafta içinde, başta kayyuma devredilen belediyeler olmak üzere, doğu ve günedoğu bölgesindeki illerimizle ilgili yeni kararlar alınması kuvvetle muhtemeldir. 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin elinde bulunan büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerini muhafaza edip bunların yanında daha fazlasını kazanmak hedefi aynen korunmaktadır.


TUNÇ SOYER REZİLLİĞİ


Zilletin bu milletle hiçbir bağ ve bağlantısının olmadığı, neye ve kime hizmet ettiği gösterdiği adaylarla da sabittir. CHP-İP-HDP-ÖDP zillet ittifakının, 12 Eylül’den sonra kurulan zulüm mahkemelerinde ülkücüleri inim inim inleten bir işkencenin oğlunu İzmir’den Büyükşehir Belediye Başkan adayı göstermesi, sözün bittiği yerdir. 

Bu adayı, “Babadan oğula suç geçmez” diyerek savunmaya çalışmak, bu millete hakarettir. Tunç Soyer’in babası Nurettin Soyer’in zulmettiği yiğitlerin çocuklarını, haksız ve hayasız şekilde sabıka kayıtlarında “sakıncalı” gösterdiler. 
Hiç kimsenin aklına da, “babadan oğla suç geçmez” demek gelmedi. Şimdi koro halinde bize masal anlatıyorlar. Böyle bir rezilliği ne anlarız, ne dinleriz, ne de kabul ederiz.


TARİHİ ÇAĞRI


Bütün bu gelişmeler, aynı zamanda ülkücülerin Üç Hilalin altında toplanmasının da şart olduğunu bir defa daha belgelemektedir.

 Sayın Devlet Bahçeli, 50’inci yıl münasebetiyle çok anlamlı bir çağrı yapmış ve “aramızdan bir vesileyle kopup giden, gözü Üç Hilal’de kalan, bir hatadır yaptık diyen, samimi pişmanlık yaşayan, yuvasının özlemini çeken, Ülkücü Ülkücünün kurdu değil yurdudur diyen her kardeşimle, her dava arkadaşımla helalleşmeye hazırım. 

Onlara sadece kapımızı değil, gönlümüzü de açıyorum” demiştir. Bu tarihi çağrının büyük karşılık bulacağına inanıyorum.

50 yıl, dile kolay ama…


Bu yazı 11 Şubat 2019 - 9:58 'de eklendi.
9 Şubat 2019… Adana… Fuar Alanı…
Türkmen Beyi “Alparslan Türkeş Üniversitesi…” demişti ki…
Yıkıldı ortalık!
Salonun içinde ve dışındaki binlerce Ülkücü, ağlamakla haykırmak arasında duygu selinde ayağa kalktı o anda…
Hüzün, hatıralar, sevda, emek, inanç, ülkü, vatan, cumhuriyet, 1919’dan 1969’a, 1969’dan 2019’a şöyle bir dalgalandı…
Yine müstesna bir tarihi: 9 Şubat 2019..

Atatürk-Fevzi Çakmak-Osman Bölükbaşı-Başbuğ Alparslan Türkeş zincirinin iftihar edilecek mücadele tarihi…
1948’deki MP’den CKMP’ye, CKMP’den MHP’ye ülkü yolunda kutlu bir yürüyüş…
“Bir”ken “on” olan, “yüz” olan, “binler” olan, “milyonlar” olan bir ülkü…
Devlet Bey, “Alparslan Türkeş Üniversitesi” dediğinde imrenilecek bir sevinci müsterih bir vicdanla yaşayan milyonlar oldu…
Türk milleti sevdalı, vatan-bayrak sevdalı, üstün meziyetli, temiz mizaçlı, halis inançlı milyonlar…
Bedenlerini yağlı urganlarda feda eden, mapus damlarında çile dolduran milyonlar…
“Turan düşü”nü “hakikat”e çeviren milyonlar…

O “ülkü”yü Türkmen Beyi şöyle tanımladı:
“Ulaşıldıkça ulaşılmaz olan, yaklaştıkça uzaklaşan, yanaştıkça mesafeyi açıp giden bir gayedir, bir ufuktur ülkümüz.”
Ve o derin görüşüyle herkese cevap:
“Yapamazlar dediler, yaptık… Başaramazlar dediler, başardık… Dağılır gider dediler, toplanıp gücümüze güç kattık… Kervan kervan yürüdük, kafile kafile yükseldik… Solukları kesilir, yarı yolda kalırlar, vazgeçerler dediler, hamd olsun “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl”a eriştik, 50 yılda yetiştik.”



30 Ocak 2019 Çarşamba

Kılıçdaroğlu bunu hiç hesap edemedi! Büyük korku...

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
CHP’nin geçtiğimiz günlerde açıkladığı ve toplumun büyük bir kesiminin tepki gösterdiği aday listesindeki isimleri gazeteci yazar Emin Pazarcı, MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ve MHP Genel Sekreteri Engin Büyükataman'a sorduk…

CHP Parti Meclisi geçtiğimiz günlerde Kemal Kılıçadaroğlu başkanlığında ‘yerel seçim’ gündemiyle parti genel merkezine toplantı düzenledi.


ART ARDA İSTİFALAR


Gergin geçen ve yaklaşık 18 saat süren toplantı sonrası CHP'de 145 kişilik bir aday listesi açıklandı ve bu listedeki adı geçen isimlerin çoğu toplumun büyük bir kesiminin yanı sıra hem İYİ Parti hem de CHP tabanından sert tepki gördü.
Öyle ki aday listesinin açıklamasının hemen ardından art arda istifa sesleri geldi.
* CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan PM’deki görevinden istifa etti,
* Menemen İlçe Teşkilatı CHP’den topluca istifa etti,
* CHP’nin Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar, 15 belediye meclis üyesi ile birlikte CHP'den istifa etti,
* CHP İstanbul Sancaktepe Teşkilatı da toplu şekilde istifa ettiklerini duyurdu,
* İttifak ortağı İyi Parti’nin Manisa milletvekili Tamer Akkal, sert bir açıklama yaparak partiye istifasını sundu,
* MHP 21. Dönem Erzurum Milletvekili olan İYİ Parti'nin kurucu üyelerinden Cezmi Polat partiden istifa ettiğini açıkladı,
*CHP Keşan İlçe Başkanı Salim Yatıkçı geçen yıl, Mayıs ayından bu yana yürüttüğü görevinden istifa ettiğini belirten dilekçesini CHP İl Başkanlığı'na sundu.
İstifaların ve tepkilerin ortaya çıkmasında açıklanan listedeki birçok isim etkili olurken bu isimlerin en çarpıcı ve ön plana çıkan ismi CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer oldu.
CHP'nin tartışmalara yol açan İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Tunç Soyer'in PKK'yı açık açık desteklemekten kaçınmadığı ortaya çıktı. Tunç Soyer'in 25 HDP'li belediyeye kayyum atanmasının ardından yaptığı "Darbeye karşı asıl şimdi tankların üstüne çıkılmalı. Sur’a bizi almıyorlar, bir şey yapamamak bizi kahrediyor. HDP’nin yanındayım" şeklindeki açıklamalar teröre verdiği desteği gözler önüne seriyor.
CHP'nin resmi olarak ittifak kurduğu İP, Soyer ismine 12 Eylül darbesi döneminde ülkücüleri yargılayan askeri savcı babası Nurettin Soyer nedeniyle karşı çıkarken HDP'den ise destek geldi. Bu süreçte HDP'nin İzmir için Tunç Soyer ismini istediği ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nunda bu talebi kabul ettiği gelen bilgiler arasında.
Tüm bu tartışmaların ve gergin ortamın arasında Haber7.com bu skandal listeyi farklı isimler ile değerlendirdi.
Konuyla ilgili konuşan Akşam Gazetesi yazarı Emin Pazarcı, şu ifadeleri kullandı;
Tunç Soyer’in İzmir’den aday gösterilmesi bir utançtır. Çünkü Tunç Soyer 12 Eylül 1980 darbesinin Ankara Başsavcısı Nurettin Soyer'in oğludur. Şimdi denilebilir ki suçlar şahsidir. Babadan dolayı oğullar suçlanamaz ama Tunç Soyer’in kendi beyanları var. Diyor ki ''Ben babamla gurur duyuyorum, babam gerekeni yapmıştır.'' Babasının o dönemdeki hukuka saygısından bahsediyor.
O dönemde işkence ile öldürülen insanlar var. Ankara'da pek çok insan var. Öldürülen insanların bulunduğu yerde bir işkencehane kurulmuştur 'C-5' diye. Bunu kurduran bu talimatları veren Nurettin Soyer'dir. Cezaevlerinde öldürülenler oldu. Onların sorumlusu da odur.

'BU SAĞ-SOL MESELESİ DEĞİLDİR, İNSANLIK SUÇUNA ÖVGÜLER DİZEN BİRİ İZMİR'DEN ADAY YAPILDI'


Solun sürekli istismar ettiği, 'yaşı büyütülerek öldürüldü' dediği Erdal Eren'in infazı da bunların döneminde gerçekleştirilmiştir. Yani bu sağ-sol meselesi değildir bir insanlık suçu ortadadır. Ve bu insanlık suçuna övgüler dizen birisi İzmir'den aday yapılmıştır.

'GİZLİ BİR ANLAŞMA VAR, PARTİ MECLİSİNDEN BAZI İSİMLERİ GEÇİREMEDİ'


Kılıçdaroğlu'nun HDP ile bir gizli anlaşma yaptığından bahsediliyor. HDP'nin bastırması sonucu Tunç Soyer ve bazı isimler var şimdi onları ben açıklamak istemiyorum önümüzdeki günlerde art arda gelecek. Çünkü parti meclisinden bazılarını geçiremedi. Ve bu isimleri CHP'ye rağmen CHP'deki tepkilere rağmen Kemal Kılıçdaroğlu aday gösteriyor. HDP ile ciddi anlamda bir gizli ittifak var. Diğer taraftan da iyi Parti ile ittifak var. İyi Parti'deki pek çok isimde ayağa kalmış durumda. Böyle sıkıntılı bir durum var.

MERAL AKŞENER'İN 'SOYER' AÇIKLAMASI


Yani 'babadan oğula suç geçmez' doğrudur ama ortada babasına övgüler düzen o dönemde yapılanları kutsayan bir Tunç Soyer var. Babasının suçuna ortak oluyor. Sıkıntı burada yani Meral Akşener'in bu söylediklerini ülkücüler nasıl kabul edecek. İzmir İYİ Parti İl Başkanlığı sert bir açıklama yaptı desteklemeyeceği yönünde.

'ONLARIN OY VERMEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM'


Yani İYİ Partililerin oyları, Meral Akşener'in cebinde değildir. Ben o dönemde zulüm gören insanların çoğunun bunu değerlendirip bu adaylara oy vermeyeceğini düşünüyorum.

'KILIÇDAROĞLU, DSP'Yİ CANLANDIRIYOR'


DSP ölmüş bir parti bitmiş bir parti. Ama Kılıçdaroğlu, DSP'yi bu aday tercihiyle canlandırıyor. CHP'de istemediği birtakım isimleri belediye başkanlarını yok etmeye çalışıyor. Onlarda istifa ediyorlar. Önümüzdeki günlerde DSP'den aday olacaklar. Pek çok yerde de DSP'li adaylar öne çıkacak ve bu adayların patlama yapacağını düşünüyorum. Sadece Şişli değil yani Bodrum, Marmaris... Buralarda zannediyorum Kılıçdaroğlu'nun attığı bu adımların DSP'ye giden oylar olarak döneceğini göreceğiz önümüzdeki dönemde.

CEMAL ENGİNYURT: AK PARTİ İLE BİRLİK OLMAK BİZİM İÇİN ŞEREFTİR


MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt ise konuyla ilgili sert açıklamalar yaparken, ''Elinde ülkücü kanı olanlara oy vermektense AK Part'nin adayları elinde ülkücü kanı olmayan, milliyetçi ve muhafazakar insanlardır. Onlarla birlik olmak bizim için bir şereftir.'' ifadelerini kullandı.
Cemal Enginyurt'un açıklamaları şu şekilde;
''MHP olarak liderimiz Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakına sadık kalma kaydıyla 31 Mart’ta AK Parti ile 30 vilayette ittifak yapmamız Türkiye’de en fazla CHP ve İYİ Parti tarafından eleştirildi. Bize gerek sosyal medyada gerekse farklı platformlarda ağır eleştiriler yönetenler özellikle CHP aday listelerini açıkladığında gördük ki Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı yine en doğru olanı yine ülkücüler için başı dik duracak bir anlayış ortaya koymuştur.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayları Tunç Soyer, 12 Eylül mahkemelerinde Mustafa Pehlivanoğlu’nun şahadeti başta olmak üzere ülkücülere zulmeden ülkücülere haksız iddianame hazırlayan bize göre kanlı katil Nurettin Soyer’in oğludur.
Meral Akşener, ‘Nurettin Soyer’in oğlu olması suçun babadan oğula geçmesini gerektirmez’ diyerek savunma mekanizması geliştirmiş kendine göre. Sanki bir katilin oğlunu savunmak ona düşmüşçesine CHP’nin HDP destekli adayını savunurken biz ülkücüler olarak liderimiz Devlet Bahçeli’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz. Elinde ülkücü kanı olanlara oy vermektense AK Parti’nin adayları elinde ülkücü kanı olmayan, milliyetçi ve muhafazakar insanlardır. Onlarla birlik olmak bizim için bir şereftir.

'OYNANAN OYUNU GÖRÜN' UYARISI


CHP’nin adaylarını tartışmaya bile gerek duymuyorum layık görmüyorum. Ama İYİ partili olup da MHP’den ayrılırken ‘MHP ülkücülükten uzaklaştı’ diyenler ‘MHP milliyetçilikten uzaklaştı’ diyenler ‘MHP Türk milliyetçiliğini terk etti’ diyenlere HDP destekli bir CHP ile nasıl bir olacaklarını vicdanlarına havale ediyorum. Bütün Türk milletine bütün MHP’lilere ve ülkücülere oynanan oyunu iyi görmeleri gerektiğini bir tezgah kurulduğunu Devlet Bahçeli'nin 'beka sorunu var' derken buna 'zeka sorunu var' diyen beyinlerin peşinden gitmemelerinin memleket ve millet hayrına olacağını ifade ediyorum.

'HDP'NİN OYUNA MUHTAÇ GÖRENLERİN LİSTE DEĞİŞİKLİĞİ YAPACAĞINA İNANMIYORUM'


Kendi partilerini HDP'nin vereceği oya muhtaç görenlerin ben aday listelerinde hiçbir değişiklik yapacağına inanmıyorum. HDP-CHP-İP bir ittifak kurmuştur bu ittifak milletin hayrına bir ittifak değildir. Bu ittifak dışarıda bağlantısı olan dışarıdan talimat alınmış bir ittifaktır. Bu ittifakı Türk milletinin bildiğini görüyorum. İYİ Parti ve CHP içerisinde vatan, devlet, millet diyen insanlarında bu ittifakın ne anlama geldiğini görmesiyle istifalar başlamıştır. CHP de bundan geri atmaz İP de bundan geri adım atmaz. Çünkü talimatları kendileri vermiyorlar.

BÜYÜKATAMAN: BETER OLSUNLAR!


MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman da CHP'nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na Tunç Soyer'i aday göstermesine tepki gösterdi.
Büyükataman, ''Ancak adaylığı açıklanan zatın babası, hukuku katletmiş bir kişidir. Milliyetçi-Ülkücü Hareketi kendi hastalıklı ideolojik penceresinden yorumlayarak hiç aynaya bakmadan devletin yılmaz bekçileri olan Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i anayasal düzeni yıkmakla suçlayan ve bir çete olarak yorumlayan savcının oğlu, geçmişiyle gurur duyduğunu ifade ederek vicdanları titretmiş, küllenmiş öfkeleri yeniden alevlendirmiştir.
Hukukun üstünlüğünü ve evrensel hukuku hiçe sayıp, ideolojik bulaşıkları içerisinden Milliyetçi-Ülkücü Hareket'i adeta yok etmek, vicdanı ve insanlığı dar ağacına çekmek isteyen iddia makamının ve babasının bu vicdan kasaplığıyla övünen oğlunun Türkiye'nin üçüncü büyük şehrine, Gazi MustafaKemal Atatürk'ün kurduğu parti tarafından aday gösterilmesi cumhuriyet tarihine kara bir leke olarak düşmüştür.

Partilerin tabanlarından tepkiler yağıyor daha da beter olsunlar.'' ifadelerini kullandı.


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html