BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Kandil sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Kandil sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

13 Haziran 2018 Çarşamba

Türkiye Terörle Mücadelede level Atladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Mahmur Kampındaki cephaneliği kim patlattı?

ABD ile Avrupa birbirine girdi.. Yeni dünya mücadelesi.. Pastadan pay alma savaşı..

Bakın ABD’nin yeni Berlin Büyükelçisi Richard Grenell ne dedi:

-“Almanya’nın hazır ordusu yok.. Çalışan bir denizaltısı bile yok..”
-“Arkanızda güçlü ordu yoksa masada, diplomaside başarılı olamazsınız..”

Yani Grenell mealen diyor ki;

“Geçin bu ekonomik gücünüzü filan.. Ordunuz yoksa gerisi hikâye..”
Evet, ABD Büyükelçisi doğru söylüyor..
Türkiye Suriye masasında niye başköşede oturuyor dersiniz?
-Suriye sahasında güçlü olduğu için..
-Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi çok önemli iki harekâtı yapabildiği için..

-Peki Fransa’nın genç Cumhurbaşkanı Macron niye Suriye ile bu kadar ilgileniyor?
-Orta Doğu’da kaybettiği itibarı tekrar yerine koyabilmek için..
Sahada yoksanız, sizi o masaya oturtmazlar da ondan..

600 PKK’LI ORADA

Çok önemli gelişmeler yaşanıyor..

Mahmur Kampı görünürde BM kontrolünde..
Gerçekte ise Kandil’in ön bahçesi..
1998’de açıldı..

8 bin 500 Türk vatandaşı kampa taşındı..
‘Taşındı’ derken PKK’nın Hakkâri ve Şırnak’tan zorla götürdüğü kişilerden bahsediyoruz..

Kampın nüfusu şimdilerde 12 bin..
Türk istihbaratı, attıkları adımdan, aldıkları nefesten haberdar..
Cumhurbaşkanı Erdoğan boşuna Mahmur Kampı’na dikkat çekmedi..

PKK terörünün yeşertildiği önemli bir saha..
Ulaştığımız önemli bilgiler var..
Mahmur’daki sözde Şehit Rüstem Kampı’nda eli kanlı 600 PKK’lı var..

Eğitimini tamamlayanlar dağa salınıyor..
Türkiye’ye canlı bomba olarak gönderiliyorlar..
Düzenli olarak Kandil’e gidip geliyorlar..

PATLAMADA 7 TERÖRİST ÖLDÜ

Irak’ın kuzeyindeki hareketlilikten PKK çok rahatsız..
Çok ilginç, CHP sözcüleri de rahatsız..

“Kandil’de PKK’lı yok” diye açıklama yapıyorlar..
Meral Hanım da benzer şeyleri söylüyor..

Demek ki istihbarattan daha iyi biliyorlar!
6 Ay kadar önce Mahmur’daki patlama ile her şey değişti..
PKK yakından izlendiğini bu patlama ile öğrendi..
-PKK/KCK-HPG’nin kullandığı cephanelik bilinmeyen bir sebeple patladı..

7 PKK’lı öldü, 6’sı da ağır yaralandı..
PKK, Türkiye’yi suçladı..
Patlamayı Türkiye’nin yaptırdığı yazıldı, çizildi..
Kamp BM’nin ama patlama yerine BM görevlileri sokulmadı..

PKK’LILAR TEDİRGİN



Bu aralar Suriye ve Irak’taki PKK’lılar çok tedirgin..
Patlama korkusu altında yaşıyorlar..
Geçen hafta Ayn İsa’daki patlamada da 8 PKK ölmüş, 11’i yaralanmıştı..

Sürekli bomba araması yapılıyor..
“Aramıza hainler, satılmışlar sokulmuş” diyorlar..

KARAÇOK’A DİKKAT

Türkiye büyük bir işe girişti..
Büyük operasyonu ilmik ilmik örüyor..
Her taraftan ses gelmesinin nedeni de bu zaten..
İçeriden, dışarıdan, batıdan..


Türkiye, yer, bölge, mesafe ayırt etmeksizin terör yuvalarının üzerine gidiyor..


Mahmur yakınındaki Karaçok Dağı da Türkiye’nin hedefinde..
Karaçok’ta 450 PKK’lı var..


Türkiye, kim nerede isim isim biliyor..
Karaçok da ‘bomba patlayacak’ paniğinin en fazla hissedildiği yerlerden..

EN BÜYÜK OPERASYON

Terör örgütü Kandil’e 2001 yılında taşındı..
Kandil, PKK’nın can damarı..

Eğitim, lojistik merkezi.. Kaçış noktası.. Kısaca her şeyi..
Türkiye 2018 Haziran'ında terörle mücadele tarihini değiştirecek bir adım attı..
Terörle mücadele tarihinin en büyük operasyonuna start verdi..

UYDU, İHA, SİHA VE YEREL UNSURLAR

Tüm enstrümanlar kullanımda:
-İHA’lar, SİHA’lar..
-İstihbarat uçakları..
-Uydu teknolojisi..
-Yerel unsurlar..
-Sivil ve askerî diplomasi..

1 YIL ÖNCE PLANLANDI

15 Temmuz sonrası alınan kararlar sahaya yansıtılıyor..
Evet, Kandil Harekâtı çok büyük bir operasyon..
Ama terörü kaynağında yok etme stratejisinin parçası..
Adım adım aşama aşama sona doğru gidiliyor..

SÖYLEMDEN EYLEME



Tampon bölge, sınır ötesi kara harekâtı ve geçici üs bölgeleri..
Artık hiçbir şey “söylem bazında” kalmıyor..
İçi dolduruluyor..

Siyasi kararlılık her zaman vardı..
Ama FETÖ engelledi..
Sahada manipüle etti..
Uygulanmasına izin vermedi..

Hakurk ve Zap’taki tahkimat Kandil’in anahtarı..
Geçici üsler aynı şekilde..

ABD Büyükelçisi Richard Grenell’e Almanlar boşuna kızmasın..
Adam doğru söylüyor..

Sahada güçlü ordunuz yoksa konu çoktan kapanmıştır..
Artık Kandil’den önce ve Kandil’den sonrayı konuşmanın zamanı...

30 Ocak 2018 Salı

ABD'den çok konuşulacak PKK/PYD raporu!

ABD'li Ortadoğu analistleri Andrew Self ve Jared Ferris tarafından kaleme alınan makalede, terör örgütü PKK ile PYD arasındaki bağ, çatışmalarda ölen teröristlere ait veriler üzerinden belgelerle ortaya konuldu.

ABD'li analistler, "Çatışma kaybı verileri HPG, PJAK ve YPG'nin silahlı unsurları arasında, emir ve komuta birliği olmadan elde edilemeyecek yüksek düzeyde bir askeri koordinasyon var" tespitine yer verdikleri makalede, "PJAK ve PYD sadece bir bağlı unsur ya da yan örgüt değil, aynı zamanda PKK'nın ayrılmaz birer parçasıdır" vurgusu yaptı.
''ÖLÜ İNSANLAR YALAN SÖYLEMEZ''
Türkiye ve Ortadoğu üzerine çalışmaları bulunan Andrew Self ile Suriye ve devlet dışı aktörler konusunda çalışmalar yapan Jared Ferris, "Ölü İnsanlar Yalan Söylemez: PKK'nın Bölgesel Kılıf Oyununu Açığa Çıkarmak İçin Ölü Dataları Kullanmak" başlığıyla kaleme aldıkları makalede, PKK'nın PYD ile ilişkisini verilerden yola çıkarak, gözler önüne serdi.
TERÖRİST TRANSFERİNİ BELGELER NİTELİKTE
PKK ve kendisine bağlı unsurlar arasındaki ilişkileri ve tarafların örgütsel düzeylerde zaman içerisinde nasıl etkileşime girdiğini inceleyen ABD'li analistler, PKK, PJAK ya da YPG'li 2 bin 500'den fazla teröristin ölüm verisini kullandı.
Çatışmada öldürülen teröristlere ait veriler başta olmak üzere ABD Hazine Bakanlığının PJAK analizi, Uluslararası Kriz Grubu'nun YPG raporu, üst düzey Türk askeri yetkililerle görüşmeler, Kandil'e giden gazeteciler ve araştırmacıların saha gözlemleri ve raporlarından faydalanılarak kaleme alınan makale, örgütler arasındaki terörist transferini de belgeler nitelikte.
BİRBİRİNDEN FARKLI DEĞİLLER
PKK ile bölgedeki bağlı unsurları arasında karşılıklı olarak destekleyici bir ilişki olduğuna dair kanıtlar sunan makale, tüm bu örgütlerin birbirinden farklı olduğuna dair iddiaların doğruluğunu da tartışmaya açıyor.
2 BİN MİLTANI SURİYE'YE GÖNDERDİLER
PKK, PYD ve PJAK'ın Suriye'deki iç savaşın başlamasına verdiği tepkinin bu örgütlerin Kandil'den yönetildiğine ve PKK ile aralarında stratejik bir fark olmadığına dair en kuvvetli kanıtı sunduğuna yer verilen makalede, şu ifadeler kullanıldı:
"2011 yılının Mart ayında Suriye'de protestoların başlamasından hemen sonra nisan ayında Suriye'ye dönen Salih Müslim, siyasi ve askeri faaliyetlere hemen başlamıştır. Birçok kaynak, PKK'nın bu esnada PYD'nin silahlı kanadı YPG'nin kuruluşuna destek vermek üzere bin hatta iki bin militanını Suriye'ye gönderdiği konusunda hemfikirdir.
DERİK, YPG'DEN ÖNCE PKK'NIN KURUCU ÜYESİYDİ
YPG'nin kurucu komutanı Khebat Derik de bu militanlar arasında yer almıştır. Kendisi YPG'den önce PKK'nın kurucu üyesi ve kıdemli bir komutanı olarak bilinmektedir.
PYD İNKAR ETSE DE GERÇEK ORTADA
PYD her ne kadar PKK militanlarının Suriye'ye gönderildiğini inkar etse de çatışmada ölüm verilerindeki iki gösterge, bir grup PKK'lının Suriye'ye gönderildiğini doğrulamaktadır."
RAKAMLAR HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR
Makalede, PJAK'ın kuruluşunda olduğu gibi HPG kayıplarındaki Suriyelilerin oranının 2010'da yüzde 14'ten 2011'de yüzde 9'a gerileyerek son 10 yılın en büyük düşüşünü sergilemiş ve iç savaş öncesi ortalama oran olan yüzde 16'dan, 2011'den 2015'e yüzde 9'a kadar düşmek suretiyle neredeyse yarı yarıya azaldığı ifade edilerek, şu görüşlere yer verildi:
"Aynı zamanda PJAK, İran cephesinde ateşkes çağrısında bulunmasının ardından HPG kayıpları arasında İranlıların oranı yüzde 4 artmış ve 2011'den 2015'e kadar ölen İranlıların sayısı neredeyse 2001-2010 arasındaki toplama ulaşmıştır. Bu rakamlar, PKK'nın YPG'nin çekirdek kadrosunu oluşturmak maksadıyla Suriyeli militanları Suriye'ye gönderdiği iddialarını desteklemektedir.
KAYIPLARI 'HPG' OLARAK DUYURDULAR
Suriye cephesinde terörist ihtiyacı hisseden PKK, PJAK'ın kuruluşundaki modeli takip ederek, çoğunlukla Suriyelilerden oluşan bir çekirdek kadroyu YPG birliklerini desteklemek üzere Suriye'ye yollamıştır.
Bu esnada, Türkiye cephesinde artan askeri baskıyla karşılaşan PKK, YRK bünyesindeki birimlerini HPG saflarına çekmiş ve kayıpları HPG kayıpları olarak duyurmuştur. Bu istatistiksel yükselişin Suriyelilerin azalmasıyla mı yoksa İranlıların artmasıyla mı alakalı olduğu konusunda belirsizliğe rağmen iki faktörün de etkili olduğu düşünülmektedir."
PKK İLE BAĞLANTILARINI ÖRTMEK İÇİN ELLERİNDEN GELENİ YAPIYORLAR
Makalede, Uluslararası Kriz Grubunun Kandil'deki PKK sözde lider kadrosunun YPG üzerinde sözünün geçtiği ve YPG'nin kendi kıdemli kadrosunun "Kandil'de eğitim görmüş, Türkiye'de çatışmış ve hatta Türkçe konuşan Suriye vatandaşı PKK'lı teröristlerden oluştuğu" tespiti paylaşılarak, "PYD ve YPG, PKK ile olan bağlantılarını örtmek üzere elinden geleni yapmaktadır. Bunun sebeplerinden birincisi, kendilerine olan uluslararası ve bölgesel desteği devam ettirmek; ikincisi ise Suriyeli kimliğini benimseyerek tabanlarını PKK destekçilerinin ötesinde de genişletebilmektir. PKK'nın adı 1990'larda kirlendiği için PYD kendini hakiki bir Suriyeli Kürt partisi olarak sunmak istemektedir." bilgisine yer verildi.
HİÇ BİR ÇATIŞMA KAYBI DUYURUNDA BULUNULMADI
DEAŞ'ın Ayn el-Arap bölgesine yönelmesinin ardından PKK'nın 2014'ün Eylül ayında açıkça bu bölgede YPG'yi desteklemek üzere Kandil'den 400 terörist gönderdiğinin vurgulandığı makalede, şunlar kaydedildi:
"Bunun yanı sıra YPG'nin çağrısı üzerine onlarca Türkiye vatandaşı Kürt'ün de sınırı geçip Ayn el-Arap'a gittiği tahmin edilmektedir. PKK'nın Ayn el-Arap'a yüzlerce mensubunu göndermesine rağmen, HPG Ayn el-Arap'ta gerçekleşen hiçbir çatışma kaybı duyurusunda bulunmamıştır. Bunun yerine Ayn el-Arap'taki kayıpların duyurusu YPG tarafından yapılmıştır. Dahası, PKK Suriye'ye eylülden önce militan göndermediğini açıklamakla birlikte Suriyeli olmayan çatışma kayıplarının yaklaşık yüzde 20'si temmuz ve ağustos aylarında gerçekleşmiştir. Bu durum, PYD'nin inkarına rağmen Suriye kökenli olmayan PKK militanlarının Ayn el-Arap kuşatmasından önce de bölgede bulunduğunu göstermektedir. Görüleceği üzere, bu olayda da PKK, bilinçli bir şekilde Türkiye dışındaki faaliyetlerini ve PYD-YPG ile yapısal bağlantısını karartmaya çalışmaktadır."
PKK'LI TERÖRİSTİ KANDİL'DEKİLER SURİYE'YE GÖNDERDİ
Terörist Arzu Adıgüzel vakasının PKK'nın Suriye'deki müdahalesini ve bunu gizleme girişimlerini gözler önüne serdiğine yer verilen makalede, şu ifadeler kullanıldı:
"Yivan Amed kod adlı Adıgüzel, Diyarbakır'da doğmuş bir YPG mensubudur. 14 Ağustos 2014'te Adıgüzel'in ölümü YPG tarafından duyurulmuştur. YPG'nin duyurusuna göre, Adıgüzel 17 Şubat 2011'de, yani PYD'nin Suriye'ye dönüp YPG birliklerini kurmasından birkaç ay önce Diyarbakır'da YPG saflarına katılmıştır. Diyarbakır'daki yerel medya, Adıgüzel'in hikayesiyle birlikte resimlerine de yer vermiştir. Adıgüzel bu resimlerde YPG/YPJ üniforması ve flamasıyla değil HPG flaması, üniforması ve Öcalan posteriyle birlikte poz vermektedir. Ayrıca kendisi Türkiye'de, YPG'nin katılım ofisleri olmadığı halde ve hatta YPG'nin kuruluşundan dahi önce örgüte katılan yegane örgüt mensubu değildir.
Esasında, YPG'nin çatışma kaybı duyurularına göre biri 1994'te ve biri de 1995'te olmak üzere, yani kuruluşundan yıllar önce dahi örgüte katılmış Suriyeli YPG mensupları mevcuttur. Suriyeli ya da Türkiyeli Kürtlerin PYD'nin Suriye'ye dönüşünden önce YPG'ye katılması gibi bir şeyin söz konusu olması hayli imkan dışıdır, zira ortada katılacak bir YPG mevcut değildir. En muhtemel senaryo, Adıgüzel'in HPG'ye katılması ve Kandil'deki lider kadro tarafından YPG saflarında çatışmak üzere Suriye'ye gönderilmesidir. Bu bakımdan, PYD ve YPG'nin PKK'dan özerklik iddiaları çelişkiye düşmektedir."
''YAN ÖRGÜT DEĞİL PKK'NIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR''
Makalenin sonuç bölümünde, geçmişine bakıldığında PKK'nın bölgede kendine bağlı unsurlar kurmasının sır olmadığı vurgulanarak, şu görüşler ve tespitlere yer verildi:
"PKK'nın kardeş yapılanmalarındaki mensuplarını, Türkiye ile mücadelesi bağlamında HPG saflarına geri getirmesi gözden kaçan önemli bir husustur. Bu bağlamda, son dönemde YPG'nin sayı ve kabiliyetlerindeki artış, 2012'deki ateşkesle birlikte Türkiye'nin askeri baskısından azade bir şekilde Suriye'ye yönelen PKK'nın, YPG ile birlikte güçleneceği ve tekrar Türkiye'ye saldıracağı yönündeki endişelere haklılık kazandırmaktadır. Çatışma kaybı verileri HPG, PJAK ve YPG'nin silahlı unsurları arasında emir ve komuta birliği olmadan elde edilemeyecek yüksek düzeyde bir askeri koordinasyonun var olduğunu göstermektedir. PJAK ve PYD sadece bir bağlı unsur ya da yan örgüt değil, aynı zamanda PKK’nın ayrılmaz birer parçasıdır.
''AMERİKA TEHLİKELİ BİR AKTÖRLE İŞBİRLİĞİ KURMUŞTUR''
Çatışma kaybı verileri, PKK'nın stratejik ve operasyonel yekpareliğini korurken isim değişiklikleri yoluyla bir 'bul karayı al parayı' peşinde olduğunu açığa çıkarmaktadır. Amerika, DEAŞ ve Esad rejimi ile mücadelesinde çaresiz bir şekilde stratejik ortak ararken tehlikeli bir aktörle işbirliği kurmuştur. ABD, PJAK'ı PKK kontrolü altında bir örgüt olarak tanıyıp yaptırımlara tabi tutarken, ayrı bir örgüt olarak gördüğü PYD'ye askeri destek sağlamaktadır. Amerika'nın PYD'nin gerçek karakterinden ne kadar haberdar olduğu ya da isim değişikliklerinin getirdiği anlam karmaşasını benimsemeye nereye kadar razı olacağı belirsizliğini korumaktadır.
''HER ŞEY ORTADA, TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLİYOR''
PKK'nın Suriye'ye çok yakından müdahil olduğu açık seçik ortadadır. PKK ile işbirliği yapmak için verilen stratejik kararın ABD'nin yararına olup olmadığı politika yapıcıların takdirindedir ve bu makalenin kapsamı dışındadır. Ancak bununla birlikte, ABD'nin farkında olması gereken gerçek şudur ki eğer Suriye'de PYD ile askeri alanda işbirliği yapmaya devam edecekse, uzun süredir terör örgütü listesinde yer alan bir örgütü, yani PKK'yı desteklediğinin bilincinde olması gerektiğidir."

18 Ocak 2018 Perşembe

KANDİL'İN SİYASET KAMPI CHP !

Tamer Ashraf
CHP'nin meddahı Özgür Özel "CHP Atatürk'ün partisidir ve öyle kalacaktır" diyerek geçtiğimiz gün kameraların önünde yine milleti güldürdü. Oysa CHP artık Kandil'in siyaset kampı gibi…
CHP, artık PKK ve HDP için en sıcak yuva ve gönülden uzanan eldir.
Bırakın artık Atatürk'ün kurduğu parti olmayı, Türkiye'de Atatürk'ün mirasına ihanet eden en büyük parti durumundadır.
CHP'nin Kemal Kılıçdaroğlu gibi öyle bir genel başkanı var ki;
Yeri gelir, PKK'nın kapatılan televizyonu IMC ekranlarından "Anayasanın 2. Ve 3. Maddesini değiştirelim" çağrısını yapar.
Yeri gelir, şuan ABD'nin silahlandırıp ordu haline getirmeye çalıştığı PKK'nın Suriye kolu için "YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum" açıklamasını yapar.
Yeri gelir, PKK'nın siyasi taşeronu HDP ile koalisyon yapmaya kalkar.
Yeri gelir, PKK'nın siyasi taşeronu HDP ile miting yapar, yürüyüş yapar.
Yeri gelir, PKK'nın kapatılan gazete ve televizyonuna, tutuklanan milletvekili ve belediye başkanlarına sahip çıkar. 
Yeri gelir, terör PKK'nın talebi olan konuyu "Yerel Yönetim Özerklik Şartını Mutlaka Getireceğiz" diyerek vaatte bulunur.
Yeri gelir, terör örgütü PKK'ya avukatlık yapanları parti milletvekili, genel başkan yardımcısı yapar.
CHP'nin öyle genel başkan yardımcıları vardır ki;
Yeri gelir,  "Ailece oyumuzu HDP'ye verdik" itirafında bulunur.
Yeri gelir, Selahattin Demirtaş'ın kaldığı cezaevini ziyaret etmekten türbeye dönüştürür.
Yeri gelir, "Öcalan'ın heykelini dikeceğiz, Kürdistan'ı kuracağız" diyen PKK'lı Selahattin Demirtaş'ı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan daha çok över ve sahip çıkar.
CHP'nin öyle milletvekilleri vardır ki;
Yeri gelir, Suriye'de öldürülen PKK'lı teröristlerin cenazesini törenle karşılamaya gider.
Yeri gelir, Suriye'de öldürülen teröristler için HDP ile birlikte yürüyüş yapar.
Yeri gelir, HDP ile beraber miting yapar.
Yeri gelir, HDP ile birlikte aynı salonlarda el ele referandum çalışmaları yapar.
CHP'nin öyle belediye başkanları vardır ki;
Yeri gelir, "HDP'nin barajı geçmesini istiyordum" diyerek, hedefine ulaştığını görünce pilav ve ayran dağıtır.
Yeri gelir, kendi belediyesinin araçlarını HDP'li belediyelere yardım olarak gönderir, HDP'li belediyelerde onları Kandil'e gönderir.
CHP'nin Özgür Özel gibi öyle Grup Başkanvekilleri vardır ki; 
Yeri gelir, PKK'lı Osman Baydemir "Ben Kürdistan milletvekiliyim" diye TBMM kürsüsünden çemkirdiğinde bunu   "kürsü dokunulmazlığı" kapsamında gördüklerini söyleyerek "Bir parlamentoda en aykırı, en şoke edici fikirlerin dahi dinlenilebilmesi ve tahammül edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu bir demokratik olgunluk meselesidir" destek verir.
CHP'nin İstanbul'da olduğu gibi öyle il başkanları vardır ki;
Yeri gelir, HDP-PKK aşkını yansıtır.
Yeri gelir, ateistçe açıklamalar yapar.
Yeri gelir, sözde Ermeni Soykırımına sahip çıkar.
Yeri gelir, devlete "katil" der.
Yeri gelir, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganından rahatsız olur.
Yeri gelir, PKK'lı Demirtaş'la kadeh arkadaşlığı yapar.
*** 
Bu bahsettiğim özet eylem ve söylemler CHP'nin artık Kandil'in siyaset kampı olduğunu göstermeye yetecektir. PKK-HDP dendiği vakit artık bende ilk çağrışım CHP olmaktadır. O kadar iç içe geçmiş bir yapı olmuşlardır.
Bu saatten sonra her kim "CHP Atatürk'ün partisidir ve öyle kalacaktır" diyorsa, onu görünce yüzüne tükürün…
CHP, artık PKK'nın en büyük partisidir. PKK'nın küçük partisi HDP,  CHP'nin içine girmiş ve içinde büyümüştür. CHP bu konuda iyiden iyiye obez olmuştur. Kandil'in son açıklamalarına baktığımızda terör örgütü PKK'nın son umudu CHP'dir.
KÖŞE YAZILARI / 2018-01-17 08:58:17  YILDIRAY ÇİÇEK - ORTADOĞU GAZETESİ

20 Ocak 2019 Pazar

Güvenilmez ABD’den güvenli bölge olmaz

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

ABD’nin oyalama gayretlerini boşa çıkarmak ve milli güvenliğimize yönelik ağır tehdidi ortadan kaldırmak için daha fazla geç kalamayız. En küçük bir gevşemenin bedeli çok ağır olacaktır.


Fırat’ın doğusu ve Münbiç için yapılacak operasyonlarda daha fazla zaman kaybetme lüksümüz kalmamıştır. ABD çok sinsi ve kalleş bir oyun oynamaktadır. Önce PKK-PYD’yi Kürt kökenli kardeşlerimizle bir tutup teröristler üzerinden Türkiye’yi tehdit etmiş, sonra da 20 millik, yani yaklaşık 30 km derinliğinde bir güvenli bölge teklifinde bulunmuştur. Bu iki açıklama tezat gibi görünse de, oynanan rezil oyunun ayaklarını oluşturmaktadır. “ABD, güvenli bölgeyi kimin için açıyor, kimi korumaya ve dokunulmaz kılmaya uğraşıyor?” sorusu orta yerde durmaktadır ve verilecek cevap işin aslını gün yüzüne çıkaracaktır.

ZAMANINDA YAPILMALIYDI


Güvenli bölge fikrini ilk ortaya atan, sayın DevletBahçeli’dir. Bugünleri çok önceden öngörerek, 6 Ağustos 2012’de; “Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin, doğu ucu Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağının bir an önce sağlanmasını ve icra edilmesini” teklif etmişti. Bu teklifin gereği zamanında yerine getirilip Afrin’den Kandil’e uzanan hilal şeklinde bir kuşak hayata geçirilseydi, bugün Suriye’deki durum da, ülkemizin karşı karşıya kaldığı riskler de bu kadar ağır olmazdı. Nitekim, bu teklifin bir kısmı sayılabilecek Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatları ile sağlanan güvenli bölgeler dahi, bütün dengeleri değiştirmiş ve elimizi oldukça güçlendirmiştir.

CEVAP ARAYAN SORULAR


Güvenli bölge teklifi ABD’den geliyorsa, durup düşünmek ve işin aslını iyi anlamak şarttır. Her şeyden önce sayın Bahçeli’nin sorduğu şu sorulara cevap bulunmalıdır: “20 millik derinliğe sahip olacağı söylenen güvenli bölge tanımıyla kast edilen nedir? Bu güvenli bölgede terör örgütleri bulunacak mıdır? Uçuşa yasak bölge planlaması var mıdır? Rusya bu işin neresindedir? Başta ABD olmak üzere, koalisyon ülkelerinin güvenli bölgedeki rolü, payı ne olacaktır? Dahası terörün kökünün kazınma sürecinde devamlı önümüze engeller çıkaranların bundan sonraki stratejik amaçları devlet ve millet aklıyla görülüp yorumlanmakta mıdır?”

KUZEY IRAK MODELİ


Bu sorular aynı zamanda muhtemel tehlikeleri de ortaya koymakta ve işin ciddiyetini net olarak göstermektedir. Her şeyden önce terör örgütlerini Kürtlerle ilişkilendirmek ne insanlığın, ne hukukun, ne de bölge gerçeklerinin kabul edemeyeceği bir kepazeliktir. Sınırlarımızın öte yakasında yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizin bu kanlı tuzağa düşmeyeceklerine inanıyoruz. Biz bu pis oyunu daha önce Kuzey Irak’da gördük. ABD şimdi de aynı şeyi yapıyor ve Fırat’ın doğusunda sınırları belirlenmiş, özerk bir yapı kurarak yeni bir Barzani modeli inşa etmeye çalışıyor. Böyle bir yapının hayata geçirilmesi durumunda Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz edilemez. Bu, dört parçalı Kürdistan hayallerinin Suriye ayağını oluşturmak demektir ve bizim için milli ve tarihi bir tehdittir.Bedeli çok ağır olacak bir bölüşüm ve paylaşım süreci önümüzdedir. Türkiye tavrını bu muhtemel gelişmelere göre belirlemeli, sonra da her ne pahasına olursa olsun gereğini yapmalıdır.

KONTROL BİZDE OLMALI


Hükümet ABD’nin güvenli bölge teklifine olumlu yaklaşmaktadır. Bunu anlayabiliyoruz, ancak şartları biz belirlemeli, kontrolü biz sağlamalıyız. Nitekim, sayın Bahçeli de, “Şayet, kurulacak ve oluşturulacak güvenli bölge tamamen Türkiye’nin denetim ve kontrolünde olacaksa, üstelik terörle tavizsiz bir mücadele sürecekse diyeceğim bir şey yoktur. Güvenli bölge stratejisini biz kurmuşsak, biz hazırlamışsak, biz sahaya ve masaya taşımışsak mesele yoktur. Şartlarını, sınırlarını, muhtevasını, sürecini ve zamanını biz belirlemişsek yine mesele yoktur. Kuralı koyan, kozlarını kullanan, caydırıcılığını gösteren, yaptırımını ispat eden, siyaset ve diplomasiyle bir adım önde, bir tık üstte yer alan bizsek hiçbir kaygıya da mahal olmayacaktır.” Diyerek, bu konudaki ölçüyü net olarak koymuş ve ilan etmiştir.

TARİHİ UYARI


Bu ölçüye uyulmaması durumunda, çok tehlikeli gelişmelerin yaşanması kaçınılmazdır. ABD’nin yazdığı kanlı senaryoya kanıp, terör örgütlerine göz yummak, güvenli bölge diye tampon bölgeye tamam demek felaketimiz olacaktır. Sadece bu kadarla da kalmıyor. Körfez Savaşı’ndan sonra yaşandığı gibi, yeni bir uçuşa yasak bölge kararına hiçbir şekilde onay verilemez. Bu tür yanlışların yapılmasının doğuracağı sonuçları, yine sayın Bahçeli net şekilde ortaya koymuş ve “herkesi uyarıyorum ki, bugüne kadar yaptıklarımızın üzeri bir kalemde çizilecektir. Yani şehitlerimizin kanı yerde kalacaktır. Bilahare milli güvenliğimiz rehin alınacaktır. Tehlike bu kadar ciddi, bu kadar yakındır.Hepsinden önemlisi, Irak ve Suriye’den sonra sırayı, Allah muhafaza, Türkiye alabilecektir.” Diyerek, tarihi bir ikazda bulunmuştur.

HAİNLER İMHA EDİLMELİ


Yapılması gereken bellidir; Türkiye Fırat’ın doğusunu baştan ayağa temizlemek zorundadır.Hainlerin imhası, kazdıkları çukurlara defni kaçınılmaz bir milli görevdir. Terör bitmeden ne söylense, ne yapılsa boştur, anlamsızdır. Süreç nereye gidiyorsa gitsin, nereye dayanırsa dayansın, neyi gerektiriyorsa gerektirsin, ama haklı davamızdan, beka mücadelemizden kesinlikle dönmemeliyiz, kesinlikle geri adım atmamalıyız. ABD’nin oyalama gayretlerini boşa çıkarmak ve milli güvenliğimize yönelik ağır tehdidi ortadan kaldırmak konusunda daha fazla geç kalamayız. En küçük bir gevşemenin bedeli çok ağır olacaktır. Bir kararlılık ortaya koyduk ve bunu sürdürmek zorundayız.

Batı ucu Afrin, doğu ucu Kandil


”Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla; batı ucu Afrin’i ve doğu ucu da Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilâl şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.”
Bu sözler, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından 6 Ağustos 2012’de bir basın toplantısında dile getirilmişti. Sayın Bahçeli’nin bu açıklamasını yaptığı günlerde Türkiye’de Afrin’i bilen, konuşan neredeyse hiç yoktu. O tarihte bu öneri bazıları için “gerçekleştirilemez bir temenni” olmanın ötesine geçmiyordu. Bazıları içinse bu, karşı çıkılması ve gündemden düşürülmesi gereken öneriydi. Sayın Bahçeli’nin açıklamasından altı buçuk yıl sonra bu önerinin kaçınılmaz bir ihtiyaç hâline geldiğini artık hemen herkes kabul ediyor. Bunun geç de olsa anlaşılması sevindirici, ancak bu idrakin Trump’ın tehditkâr açıklamasından sonra gelmesi, üzücü olduğu kadar düşündürücü. Trump, geçtiğimiz gün attığı twitter mesajında bir güvenli bölge (safe zone) kurulmasından bahsetti. Bunun üzerine Türk hükümetinden de bu fikre sıcak bakıldığına dair açıklamalar geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump, yaptığı telefon görüşmesinde bu meseleyi konuştular. Salı günü basına beyanat veren İbrahim Kalın da “hükümetin Trump’ın 30-32 kilometrelik bir alana tekabül eden güvenli bölge planına olumlu baktığını” ifade etti.
Sayın Bahçeli, “Afrin’den Kandil’e güvenlik kuşağı” teklifini, “kritik bir aşamaya ulaşan iç ve dış tehditler” hakkında yaptığı basın açıklamasında dile dile getirmişti. Bu açıklamada yer alan bazı görüşler, MHP Genel Başkanının öngörülerindeki isabetliliğin neye dayandığına da işaret etmektedir. Örneğin, Sayın Bahçeli artık neredeyse herkesin benimsediği şu hususu yıllar önce o gün kayda geçirmiştir:
“Suriye’nin kuzeyindeki tehlikeli oluşumlar, bölücü terör örgütü PKK ve uzantısı PYD’nin otonom hareketleri, sınırlarımızın hemen bitişiğinde bekamız açısından meşru olmayan bir yapının inşasına yol açmıştır. Özellikle Kamışlı, Kobani, Afrin, Amude, Derika ve Hemko’da PKK, PYD ve peşmerge unsurları ittifak halinde kontrolü ele geçirmişlerdir.”
Dikkat çekmek isterim ki bu açıklamada geçen yer adlarının tamamı şimdi gündemde olan güvenli bölgenin içinde kalmaktadır. Netice itibarıyla, geçen zaman, Sayın Bahçeli’nin Suriye konusundaki görüşlerinin haklılığını ortaya çıkarmıştır.
Trump’ın açıklamasından sonra da Sayın Bahçeli yine ciddiye alınması gereken bazı uyarılarda bulundu. Sayın Bahçeli, son grup konuşmasında şu hususu vurguladı: “Trump’ın sözüyle hareket etmek, tehditlerine tamam demek yok olmak, tarih ve coğrafyadan sürülmek anlamına gelecektir. Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge kurmak, ardından muhtemel uçuşa yasak bölge ilanı teröristlere al da at dercesine gollük pas vermektir. Kısacası yeni bir özerk yönetim, yeni bir Barzani modelidir.”
Gerçekten de oluşturulması öngörülen “güvenli bölge” midir, yoksa “tampon bölge” midir sorusunun en kısa sürede cevaplanması gerekiyor. Bölgenin kim tarafından korunacağı, bölgeye yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün nasıl olacağı, bölgenin idaresinin kimler tarafından yerine getirileceği gibi muallak noktaların aydınlatılması gerekiyor.
Bu bölgenin, uzun vadede Barzani’nin özerk yönetimine benzer bir yapıya dönüşmemesi ve PKK’lı teröristler için bir “güvenli barınak” hâline gelmemesi için kapsamlı tedbirlerin alınması gerektiği açık. 1991’de 36. enlemin kuzeyinde uçuşa yasak bölgenin oluşturulmasının, Kuzey Irak’ı PKK için terör üssü hâline getirdiği unutulmamalı. Ayrıca, vurgulamak gerekir ki, terör örgütünün sınırımızdan 30 km uzaklaştırılması, elbette terörün sonunun geldiğini anlamına gelmez. Terörle mücadelenin Fırat’ın doğusunda mesafe gözetmeden devam etmesi ve Suriye’nin terörden bütünüyle arındırılması şarttır.


19 Haziran 2018 Salı

Devlet Bahçeli:Türkiye'nin Yeni Yönetim Sistemini Anlattı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

NTV-Star TV ortak yayınında soruları yanıtlayan MHP lideri Bahçeli, "Türkiye yepyeni bir sisteme geçiyor. Bu 94 yıllık Cumhuriyet tarihimizde üçüncü evredir" diye konuştu. Türk askerinin Münbiç'te göreve başlamasına da değinen Bahçeli, "Münbiç sorununun diplomasiyle çözümü olumlu, arkası gelmelidir" ifadesini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NTV-Star TV ortak yayınında Nazlı Çelik'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Nazlı Çelik: Bir yandan Kandil operasyonu gelirken bir yandan da bugün Münbiç gündeme geldi. Türk askerleri Amerikan askerleri ile Münbiç’teler.
Devlet Bahçeli: Öncelikle Star ve NTV televizyonuna teşekkürlerimi sunuyorum. Tabi ülkemizin gündemi çok ağır. Sorunlar gittikçe derinleşerek geliyor. Fakat son yıllarda özellikle bölücü terörle, FÖTE ile mücadelede ve Türkiye’yi yakından tehdit eden komşu ülkelerdeki gelişmeler karşısında bugünkü siyasi iktidar TSK ile birlikte çok azimli ve karralı bir tavır içine girmişlerdir ve bazı tehditleri ortadan kaldırmışlardır. Bunlardan birisi Afrin’dir. En son Menbiç bir çıban başı olarak durmaktaydı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle bir askeri müdahaleye gerek kalmaksızın diplomasi ile olayları takip etmek suretiyle ABD ile bugüne kadar aykırı bir politika takip eden ABD’yi ikna etmek suretiyle Münbiç’te Amerikalı askerlelr Türk askerlerinin güvencesini sağlayarak YPG’yi oradan uzaklaştırmışlardır. Bunlar önümüzdeki günlerde dış politikanın gelişimi sürecinde temel taşlar olarak tarihe kayıt düşecektir. O bakımdan ben tebrik ediyorum. Çok hayırlı bir teşebbüstür. Münbiç sorununun diplomasiyle çözümü olumlu, arkası gelmelidir diye düşünüyorum.
Nazlı Çelik: Kandil operasyonu sürerken muhalefet adayları zamanlamasını manidar buldular bu operasyonun ve bir seçim yatırımı olarak değerlendirdiler.
Devlet Bahçeli: Her biri Cumhurbaşkanlığı adayı olarak toplumun huzuruna çıkan şahsiyetler. Bazı konular vardır ki bunlar beka meselesidir, milletin temel güvenlik meselesidir ve önemli bir köklü sorunun çözümünde atılan hayırlı adaımlardır. Bunları 4 günlük seçimle ilişkilendirerek Türkiye’nin mücadelesinin önünü kesmeye kalkmak caydırıcı bir vasıfla bazı dış güçlere hoş görünmek, PKK’ya taviz vermek çok yanlış bir hareketttir. Bu tür davranışların gereği yoktur. Seçim olsa da olmasa da Kandil’e Türk bayrağı dikilmelidir. Bundan niye rahatsız oluyorlar. 4 gün daha sabretsinler seçim nasıl olsa olacak. Bunu Kandil’le ilişklendirerek caydırıcılık görevini üstlenmiş bir takım zumreler olmaları çok dikkat çekicidir. Milletimiz bunları affetmeyecektir.
Nazlı Çelik: Bir grup toplantısında erken seçim teklifinizi açıkladınız ve bir tarih verdiniz. Dönüp baktığımızda yaptığınız çıkışlarla hep kritik bir rol oynadınız. Belki de ülkenin kaderini tayin eden çıkışlar oldu bunlar hep. Neden bu erken seçime gerek duydunuz acaba?


Devlet Bahçeli:Erken seçim ihtiyacın ötesinde zaruri hale gelmişti. Onun için Türkiye’nin bekası, güvenliği, geleceği, açısından bir erken seçim uygulaması bana göre doğru bir yaklaşım olacağı kanaatini taşıdım. Arkadaşlarımla da bunu paylaştım. Yeni bir anayasa değişikliği arkasından halk oylamasıyla anayasa değişikliğinin milletçe kabulü dikkate alındığında önümüzde üç önemli siyasi olay bulunmaktaydı. Bunlardan birisi Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kurulması, 31 Mart 2019 tarihinde mahalli idareler seçimleri, üçüncüsü de 3 Kasım 2019’da Cumhurbaşkanlığı ve meclisin seçimine dayalı bir siyasi faaliyet. Bunları dikkate aldığımızda Türkiye’nin geçirmiş olduğu süreçler, terörle mücadele, FETÖ ve kalıntılarıyla sürdürülen mücadele ve çevremizdeki ateş çemberi dikkate alındığı vakit seçimin erkene alınması ve güçlü bir iktidarın ve güçlü bir meclisin oluşması ve bazı kararların daha etkin ve verimli şekilde alınmasının yolunun açılması gerekiyordu. Yerel seçimler nereden bakarsanız bakın 23-24 bin insanla ilişkili bir seçimdir. 11 partinin yerel seçimlere girme ihtimalini dikkate aldığınız vakit Türkiye’de neredeyse 200 bine yakın kişinin aktif siyasetle meşguliyeti söz konusudur. Her partiden insanın bulunduğu çevreden etkileme ve etkilenme gücünü dikkate aldığınızda Türkiye’deki siyasi kutuplaşmayı, kaosu, kargaşayı arttırabilecek bir konuma gelebilirdi. O sebepten bu sistem oturduktan sonda mahalli idareler seçimlerinin yapılması daha doğru olur düşüncesi ile hareket edilmiştir. 26 Ağustos 2018 tarihinde bir erken seçimi yapılması düşüncemizi kamuoyuyla paylaşmış olduk.
Nazlı Çelik: Neden 26 Ağustos efendim?
Devlet Bahçeli: Bir zaferin devamı, yeni  bir sistemin oturması, onu bir zaferle taçlandırmak, tarihimizdeki hem 1071 hem 26 Ağustos’u dikkate alarak bir anlam yüklemek için bu yapılmıştı. Bu önerimiz tabi biraz daha ayrıntılı şekilde düşündükleri takdirde Kurban Bayramı’nın sonuna veya önüne geliyor o tarihler. 100 bini aşkın bir hacca gitme arzusu taşıyan milletimizin evlatları var. Onları da dikkate aldığınız takdirde 26’sı belki de seçimlere katılım oranı açısından bir zafiyet yaratır düşüncesiyle bunun erkene alınması siyasi iktidar ve sayın Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirmelerde bulunmuşlar. Sonra bizi davet ettiler erken seçim kararımızla ilgili çok yönlü araştırdıklarını, düşündüklerini fakat bunun belli sebeplere dayalı olarak 24 Haziran’da olmasının yararlı olduklarını ifade ettiler. Ben de, “Bu takdirinizi saygıyla karşılıyorum, bugün isterseniz hemen kamuoyuna duyurabilirsiniz” diye...
Nazlı Çelik: Siz ilk Salı günü yaptığınızda açıklamayı Cumhurbaşkanının haberi var mıydı efendim?
Devlet Bahçeli: Hayır haberi yoktu. Daha önceki görüşmeler sırasında seçimlerin ne zaman yapılması gerektiği konusunda karşılıklı görüş alışverişi oluyor. Zaten kamuoyunda da bu tartışılıyor. Televizyonlarda 60 günden buyana hiç değişmeyen bir kadro var. Bunlar Türkiye’nin, dünyanın bütün gelişimini yorumlayan, takdirini önceden bildiren ve Türkiye’de de zaman zihni kargaşalara sebebiyet veren bir zümre bu. Bunlar erken seçim olabilir, ittifaklar şöyle olabilir, ittifaklar bozulabilir, barajı aşıp aşmayacakları şüphelidir, bunlar şöyledir bunlar böyledirler zaman eritiyorlar. Bunu önlemek lazım. Şimdi 24 Haziran’da bütün 60 günlük düşünce birikimini beklesinler 25 Haziran’da ne kadar doğru ne kadar yanlış olduklarını anlasınlar.
Nazlı Çelik: Bugüne kadar olan sürece baktığınızda iyi ki erken seçim çağrısını yapmışım diyor musunuz yoksa belki de beklenebilir mi diyorsunuz?
Devlet Bahçeli: İsabet olduğu kanaatindeyim. Bu kararımızı olgunlukla karşılayan ve zamanlamasını da tabi devleti yöneten kişiler olarak sahip oldukları bilgiler ışığında değerlendirerek bizim 26 Ağustos düşüncemizi öne alma ihtiyacını da saygı ile karşıladık. Zannediyorum 24 Haziran Türkiye için hayırlı bir sonuç elde edecektir.
Nazlı Çelik: Acaba ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum aldığınız bu kararda etkisi var mı?


Devlet Bahçeli: Tabii ekonomik yönden de dikkate alınmıştır bu. Terör yönünden, uluslararası ilişkiler boyutunda dikkate alınmıştır, toplumsal kargaşa için, kaos için her şey dikkate alınarak seçimin yapılmasında yarar gördüğümüz kanaati bizde hakim olmuştur.
Nazlı Çelik: Siz bu Cumhur İttifakı’nı hangi gereklilikle kuruldu?
Devlet Bahçeli: Şimdi ittifak konusu geçmişten bu yana siyasi hayatımızın gündeminde olan bir konu. Fakat meşru ve yasal değil. Yine ittifak çalışmaları örtülü ve gizli şekilde gerçekleştirme yolu tercih ediliyor fakat kim kiminle kim ne kadar beraber belli olmuyor. Bunun yasal bir yola girmesinde yarar vardır diye düşündük. İttifak kurulması ve yasal bir çerçevede ele alınması ülkemiz için daha hayırlı olacağı düşüncesiyle bu Cumhur ittifakı kavramını toplumla paylaşmaya gayret gösterdik. Şu anda da gayet isabetli olduğu kanaatindeyim.
Nazlı Çelik: Peki hangi koşulda bozulur? Terörle mücadele farklı bir boyuta tanışırsa, çözüm süreci yeniden başlarsa bir ihtimal olarak o zaman Cumhur İttifakı riske girer mi?
Devlet Bahçeli: Cumhur İttifakı’nın iki tüzel kişiliği ve kendi dünya görüşüne sahip partilerle oluştuğunu dikkate aldığınız takdirde her partinin kendisine göre bir önceliği, hassasiyeti vardır. Onları dikkate aldığımız vakit ben geçmişteki açılım ve çözüm süreci yaşanarak bugünlere gelindiği için tekrar bunun gündeme taşınması çok zordur, hele hele terörün belinin kırıldığı, kökten kazındığı bir ortamda bunu gündeme taşımak, yeniden teröre bir umut bağlamak cesaretlendirmek anlamı taşır. Çok yanlış olur.
Nazlı Çelik: Kürt seçmene Cumhur İttifakı ve Milliyetçi Hareket Partisi genel başkanı olarak vereceğiz mesaj ne olur?
Devlet Bahçeli: İşte malum televizyonlardaki konuşmacı arkadaşlarımız seçim sürecine girildiği günden itibaren bazı çok akıllıca, sinsice kavramları arka arkaya koymak suretiyle Türkiye’deki kaosu, krizi, kargaşayı, kavgayı körükleyen hatalar işlemişlerdir. Bunlardan bir tanesi de Kürt oylarının eğer Cumhur İttifakı’nda dikkate alındığında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy kaybına uğrayacağını, çünkü Güneydoğu ve diğer bölgelerde yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizin Milliyetçi Hareket Partisi’ne destek vermeyecekleri ve dolayısıyla Cumhur İttifakı’na destek vermeyecekleri şeklinde bir kavramı çok sık işlediler. Buradaki amacın ne olduğu bence malumdur. Bu insanlar bu anlayışın ne kadar yanlış ve sakat olduğunu bir gün anlayacaklar ve gereği geldiğinde de hesabını verecekler. PKK başka şey Kürt kökenli kardeşlerimiz başka şey. Milliyetçi Hareket Partisi PKK’ya karşıdır. PKK’nın bütün varlığını reddeder ve Türkiye üzerindeki tüm etkisini sıfırlayarak yok etmek ister. Ama Kürt kökenli kardeşlerimiz bizim partimizde de var. Teşkilatlarımız var. Toplumun içerisinde önemli şahsiyetler olarak var. Bunları Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy vermek diyerek ötelemek bir gruplaşmaya zemin hazırlamak ve PKK’yı sivil hayatta da destek veren bir zümre ile buluşturma çabalarıdır. Bu hatalıdır, bu ihanettir.
Nazlı Çelik: Size göre ilk turda bu işin biteceğini mi düşünüyorsunuz yoksa ikinci tura gidecek midir?
Devlet Bahçeli: Şimdi bunu çok yönlü değerlendirmemizde yarar var. Bir defa Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine inanmış ve hayata geçirilmesini çok arzulamaktadır. İkincisi, kendilerinin büyük kurultay süreciyle yaptıkları çalışmalar vardır. Bütün bunlarla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üst yönetici kadrosuyla sayın başbakan ve sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’ye bugüne kadar siyasi hayatımızda görülmemiş şekilde açık hava toplantılarıyla düşüncelerini kamuoyuyla paylaştılar. Bu önemli bir çalışmadır. Onun haricinde yapılmış olan muhtarlar, STK’larla ilgili çalışmaları da dikkate aldığınızda bugüne kadar seçimi gerçekleştiremeyecek bir zafiyet içerisinde görülmediği anlaşılıyor. Milliyetçi Hareket Partisi ise Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini Cumhurİttifakı bünyesi içinde savunan ve bu konuda da üzerine düşen ne varsa yapmaya çalışan bir siyasi kurum olarak çok sayıda miting yapmadık. Kapalı toplantılarla meselenin özünü anlatmaya çalıştık. Yüz yüze temaslarla da kamuoyunda insanlarımıza ulaşma gayreti içinde olduk. Birlikte de miting yapmadık. Birlikte miting yapma bugünkü zemin içinde çok tartışmalara yol açabilir. Böyle tartışmalara sebebiyet vermemek lazım. Cumhur İttifakı iki siyasi partinin tüzel kişiliklerini koruyarak dünya görüşlerini koruyarak yaptıkları bir amaca yönelik faaliyettir. Bu ilerde gelişebilir, çok daha birbirlerini tamamlayan hale gelebilir. Ama şimdiki halde sanki Milliyetçi Hareket Partisi birilerinin söyledi gibi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin arka lastiği, hiçbir şey yapmıyorlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mitinglerinde boy göstererek değerlendiriyorlar, baraj korkularını bu şekilde yeniyorlar, şunlar bunlar gibi bizim her şeyi çok yönlü düşünen fakat her düşüncesinde fitne yatan bir zümre bunu kullanabilir. Şimdi İstanbul’da muhteşem bir miting yapıldı. Bu mitinge eğer biz konuyu kendi partimiz açısından istismara yönelmiş olsak çok güzel bir zemin var. Cumhur İttifakı adı altında bizde orada bulunuruz, milletin huzuruna çıkarız bir miktar da alkış alırız. Ertesi gün, “Şunlara bak geldiler Adalet ve Kalkınma Partisi’ni yalnız bırakmadılar” derler. Ama biz bir partinin imkanları, çalışmalarından yararlanarak kendi geleceğini belirleyecek kadarda alçalmadık. Her koyun kendi bacağından asılsın ondan sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hayata geçirildiği vakit daha yapılacak çok çalışmalarımız var bizim. 24 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi milletçe kabul edilirse o zaman sistem bütün unsurlarıyla hayata geçmesi gerekir. Yürütmeyi oluşturan Cumhurbaşkanı ve hükümeti, yasamayı oluşturan milletvekilleri ve partiler ve ayrıca bağımsız yargıyı da dikkate aldığınızda Türkiye yepyeni bir sisteme geçiyor. Bu 94 yıllık Cumhuriyet tarihimizde üçüncü evredir. Bunun birinci evresi cumhuriyetin kuruluşudur. İkinci evresi çok partili hayata geçiş dolayısıyla parlamenter sistemin 71 yıldan beri uygulanmasına sebebiyet veren bir süreçtir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi yeni bir sistemdir. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek 21.yüzyılda lider ülke olmasına yol açabilecek bir etkenliği, kararlığı, azmi ortaya koyabilecek bir sistemdir. Bu sistemin hayata geçirilmesi 24 Haziran seçimlerine bağlıdır. Bunları dikkate aldığımız vakit ben şu an için halkımızla olan temasları da dikkate alarak herhangi büyük bir hata olmadığı takdirde sistem hayata geçer ve sayın Cumhurbaşkanı da görevine devam eder.


Nazlı Çelik: B planına bakarsak eğer Erdoğan’ın karşısında rakip olarak Muharrem İnce’nin mi Meral Akşener’in mi kalacağını düşünüyorsunuz?
Devlet Bahçeli: Onlara hiç şans tanımıyorum ben. Muharrem İnce bey çok hareketli bir mesajla toplumun huzuruna çıkıyor. Başka şeyler yaparken sürekli çatışmacı, kavgacı, üslubu sert ve karşılıklı atışmadan da zevk duyan, atışmalardan kendisine prim sağlayacağına inanan bir yapıda davranıyor. Her gün yeni bir şey ortaya koyuyor ve bazılarında da abartıyor. Milletimiz bu tür şeyleri çok sevmez. Şimdi durup dururken mesela sayın Cumhurbaşkanı kendisine göre bir toplumsal kurum olarak kıraathane açacağım diyor. Orada çay ile kek. Bunun içerisine dünya kadar şey ilave ediyor. Bunlarla hem olayı küçültüyor hem bir müesseseyi zedeliyor hem de toplumu bu konuyla kendisine çekeceğini zannediyor. Şuraya Muharrem İnce’yi şuraya sütlaca koysanız 18 yaşındaki çocuk hayatında yemediği sütlaca gelir. Bu da kıraathanede bedavaysa kuyruk olur. Siyaseti böyle seviyesini aşağı çeken tartışmalardan uzak tutmak lazımdır. Cumhurbaşkanlığı yeni bir sistemdir bu sistem takip olan kişinin de ağır başlı olması lazımdır. Programlarını çok yönlü ortaya koyması lazım. Halkla bütünleşmede bir takım bağırtı gürültüyle birtakım toplantılarla sonuç alacağını zannetmesin. Çünkü toplum bunu geçmişte hep yaşadı. O bakımdan ben şu an için kanaatim Recep Tayyip Erdoğan rakipsiz gözüküyor. 16 yıllık icraatının içinde yaptıklarını halkla paylaşıyor, yapacaklarını paylaşıyor. Şimdi ben bunu söylüyorum ama Recep Tayyip Erdoğan bey hem Adalet ve Kalkınma Partisi genel başkanı hem başbakan olarak en fazla eleştiren, sert eleştirilerde bulunan kişilerden birisiyim. Ne söylemişsem aynısını muhafaza ediyorum altından imzamı da çekmiyorum. Ama 15 Temmuz’dan sonra çok şey değişmiştir Türkiye’de.
Nazlı Çelik: Aslında çok ağır eleştirilerde bulundunuz geçmişte gerek Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve hatta seçim sürecinde de yeni Muharrem İnce meydanlarda sizin geçmişte kullandığınız bu kelimeleri de gösterdi. Ama şimdi baktığınızda bir ortaklık söz konusu.
Devlet Bahçeli: Geçmişte ne söylemişsem onun arkasında olduğumu söylüyorum. Bir yönetimdeki aksaklıkları, yanlışlıkları söylemek muhalefetin görevidir. Dün öyle söyledin diye bugün onları inkar ederek bugünkü Cumhur İttifakı’nda hepimiz kanka olacak halimiz yok. Onun için olayları doğru anlamak lazım. 15 Temmuz Türkiye’de herkesi bir araya getirebilecek çok büyük bir darbedir, çok büyük bir işkencedir, çok büyük bir ihanettir. Bu olaylar karşısında 15 Temmuz’u görüp, 251 şehidimiz 2 bin 194 yaralımız gazimizin olduğu bir dönemde hala kalkıp filan tarihte şunu söylemiştik filan tarihte bunu söylemiştik diye bir birlerimize husumeti geliştirmeni bir manası yoktur. Bu devlet adamlığı ile bağdaşmaz bu siyasetle de bağdaşmaz. Ama dün söylediklerimizi şimdi yanlıştır demiyoruz. O günkü şartlarda geçerli eleştirilerdir.
Nazlı Çelik: O zaman 15 Temmuz’da sizin için ne değişti de bugünkü Cumhur İttifakı’nı ve bu birlikteliği ortaya koydu?
Devlet Bahçeli: 15 Temmuz milletimizin beka meselesini korumaya vesile olmuştur. Milli direnç, karşı duruş. Ayrıca Türkiye’de birçok gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır. Ayrıca bütün bu olaylar karşısında Türkiye’de yeni bir sistemin uygulama ihtiyacı kendisine hissettirmiştir. Dolayısıyla 15 Temmuz bir milattır. Bundan sonraki çalışmalarda geçmiştekileri de göz önüne alarak karşılıklı sevgi, saygı, üslup güzelliği içerisinde hem eleştirilerimizi yağmalıyız hem de birbirilerimize olan güzel projelerde de destek vermeliyiz.

21 Mayıs 2019 Salı

Rahat ol Ümit Özdağ, HDP-PKK ilişkiniz bitmez!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Yıldıray Çiçek
YILDIRAY ÇİÇEK

Ümit Özdağ MHP’de siyaset yaptığı günlerde, bir gün bana “Türkiye’nin en iyi polemik yazarısın. Senin Türkiye genelinde daha çok okunman gerek” diyerek Ortadoğu gazetesinden başka bir gazetede yazmam için transfer teklifinde bulunmuştu.

Ümit Özdağ MHP’de siyaset yaptığı günlerde, bir gün bana “Türkiye’nin en iyi polemik yazarısın. Senin Türkiye genelinde daha çok okunman gerek” diyerek Ortadoğu gazetesinden başka bir gazetede yazmam için transfer teklifinde bulunmuştu. Buna dayanarak Ümit Özdağ’ın “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” açıklamaları üzerinden biraz onunla polemik yapmak istiyorum. Ümit Özdağ yıllarca MHP üzerinde karanlık oyunlar oynayan, MHP’yi ele geçirmek için tezgâh, kumpas temelinde her türlü kara propagandayı yapan biriydi. “Belki biraz adam olur” diye MHP’de MYK üyesi, milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı gibi görevlere dahi getirilmişti. Olmadı, olamazdı. Çünkü ipi her daim başkasının elindeydi.

TÜRKİYE’DE, FARKLI GELİŞMELER OLACAK DEMİŞTİ

Kendisiyle adeta kanlı bıçaklı olduğum halde bir gün ona geçirdiği ameliyat üzerine “geçmiş olsun” ziyaretine gitmiştim. Onunla, o ziyarette sohbet ederken konu 2005 yılında birden ortaya çıkıp MHP’de muhaliflik yapmaya başladığı günlere gelmişti. O günlere dair şahitlerin huzurunda bana “2005 yılında Sayın Genel Başkanım bana bir oda, bir makam verse, gel Ümit şurada çalış dese muhalif olmazdım, hatta beni bitirirdi” demişti. Bende bu sözünün karşısında “Hocam şimdi hepsini verdi, o zaman sizi şimdi tümden bitirdi” diye espri yaptığımda koltuğunda gülmekten ölüyordu. Bu muhabbet onun makam odasında geçmişti, kendisi MHP Genel Başkan Yardımcısı idi. Aynı sohbet içinde de “Türkiye’de farklı gelişmeler oluyor, olacak” diyen de Ümit Özdağ idi. Çok ilginçtir bu muhabbetten 2 hafta sonra MHP’deki görevlerinden istifa etti. Aylar sonra da 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Kendisi de bugün tüm FETÖ unsurlarının canla başla desteklediği Meral Akşener’in partisinde milletvekili… Acaba o bahsettiği “Farklı gelişmeler” neydi?
“Bir oda ve makam verilse muhalif olmazdım” diyen adam bu sözünden iki hafta sonra MHP’de makamı ve yüksek görevi olduğu halde niçin istifa etmişti? Bu konuyu defalarca yazdım, defalarca soru sordum. Ama bir türlü cevabını bulamadım. Bu konunun her daim takipçisi olacağım elbette. Gelelim “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” başlığı altında söylediklerine…
Terör örgütü PKK ve onun siyasi uzantısı HDP hakkında bir hassasiyeti var mı desek, olsa zaten dört yıldır PKK ve HDP ile kol kola olan CHP gibi bir partinin kucağına oturarak milletvekili seçilemezdi. Biliyorsunuz Ümit Özdağ’ın partisi İP, CHP ile ittifak yapmasaydı %9.96 oy oranıyla baraj altında kalıyor ve böylelikle kendisi de milletvekili olamıyordu.
31 Mart seçimlerinde de kendi partisi İP, HDP ile ittifak yaparak Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Adana’da, Mersin’de, Hatay’da, Bursa’da ve birçok yerde CHP’nin adayına oy vermiştir. Ümit Özdağ’ın nerede oy kullandığını bilmiyorum.
İstanbul’da oy kullandıysa “İttifakınızda HDP var mı?” sorusuna “İttifakımız içinde HDP de var” diyen, “HDP seçmeni bana oy veriyor, ben de onları mutlu edebiliyorsam ne mutlu bana” diyen Ekrem İmamoğlu’na oy vermiştir.
Ankara’da oy kullandıysa “HDP ile görüşecek misiniz?” sorusuna “Ona ajans karar verecek” diyen Mansur Yavaş’a oy vermiştir.
İzmir’de oy kullandıysa “HDP’nin gücüne güç katacağım” diyen Tunç Soyer’e oy vermiştir.
HDP’NİN OY VERMEMESİNDEN KORKUYORLAR
CHP son dört yıldır AKP’den devraldığı HDP bakıcılığı ve PKK açılımını yapmaktadır. Ümit Özdağ da buna siyasi destek verdiği gibi, oy vererek katkı sağlamıştır. Milletvekili olduğu partisi son dört yıldır PKK açılımı yapan CHP ve PKK’nın siyasi uzantısı olan HDP ile ittifak yapacak ve Ümit Özdağ çıkacak “Öcalan ve Avukat görüşmesi” üzerinden senaryolar yazacak. Buna rahatlıkla “vay be” denilebilir.
Ümit Özdağ’ın “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” cümlesi olsa olsa “31 Mart’ta PKK bizi destekledi, HDP bize oy verdi, şimdi vermeyecek” korkusudur. Ümit Özdağ’ın korkmasına gerek yok “Öcalan- avukat görüşmesi” gerçekleştikten iki hafta sonra terör örgütü KCK(pkk) Eşbaşkanı Besa Hozat “23 Haziran’da İstanbul’da Kürtler AKP-MHP faşist blokuna karşı kim çıkacaksa, bu CHP’nin adayı İmamoğluysa İmamoğlu’na, destek verecektir. Biz inanıyoruz ki 23 Haziran’da da bu strateji başarı kazanacaktır. İstanbul seçimlerine HDP bu stratejiyle katılacaktır.” açıklamasını yaparak, KCK üst düzey yöneticisi Duran Kalkan da hem Ekrem İmamoğlu’na desteklerinin devam edeceği, hem de çeşitli uyarılarda bulunarak “CHP’liler, CHP’den seçilmiş insanlar doğru durmalı, dikkatli durmalı. Ekrem İmamoğlu ‘Herkesi kucaklayacağım, oy vereni de vermeyeni de’ dedi. İyi... Ama oy verenleri unutmamalı. Ters şeylere girmemeli. Girerse toplum kendisine nasıl güven duydu, onu tekrar geri almasını da bilir. Öyle olmamalı. Seçimin ortaya çıkardığı bir siyasi tablo var. AKP-MHP iktidarı kaybetmiştir. Yeni bir yönetim gerekiyor. O halde yeni bir yönetim istenmeli.” açıklamasını yaparak Ümit Özdağ’ın korkusunun, kaygısının gereksiz olduğunu göstermiştir.

PERVİN BULDAN’IN AÇIKLAMASI, ÖZDAĞ’I RAHATLATTI

HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan da Kandil’deki teröristbaşlarının ardından “Şimdi İstanbul için ‘Her şey çok güzel olacak’, ‘İstanbul başka güzel olacak’ diyorlar. Biz de diyoruz ki; inanın anneler inanın Türkiye halkları, sonuç muhteşem olacak! İstanbul’da 23 Haziran’da yapılacak seçim tam anlamıyla bir referandumdur. Halk iradesini hiçe sayan faşizmle demokrasi arasındaki bir referandumdur. HDP, 31 Mart’ta demokrasiye aralanan kapının açılması ve Türkiye halklarının aydınlık bir geleceği kavuşması için 23 Haziran’da aynı kararlı tutumunu sürdürecektir. “ açıklamalarını yaparak Ümit Özdağ’ı herhalde gevşetmiş ve rahatlatmıştır.
Rahat ol ve stres yapma Ümit Özdağ, ittifak ortağınız HDP 31 Mart’ta nasıl sizinle beraber CHP’ye oy verdiyse, 23 Haziran’da da aynı tavrını sürdürecektir. Bizim dememize inanmıyorsan, işte terör örgütü PKK’nın ve HDP’nin açıklamaları ortadadır. Geçmişte Oslo’yu, Habur’u, Dolmabahçe’yi, çözüm sürecini yapan AKP’nin şimdi gizli bir ajandası var mı bilemeyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çözüm süreci diye bir şey söz konusu değil” sözü şimdilik herkese ölçü olmalıdır. Biz, 15 Temmuz sonrası başlayan kararlı terörle mücadele tutumunu destekliyoruz. Bu mücadele de tavizsiz devam ediyor. Son 3 yılda öldürülen yaklaşık 9 bin terörist, son iki haftada öldürülen 20-30 terörist bunun delilidir. O 9 bin teröristin, 4600’ü Afrin operasyonunda öldürülürken, Ümit Özdağ’ın partisi “Biz Afrin operasyonuna baştan sona karşıyız” diyordu. Ümit Özdağ’ın kendisi de “Afrin’i almak için ne veriyorsunuz?” diyerek bu operasyonu sulandırmaya ve Türk Ordusu’nun motivasyonunu bozmaya çalışıyordu. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu cümlelerin önünü ve arkasını keserek, tüm gazetecilerin şahit olduğu ortamda ironiyle söylediği “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten.” sözü üzerinden “Avukat ile görüşmesinde sakınca yok dediğiniz zaman Oslo sürecinde sakınca yok demektir. Fikrim yok dediğiniz zaman, yeni Oslo sürecine karşı çıkmıyorsunuz demektir. “ eleştirisi yaparak, bir zamanlar “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” (12 Nisan 2011/Konya) dediğin bir Lidere iftira atmaya utanmıyor musun Ümit Özdağ?

HER ŞEYE KONUŞAN SEN, ALÇAKLIKLARA SUSMUŞTUN

Geçen gün senin gibi büyük stratejik uzman(!) olan Sinan Oğan’a da, kurduğu partiyi CHP-HDP yancısı yapan Genel Başkanın Meral Akşener’e de hatırlattım ve aynı cümlenin devamındaki “Bunu büyüterek, farklı noktalara getirerek hele hele PKK, onun YPG’siyle, onun HDP’siyle iş birliği yapıp seçim kazanma sevdasına kapılanların ağızlarına böyle bir görüşmeyi almamaları lazım.” cümlesini kime söyledi MHP Lideri Devlet Bahçeli?
Size söyledi size!

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk devletini yöneten iradeyi Oslo’nun, Habur’un, Dolmabahçe’nin kapısından çekip alan, çözüm süreci ihanetini parçalayan bir lider iken onu “Oslo sürecini başlatmakla” suçlamak gafillik ve ileri derecede siyasi ahmaklıktır.
Ümit Özdağ “Özetlersek ‘Al Suriye’nin kuzeyini ver İstanbul’u oyunu’ oynanıyor.” diyorsun…
İşte burada mayına bastın… Ayağını çekme havaya uçacaksın…
Cumhur ittifakı “İstanbul’u almak için Suriye’yi vermek istiyorsa” siz 31 Mart seçimlerinde HDP’ye “Ver İstanbul’u, Ankara’yı, Adana’yı, Mersin’i, Antalya’yı, Hatay’ı, İzmir’i ve diğer illeri” diyerek neyi vermiştiniz?

HDP’li Barış Yarkadaş ve senin seçim çalışmalarında yanyana oturarak poz verdiğin terörist sevdalısı Canan Kaftancıoğlu “Demirtaş çağrısı ve HDP’nin oylarıyla kazandık” diyorsa, kazanırken verdiğiniz bir şeyler olmalıdır değil mi Ümit Özdağ?
Mesela HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da biz kazanacağız, Batı’da da AK Parti ve MHP’ye kaybettireceğiz” dediğinde senin genel başkanların Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu susmuştu.

Car car herşeye konuşan sen bu alçaklık karşısında susmuştun!

Ne diyelim şimdi?

Mesela “CHP ve İP, HDP sayesinde kazandığı yerler adına Kürdistan’ı verdi?” mi diyelim?

“Terörist Demirtaş’ı cezaevinden çıkarma sözünü verdi” mi diyelim?

Gerçi HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli geçtiğimiz hafta çıtayı yükseltti ve “23 Haziran’da CHP’ye oy verirseniz, İmralı’nın yolu açılır.” dedi. Siz de yine CHP’nin adayını destekleyeceğinize göre İmralı’daki alçağın yolunu açacak olan da yine sizsiniz. Ya da siyasi önderin Kemal Kılıçdaroğlu dört yıl önce “YPG terör örgütü değil, vatanını koruyan oluşum” dediğinde ve 2 ay önce “Türkiye’nin beka sorunu yok. YPG bize saldırmaz.” derken Suriye’yi YPG’ye mi bırakmıştı?
“Bana göre Öcalan’a daha ılımlı işte bir ev hapsi gibi imkân tanınarak, ister televizyonla, ister telefonla, görüntülü, görüntüsüz, gibi bir ortam sağlanması gerekir. Sekreter verilmesi ve ortamının iyileştirilmesi gerekir” diyen adamı partinize Genel Başkan yardımcısı yaparak HDP’ye verdiğiniz mesaj yerine ulaştı sanırım?

Biz yaşananlardan, siz ise şizofren siyaset tarzıyla olayları değerlendiriyorsunuz Ümit Özdağ…
Siz Allah’tan korkmadan, Türk milletinden utanmadan sırf kazanmak uğruna HDP ile ittifak yaptınız. Şimdi görüyorsunuz Kandil sizi “CHP kendine oy verenleri unutmamalı. Ters şeylere girmemeli. Yoksa desteğimizi geri alırız” diye uyarıyor ve tehdit ediyor. CHP ve İP’ten bu alçaklığa karşı zerre ses çıkmıyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerinin önünü arkasını keserek, kendi ihanetlerinizin üzerini örtmeye çalışırsanız böyle rezil olursunuz. Ümit Özdağ İP isimli partinizi kurduğunuzda zaten “Bu parti Ülkücü bir parti olmayacak” demiştin. Ama tam bir “CHP-HDP yandaşı” oldu… Terörist Demirtaş’a “Oyunuzu Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Meral Akşener’in partisine verin” dedirtecek kadar PKK’ya şirin görüntü çizdiniz. Büyük strateji uzmanı Ümit Özdağ, bir gün de bu konuyu değerlendirsen!

Kandil ve HDP sizin partiyi aile içinden görürken, PKK ve HDP’ye nefes alamadığı süreci başlatan MHP ve Devlet Bahçeli’ye iftira atmaya utanmayacak kadar nankör ve projesiniz…
Ümit Özdağ bu ara bir ABD ve İngiltere gezin olacak mı?
Olacaksa polemiklere dönünce devam ederiz.



MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu cümlelerin önünü ve arkasını keserek, tüm gazetecilerin şahit olduğu ortamda ironiyle söylediği “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten.” sözü üzerinden “Avukat ile görüşmesinde sakınca yok dediğiniz zaman Oslo sürecinde sakınca yok demektir. Fikrim yok dediğiniz zaman, yeni Oslo sürecine karşı çıkmıyorsunuz demektir. “Eleştirisi yaparak, bir zamanlar “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” (12 Nisan 2011/Konya) dediğin bir Lidere iftira atmaya utanmıyor musun Ümit Özdağ?


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html