BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
İstiklal Marşı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
İstiklal Marşı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

25 Ekim 2018 Perşembe

MHP ve AKP İttifakı Neleri İçeriyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Doğruda varız, yanlışta yokuz!

Yıldıray ÇİÇEK Yazısı.

Sayın Erdoğan… 

Beni sadece yazılarımdan tanıyorsunuz. 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar siyasi eylem ve söylemleriniz hakkında çok ağır eleştiri yazıları yazdım. Zaten siz de bu yüzden beni “hakkında en fazla dava açılan yazar” konumuna getirdiniz. 

Şahsıma dava açmayı öyle alışkanlık haline getirmiştiniz ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğim yazının içinde sırf adınız geçtiği için bile dava açmıştınız. Açılan davaların bazılarını kazandım, büyük bir çoğunluğunu da 15 Temmuz sonrası siz geri çektiniz. Geri çektiğiniz davalar için de teşekkür ederim. Ama hiçbir yazımdan dolayı da pişmanlığım yoktur. Çünkü bir Türk milliyetçisinin, Ülkücünün yazması gereken yazılardı.

15 Temmuz öncesi yaptığınız pkk açılımını, Ermeni açılımını, Türklüğe bakış açınızı, fetö’yü devlet içinde güçlendiren politikalarınızı, dış politikanızı, Türkiye’yi yönetme anlayışını ve birçok yönünüzü ağır bir şekilde eleştirirken, 15 Temmuz sonrası ise Türklük kavramlarını sahiplenerek dillendirmeniz, terör örgütlerine karşı mücadeleniz ve dış politikadaki dik duruşunuzdan dolayı destek veren yazılar yazdım. Ama yine de bazı konularda eleştiri yapmaktan çekinmedik…

Hükümet Sistemi değişikliğini öngören referandumdan “Evet” çıkması için bu köşelerden büyük mücadele verdik. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP, HDP, İP ittifakı karşısında olağanüstü gayret gösterdik.

Kurulduğu günden bu yana Cumhur İttifakını korumak ve güçlendirmek için gerek uyarı, gerekse bu ittifakı bozmak isteyenleri de deşifre eden yazılar yazdım.

30 Mayıs 2018 tarihinde “CUMHUR İTTİFAKINA” KOMPLO KURMAYA ÇALIŞAN KRİPTO DAMAR!” başlıklı, 

2 Haziran 2018 tarihinde “CUMHUR İTTİFAKININ PROTOKOLÜNÜ BOZMAYA ÇALIŞANLAR!”

27 Eylül 2018 tarihinde “İTTİFAK RAHATSIZLIĞI KİMİN HESABI”, 2 Ekim 2018 tarihinde “CUMHUR İTTİFAKI’NIN PROTOKOLÜNÜ TEKRAR OKUYUN”

23 Ekim 2018 tarihinde “SİYASİ MENFAAT PENCERESİNDEN MHP ANLAŞILMAZ” başlıklı yazılarımla Cumhur İttifakına içeriden yapılan düşmanlıkları isim isim, olay olay yazdım. 

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli bu konuda çok hassas davrandı ve Cumhur İttifakını zedeleyecek açıklamalar yapan parti yöneticisi kim varsa anında görevden aldı. Peki, AKP içinde Cumhur İttifakına alenen zarar verici açıklamalar yapan parti yöneticisi, danışman ve yazarlar ne oldu?

Hepsi yerinde kaldı, konuşmaya, yazmaya, açıklama yapmaya devam ettiler… İşte bu yüzden MHP Lideri Devlet Bahçeli “Samimiyet, safiyet, fedakarlık ve dürüstlük olmadan eşitler arası ilişki sürdürülemeyecektir.” diyerek yerel seçimlerde ittifak arayışlarına son noktayı koydu.

Sayın Erdoğan;

15 Temmuz sonrası milli konularda makul adımlar attınız, bizlerin de büyük desteğinizi aldınız. Fakat MHP’nin şartlı ceza indirimi teklifine yaklaşımınız, ajan Papaz’ın onca açıklamanıza rağmen serbest bırakılması ve andımız konusundaki HDP ile aynı düşünen ifadeleriniz çok büyük hayal kırıklığı yaratmıştır.

Hele hele MHP Lideri Devlet Bahçeli karşısında “yol arkadaşımı feda edemem.” diyerek teröristbaşı Fethullah Gülen’e “Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli ve bilge bir insandır. 

Bu ülkede milli ve manevi değerlere bağlı nesillerin yetişmesi için hizmetini yapıyor. Her şey devletin denetimi ve gözetimi altında, açık” şeklinde ve buna benzer birçok methiyeler sıralayan Bekir Bozdağ’a sahip çıkmanız hiç yakışık almamıştır.

Daha dün siz “Tarihlere sorun ki bize ‘Ölmez Türk’ derler.” diye Harbiye marşı okurken, daha dün “Türk oğlu Türk’ünü denize dökeceksin Yunan mı ulan bu! neyi denize döküyorsun?” diye CHP milletvekiline cevap verirken, şimdi ne oldu da Türklük içerikli andımıza bu derece düşmanlık besler oldunuz?

Bekir Bozdağ’ı savunmak adına kurduğunuz “Sizin Türkçülük yapma hakkınız var ama benim Kürt vatandaşımın Kürtçülük yapmak hakkı doğar. “ sözü nasıl bir talihsizliktir? Eskiden sık sık tekrarladığınız hatalarınıza dönüş sebebiniz nedir? Türkçü dediğiniz Atatürk’tür. 

Türkçü dediğiniz şiirini okuduğunuz Ziya Gökalp ve Hüseyin Nihal Atsız’dır. Kürtçü dediğiniz ise terörist Öcalan’dır, Selahattin Demirtaş’tır, Barzani’dir, Salih Müslim’dir. Türkçü dediğiniz “Üstad sizi Türkçü görüyorum” dediklerinde “Ya ne zannediyorsunuz. 

Türk’e hiçbir kavmin horoz olmasına müsaade etmem” diyen İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’dur. Aslında yazımın ana konusu da hem Mehmet Akif Ersoy, hem onun Türk milletine armağan ettiği İstiklal Marşı’dır.

Sayın Erdoğan;

İstiklal Marşı’ndaki “Kahraman ırkıma bir gül / ırkıma yok izmihlal” ifadelerini kabul ediyorsunuz da, andımıza niçin bu kadar tepkilisiniz? PKK’lı Demirtaş da andımızdan rahatsız olduğu gibi İstiklal Marşına da tepkisini “Irkçı dayatma olarak da yapılmamalı. “Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celal” diyen bir marştır. Hangi ırktan söz ediyor o? “ şeklinde göstermişti.

Yarın kürtçü, bölücü pkk’lılar andımızdan rahatsız olduğu gibi, İstiklal Marşı’ndan bu şekilde rahatsızlıklarını sürdürürlerse İstiklal Marşı’nı da okumak yasaklanacak mıdır? 

Sayın Erdoğan; “Milletimizin en etkili andı İstiklal Marşıdır. Bunun dışına bir and tanımıyoruz, tanımayacağız.” diyorsunuz ama bu konuda neden hassas davranmıyorsunuz? 

Mesela İstiklal Marşı’mızın yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy’a “Lan, serserinin teki, p.venk” diye hakaret eden, sürekli İstiklal Marşı’nı aşağılayan Kadir Mısıroğlu’na haddini bildirmekten neden imtina ediyorsunuz? Ettiği hakaretleri inkâr etse de kendisi avukat olan MHP Tokat milletvekili Yücel Bulut, Kadir Mısıroğlu’nun kendisine açtığı davada bunu bilirkişi raporuyla mahkemede kabul ettirmiştir. 

Yani Mehmet Akif Ersoy’a “Lan, serserinin teki, p.venk” diye yaptığı hakaretleri mahkemece sabitlenmiştir.

İstiklal marşı dışında bir and tanımıyorsanız ilk fırsatta Kadir Mısıroğlu’nun yüzüne tükürmeniz bizim en büyük beklentimizdir. Madem Andımızı koruyamadınız, hiç değilse İstiklal Marşı’nı korumuş olursunuz 

Sayın Erdoğan… 

Ajan Papaz’ın serbest bırakılması, İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerif Zindaşti ve 3 adamının serbest bırakılması ve tekrar yakalama kararı çıkarılmasına rağmen adamların bir daha bulunamaması, Türklük düşmanlığı yapanlara sahip çıkılması AKP tabanında da yankı uyandırmış ve bu konuda büyük tepki oluşmuştur.

Sayın Erdoğan;

15 Temmuz sonrası milli konularda aldığınız makul pozisyonu değiştirirseniz kaybeden Türkiye, kazanan terör örgütleri olur. HDP’nin gevşek gevşek gülmesi boşuna değildir! “Cumhur ittifakı devam ediyor” diyorsunuz ama milli ruha düşmanlık yapanları kastederek “yol arkadaşımı feda edemem.” diyerek onları koruyorsunuz. O zaman işte MHP’nin samimiyeti daha çok ön plana çıkıyor.

YILDIRAY ÇİÇEK KİMDİR?

1977 Kayseri / İncesu doğumludur. Evlidir.
Yıllarca Kayseri Ülkü Ocakları yöneticiliği ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde Ülkü Ocakları Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği ve Ülkü Ocakları Genel Sekreterlik görevlerinde bulunmuştur.
Halen Kutlu Sesleniş Dergisi Yazı İşleri Müdürlüğü yapan Yıldıray Çiçek, aynı zamanda Ortadoğu Gazetesi köşe yazarlığı yapmaktadır.
Ayrıca MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Basın Danışmanlığı görevini yürütmektedir.

"Bu Vatan Kimin?" , "Basında Ülkü Ocakları" , "Anlam Çığlıkları (1)” , Ortadoğu Ameri-KAN Kokuyor" ve “Medyada Düşürülmüş Maskeler” isimli kitapları bulunmaktadır.




Mail: Yildiraycicek@turkgun.com

Twitter: Yildiraycicek9

Instagram: yildiraycicek1944

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Danışmanı TürkGün Gazetesi yazarı.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan TBMM'de yemin etti

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün TBMM Genel Kurul'unda yemin etti ve yeni hükümet sistemi resmen başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, saat 16.43'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yemin etti.ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi resmen başlamış oldu. Törenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan misafir devlet, hükümet ve meclis başkanlarına akşam yemeği verecek. Akşam saatlerinde ise Erdoğan kameraların karşısına geçecek ve yeni dönemin ilk kabinesini Türkiye'ye ilan edecek.

ERDOĞAN NOKTAYI KOYDU: BAŞKAN DİYEBİLİRSİNİZ

16:54: Cumhurbaşkanı Erdoğan, yemin töreninin ardından, "Her şey gayet güzel oldu milletin önünde. İnşallah bundan sonraki daha güzel olur. Duygularımı akşam Külliye'deki konuşmamda aktaracağım" dedi. Gazetecilerin "Size nasıl hitap edelim? Cumhurbaşkanı mı? Başkan mı" sorusuna ise "Başkan diyebilirsiniz" diye yanıt verdi.
16:50 Cumhurbaşkanı Erdoğan Anıtkabir ziyaretini gerçekleştirmek üzere TBMM'den ayrıldı.

DAKİKALARCA AYAKTA ALKIŞLANDI

16:47: Cumhurbaşkanı Erdoğan dakikalarca ayakta alkışlandı. Yemin töreninin ardından İstiklal Marşı okundu.
16:42: Cumhurbaşkanı Erdoğan alkışlar eşliğinde Genel Kurul'a giriş yaptı.ve Kürsüde yemin etti. Erdoğan'ın ettiği yemin şöyle: “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim.”
16:31: Cumhurbaşkanı Erdoğan TBMM'de resmi törenle karşılandı.

ERDOĞAN'A SEVGİ SELİ

16:25 :Yoğun güvenlik önlemleri ile Meclis'e geçen Erdoğan'a güzergahta vatandaşlar büyük sevgi gösterilerinde bulundu. Erdoğan'ın makam aracının üzerine gül dökülmesi de dikkat çekti.
16:21: Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumhurbaşkanlığı yemin töreni için Külliye'deki resmi konutundan TBMM'ye hareket etti.
16.20: MHP Lideri Devlet Bahçeli, Genel Kurul salonuna girdi. Bilal Erdoğan, Sümeyye Erdoğan, Esra Albayrak ve Sümeyye Erdoğan’ın eşi Selçuk Bayraktar da salona girdi. Erdoğan’ın çocukları, Şeref Locası’nda Erdoğan’ın Genel Kurul’a geldiği zaman oturduğu bölümden töreni izleyecek. Erdoğan’ın iki torunu da Şeref Locası’nda oturuyor.
15.55 : Genel Kurul’da şu anda yabancı misyon temsilcileri, davetliler ve medya temsilcileri yer alıyor. Milletvekilleri yavaş yavaş salona gelmeye başladı.

HDP'li milletvekilleri İstiklal Marşı okumadı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yemin etmesinden sonra Genel Kurul salonunda İstiklal Marşı okundu, HDP'liler ağzını bile oynatmadı.

PARLAMENTER SİSTEME VEDA

Erdoğan'ın yeminiyle birlikte, parlamenter sistem sona erdi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi resmen başladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yemin ettikten sonra Genel Kurul salonunda İstiklal Marşı okundu.

HDP SIRALARI SESSİZ

Meclis'te büyük bir gururla İstiklal Marşı okunurken terör örgütü PKK'nın siyasi kanadı HDP sıraları sessizdi.
CHP'den gelen oylarla Meclis'e giren HDP'li milletvekilleri, İstiklal Marşı'nı okumadı.


Meclis'te CHP sıraları boş kaldı


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Meclis'te yemin etti, CHP ise sıraları boş bıraktı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Meclis'teki yeminiyle birlikte, parlamenter sistem sona erdi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi resmen başladı.

CHP'LİLER YEMİN TÖRENİNE KATILMADI

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM Genel Kurulunda yapacağı yemin törenine katılacaklarını, ancak salonda ayağa kalkmayacaklarını açıklamıştı.
Yemin törenine katılmayan CHP'liler, koltukları boş bıraktı.

31 Ekim 2018 Çarşamba

Türk'üm Demeye Devam Edeceğiz

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

MHP Mersin Milletvekili ve Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, ‘çözülme süreci’ olarak adlandırdıkları süreçte PKK, AB, ABD ve FETÖ’ye yaranmak için kaldırılan Andımız’ı o dönemde de ısrarla okuduklarını ve okuttuklarını belirterek, “Bundan sonra da Andımız’ı okumaya devam edeceğiz. Andımız’a karşı çıkanlar, Türk adından, Türk vatanından, Türk dili ve tarihinden rahatsızlık duyanlardır” dedi.
MHP Mersin Milletvekili, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, “Ne yazık ki bu ülkede yönetici, gazeteci, fikir adamı vasfı taşıyan bazı şahıslar dört bir koldan Danıştay’a saldırdılar. Gerekçe olarak “Danıştay’ın kendisini idarenin yerine koyduğunu” ileri sürseler de, esas rahatsızlığın bizzat Andımız’ın okunacak olmasından kaynaklandığı herkesin malumudur.” dedi.
Danıştay 8. Dairesi, 2013’te yasaklanan öğrenci andının yeniden okutulmasının önündeki yasal engeli kaldıran bir karar aldı. Bazı çevrelerde rahatsızlık uyandıran bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizce bu karar son derece isabetli olmuştur. Andımız, adına “çözüm süreci” denilen, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in ‘çözülme süreci’ olarak ifade ettiği bir dönemde kaldırılmıştı. Çözüm süreci ise bu topraklarda Türk adının yasaklanmaya çalışıldığı, türlü deformasyonlarla Türklüğe dair ne varsa kaldırıldığı, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demenin silindiği bir süreçtir. Dolayısıyla bu karar birilerine şirin görünmek adına alınmış siyasi bir karardı ve çok sayıda PKK yanlısı sözde siyasetçinin de o dönem Andımız’ın kaldırılma kararını sevinçle karşıladığına şahit olmuştuk. Bizler o dönemde Andımız’ın kaldırılmasına şiddetle karşı çıkmış, bunun milli çıkarlarımıza bir darbe olacağını, bundan yalnızca Türk düşmanlarının memnun olacağını söylemiştik.

ÜLKEMİZİN ADI TÜRKİYE

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey, hükümeti sert bir şekilde uyarmış ve Andımız’a sonuna kadar sahip çıkacağımızı vurgulamıştı. Geçtiğimiz haftalarda Danıştay 8. Dairesi bu metnin okunmasında hukuki açıdan bir sakınca bulunmadığını teyit etti. Ne yazık ki bu ülkede yönetici, gazeteci, fikir adamı vasfı taşıyan bazı şahıslar bu kararın ardından dört bir koldan Danıştay’a saldırdılar. Gerekçe olarak “Danıştay’ın kendisini idarenin yerine koyduğunu” ileri sürseler de esas rahatsızlığın bizzat Andımız’ın okunacak olmasından kaynaklandığı herkesin malumudur.

Kimler rahatsızlık duyuyor?

Vatan coğrafyasında Türk’ün egemenliğine saygı duymayan kesimler ve odaklar var. Ülkemizde Türk olmaktan, doğru olmaktan, çalışkan olmaktan rahatsız olanların bulunması gerçekten hayret verici. Biz de onlara diyoruz ki; siz PKK’ya, FETÖ’ye, ABD’ye yahut AB’ye nereye bağlıysanız oraya bağlılık yemini edebilirsiniz; bizler gür bir şekilde Türk’üm, doğruyum, çalışkanım demeye devam edeceğiz. Şu noktayı kimse aklından çıkarmasın: Andımız’ın yasaklatıldığı dönemde de bizler bu andı okuyorduk. MEB ne karar verirse versin, Türk gençliğinin bu andı unutmaması için gereken her şeyi yapacak ve Andımız’ı ocaklarımızda okumaya devam edeceğiz.



Andımız’a ırkçılık nitelendirmesi yapanlar var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu nitelendirmeyi yapanların ülkemizin adının neden Türkiye olduğu sorusuna da bir cevap bulmaları lazım. Türk, iddia ettikleri gibi Türkiye’de yaşayan etnik gruplardan herhangi biri değildir; Türkiye’nin asli ve kurucu gücü; aynı zamanda kadim bir tarihi misyonu ifa eden, bu misyonun sancaktarlığını yapan, asırlardır bu duygu ve düşüncelerle bilinip, tanınan insanların adıdır. Anayasamızda da “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” denilmiştir.

KADER BİRLİĞİMİZ VAR

Ama Türkiye’de Türklük ve ırkçılık kavramını yan yana kullanmaktan çıkarı olan bazı çevreler var. Unutulmamalıdır ki Andımız’a karşı çıkanlar bu andın okunmasından rahatsız olanlar esasında Türk adından, Türk vatanından, Türk dilinden, Türk tarihi ve kültüründen de rahatsızlık duymaktadır. Bu topraklarda yaşayan ve kader birlikteliği yapan herkes Türk milletinin saygıdeğer bir mensubu sayılmıştır. Kimse etnik kökeninden dolayı bir ayrımcılığa uğramamış, vatandaşlık temelinde herkes aynı haklara sahip olarak varlığını idame ettirmiştir.
Diğer yandan İstiklal Marşı’mızla Andımız’ın kıyaslaması da yapılıyor. Muhteva olarak ikisi de Türk milletine ve Türk gençliğine hitap etmiyor mu? Sorun nereden kaynaklanıyor?
Sorun, tarihten ideolojik argüman devşirmeye çalışmaktan, tarihin yapısını ve felsefesini anlayamamaktan kaynaklanıyor. Tarihe bütüncül yaklaşmak, gerçekçi olmak, hadiseler arasındaki bağları doğru bir şekilde kurmak lazımdır. İstiklal Marşı Andımız’a, Andımız da İstiklal Marşı’mıza karşı yazılmış değildir. Birisi kahraman ordumuz için yazılmış ve milletin istiklal aşkını ortaya koymuş milli marşımızdır. Diğeri de Türk çocuklarına bir gelecek ufku çizmek namına yazılmış öğrenci andıdır. Bu iki metin üzerinden insanları ayrıştırmak Türk tarihine, Türk kültürüne, Türk düşüncesine yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Gündemdeki bir diğer konu da, MHP’nin 24 Eylül 2018’de TBMM’ye sunduğu ‘şartlı salıverilme’ yasa teklifi. Bu teklif nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey, cezaevlerindeki doluluk oranının had safhaya ulaştığı, insanların ranzalarda nöbetleşe uyuduğu bir sosyolojik zeminde; ‘şartlı salıverilme’ teklifini gündeme getirmiştir. Bununla birlikte cezaevlerindeki mevcut koşulların çağrıştırdığı, geçmişte yaşanan planlı ve organize kalkışmalar, isyanlar da etkili olmuştur. Zira her yolu mübah gören terör örgütleri, cezaevlerindeki kötü koşulları adeta fırsata çevirmek, kullanılmaya elverişli kişiler üzerinden de eş zamanlı ve organize kalkışmalar ile ülkemize zarar verebilmek için fırsat kollamaktadır.

5 YIL İNDİRİM ÖNERDİK

MHP’nin teklifi dikkatlice incelendiğinde suç işlemeyi meslek, alışkanlık haline getirenlerin yararlanamayacağı ancak bir şekilde taksirli veya kasıtlı bir suç işleyip de bundan derin bir pişmanlık duyan, ikinci bir şans verildiğinde topluma kazandırılabilecek olanların kapsama dahil edildikleri görülecektir. Yine teklif incelendiğinde terör suçlarının, kasten adam öldürme suçlarının, cinsel suçların, kadına şiddet suçlarının, Atatürk aleyhine işlenen suçlar ve diğer birçok toplumsal vicdanı rahatsız eden suçların kapsam dışı bırakıldığı görülecektir. Bir diğer yönden teklifimiz af anlamı taşımamaktadır ve yalnızca şarta bağlı olarak cezadan indirimi öngörmektedir. Cezaevinde geçirilecek olan toplam süreden 5 yıl indirim yapılmasını düzenlemektedir. Bu da şartlı bir durumdur. Şöyle ki teklifimiz bu haliyle yasalaşırsa ve indirimden yararlanan kişi bu 5 yıl içerisinde yeniden kasıtlı bir suç işlerse, yararlandığı bu indirim geri alınacak ve cezasının infazına devam edilecektir.

İKİNCİ BİR ŞANS VERİLMELİ

MHP ilk günden itibaren liderimiz sayın Devlet Bahçeli beyefendinin de belirttiği gibi kader mahkumlarının ikinci bir şansı hak ettiklerini düşünmektedir. İnanıyoruz ki yasadan yararlananlar yeniden cezaevlerine dönmemek, kendilerini ve ailelerini perişan etmemek için son derece dikkatli ve kanunlara saygılı bir hayat sürdüreceklerdir.
Ülkü Ocakları olarak Türk gençliğine yönelik önemli projeler geliştiriyorsunuz. Uyuşturucuyla mücadele de bunlardan birisi. Bu alanda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Ülkü Ocakları olarak Türk gençliğinin aydınlık geleceğimiz olduğunun bilincindeyiz ve bu bağlamda birçok proje yürütüyoruz. Uyuşturucuya karşı uzun yıllardır devam eden ve çok sayıda gencimizi bu bataktan çekip aldığımız bir mücadele veriyoruz. Ülkü Ocakları olarak 5 yıl önce liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in talimatıyla uyuşturucuya karşı bir mücadele başlattık. Bu mücadelenin de sonuç vermesi için uzun uzun araştırmalar yaparak yola çıktık. Gelinen noktada, binlerce gencimizi uyuşturucunun pençesinden kurtardığımızı görmenin sevincini yaşıyoruz.

Süreç nasıl işledi?

Önce “Uyuşturucuyla Mücadele Platformu” oluşturduk. Verileri inceledik, neler yapabileceğimiz konusunda fikir alışverişinde bulunduk, slogan belirledik. Ve hem medya yoluyla, hem de teşkilat mensuplarımızın bire bir iletişimiyle işe koyulduk. BM raporuna göre dünyada uyuşturucu yüzünden her yıl ortalama 200 binin üzerinde insan ölmektedir. Türkiye sentetik uyuşturucuya bağlı en fazla ölümlerin yaşandığı ülke durumunda. Emniyet Genel Müdürlüğü raporuna göre ise Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı son yıllarda yüzde 17 arttı. Uyuşturucu maddeyi ilk kez kullanım yaşı ise 13 yaş altına düşmüştür. Ülkü Ocakları’nın ilkelerinden birisi gençliğimizin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktır. Bu engellerin başında ise uyuşturucu ve madde bağımlılığının olduğunu, Ülkü Ocakları’nın yeni cephesinin “Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığı ile Mücadele” olduğunu defaatle vurguladık. Diğer yandan uyuşturucuya verilen her kuruş askerimize, polisimize bir kurşun olarak geri dönüyor. Aileler yıkılıyor, geçimleri alt üst oluyor, huzurları kalmıyor. Topluma karşı sorumluluk duygusuyla hareket eden Ülkü Ocakları yıllardır “Uyuşturucu İle Mücadele Platformu” marifetiyle yürüttüğü çalışmalarına tüm kararlılığıyla devam etmektedir. Bu kapsamda yaklaşık beş senedir “Damarlarındaki Asil Kanı Kirletme” sloganıyla sürdürdüğümüz uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadelede bir hayli yol kat etmiş bulunmaktayız.

Çalışmalarınız hangi alanları kapsıyor?

Ülkü Ocakları uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadele konusunda iki ana eksende çalışmalarına devam ediyor. Bunlardan ilki, Türk gençliğinin uyuşturucu denen bu illete bulaşmaması için önleyici çalışmalarıdır. Bunlar; afiş, broşür, stant çalışmaları, film festivalleri, tiyatro gösterileri, beste-güfte yarışmaları, çalıştaylar, konferanslar, sportif etkinlikler başta olmak üzere saha çalışmalarıdır. İkincisi ise bağımlı bir bireyin tedavi sürecine yönlendirilmesi ve tekrar topluma kazandırılması hususunda lokomotif görevi görerek birey ve ailesi ile ilgili diğer kurumlarla ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerdir. Bu noktada resmi kurumların ilgili birimleriyle büyük bir iş birliği halinde bizden yardım isteyen bağımlı gençlere yardımcı olmaya çalışıyoruz.

TÜRKGÜN’Ü OKUYORUZ

EY TÜRK GENCİ! DAMARLARINDAKİ ASİL KANI KİRLETME! Ülkü Ocakları olarak Türkgün gazetesini çok yakından takip ediyor, teşkilatlarımıza her gün muhakkak Türkgün gazetesi almayı tavsiye ediyoruz. İnanıyorum ki Türkgün gazetesinin büyümesi ve gelişmesi için tüm teşkilat mensuplarımız üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirecektir. Bu vesileyle Türk basın hayatında bir yıldız gibi parlayan, ilkeli, dürüst ve doğru haberciliğin adresi olan Türkgün gazetesine bizlere bu fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum. Kaliteli yazar kadrosu, titiz habercilik anlayışı ve ilkeli duruşuyla camiamızın basın aleminde yegane sesi olan Türkgün gazetesine yayın hayatında daha nice başarılar diliyorum.

29 Eylül 2017 Cuma

COĞRAFYAMIZDA NELER OLUYOR

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
“Türk halkı ikinci defa milli mücadeleye hazır olsun. Ruhlarıyla, akıllarıyla ve varlıklarıyla Anadolu topraklarında bin yıldır egemenliğini sürdüren devletimizin bekası için, ikinci milli mücadeleye hazır olsun. İstiklal Marşı’nı bir kez daha çok gür okuyacağımız bir noktaya doğru gidiyoruz”
"COĞRAFYANIN PARÇALANMASINA YÖNELİK BİR ADIM"
-Irak Bölgesel Kürt Yönetimi tüm baskılara rağmen referandumu gayrı meşru bir şekilde gerçekleştirdi. Bundan sonraki süreçte bizi ne bekliyor?
Türk halkı ikinci kez milli mücadeleye hazır olsun. Ruhlarıyla, akıllarıyla ve varlıklarıyla Anadolu topraklarında bin yıldır egemenliğini sürdüren devletimizin bekası için ikinci milli mücadeleye hazır olsun. Gidişatın bir penceresi İstiklal Marşı’nı bir kez daha çok gür okuyacağımız bir noktaya doğru gidiyoruz. Bu referandum doğrudan coğrafyanın parçalanmasına yönelik bir adımın ayak sesleridir. Bundan sonraki aşama; Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan PKK üzerinden oluşturulan yapının yine kuzey Irak Kürt bölgesinde ki modele benzer bir şekilde bir referandum aldatmacasıyla orada bir fiili durum oluşturulması, bir diğer aşaması ise doğu ve batıyı birleştirerek Akdeniz’e çıkartıp Anadolu topraklarında birinci Dünya Savaşında tamamlayamadıklarını emperyalizmin tamamlamak istemesidir. Ancak burada Türkiye’den önce doğrudan hedef iki ülke var. Türkiye son halkası bunun. Türkye’nin son halka olmasının ilk sebebi bir kere Türkiye’nin çok güçlü bir ordusu var. Ayrıca Türk halkının çok yüksek bir duyarlılığı, millet bilinci var. Dolayısıyla bir devletin ayakta kalabilmesinin şartı önce güçlü ordusu ve millet bilincidir. Kuzey Irak referandumunun önünü açan 15 Temmuz darbe kalkışmasıdır.
"ORDUMUZA CİDDİ YARA ALDIRMIŞTIR"
-Neden?
Çünkü FETÖ işbirlikçisi işgal kuvvetleri üzerinden bu topraklardaki bekamızın en önemli sırrı olan ordumuz zayıflatılmak istenmiştir ve 15 Temmuz ile beraber, ordumuz ciddi yara aldırılmıştır. Dolayısıyla Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki referandumun önün açılmıştır. Önümüzdeki süreçte içerde Erdoğan’sızlaştırma operasyonu devam edecek. AK Parti’yi kontrol altında tutmak, güçsüzleştirmek, Erdoğan’ı kilitlemek ve milleti moralsizleştirmek için MHP’ye yapılanın bir benzeri AK Parti’ye yapılmak isteniyor. Bir taraftan ordumuz güçsüzleştirilmek istenirken diğer taraftan milletimiz ve siyasetimiz güçsüzleştirilmek istenmektedir. Bu projeksiyonda Türkiye son halkadır.
"SON HALKA TÜRKİYE'DİR"
-Diğer halkalar peki kim?
Türkiye son halkadır. İkinci halka İran ‘dır. İran’dan sonraki halka da Rusya’dır. Küresel sistem 1648 Westphalia sürecinin devamı olan gelişmelerde, sürecin devam edebilmesi için küresel sisteme doğrudan etki etme kabiliyeti olan ve medeniyet birikimleri yüksek olan merkezi güçleri tahkim edilmiş olan üç devletin küresel sistem açısından parçalanması gerekmektedir. Bu üç devlet Rusya’dır, İran’dır ve Türkiye’dir. Çünkü Mısır’ı teslim aldılar. Eğer 15 Temmuz’da Türkiye’yi teslim alabilselerdi ki; Türkiye’de dindar görünüp Türkiye’yi emperyalist güçlere teslim etmek isteyen içeride yerli ve milli olmayan ama dindar görünen çok siyasetçi var. Emperlayizmle işbirliği yapan bu kanat kimi zaman ümmetçilik kavramının arkasına ırkçılığı sıkıştırarak, kimi zaman neoliberalizmin arkasına işbirlikçilğini saklayarak anadolu topraklarına İstanbul’dan, Ankara’dan, Erzurum’dan, Diyarbakır’dan bakmak yerine, anadolu topraklarına Amerika’dan, Londra’dan, Berlin’den bakan ve de tıpkı 1. Dünya Savaşı sürecinde olduğu gibi mandatel bir akla sahip çok adam var. Bu adamların bir kısmını milliyetçilik görüntüsü altında, bir kısmı dindarlık altında, bir kısmı da radikallik şemsiyesi altında görüyoruz. Yıllarca ümmet kavramının arkasında ırkçılılarını sakladıklarını gördük. Oysa biz ümmet kavramının ırkları aşan ve ırkların farklılıklarını bir olup, beraber olabilmek için farklılıkların birliği ilkesi üzerinden akıl üretmek için bir fırsat olduğuna iman etmiş müslümanlarız.Yani ırki anlamda farklılığımız, ırk üzerinden birbirimizi tasviye etmeyi emretmez. Irk üzerinden kardeşliğimizi, mümin kimliğimiz, vatandaş kimliğimiz, komşuluk kimliğimiz, akrabalık kimliğimiz üzerinden birliği emreder. Yıllarca Türkiye’de bu topraklarda ki Selçuklu’dan, Osmanlı’dan gelen devlet geleneğine karşı sürekli eleştirel yaklaşan bir takım akılların aslında dillerinin altındaki baklayı görüyoruz. Dikkat etmeliyiz. Oysa şundan eminiz bu topraklarda Türklerin aleyhine ne varsa Kürtlerin aleyhinedir. Kürtlerinde aleyhine ne varsa yine Türklerin aleyhinedir. Bir adım daha ileri gidiyorum; Arapların aleyhine ne varsa yine kürtlerin aleyhinedir. Arapların lehine ne varsa yine türklerin lehinedir. O halde biz şunu bilmeliyiz, bu topraklar ümmete aittir. Emperyalizme ait değildir. Önce Türkler, Kürtler, Araplar şunu bilmeliyiz; “Bu coğrafya bizimdir.Ve bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginlikleri, kaynakları bizim.” Ne garip değil mi Amerika’nın conisini topraklarında alkışla karşılayan Irak şimdi ne durumda?
"TÜRKİYE'YE IRAK 2003 SENDROMU HAZIRLANIYOR"
Türkiye’ye 2003 Irak fotoğrafı hazırlanıyor. Bağdat caddesinin bazı sokaklarında Trump severler afişi asıldı. Yani bir el bu toprakların lideri Erdoğan’ı sevmekten nasipsizlenirken Trump severlikle boğulma noktasına gelenlerin Irak 2003 öncesi ve 2003 sonrasına bakmaları gerekir. Türkiye’ye 2003 Irak sendromu hazırlanmaktadır. Dikkali olmazsak. Bakın o işgal 1 milyon ıraklıya maloldu. Ve şimdi Barzani kürtleri, mazlum insanları, kardeşlerimizi bir büyük ateşe atıyor. Sevinen kim Netenyahu. Sevinen kim, kilometrelerce uzakta Kerküt’ün, Musul’un petrolüne göz dikmiş ve Çin’i kontrol etmek için buraları askeri üst haline getirmek isteyen güçler. Oysa bu coğrafya bizim değil mi? Bizim birbirimizden başka dostumuz yok ki. Eğer Kuzey Irak’ta katliam yapılırsa orada ki benim kürt kardeşlerim koşarak nereye gelecek? Türkiye’ye gelecek. Bu topraklar hepimizin toprakları. Bakın İran şu an doğrudan tehdit altında. Tehditin farkına varan İran, bu tehdite askeri operasyonla karşılık verdiğinde benim mazlum Kürt kardeşim nereye koşup gelecek. Peki bu sana söyleyen Türkiye’nin sözü yerine inatla bu referandumda ısrar edişin mantığı nedir? Kimi sevindirmektir? Bu coğrafyayı sevindirmiyorsun. O zaman bizim bu coğrafyayı sevindirecek işler yapmamız lazım.
"CONİ VE HANS'IN TÜRK, KÜRT, ARAP DERDİ YOK"
-Nasıl işler yapmalıyız?
Bir kere kardeşliğimizi diri tutmalıyız. Mesela en zor zamanında Türkiye seninde, sen Türkiye’nin yanında olmalısın. En zor durumunlarında Türkiye dışında kim yanlarında olacak bunu görebilmeleri lazım. Coni mi, Hans mı yanlarında olacak.? Coni’nin ve Hans’ın Türk, Kürt, Arap diye bir derdi yok. Onların derdi küresel güç mücadelesinde kendi gücünü tahkim etmek için yakmak ve yıkmak. 1.Dünya savaşından beri milyonlarca müslümanın kanı aktı. Arakan’da insanlar katlediliyor, hangisinin çıtı çıkıyor? Allah muhafaza yarın Kuzey Irak’ta katliam yapıldığında ki DAEŞ ve Haşbi Şabi yaptığında kimin umrunda oldu. Müslüman müslümanı katlediyor resmi çizip kenardan kahvelerini, viskilerini içip akan müslüman kanını seyrettiler. Bu coğrafya emperyalizmin değil ümmetindir. Bunu çok iyi bilmeliyiz. Bunu farkettiğimiz zaman bu toprakların yeraltı ve yer üstü kaynakları refahımız içinde, kardeşliğimiz içinde, adalet inşası içinde, barışımız içinde yeter. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok.
"RUSYA KENDİSİNİN HEDEF OLDUĞUNU GÖRMELİ"
Olamaz da… Ama Türkiye’yi yok sayarakta bririlerinin bir şey yapmazsına da Türkiye izin vermez. O nedenle doğrudan hedef üç ülke var. İran, Rusya ve Türkiye. Son olarak Rus Generalin öldürülmesi de tamamiyle Türk- Rus ittifakına zarar vermek içindi. Ve bu Rus generalin öldürülüş biçimi itibariyle Şam’ın parmağı vardır. Generali öldürerek Tükler ve Rusların bölgede sağlayacakları çatışmasız güvenli bölgeyi sabote etmek istemişlerdir. Dolasıyla Rusya’nın Sovyetler sonrası inşa ettiği yapının doğrudan hedef olduğunu bilmeli. 15 Temmuz ‘un da hedefi Rusya idi. Irak’ta, Suriye’de Daeş militanlarına biçilen rol bittiğinde Kafkaslara, Orta Asya’ya çıkmayacaklarının garantisi mi var? Garantisi olmayacağına göre senaryonun Rusya’ya dair yıkılmak istendiğini Rusya görmeli ve Kuzey Irak’ta yapılan referandum sonrasındaki sürecin doğrudan kendisinin hedef olduğunu görüp, bilmesi gerekmektedir.
-Referandum sonra Erbil’de fotağraflara yansıyan bir görüntü vardı. Kutlama yapan halktan bazılarının ellerinde İsrail bayrakları olduğunu gördük. Barzani’nin bu kadar baskılara rağmen referandumda ısrar edişinin arkasında İsrail’i kendisine güç olarak aldığını söyleyebilir miyiz?
Sadece İsrail’i değil, Pentagon ve Amerikan Merkez Bankası arasındaki mücadele de var. Dolayısıyla Pentagon Modern İpek Yolu ve Çin’i kontrol etmek istiyor. Aslında Amerika’nın Çin’in kontrol etme tezi, doğru bir tezancak bu tezin işleyiş biçimi yanlış.
"PENTAGON ÇİN'İN KONTROL KABİLİYETİNİ YOK EDİYOR"
-Bunun ne demek olduğunu biraz açar mısınız?
Amerika Pentagon, Ortadoğu coğrafyasını parçalayarak Çin’in kontrol edilebilme kabiliyetini yok ediyor. Yani bu coğrafya da türkleri, kürtleri, arapları birbirleriyle çatıştırarak Çin ve Modern İpek Yolu kontrol edilemez. Oysa dünya 2030 lar da 2050 ler de bir Çin istilasıyla karşı karşıya gelecek.
-Ekonomik anlamda mı?
Hem ekonomik, hem siyasi,hem de askeri anlamda. Bir başka anlamda da demogratif olarak 1.5 milyara yaklaşan nüfusun olduğu bir ülke. Aynı ülke 300 milyonun üzerinde 1 milyon üstü gelire sahip bir ülke. Bağımsız silah üretebilme kabiliyeti olan ve hepsini nüfusla besleyebilen bir ülke dünyanın her ülkesinde Çin Mahalleri kurarak istila yapmaya kalkarsa ne yapacaksınız? Önümüzdeki yüzyıllık sürecin en önemli meselesi insanlık için Çin’in kontrol edilmesi meselesidir. O zaman Amerika Pentagon bölgeyi kristalleştirmekten vazgeçip, Türkiye’nin liderliğinde islam dünyasının bir ve beraber olması tezini destekleyip Çin’e karşı Çin’i durduracak en önemli gücün Rusya ve Türkiye liderliğinde islam dünyası olduğunu bilmelidir. Pentagon bunu yapmak yerine bölgeki herkesi çatışmalı hale getirip rahat edeceğini düşünüyor.Türkiye’yi küçültmeye yönelik adımlar yerine, Türkiye’nin güçlülüğü küresel dengenin inşaasında önemli bir rol olduğunu fark edip coğrafyadaki herkesin bir olduğu bir güç ortaya çıkmalı ve Çin’in yükselişini böyle durdurmalıdır. Bunun yerine çatışmalı bir tablo oluşturulmaya çalışılırsa da bundan en çok Amerika zarar görecektir. Çünkü Türkler tarih boyunca savaçı bir millet olup, bağımsızlığı söz konusu olduğunda hiçbir zaman bağımsızlığından, devletin bekasından ödün vermemiştir ve vermeycektir. Bedel öder ama ödediği bedelin karşısında da devletin bağımsızlığı ve bekası için geri adım atmaz. Bunu herkes iyi bilmeli. Dolayısıyla bu coğrafyayı bir maceraya sürüklemek yerine bu coğrafyanın gücü üzerinden dünya sisteminin yeniden şekillenişinde Çin’e karşı yeni ittifak alanları oluşturmalı.
ABD’nin referandum sürecindeki açıklamaları hiçbirimize de inandırıcı gelmedi. Orada durumlar nasıldı?
Bir Amerika yok bir kere. Amerika’nın kendi içinde de Trump yanlızlaşmış bir lider.
"ABD'DE İKİ DERİN DEVLET VAR"
-Bu Amerikan Derin Devleti dedikleri yapıdan kaynaklı olarak mı?
Amerika’da iki tane derin devlet var. Bir parayı kontrol eden derin devlet var, bir de askeri gücü kontrol edip ulusal çıkarları üzerinden hareket eden bir derin devlet var. Trump ikisi arasında sıkışmış vaziyette dolayısıyla bu iki Amerika arasındaki güç mücadelesinin yansımasıdır aslında bizim coğrafyamızda da yaşananlar. ABD ‘de ki denklemin nereye döneceği, dünyadaki gelişmelerin de nereye döneceğini gösterir. Amerika’nın 20 trilyona yakın borcu var. Dolayısıyla borcun alındığı güç merkeziyle, borcu ödemek zorunda olan güç merkezi arasındaki bu mücadelenin dünyada yansımalarını yaşıyoruz.
-Türkiye bu mücadelede nerede duruyor?
İşte böyle bir güç mücadelesinde Türkiye çok stratejik bir güç. Bu denklem Türkiye’siz olmaz. Çok çetin bir yolda olduğumuzu da vatandaşlarımız bilmeli.
"TRUMP'I TRUMP OLARAK GÖRMEYİN"
-Trump’tan aynı zamanda çok uzun ömürlü değil, yakında gider diye konuşuluyor. Siz buna katılıyor musunuz?
Hayır katılmıyorum. Önemli olan Trump üzerinden kimlerin ne iş yaptığıdır. Yani Trump’ın üzerinden ne yapılıyor, ne konuşuluyor ona bakacaksınız. Trump’ı Trump olarak görmeyin. Trump bir anlamda mikrofon. Mikrofondan hangi seslerin, hangi cümlelerin çıktığına bakacaksınız.
"KÜRDİSTAN KÜRT KARDEŞLERİMİZE VERİLMİŞ BİR HAVUÇTUR"
-Tekrar Barzani’ye dönelim. Gelen tepkiler sonrasında son düzlükte şöyle bir açıklama yaptı.”Referandumdan evet çıksa da ertesi gün bağımsılığımızı ilan edecek değiliz.”Sizce Türkiye’ye rağmen bölgede ciddi olarak bir Kürdistan devleti kurulabilir mi? Kurulsa da bölgede yaşabilir mi?

Bir kere emperyalizmin Kürdistan diye bir derdi yok. Emperyalizm kendisi için sömürge bir yapı düşünüyor. Bu coğrafya da bir kontrol kulesi inşa etmek istiyor. Maalesef Barzani de 20. y.y da kalmış siyasi aklını 21.yy da ki zamana uyduramıyor. Uyduramadığı içinde geri de kalıyor. Oysa ki dünya bilgi iletişim teknolojileri üzerinden bambaşka bir yere evrilmiş vaziyette. Barzani Kuzey Irak’ta ki gençlerin ne istediğini anlamıyor. Aynı şeyi HDP de anlamıyor. Hakkari deki gençleri dağa çıkartırken üzerlerindeki psikolojik travmanın farkında değiller. Farkında olmadıkları için bu tarz etnik kimliğe dayalı, bugünü ve yni zamanı anlamayan her akıl kaybetmeye mahkumdur. Çünkü dünyada kontrol edebilme şansımızın olmadığı ancak yönetebilme şansımızın olduğu bir yeni durum var. Japonya’daki genç ile Türkiye’deki genç tarz olarak birbirine benzer hale geldi. New York’taki genç ile Sultanbeyli’deki genç birbirine tarz olarak benzer hale geldi. Bunu engelleyebilme şansınız yok çünkü Steve Job insanlığın hayatını akıllı telefonlarla değiştirdi. Saç telinden ince bir kablo insanlığın birbirine benzemesinin önünü açtı. Bunu durduramazsınız ama yönetebilmelisiniz. O zaman etnik kimlikler üzerinden üretilmiş bir akıl ile bunu yapabilmeniz mümkün değil. Bu kimliklerin hepsinin varlıklarını koruduğu bir adalet hakkı, eşitlik hakkı, hakkaniyet hakkı üretmek mecburiyetindesiniz. Bunun içinde Barzani ve HDP bunu görmediklerinden dolayı 25 yıl sonra ne ile karşılacaklarının farkında değiller. Bundan dolayı bu bölgede bir Kürdistan ilan edilirsede bu emperyalizmin kendi kontrollerinde hareket ettireceği bir Kürdistan olacaktır. Ve bu Kürdistan üzerinden İran’ı, Türkiye’yi, Rusya’yı, Çin’i, Akdeniz’i kontrol etmek istemektedirler. Bu Kürdistan ismi Kürt kardeşlerimize verilmiş bir havuçtur. Sopası ise sömürgeleşmektir. Yani kurulacak bir devlette emperyalizmin adamları Erbil’de valilik rolü üstlenecek. Kürt kardeşlerimizde zannedecek ki biz Erbil deki parlamentodan yönetiliyoruz. Biz Erbil’de ilan edilmiş hükümet tarafından yönetiliyoruz zannedecekler. Ve beraberinde İslamsızlaştırlacaklar. Nasıl, Baascılık üzerinden Araplar İslamsızlaştırılmaya çalışıldıysa bunu tekrar edecekler. Bir anlamda Netanyahu üzerinden sevinç gösteri yapmayı da Selahattin Eyyübi’ye, Mevlana Halid-i Bağdadi’ye, Ahmed-i Hani’ye, Seyyid Taha hazretlerine ihanet olarak görüyorum. Kürtlerin sağduyusunun buna müsaade etmeyeceğine inanıyorum. Kürtlerin içerisindeki seyyidlik geleneği buna rıza göstermeyecektir. Ama empertalizmin böyle bir planı var ve bu plan işlemektedir. İşleyen kürtlerin planı değil. Kürtlerin bu fotoğrafta özne olma ihtimali yok. Kürtler bu fotoğrafta nesne. Bundan dolayı hepimizin çok dikkatli bir dil kullanması gerekiyor. Bu coğrafyada Türkler ve Kürtler Yavuz’un Çaldıran öncesi ve sonrasında kurduğu ittifakları güncellerse tarihi yeniden biz yapılandırırız. Eğer güncellemezsek bu coğrafyayı hiç tereddütsüz hepimize mezar ederler.

10 Temmuz 2018 Salı

Atatürk'ü Anlamadan İstiklal Marşından Kaçanlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
"Önce vatan kurtarıp sonra devlet kuran milliyetçi bir mimar, milli bir mihverdir. Bu itibarla Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bizzat demişti ki: "Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine sadakat gerekir." Türk ve Türkiye sevdalıları çok şükür bu sadakattedir." Lider Devlet Bahçeli
Yemin töreninde yaşanan haylazlık hınzırca HDP'yi destekleyip Meclise taşıyan, Türk Milletinin değerlerine saldıran Y-CHP'liler bakalım o çok savundukları "özerklik" maddesiyle İstiklal Marşından kaçan, hile ile Meclise giren insan bu devletten maaşını alan insanlara insan diyecek mi?
Bu devletin temel değerlerine söven, devletin birlik ve beraberliğinden uzak yaşayan benciller ordusu İstiklal Marşımızı kabul etmiyorlarsa nasıl olacak da bu devletin kurallarına göre hareket edecekler? Bir saygı duruşundan sonra İstiklal Marşı okunurken orayı terk mi edecekler. Ya da bulunan yerden uzağa gidip sonra mı oraya gelecekler?
Bu milletvekili olarak kabul edilen zirzoplarla düzelip Milli Marştan kaçmamalarına karşı bir önlem alınmalıdır. Ya da özünü kaybetmiş CHP gibi tarihi inkar edip Atatürk'ün değerlerine karşı çıkarak, Onun milletim dediği yerde halklarımız demek mi daha doğrudur? Bilinmesi gereken budur. O zaman Atatürk'ün sahip olduğu milliyetçi değerlerine hak veririz.
Kimsenin Atatürkçü olmasına gerek yok! Ancak herkes Atatürk'e karşı saygılı, sevgi ve minnet duyguları içinde olmalıdır. Kim ki ben Atatürk'e karşıyım derse o kişi Türklüğe karşıdır. Unutmayın ki bugün tek bir millet, tek bayrak, tek vatan, tek din altında beraberce yaşıyorsak bunu Allah'ın iradesi ile bize Türk olduğumuzu hatırlatıp, Müslümanca hür ve bağımsız yaşamaya alıştırmış, bize vatanımızı Allah'ın inayetiyle sevdirmiş ve Türkiye'yi vatan olarak kurdurmuş kişiliktir. Ondan ve beraberinde duran kişilerden Allah binlerce kez razı olsun hepsine tek tek duacıyız. Hatta İsmet paşaya bile son haline gelinceye kadar duacıyız. Atatürk'ten fikirsel olarak ayrı düştüğü gün Türk Milletinden de ayrı düşmüştür. Bilinmesi gereken gerçek budur.
Atatürk'e karşı olan ve karşısında duran bölücülerin ve komünistlerin yaptıkları sahte İnönü'cülükten Allah bizleri korusun! Görünen o ki komünistlik içinde bize sahte Atatürk olgusu geliştirmeye çalışanlar var. Milliyetçilik, Türkçülük kabuğundan soyulmuş Atatürk sizin yaratmaya çalıştığınız olmayan dünyaya hiç gelmemiş bir varlıktır.
Bizim bildiğimiz, tüm dünyanın kabul ettiği "Ne mutlu Türküm diyene" diyen büyük bir Lider olan her türlü izmle mücadele içinde olan "Biz Türk'üz" diyen İslam'ı inkar etmeyen Milliyetçi bir Atatürk'tür.

Sağlıcakla kalın!

23 Ekim 2018 Salı

Erdoğan, Bahçeli'nin "Yerelde İttifak Yok" Sözlerine Yanıt Verdi

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Biz de 'Herkes Kendi Yoluna' Deriz

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin yerel seçimde ittifak yapmayacaklarını açıklamasının ardından parti grubunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan "O zaman, kusura bakmasından biz de 'Herkes kendi yoluna' deriz" yanıtını verdi.


MHP Lideri Devlet Bahçeli, parti grubunda yaptığı konuşmada "Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz" diyerek AK Parti ile yerel seçimde ittifaka kapıları kapattı. Bahçeli'nin bu çıkışı sonrası gözler Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a çevrildi. Erdoğan, parti grubunda açıklamalarda bulunurken "Kusura bakmasınlar, o zaman biz de 'Herkes kendi yoluna' deriz" ifadelerini kullandı.


Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları;


"Geçtiğimiz hafta bir Moldova ziyaretimiz oldu. Çok verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Bu ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümü Gökoğuz'da çeşitli programlara katıldık. 15 bin kişinin katıldığı meydan mitingini yerine getirdik.


"FİZİKİ SINIRLARIMIZ BAŞKA, GÖNÜL SINIRLARIMIZ BAŞKADIR"


Kısa bir süre önce gittiğimiz Macaristan'dan da çok güzel anılarla döndük. Balkan ve doğu Avrupa coğrafyasında aynı hüsnü kabulle karşılaşıyoruz. Bizim fiziki sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız bambaşkadır. Biz bir adım attığımızda muhataplarımızın 3-5 adımla karşılık vermesi, orada aynı sevgi, özlemin yaşadığının işaretidir. Dostlarımızla birlikte müreffeh bir gelecek inşasını sürdüreceğiz."


"AK PARTİ VE MHP İKİ AYRI PARTİDİR"


Türkiye siyasi işbirlikleri hususunda yeni bir döneme girdi. Bu işbirliği zemininin çok önemli katkısı olmuştur. MHP ile yeni yönetimin hayata geçirilmesi sürecinde son olarak 24 Haizran'da çok verimli bir ittifak sergiledik. Cumhur İttifakı adını verdiğimiz bu zemini hazırlayan milletimizdir. Milletimizin sesine kulak verdik ve samimi bir dayanışma içinde olduk. Yeni yönetim sisteminin inşası gibi temel konularda ittifak içinde olmak, iki partinin aynı çizgiyi takip etmesi beklenmiyor. AK Parti ve MHP iki ayrı partidir. Farklı düşündüğümüz konularda kendi yolumuzu takip ederiz.

MHP ile kimi hususlarda farklı düşündüğümüz görülüyor. Cumhur İttifakına verdiğimiz önem üzerine bu farklılıklara yapıcı bir dil ile ifade etmeye çalıştık. Kimseye kişisel olarak saygısızlık etmeyi aklımızdan geçirmeyiz. Esasen bizim siyaset tarzımızda böyle bir uslubun yeri yoktur.

Af gündeme geldiğinde, bu işi tam manasıyla masaya yatırdık. Teklife sıcak bakmadığımızı çeşitli örneklerle anlatmaya çalıştık. Burada temel bir ilke var. Temel ilke bir devlet kendisine karşı işlenen suçlara af yetkisine sahip olabilir ama kişilere karşı işlenen suçlara karşı devlet af yetkisine sahip değildir.


"BİR KATİLİ AFFETMEMİZİ MAKTULÜN AİLESİNE NASIL ANLATACAĞIZ?"


Eğer adalet mülkün esasıysa o zaman biz bu mülkü ayakta tutmak için adil davranmaya mecburuz. Kalkıp da uyuşturucu baronlarıyla, torbacılık yapanları bir araya getirmek bunu anlamak da mümkün değil. Biz devlet olarak baronlarla da torbacılarla da içenlerle de mücadele ettik, etmeye devam ediyoruz. Hiçbir dönemde uyuşturucularla mücadelede bizim iktidarımız olduğu kadar yoğun bir mücadele verilmemiştir. En doğusundan güneydoğusuna kadar nerede ne gibi çalışmalar yapıldıysa hepsini topladık, gerekeni yaptık. 50 binin üzerinde uyuşturucu mahkumu var. Bunlara kader mahkumu diyebilir miyiz? Ne demek aldatılmış? Öbür tarafta can alan katillere mi kader mahkumu diyeceğiz? Öbür tarafta hırsızlara mı kader mahkumu diyeceğiz? Cezaevinden çıkarıyorsunuz daha fazlasını yapıyor, bunlara mı kader mahkumu diyeceğiz? Zanilere mi kader mahkumu diyeceğiz? Biz devlete karşı işlenen suçlarda devlet olarak yapılabilecek ne varsa gayret ederiz. Bir katili affettiğimiz zaman maktulün ailesine nasıl anlatacağız?


"İSTİKLAL MARŞI'NDAN BAŞKA BİR ANT TANIMIYORUZ"


Emeklilite yaşa takılanlar için gerekenler söylenmiştir.
Bizim kimseyi ne kurum ne isim olarak hedef almamız söz konusu değildir. Sosyal medyadaki kimi açıklamaların yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını düşünüyoru ve üzülüyorum.

Andımız geride bıraktığımızı sandığım bir konuydu. 2013'te bunu çözmüştük. Yetki aşımı yaparak maalesef bu düzenlemeyi iptal etmiştir. Türkiye'yi hak etmediği bir tartışmanın içine sürükleyen bu karar, eski hastalıkların yaşadığını gösteriyor. Tek parti CHP'si döneminde başlatılan uygulamayı hala sürdürmeyi çalışmak yanlıştır. Andın ilk halini Türk Ocaklarını kapatmasıyla, üniversitelerini perişan etmesiyle bilinen tıp doktoru Reşit Galip yazmıştır. Türkçe Ezan zulmünün de mimarıdır.Milletimizin en etkili andı İstiklal Marşıdır. Bunun dışına bir and tanıyoruz, tanımayacağız.
Danıştay, Öğrenci andı konusunda yetki aşımı yapmıştır. Biz İstiklal Marşı dışında bir ant tanımıyoruz.


"KÜRT KARDEŞLERİMİZE KÜRTÇÜLÜK YAPMA HAKKI DOĞAR"


Ben Türk'üm ama Türkçü değilim. O başka bir şey, o başka bir şey. Irkçılık bizim dinimizde yasaklanmıştır. Her etnik unsur kendi etnik unsuruyla iftihar edebilir. Sizin Türkçülük yapma hakkınız var ama benim Kürt vatandaşımızın Kürtçülük yapmak hakkı doğar. Asla bunu ırkçılık yapma boyutuna taşımayalım. Bunu yaptığınız anda ayrımcılık yapmış olursunuz. AK Parti olarak bu yanlışa düşmedik.

Türkiye Cumhuriyeti devleti 81 milyonun ortak devleti olduğuna göre, sembolik unsurların hepimizi kucaklaması gerekir. Rabiamız budur. Tek millet. Kökenine, bölgesine bakmaksızın 81 milyon vatandaşımızın tamamını ifade ediyoruz. Ayrımcılık yok. Tek bayrak. uğrunda dedelerimizin ve evlatlarımızın kan döktüğü istiklalimizin alameti farikasını olan değerini vurguluyoruz. Tek vatan derken, 780 bin kilometre vatan toprağının hepimize ait olduğunu söylüyoruz. Tek devlet derken maziden atiye uzanan köprü üzerindeki Türkiye Cumhuriyeti'nden başka devlet tanımadığımızı belirtiyoruz.


"HERKES KENDİ YOLUNA"


Ülkeyi ve milleti sevmek çocuklarımızı buna uygun bilgi, beceriyle donatmakla olur. Biz 2053, 2071'i inşa etmek için ittifak kurduk. Bunun için artık bu tür meselelerdeki görüş farklılıklarının Cumhur İttifakı'na gölge düşürmesine izin vermemeliyiz. Biz bu ittifakın ruhuna zarar verecek hiçbir işin içinde olmadık, olmayız. Milletimizin emaneti olan Cumhur İttifakını günlük siyasetin üzerinde tutmak istedik. Gördük ki MHP farklı bir tercih yaptı. Madem 'Biz yolumuza' diyorlar, biz de 'Herkes kendi yoluna' deriz.

Ülkemiz, milletimiz, partimiz için hayati gelişmelerin olacağı bir dönem olacak. Yeni bir atılım sürecine giriyoruz. Siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkiler içinde olduğumuz Avrupa zorlu günler geçiriyor. ABD'nin hamlelerini yakından izliyoruz. Orta Asya ile iyi ilişkiler içindeyiz.


"CUMHUR İTTİFAKI'NDAN YANAYIZ"


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, grup toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Cumhur İttifakı'ndan yana olduğunu söyledi.

Bahçeli'den Yeni İttifak Açıklaması: Cumhur İttifakı Duruyor, Yerelde İttifak Yok

"Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye hazırız" diyen MHP Lideri Devlet Bahçeli'den yeni ittifak açıklaması geldi. Bahçeli, açıklamasında "Cumhur ittifakı duruyor, yerelde ittifak yok" dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Parti olarak 31 Mart 2019 mahalli idareler seçimlerine yönelik herhangi bir ittifak beklentimiz, ittifak arayışımız, ittifak niyetimiz geldiğimiz bu aşamada artık kalmamıştır. Kendi yolumuzu sadece kendimiz çizeceğiz" dedi.


"CUMHUR İTTİFAKI DURUYOR, YERELDE İTTİFAK YOK"


Bahçeli grup toplantısı sonrası yeni bir açıklama yaparak "Cumhur ittifakı duruyor, yerelde ittifak yok. Her seçim bölgesinde kendi adayımızı açıklayacağız. İstanbul'da aday çıkaracağız" ifadesini kullandı.

12 Eylül 2017 Salı

12 EYLÜL DARBESİNİN 37. YILI




Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olan 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 37 yıl geçti.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen son askeri darbesi olarak tarihe geçen 12 Eylül 1980 darbesinin başladığı, Cuma günü saat 03.59'da TRT radyosunun İstiklal Marşı ve sonrasında anons yapılmadan, Harbiye Marşı'nın çalınmasıyla anlaşıldı.
Marşın bitiminde Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzasıyla yayımlanan Milli Güvenlik Konseyi'nin bir numaralı bildirisi okunmaya başlandı. Bu bildiriyi 5 bildiri daha izledi.

"Kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek..."
Türk demokrasisine darbe yapıldığının en resmi açıklaması ve gerekçesi ise dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Evren tarafından duyuruldu.
Evren, darbenin gerekçesini, "... Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır." ifadeleriyle anlatmıştı.
Darbenin Evren dışındaki uygulayıcıları ise Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan komuta kademesiydi.
Darbe gerekçeleri
TSK'nın emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği darbenin en önemli gerekçesi "güvenlik" oldu.
TBMM'nin 22 Mart 1980'de ilk turunu yaptığı Cumhurbaşkanlığı seçimini, 114 tur oylama yaptığı halde darbe gününe kadar sonuçlandıramamasının da etkili olduğu süreçte birçok cinayet işlendi.
Gazeteci Abdi İpekçi, Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, DİSK ve Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, Eski Başbakan Nihat Erim, Adalet Partisi İstanbul Milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu, CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu, MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok ile eşi ve kızının öldürülmesi gibi çok sayıdaki siyasi cinayet, darbeci generallerin gerekçeleri olarak tarihe geçti.
6 Eylül'de Konya'da düzenlenen "Kudüs Mitingi" de darbe yönetimi tarafından "şeriatçı girişim" olarak gösterilmişti.
Hazırlıkları Genelkurmay Karargahı'nda yapıldı
Askeri darbenin hazırlıkları, Haziran 1980'den itibaren Genelkurmay Karargahı'nda yapılmaya başlandı.
Kod adı "Bayrak Harekatı" olan darbe, ilk olarak bütün ordu komutanlarına gönderilen emirle 11 Temmuz saat 04.00'te hayata geçirilmek istendi ancak 2 Temmuz'da Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki hükümetin güvenoyu almasıyla plan ertelendi.
Aynı plan, yine aynı isimle 12 Eylül sabaha karşı uygulamaya konuldu, artık sokaklara palet ve postal sesleri hakimdi.
Emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi olarak tarihteki yerini aldı.
Siyasiler sürgüne gönderildi
12 Eylül askeri darbesi ile Süleyman Demirel'in başbakanı olduğu hükümet görevden alındı, TBMM lağvedildi. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı askeri dönem başladı.
Cuntacılar, 13 generali ülke genelinde ilan ettikleri 13 sıkıyönetim bölgesine komutan olarak atarken Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetleri de durduruldu.
Siyasi partileri de lağveden askeri yönetim, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne gönderdi. Siyasi yasaklar geldi.
Darbeye liderlik eden 5 generalin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'ya kurdurulan hükümet, 21 Eylül'de göreve başladı.
Darbenin ardından geçen 3 yıl içinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve askeri yönetimin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, yapılan "güdümlü" referandumla yüzde 92'lik "Evet" oyu aldı.
Halk oylamasında, Kenan Evren cumhurbaşkanı seçilirken askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, 2010'daki Anayasa değişikliği referandumuna kadar yürürlükte kaldı.
Yönetime el koyan cuntacı askerler, acısı yıllarca sürecek idamların kararını da verdi.
Darbeden sonra ilk idamlar, 7 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.
Milyonların hayatı etkilendi
Darbeden sonraki süreçte askeri yönetim, milyonlarca kişinin hayatını etkileyen kararların altına imza attı ve yıllar sürecek travmalara neden oldu.
Darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. Bunlardan 517 kişiye idam kararı verilirken kararların 50'si uygulandı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılırken yaklaşık 100 bin kişi, örgüt üyesi olma suçundan yargılandı, 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işten çıkarıldı.
İşkence ve faili meçhullerin çokça yaşandığı dönemde bine yakın film yine sakıncalı bulunduğu için yasaklandı, 4 bine yakın öğretmen, çok sayıda üniversite görevlisinin işine son verildi. Yüzlerce gazeteci için de binlerce yıla varan hapis cezaları istendi.
Yargılama yolu yine 12 Eylül'de açıldı
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yürürlüğe giren, "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağı"na dair Anayasa'nın geçici 15. maddesi, 12 Eylül 2010'daki referandumun ardından kaldırıldı.
12 Eylül darbesinin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkındaki suç duyurularının ardından, darbe döneminin Genelkurmay Başkanı, Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya 4 Nisan 2012'de, darbeden 32 yıl sonra yargılanmaya başlandı. Yargıtayda temyiz istemi görüşülen dava, iki ismin hayatını kaybetmesinin ardından düştü.
Referandumdan sonra yapılan anayasa değişikliğiyle "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanmayacağını düzenleyen Anayasa'nın geçici 15. maddesi" yürürlükten kaldırıldı. Türkiye genelinde birçok kişi ve örgüt, darbenin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkında soruşturma başlatılması için suç duyurusunda bulundu.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma kapsamında, Evren ile Şahinkaya hakkında hazırladığı iddianameyi, 10 Ocak 2012'de kabul etmesiyle Türkiye tarihinde ilk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıktı. İddianamede iki komutan, ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek'' ile suçlandı.
İlk duruşması, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinde, 4 Nisan 2012'de görülmeye başlanan davaların duruşmalarına, Evren ve Şahinkaya, sağlık durumlarını gerekçe göstererek katılmadı. Davanın bundan sonraki duruşmalarında her iki isim de savunmalarını, tedavi gördükleri hastanelerden sesli ve görüntülü iletişim sistemi üzerinden yaptı.
Evren ve Şahinkaya, savunmalarında, suçlamaları kabul etmeyerek, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını savundu.
AYM, başvurularını "kabul edilemez" buldu
Evren ve Şahinkaya 13 Şubat 2013'te, dava nedeniyle haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuruda da bulundu. İki eski komutan, davanın görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesine, ''12 Eylül iddianamesinin ve kamu davasının hukuken yok hükmünde olduğunun tespiti" için dilekçe verildiğini ancak mahkemece bu istemin reddedildiğini gerekçe gösterdi. AYM, 26 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'nın başvurusunu, olağan kanun yolları tüketilmediğinden kabul edilemez buldu.
Dava devam ederken Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la birlikte Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi kapatılınca dava, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.
Savcı müebbet istedi
Cumhuriyet Savcısı Erdinç Hakan Özdabakoğlu, 12 Eylül Davası'nda verdiği esas hakkındaki görüşte, sanıklar Evren ve Şahinkaya'nın, 765 sayılı TCK'nın "Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmalarını istedi.
Mahkeme Başkanı Oktay Saday'ın açıkladığı hükme göre Evren ve Şahinkaya, "21 Aralık 1979'da dönemin Başbakanı'na verdikleri muhtırayla Anayasa'yı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan, 12 Eylül 1980'de de cebren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men suçundan eylemlerine uyan 765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesi gereğince" ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Takdiri indirimle bu cezalar, "müebbet hapis cezası"na çevrildi.
Evren ve Şahinkaya hakkında, Askeri Ceza Kanunu'nun "askeri rütbelerin sökülmesi"ne ilişkin 30. maddesinin de uygulanmasına karar verildi.
Kararın ardından Evren ve Şahinkaya'nın avukatı, 24 Haziran 2014'de kararın bozulması istemiyle temyiz dilekçesini Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine verdi. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesi sürerken Evren, 10 Mayıs 2015'te tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisinde 98 yaşında, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Şahinkaya da 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında hayatını kaybetti.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.
Dosya, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderildi.

20 Mart 2018 Salı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ABD'ye sert cevap



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'li sözcünün "Afrin’de kaygılıyız” sözlerine cevap vererek, " Biz kaygılarımızı size ilettiğimiz zaman neredeydiniz? Gelin burada bu terör örgütlerini temizleyelim dediğimiz zaman neredeydiniz?" dedi.
AK Parti Grup Toplantısı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrin'de etkisiz hale getirilen terörist sayısının 3647 olarak açıkladı. ABD sözcüsünün 'Kaygılıyız' açıklamasını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerika’dan sözcü açıklama yapıyor. “Afrin’de kaygılıyız” diyor. Biz kaygılarımızı size ilettiğimiz zaman neredeydiniz? Gelin burada bu terör örgütlerini temizleyelim dediğiniz zaman neredeydiniz? Siz terör örgütleriyle iş birliği yaparak DEAŞ’ı temizleyeceğinizi bize söylemiştiniz. “Gelin bunu beraber yapalım” dediğinizde bize inanmadınız. Buyurun şimdi PYD’sini de YPG’sini de bizim Mehmetçiğimiz Özgür Suriye Ordumuz nasıl halletti işte ortada." dedi.
Erdoğan sözlerine şöyle devam etti;
BİZİ ALDATMAYA KALKTINIZ
"Bir taraftan "stratejik ortağımızsınız" diyeceksiniz sonra teröristlerle işbirliği yapacaksınız. İşte gerçek ortada. Eğer bizimle stratejik ortaksak bize saygı duyacaksın ve bizimle beraber yürüyeceksin. Ve bizi aldatmaya kalktınız. Hep söylüyorum, 5 bin TIR, fazlası var azı yok buraya silah soktunuz. 2 bin kargo buraya mühimmat soktunuz. Biz sizden paramızla silah istedik bize vermediniz. Ama terör örgütüne ücretsiz olarak bu silahı mühimmatı verdiniz. Bu nasıl ortaklık? Bu nasıl dayanışma?
BÜTÜN O MÜHİMMAT DA YAVAŞ YAVAŞ BİZİM ELİMİZE GEÇİYOR
Ve şimdi o açılan tüneller, o tünellerin içindeki silah mühimmat depoları. Aynı şekilde silah mühimmat evleri. Bak, bunların hepsini şimdi yıkıyoruz. Onlar kaçıyor, biz kovalıyoruz. Ve bütün o mühimmat da şu anda yavaş yavaş bizim elimize geçiyor, geçecek.Fırat Kalkanı ile ilk defa belirli bir noktayı değil, 2 bin kilometre karelik büyük bir bölgeyi sorun olarak bize sıkıntı veren bölgeyi, sorun olmaktan çıkararak bunları kontrolümüz altına aldık. Güvenliğini de şu anda biz sağlıyoruz ve 160 bin Cerablus, El Rai, Bab, bunun içindeki insanlar artık topraklarına döndü. Bu örgütler tamamen saf dışı bırakılmıştır. Kılıç artıklarının temizlenmesi sebebiyle 7 ayı bulan operasyon bölgesinde huzurun sağlanmasının ardından kardeşlerimiz topraklarına dönmüştür.
2 AYDA AFRİN OPERASYONUNU BİTİRDİK
Zeytin Dalı Harekatı'nda 2 ay geçmeden şehir merkezini kontrol altına almış bulunuyoruz. Kılıç artıklarının ve patlayıcıların temizlenmesi için operasyonlarına bir müddet daha devam edeceklerdir. ÖSO ve bizim oradaki askerlerimiz bu arama taramayı devam ettiriyor. Yarın orada herhangi bir sıkıntı yaşamamalıyız.Kimse bizim öncelikle Afrin'i hedef alabileceğimizi beklemiyordu. Ardından terör örgütünü sürekli şişiren haberler yayılmaya çalışıldı. Batı ülkeleri de sürekli bize "Afrin'e girmeyin" demeye utandıkları için olacak, "Bir an önce operasyonu bitirin" mesajları veriyordu.  "Yanlış yapıyorsun, önümüzü kesmeye çalışmayın, yola çıktık" dedik. Biz onları kırmadık, onların ricalarını yerine getirelim istedik ve 2 ayda Afrin operasyonunun askeri safhasını büyük ölçüde bitirdik.
UTANMADAN BİZİ SUÇLADILAR
Aslanlar meydana çıkınca çakalların payına kaçmak düşer. Bizim askerimiz, korucularımız, jandarmamız, polisimiz, ÖSO aslan gibi meydana çıkınca PYD'li çakallar da kuyruklarını kıstırıp kaçtılar.Utanmadan bizi sivillere zarar vermekle suçlamaya kalktılar. Tüm iddiaları belgeleri ile görüntüleri ile şahitleri ile çürüttük. Bölgeyi yeniden yaşanabilir hale getirme çalışmalarına başlıyoruz.
46 GÜVENLİK GÖREVLİSİ, 269 ÖSO MENSUBU ŞEHİT
Bir kez daha Zeytin Dalı Harekatı'nda şehit verdiğimiz 46 güvenlik görevlimiz ile 269 ÖSO kardeşlerimize Allah'tan rahmet yakınlarına ve milletimize baş sağlığı diliyorum. İster kendileri gelsinler, ister kuklalarını göndersinler biz bu ülkeyi, bu vatanı kimselere bırakmadık, bırakmayacağız. İnancımızın sembolü ezanımızı susturamayacak, bağımsızlığımızın sembolü bayrağımızı indiremeyecekler. Bir daha İstiklal Marşı yazmamak için bu marşımızın mesajlarını zihnimizden ve yüreğimizden asla eksik etmeyeceğiz.
KILIÇDAROĞLU'NA GÖNDERME: BUNLARIN HAYATI MANEVRA
Bu süreçte görev alan tüm kurumlarımız meselenin öneminin farkındalar. Sadece bazı hainler hala bu mücadeleyi karalamanın gayreti içindeler. Hamdolsun onlara en güzel cevabı milletimizin bizatihi kendisi veriyor. Daha dün "Afrin'e girilmesini asla doğru bulmuyoruz" diyenlerin kim olduklarını çok iyi biliyoruz. Şimdi ne diyorlar, "ordumuzu tebrik ediyoruz". Ne oldu şimdi size? Hep manevra. Bunların hayatı manevra.
Ey şu anda ana muhalefetin başı ve yanındakiler. "PYD terör örgütü değildir" diye açıklamadınız mı?Biz PKK’nın bunların yan kuruluşu olduğunu açıkladığımız halde siz aksini söylediniz. Afrin’de PKK ile savaştık, PYD ile savaştık ve onların bütün o yandaşlarıyla savaştık.Ana muhalefet MHP ile yaptığımız müşterek tavrı hazmedemedi.Deve kuşu misali kafalarını kuma sokuyorlar ama hakikatler gün gibi ortada. Bu ülkede artık emirleri başkalarından alanlar değil, sadece ve sadece milletinden alan bir hükümet var, bir ordu var, bir devlet var.
ÇATLASANIZ DA PATLASANIZ DA TÜRKİYE’Yİ DURDURAMAYACAKSINIZ
Buradan açıkça söylüyorum. Çatlasanız da patlasanız da Türkiye’yi durduramayacaksınız. 2023 hedeflerimize ulaşmamıza engel olamayacaksınız. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasının önünü kesemeyeceksiniz. 2053 ve 2071 vizyonlarımızın yükselişini engellemeyeceksiniz. Ok yaydan çıktı artık. Milletimizle birlikte olan büyük Türkiye yanında yer alır. Karşısında yer belirleyen ise kaderine razı olur. Önümüzdeki denklem işte bu kadar basittir.
2019 SEÇİMLERİ
Eskiler yiğit düştüğü yerden kalkar derler. Biz de millet olarak umudunu bize bağlamış dostlarla birlikte çözümü kendi coğrafyamızda arıyoruz. Sevr’de bize Anadolu’yu bile çok görenlere cevabımızı İstiklal harbimizle vermiştik. Şimdi Avrupa ile Ortadoğu ile Kuzey Afrika ile hatta Orta Asya ile kucaklamamızı çok görenlere cevap verme vaktidir.Bu süreçte bize düşen dik duran, sağlam durmaktır. Milletimizin desteği arkamızda olduğu müddetçe Allah’ın izniyle biz bu saldırıların hepsinin de üstesinden geliriz.2019 seçimleri bu bakımdan çok önemlidir. Ülkemizin önünü kesmek isteyenler umutlarını 2019’a bağlamış durumdalar. Yeni yönetim sisteminin devreye girmesiyle işlerinin daha da zorlaşacağını bilenler 2019’a asılıyor. Gerçi siyasi ittifakların yolunu açarak bu konudaki hesapları da bozmuş bulunuyoruz. Asla rehavete kapılmadan, en küçük hataya yer vermeden çalışmalarımızı sürdürmek zorundayız. Herhangi bir aksilik durumda kaybedenin biz değil Türkiye olacağını kesinlikle aklımızdan çıkarmamalıyız. Mesele milletimizin ve devletimizin bekasını meselesine dönüşmüştür. Şayet Türkiye önündeki bu engelleri aşar 2023 hedeflerine ulaşırsa işte ondan sonra gençlerimize gönül huzuruyla bırakabileceğimiz bir ülke inşa ettik demektir. O güne kadar durmak yok, gece gündüz çalışacağız.Bizim gibi düşünmeyenleri ikna etmek, yanlış bilgileri düzeltmek için tüm imkanlarımızı kullanacağız.AK Parti olarak sürekli kendimizi yenileme vasfımız olmasaydı bunca yıl ayakta kalamaz, bunca hizmeti millete kazandıramazdık. Bizim açımızdan 2019’un şifresi yenilenmedir, tazelenmedir. Biz yerimizde sayarsak CHP’nin durumuna düşeriz."

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html