BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Yunan sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Yunan sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

5 Ekim 2017 Perşembe

Türk toprağında İzmir'in işgalini sahnelediler

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
"Bu kadarı da pes doğrusu" diye hayıflanmayın!..
Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Yunan'ın küstahlıklarını yıllardır belgeleriyle yazıp çiziyoruz, AKP iktidarının vurdumduymazlıkları ile birlikte. Ege'de 18 ada ve 1 kayalığımızı göz göre göre işgal etmekle yetinmediler... Kaç kere belgelerini ortaya koyduk Türk topraklarında nasıl askeri üsler kurduklarını, gerçek mermilerle tatbikatlar yaptıklarını, deniz sularımızı ve hava sahamızı nasıl delik deşik ettiklerini, Türkiye'ye en yetkili ağızlardan savurdukları tehdit ve hakaretleri...
İşgal ettikleri Türk topraklarına, kiliseler açtılar. İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Papazlar tayin etti. Bizans bayrakları çektikleri Türk topraklarından biri olan Aydın Eşek Adası'na modern bir ilkokul ve lise yapıp  bu yıl eğitim öğretim yılını papaz efendinin ayini ile başlattılar. Türkiye'de sahnelenen kayıkçı kavgalarından istifade ederek bugünlerde çizmeyi iyice aştılar. Düşmanlıklarını had safhada sergilediler. İşgal ettikleri Türk topraklarında bu sefer Aydın'ın Hurşit Adası'nda bir yenisini açarak lise sayısını 2'ye çıkardılar. Bitmedi!.. Bu lisede öyle bir tiyatro oyunu sahneye koydular ki İzmir'i hedef gösterdiler. Yunan Savunma Bakan Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyetin Türk topraklarında ayakta alkışladığı tiyatro oyunun adı neydi?..

"Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada"

Evet aynen böyle!.. Her zaman olduğu gibi bu küstahlıklarını da fotoğraflarıyla birlikte Yunan Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinden tüm dünyaya ilan ettiler...
Yunan'ın bu düşmanlık hamlesini de belgeleriyle ortaya çıkaran eski Millî Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, YENİÇAĞ'a şu açıklamalarda bulundu;
"Yunan'ın İzmir rüyası durmak bilmiyor. 9 Eylül 1922'de denize dökülen Yunan'ın gözü halâ İzmir'de. İzmir Koyun Adası'nı tek kurşun atmadan işgal eden Yunanistan, şimdi de gözünü İzmir'e dikti. Selanik'in güneybatısında Veria bölgesinde konuşlu olan Piyade Tümeni'ne Smyrni (İzmir) adını veren Yunanistan açık bir şekilde İzmir'i hedef olarak göstermiş. Yunanistan, Erdoğan ve AKP Hükümetleri sayesinde İzmir'e parsel parsel yerleşiyor. İzmir Koyun Adası'na yerleşen Yunanistan, İzmir Konak Meydanı'na kadar geldi. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde Yunan Başbakanı Çipras'a İzmir'de ofis tahsis edildi. Yunan Başbakanlık Ofisi, İzmir Konak Meydanı'ndaki T.C. Başbakanlık Binasında bulunuyor."

Ümit Yalım, Yunanistan'ın 6-13 Eylül  tarihlerinde düzenlediği "2'nci Ege Kültür Turu"nda "İzmir" mesajını nasıl verdiğini anlattı;
 "Sisam, Hurşit, Ahikerya, Herke ve Kerpe adalarında icra edilen kültür turu sırasında tiyatro oyunları sergilendi, bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı. Kültür turunun ikinci durağı 2004'ten beri Yunan işgali altında olan Aydın Hurşit Adası idi. Hurşit Adası'nda, 7 Eylül'de tiyatro oyunu sergilendi, 9 Eylül'de de bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı.
 Aydın Hurşit Adası'ndaki etkinliklere Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet katıldı. Vitsas, Sisam Milletvekili Dimitris Sevastakis, Tuğgeneral Antonios Kostakis ve Hurşit Adası Belediye Başkanı Yardımcısı Antonis Voulgaris ile birlikte 7 Eylül 'de adada konuşlu Yunan askeri üslerindeki askerleri denetledi ve adada icra edilen 'Ege Kültür Turu'na katıldı.

Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas, Yunan askeri üssünde görevli işgalci Yunan askerleri ile birlikte hatıra fotoğrafı da çektirdi.
 Yunan kara üssündeki denetlemelerini tamamlayan Vitsas, tiyatro oyununu izlemek üzere adada inşa edilen Yunan Lisesi'ne geçti.Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve İsmet Yılmaz'ın himayelerinde inşa edilen Yunan Lisesi'ne bir de tiyatro salonu yapılmış.
Yunan Tiyatro Sanatçıları Anna Vagena ve Katerina Theohari, Lambros Liavas'ın müziği eşliğinde 'Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada' adlı oyunu sergilediler. Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet, oyunun bitiminde tiyatro sanatçılarını ayakta alkışladı.

Tiyatro oyununu izleyen Vitsas daha sonra Aydın Hurşit Adası'nda konuşlu Yunan deniz üssünü ziyaret etti.

Türk karasularını 6 mil ihlal eden P-267 Borda numaralı NİKOFOROS Deniz Karakol Gemisi'nde denetleme yapan Vitsas gemideki Yunan askerlerine plaket verdi.

Sisam, Ahikerya, Herke ve Kerpe adaları ile işgal altındaki Aydın Hurşit Adası'nda İzmir'i hedef gösteren tiyatro oyunu sergilenirken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti Yunanistan'a müzik notası bile vermedi. Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Adnan Özbal, Ege'deki Türk deniz yetki alanlarını korumaktan sorumlu. Canikli ve Özbal, Türk deniz yetki alanları ile birlikte Türk karasularını 6 mil ihlal eden ve Aydın Hurşit Adası'na demirleyen Yunan Savaş gemisini nasıl izah edecekler?"

8 Ağustos 2017 Salı

Yunanistan’ın Ege’de İşgal Ettiği 18’inci Ada


Ege Denizi’nde Yunanistan tarafından işgal edilen 18’inci ada olan Marathi Adası’nın, 1933’te TBMM. tarafından Milletler Cemiyeti’ne Türk adası olarak ve ismen tescil ettirildiği ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım’ın ulaştığı belgede kayıt numaraları ile genel sekreterin imzası da var.
Uluslararası hukuka göre, Türkiye’ye bağlı olan Marathi Adası’nın 2004’ten beri Yunan işgali altında olduğu, adaya Yunan vatandaşlarının yerleştirildiği ve Yunan bayrakları asıldığı belirlenmişti. Adanın işgalini Ege’de Türkiye’ye ait 17 ada ve 1 kayalığın işgal edildiğini de gündeme getiren Ümit Yalım kamuoyuna açıkladı. Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi ile temasa geçen Yalım, işgal altındaki 18’inci adanın tescil belgesini istedi. Ofis yetkilileri Marathi Adası’nın tescil belgesini Yalım’a iletti.
MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇERİSİNDE
Marathi Adası’nın, 30 Ekim 1918 tarihinde işgal altında olmadığını, bu sebeple Misâk-ı Milli sınırları içinde bulunduğuna dikkat çeken Ümit Yalım, şunları kaydetti:
“4 Ocak 1932’de Türk-İtalyan Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmenin onay süreci devam ederken Türkiye, 1932’de Milletler Cemiyeti’ne üye oldu. Türk-İtalyan Sözleşmesi, 14 Ocak 1933’de TBMM tarafından kabul edildi ve 25 Ocak 1933 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Resmi Gazete’de yayımlanan Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin 1. maddesinde, Marathi Adası’nın Türkiye’nin egemenliği altında olduğu belirtilmiştir. Sözleşme, 24 Mayıs 1933’te Milletler Cemiyeti Sekreterliği’ne tescil ettirilmiştir. Bu belge arşivlerde…”
AB uğruna Ege’de adaları verdiler şimdi ‘AB olmasa da olur’ diyorlar
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ege’deki 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edildiği eleştirilerine verdiği “Adaların hukuki ve fiili durumunda hiçbir değişiklik olmamıştır” yanıtına Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım sert tepki gösterdi.
alım, hükümetin “adacık ve kayalık” diyerek bu konuyu geçiştirmeye çalıştığını kaydetti.Yalım şunları söyledi:
“Adacık ve kayalık diyorlar. Adacık değil ada. Uluslararası dokümanlarda da ada olarak kabul ediliyor. Amerikan ve İngiliz haritalarında da açıkça ada olarak geçiyor. Lozan Antlaşması’nın 15 maddesinde yer alan ‘adacık’ ifadesine bağlayarak, verilen 18 adayı bu adacıkların arasına sokmaya çalışıyorlar. Hükümet 2004 yılında AB’den müzakere tarihi alabilmek için bu adaları alenen Yunanistan’a verdi. Şimdi de AB olmasa da olur diyorlar. İşlenen günah çok büyük.’ Emekli Albay Ümit Yalım, Ege’deki 18 adamızın 13 yıldır Yunan işgali altında olduğunu hatırlattı. Bu dönemin başbakanlarıyla dışişleri, içişleri ve ulaştırma bakanlarının yargılanmasını istedi.
Ege Denizi’nde bulunan 18 Türk adası ve bir Türk kayalığı konusunda TBMM’ye çarpıcı bir başvuru yapıldı. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, 2004 yılından itibaren AKP hükümetleri döneminde işgalin gerçekleştiğini savundu ve sorumlu tüm siyasiler hakkında ‘vatana ihanetten’ işlem yapılmasını istedi. Yalım, TBMM Genel Sekreteri Mehmet Ali Kumbuzoğlu’na gönderdiği yazılı başvuruda şöyle dedi:
13 YILDIR İŞGAL ALTINDA
“Misâk-ı Milli ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan 18 Türk adası ve 1 Türk kayalığı 2004 yılından beri Yunan işgali altındadır. İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde bulunan vatan topraklarında, 13 yıldır Yunan bayrağı dalgalanıyor ve Yunan askerleri elini kolunu sallayıp dolaşıyor. Türk adaları Yunan ordusunun ileri karakolu haline dönüştürülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan ve AKP iktidarı eliyle Ege Denizi’nde soyutlanarak Anadolu’ya hapsedilmiştir.
Binali Yıldırım bile 2015’te, kendi seçim bölgesindeki İzmir Koyun Adası’na, yani Türk toprağına, Türk Bayrağı’nı sallayıp ve teknesine Yunan bayrağı çekerek pasaportla girebilmiştir. Başbakan’ın Yunan bayrağı ve pasaportla girdiği İzmir Koyun Adası’na, Yunan Savunma Bakanı ve komuta kademesi pasaportsuz girmektedir. İşgal edilen adalarımıza, çok sayıda kilise inşa edilmiş. Kilisenin papazlarını İstanbul Fener Rum Patrikhanesi atamıştır. Adalarda bir tek cami yoktur.

MECLİS SEYİRCİ KALDI
TBMM, İstiklâl Savaşı’nı yönetmiş ve Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunu İzmir’de denize dökmüştür. Hâlihazırdaki TBMM ise Anadolu Yarımadası’nın doğal uzantısı olan Ege ve Akdeniz’deki adalarımızın işgaline seyirci kalmıştır. Konu ile ilgili olarak CHP ve MHP milletvekilleri tarafından AKP’ye çok sayıda yazılı soru önergesi verilmiştir. Dışişleri ve Savunma bakanlarının verdiği cevaplarda, hayal ürünü ve baştan savma açıklamalar yapılmakla birlikte işgali kabul etmiştir. Eski Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 26 Mart 2015’te TBMM’de, adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğunu itiraf etmişti. 18 Türk adası ve 1 Türk kayalığını yani vatan topraklarını Yunan askerine alenen teslim ettiğini, vatana ihanet ve terör suçu işlediğini zımnen ve hukuken kabul eden, Ege Denizi’nde Sevr Antlaşması’nı uygulayan Recep Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve dışişleri, içişleri ve ulaştırma bakanlığı yapanlar hakkında, 19 Ağustos 1920 tarihli TBMM kararı emsal alınarak karar verilmesini arz ve teklif ederim.

Yunan, işgal ettiği adamızda turizm sezonunu açtı!..

Yunanistan, işgal ettiği Bodrum’un hemen karşısındaki Keçi Adası’nda turizm başlattı. Ada turist kaynıyor. Yunanlar, Türkiye’nin sırtından para kazanıyor!
Ülkemizde turizm sektörü can çekişirken Yunanistan işgal ettiği Türk adalarında turizm sezonunu açtı. Turizmin merkezi sayılan Bodrum’un hemen karşısında bulunan ve Yunanlar tarafından işgal edilen Muğla’ya bağlı Keçi Adası’nda (Pserimos) ilk turist kafilesi için tören düzenlendi. Yunanlar, Türk Adası’nda Türkiye’nin sırtından para kazanıyor. Ayrıca Ege’de işgal altındaki Muğla Koçbaba ve Ardıççık adalarına da güneş ve enerj santralleri kuruldu. Yunan polisi yaz sezonunda işgal edilen adalarda görev yapacak, pasaport işlemlerini yürütecek, plaj bölgesinde turistlerin güvenliğini sağlayacak.
‘BAKAN TURİST GİBİ İZLİYOR’
Adalarımızın işgaliyle ilgili gelişmeleri belgeleriyle ortaya koyan Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım şöyle dedi: “Yunanistan işgal edilen bütün Türk adalarında turizm yapıyor. Yunanistan, Türkiye’nin sırtından para kazanıp kasasını doldururken, Turizm Bakanı Nabi Avcı olanı biteni turist gibi izliyor.”Yunanistan, başta Keçi Adası olmak üzere işgal ettiği adalarımıza tekneyle turist taşıyor. Keçi Adası, 2004’den beri tam 13 yıldır her yaz sezonunda turist kaynıyor.
Yunanistan, Ege’de işgal ettiği adalarımıza milislerini yerleştirdi Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altında olan 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığının Yunanistan tarafından işgaline ses çıkarılmazken, düzenli askeri birliklere ilave olarak Yunanlılar adalarımıza yerleştirdiği sivilleri de silahlandırdı. Silah, mühimmat ve üniforma ile donatılan sivil halk, Milis Askeri olarak eğitiliyor. Aydın- Hurşit Adası’nda egemenlik ve bayrak gösterisi yapan Yunan Milis Askerleri, Türkiye’ye meydan okudu.
İleri karakola dönüştürüldü.

Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alkiviadis Stefanis, 30 Mart 2017’de Aydın Hurşit Adası’nı ziyaret etti. Korgeneral Stefanis’in Hurşit Adası’na yaptığı ziyaret Yunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı resmi internet sitesinde yayımlandı. Korgeneral Stefanis, hiçbir engelle karşılaşmadan Aydın Hurşit Adası’na geldi. Yunan bayrağının altında işgalci Yunan askerleri ile birlikte poz verdi. Aydın Hurşit Adası, Yunan Ahikerya Adası’na bağlanarak ileri karakol haline dönüştürüldü. Aydın Hurşit Adası’nda, Yunan 79. Milli Muhafız Taburuna bağlı 4.Piyade Bölüğü görev yapıyor.
Milisler de harekata hazırlanıyor
Adalarımızın işgalini sıkça gündeme getiren eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli kurmay Albay Ümit Yalım, “Hurşit Adası’ndaki işgalci Yunan askerlerini denetleyen Stefanis, Milis Askeri olarak eğitilen silahlı ve üniformalı Yunan vatandaşları ile birlikte poz vermeyi de ihmal etmedi. Milis Askerlerinin eğitimlerini de izleyen Stefanis, adadaki bütün askerlerin harekâta hazır olduklarını ve morallerinin yüksek seviyede olduğunu söyledi. Biz de devlet olarak bu durumu seyrediyoruz.”
Büyükada’dan iki kat büyük
Aydın İl sınırları içinde bulunan Hurşit Adası, işgal altında olan 18 ada arasında bulunuyor. Kuşadası ve Didim bölgesinde bulunan Hurşit Adası, 1923 Lozan Antlaşması ile Yunanistan’a verilmedi. Türkiye’nin egemenliğinde kalan Hurşit Adası, Sisam Adası’na 3,7 mil, Ahikerya Adası’na 7,8 mil ve Batnoz Adası’na 8 mil mesafede olup anılan adalara bağlı ya da bitişik adacık değil. İstanbul’daki Büyükada’nın iki misli büyüklükte ve 9 Km. uzunluğunda olan Aydın Hurşit Adası, 2004 Yılından beri tam 13 yıldır Yunan işgali altında. Hurşit Adası, Türkiye’ye yapılacak askeri harekât için ileri karakol haline dönüştürüldü.

1 Haziran 2019 Cumartesi

Demirtaş'ın çizgisini beğenmek, zaten 'gelin beraber yönetelim' demektir!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Tamer Ashraf
CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu mazbatayı alır almaz, ilk icraatı Barzani’nin televizyonuna koşturup “Dolayısıyla Sayın Demirtaş’ın siyasette aktif olduğu dönemde çizdiği çizgiyi beğenenlerden biriydim. Gerçekten de barışçıl, uzlaşmacı ve evrensel değerleri öne çıkaran dili vardı. Bundan da çok mutluluk duydum. Hatta kendi adıma bunun Türkiye için bir fırsat olabileceğini ve birçok duvarı yıkabileceğini de dile getirdim. Bugün de hala aynı kanaatteyim.” açıklamasını yaparak şu an bölücü örgüte yardım ve yataklıktan içeride yatan terörist Demirtaş’ı övmek olmuştu.

Terörist Demirtaş’ın dili de, çizgisi de terör örgütü PKK’ya sonsuz hizmet taşırken, Ekrem İmamoğlu’nun onu abartılı ve yalan söyleyerek övmesi büyük tepkilere neden olmuştu. Terörist Demirtaş’ı öven sözleri üzerinden yaklaşık 1 ay geçmişti. Hiç kimse çıkıp da Ekrem İmamoğlu’nun bu sözlerini hatırlatarak “Bölücülükten içeride yatan birinin çizgisini nasıl beğeniyorsun?” gibi bir soru sormamış yahut soramamıştı.
Ekrem İmamoğlu’nu destekleme adına köşe yazılarında, televizyon programlarında her türlü kurnazlığı sergilemeye çalışan gazeteci Deniz Zeyrek nedense “HDP seçmenleriyle temas halindeyim. Şunu duydum: Kararımda etkili olan şey Demirtaş’ın attığı tweet. Siz de Demirtaş ile ilgili açıklama yapmıştınız. O da karşılık bulmuş. Bu konudaki duruşunuzda değişiklik var mı?” sorusunu sorma ihtiyacı hissetti. Bence 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’na destek veren HDP’nin oylarının gevşememesi adına sordu. Soru da zaten gördüğünüz gibi Demirtaş’ın bölücülüğü ve teröristliği yok!



O ANLAYIŞTAN VAZGEÇMEMİŞ

Ekrem İmamoğlu’da bu soruya karşılık “Bir düşüncesini güne, zamana, oya göre evirecek çevirecek bir insan değilim. Olmayacağım. Habertürk kayıtlarına geçsin. Siyasi ömrüm, ömrüm ne kadar olursa. Demirtaş’ı yakinen takip etmiş birisiyim. Tanışmadık, keşke tanışsaydım. Ülkenin ihtiyaç duyduğu bir dille süreç yönetti. Takdir ettim. Bu yöntemini, bu siyaset anlayışını ‘beğeniyorum’ dedim. O dönemini, anlayışını beğenen birisiyim. Keşke o dil siyasi alanda herkesin söylemi olsa.” cevabını vererek “terörist çizgisini beğenen” anlayışından vazgeçmediğini ispatlamıştır. Ekrem İmamoğlu her daim terör örgütü PKK’ya hizmet eden Selahattin Demirtaş’ı öyle bir tarif ediyor ki, sanırsın iyilik meleği…

PKK’lı Demirtaş’ın “PKK’lı gençler onurumuzdur, sahip çıkacağız. Sahip çıkmamak onursuzluktur, cenazesine, evladına sahip çıkmamak onursuzluktur, bu vahşete sessiz kalmak onursuzluktur. Biz böyle bir onursuzluğu kabul etmeyeceğiz.” sözü bile başlı başına Ekrem İmamoğlu’nun kimi övdüğünü göstermektedir.
Askerimizi, polisimizi şehit eden, masum insanlarımızı öldüren terör örgütüne bu derece de sahip çıkan terörist Demirtaş nasıl oluyor da “Barış, uzlaşmacı bir dil” olarak takdim ediliyor akıl alacak gibi değil…

PKK’yı HDP’den, HDP’yı PKK’dan ayırmak zaten başlı başına bir ahmaklıktır. Terörist Demirtaş bile “HDP Öcalan’ın projesi” derken, HDP cici, PKK öcü demek sadece ihanete kılıf bulmak olur. Selahattin Demirtaş hem PKK’lı, hem HDP’lidir. Bunun aksini iddia etmek adamın akli dengesini sorgulatır. Kandil’deki Murat Karayılan, Duran Kalkan, Besa Hozat, Zerin Ruken isimli en düzey teröristbaşları da direkt Ekrem İmamoğlu’na destek vermişlerdir.

ŞÜPHELİ HALİ ZİRVEDE

Ekrem İmamoğlu bölücülükten içeride yatan, terör örgütüne yardım ve yataklık eden birini nasıl övebiliyor, onun çizgisini beğendiğini nasıl ifade edebiliyor? Her şeyden önce bu bir suçtur. Cumhuriyet savcıları niçin bu konuda görevlerini yerine getirmiyor? Bir de Ekrem İmamoğlu’nun Haber Türk ekranlarında bir soru karşısında verdiği cevap tartışılıyor.
Program sunucusu “PKK’ya, FETÖ’ye, yabancı basının seçimlerle ilgili bir mesajınız var mı?” diye soruyor. Ekrem İmamoğlu’nun verdiği cevap aynen başlangıç olarak şu: “Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim”. 



Devamında bu cümlesini toparlayan cümleler kuruyor elbette. Ama arada boşluk olmadan bu soruya direkt böyle bir cümle kurunca zaten şüpheli hali zirveye çıkıyor.
Bu cümleleri kullanarak eleştirenlere ise “Vay FETÖ kumpası, montaj, cümleler kesildi” gibi baskın propaganda yapmaya çalıştılar. Videonun o bölümünün tamamında sonradan toparlamaya çalışıyor ama aynı programda terörist Demirtaş’ı öven adam zaten “Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim.” mesajını vermiş oluyor. Hatırlayın Muharrem İnce Cumhurbaşkanı seçilse CHP terörist Demirtaş’ı “Başkan yardımcısı” yapacaktı. Ekrem İmamoğlu kazansın, ilk işi cezaevine gidip terörist Demirtaş’ı ziyaret etmesi olmaz mı?

HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli 31 Mart seçimleri öncesi “Mansur Yavaş da bilecek ki seçilmişse HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak, Ankaralıları yok sayarak siyaset yapamaz. O da işte bizim gücümüzdür. Ekrem İmamoğlu seçilmişse bilecek ki o kentte yaşayan 3 milyon Kürt’ün oyuyla seçilmiştir. Kürtlere rağmen siyaset yapamayacağını bilecektir.” demedi mi? HDP oyunu Ekrem İmamoğlu’na vermedi mi? Ekrem İmamoğlu da terör örgütünün siyasi uzantısı HDP hakkında şunları söylemedi mi?:
“İttifakımız içinde HDP’de var” “HDP seçmeni beni destekliyorsa başımın üstünde yeri var, onlara layık olmaya çalışıyorum” “HDP seçmeniyle ortak bir dil yakaladık” “HDP’nin oyunu almak için özel bir çalışma yapmaya gerek yok” “HDP bu ülkenin meşru partisi, onlara yapılanlara üzülüyorum”

Nasrettin Hoca’nın hesap, kazanın doğurduğuna inanıyorsunuz da, öldüğüne niye inanmıyorsunuz?
CHP, Ekrem İmamoğlu ve yancıları ne kadar çirkef ve arsız olursak üste çıkarız mantığını bir kenara bıraksın da, HDP, Kandil ve FETÖ niçin kendilerini umut olarak görüyor kamuoyuna bunu açıklasın… Terörist Demirtaş’ı öven Ekrem İmamoğlu zaten terör örgütlerinin çizgisinde çalışacağını da kabul etmiş oluyor. O yüzden arsız olunca haklı olmuyorsunuz. Sağa sola “bize kumpas kuruluyor” diye bağırıp durmayın !

Türk olsan ne yazar, Yunan olsan ne yazar?

Büyük şairimiz merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ne güzel söylemişti:
“İnatla girmeyin soy sop faslına
Kurtsa kurt, itse it döner aslına
Rum ülkelerinde Oğuz nesline 
Peygamber kavlince öz verilmeli.”

Yunan medyasının 31 Mart seçimlerinden hemen sonra Ekrem İmamoğlu üzerinden yaptığı haberler ve bu haberlerin geçtiğimiz hafta tekrar gündeme getirilmesi üzerine başlayan tartışmalar gündemin ana konusu durumuna gelmiştir. Bu şiiri de bu gündem hatırlattı bana…
Hatırlayalım Yunan medyasında ne tür haber başlıkları çıkmıştı?
"Ekrem İmamoğlu: İstanbul'u fetheden Yunan"
“Konstantinopol’ün yeni seçilmiş belediye başkanı”
“Ayasofya’nın intikamı”
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük kalelerinden biri olan Konstantinopol’ü fetheden Ekrem İmamoğlu, hem Pontus kökenli hem de Yunanca konuşabiliyor”
Birçok Yunan haber sayfası, gazeteleri, televizyonları buna benzer haber içeriği kullanmıştır.
Tartışmayı alevlendiren ise Esenler Belediye Başkanı ve İBB Meclisi AKP Grubu Başkanvekili Tevfik Göksu, bu konuyu yeniden gündeme getirerek konuşmasında “Yunan medyası İstanbul’u Yunan kazandı diyor! Bir dakika ya bu arkadaş nereli? CHP’nin adayı nereli? Trabzonlu! Ee nasıl olur, Yunan medyası İstanbul’u Yunan kazandı dedi. Bunlardan bir ses çıkmadı?” şeklinde yorumda bulunması olmuştur.
Yunan medyasının niçin bu tür yakıştırmalarda bulunduğunu bilmiyoruz ama inanın Ekrem İmamoğlu gibi birinin Türk olmasının da, Trabzonlu olmasının da bir önemi yoktur.
Ekrem İmamoğlu’na yurt dışından ne yakıştırma yaparsa yapsınlar bence bir önemi yoktur.
Beylikdüzü Belediye Başkanı iken ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı iken yaptıkları, onun hakkındaki kanaatlerimize yetmektedir.
Ekrem İmamoğlu Türk olsa ne yazar, Yunan olsa ne yazar?
Beylikdüzü Belediye Başkanı iken bu ülkenin namusunu, şerefini korumak adına FETÖ’cü darbecilerin karşısına canını verme pahasına dikilen kahraman şehidimizin isminin caddeye verilmesine “Şehit Ömer Halisdemir'in isminin uygun olup olmadığı da tartışılır.” ve “İsim enflasyonu olur” diye karşı çıktı mı? Çıktı.
CHP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmak için, PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile iş birliği yaptı mı? Yaptı.
Mazbatasını alır almaz HDP ve PKK’ya şirin gözükmek için, PKK’lı terörist Demirtaş’ı övdü mü? Övdü…
Zaten bir Yunanlı da olsa herhalde bunları yapardı.
Yok, eğer yedi göbekten Türk olarak bunları yaptıysa da bu Ekrem İmamoğlu’nun alnındaki en büyük kara lekelerdir.
Vatansever Trabzon ve Karadeniz halkına sadece bu üç konuyu bile hatırlatsanız Ekrem İmamoğlu hakkında gereken notu verecektir.
O yüzden Ekrem İmamoğlu ve yandaşları “Trabzonlulara hakaret edildi” yalanlarını bırakmalıdır. Kimsenin hakaret ettiği falan yok. Sadece “Yunan medyasında hakkında çıkan bu haberlere niye susuyorsun?” dediler tüm mesele bu…
Bir belediye başkanı adayı iken S-400 hakkında, Kıbrıs hakkında her şeye yorum yapıyorsun da Yunan medyasında seninle ilgili bu kadar haber yapıldığında niçin 3 maymunu oynuyorsun?
Hadi dikkate almadın onları diyelim. Sana “Yunan medyasında çıkan o haberler karşısında niye sustun” diyenlere karşı niye bu kadar hiddetlendin, hakaretlere başladın?
Bir de utanmadan, yüzün kızarmadan “Trabzonlulara hakaret ettiler” diyorsun? “Niye sustun?” demek hakaret mi oluyor?
Bir de CHP yandaşlığı yapan Trabzon dernekleri, Ekrem İmamoğlu’na destek olsun diye “Yunan medyasında çıkan o haberler karşısında niye sustun” diyenlerle ilgili “Bu bölücülük” içerikli açıklama yapmışlar. Bölücü HDP ile ittifak yapan Ekrem İmamoğlu, bölücü Demirtaş’ın çizgisini beğenen Ekrem İmamoğlu ama bazı Trabzon derneklerine göre “Yunan medyasına niçin cevap vermiyorsun?” demek bölücülükmüş…
Türkiye’de her şey, her şeye karıştı inanın… Bölücüyü öven Ekrem İmamoğlu aklanıyor, Ekrem İmamoğlu’nun ilişkilerini sorgulayanlar “Bölücü” ilan ediliyor.
Ekrem İmamoğlu mazbatam tekrar alınmaz düşüncesiyle, mazbatasını alır almaz Barzani’nin televizyonuna koşup terörist Demirtaş’ı övmüştü. HDP-PKK konusunda tavizsiz ve hassas olan Trabzon ve Karadeniz halkında bu durum büyük tepki çekmişti. Aslında şimdi Ekrem İmamoğlu ve yandaşlarının “Trabzonlulara hakaret edildi” yaygarası bunu unutturmak içindir. Bazı Trabzon derneklerinin açıklaması, Karadeniz müziğiyle Ekrem İmamoğlu’na yapılan şarkılar bu unutturmayı desteklemek içindir. Trabzonlular Ekrem İmamoğlu için şarkı söylemiş ve sözleri içinde  “Yapıştırdı T.C’yi kimse çekemez onu” cümlesi var. Hadi nerede “HDP ile ittifak yaptı, Demirtaş’ı övdü” cümlesi?
Ekrem İmamoğlu Türk’müş, Yunan’mış geçelim bunları da…
Hodri meydan!
Ekrem İmamoğlu, o bazı Trabzon dernekleri ve o şarkıyı yazan, söyleyen herkesi de yanına alıp, kameraların karşısına geçsin ve tek şu cümleyi söylesin:
“Ey Karadenizliler, Ey Trabzonlular ben Kandil’in desteğini alan, HDP ile ittifak yapan, terörist Demirtaş’ın çizgisini beğenen biri olarak oyunuza talibim.”
Ondan sonra görelim, Trabzonluların ve Karadenizlilerin Ekrem İmamoğlu’na karşı tavrını…
Tekrar tekrar söylüyorum. Ekrem İmamoğlu Türk olsa ne yazar, Yunan olsa ne yazar…


4 Eylül 2020 Cuma

Türkiye tahriklere rağmen Doğu Akdeniz'de diyalog istiyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki haklarını elinden alacak planlar peşinde koşan Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve Fransa, arkalarına Avrupa Birliği’ni de aldı.




Türkiye, Avrupa Birliği'ni (AB) arkasına alan Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve Fransa'nın tüm tahriklerine rağmen Doğu Akdeniz'de diyalog çağrılarını sürdürüyor.
Doğu Akdeniz'de gerginliğin fitili ilk kez, Kıbrıs Rum kesiminin adanın etrafındaki doğal zenginlikleri işletmek için kuzeydeki Türk tarafının hukuki ve meşru haklarını hiçe sayarak uluslararası anlaşmalar yapmasıyla başladı.
Doğu Akdeniz’de en uzun kıyılara sahip olan Türkiye, yıllardır devam eden hakça paylaşım çağrılarının dikkate alınmaması üzerine sismik araştırma gemileri ve askeri destek unsurlarını devreye soktu.
Batılı şirketler, hükümetlerinin de desteğini alarak Rumlarla geniş bir alanda doğal gaz araştırma ve sondajlarına girişti.
Türkiye ve KKTC'nin yıllarca, adanın çevresindeki zenginliklerin Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm getirilmesiyle tüm halkın faydasına sunulması gerektiği yönündeki uyarıları konunun muhataplarınca görmezden gelindi.
Fransa ve Yunanistan’ın askeri tehditleri karşısında misliyle tedbirler alan Türkiye, hakça paylaşım için tüm taraflara masaya oturup diyalog yoluyla çözüm çağrılarını yineliyor.
Doğu Akdeniz'de büyük hidrokarbon sahalarının varlığı keşfedildikçe bu zenginlikleri işletmek isteyen bölge ülkeleri münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yapmaya yöneldi.
Yunanistan ise Fransa’nın Doğu Akdeniz’de askeri varlığını artıran adımlarına güvenerek Türkiye’ye meydan okuyan tutumunu sürdürüyor.
2003'te Mısır, 2007'de Lübnan, 2010'da İsrail ile sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları imzalayan Kıbrıs Rum yönetimine karşı Türkiye ve KKTC'nin uyarıları sürdü.

KKTC ve Türkiye'nin ortak komisyon önerisi dikkate alınmadı

Rum yönetimi, Batılı şirketlerle Türkiye ve KKTC'nin hak sahibi olduğu alanlarla çakışan şekilde hidrokarbon alanında çalışmalarına devam etti.

Mısır, Yunanistan, Rum yönetimi ve İsrail, Kahire'de oluşturdukları Doğu Akdeniz Gaz Forumu üzerinden Türkiye, Libya ve Lübnan gibi aktörleri saf dışı bırakmaya çalıştı. 
KKTC ve Türkiye, iyi niyetli bir açılım yaparak Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla Rum tarafına hidrokarbon kaynaklar konusunda ortak bir komite kurulması önerisi sundu. Böylece adada adil ve kalıcı bir çözüm bulunana kadar kaynakların karşılıklı uzlaşma çerçevesinde sorunsuz şekilde işletilmesi yeni bir formül bulunabilecekti.
Ancak AB'nin desteğini arkasında gören Rum yönetimi iş birliğine açık olmadığını gösterdi.

Türkiye'nin denizlerde proaktif hamleler dönemi

Pek çok ülkenin mücadele sahasına dönüşen Doğu Akdeniz'deki en uzun kıyılara sahip olan Türkiye, yıllardır yaptığı diyalog çağrılarının dikkate alınmaması üzerine diplomatik ve askeri araçlarını daha yoğun şekilde devreye soktu.
Türkiye, Kıbrıs adasının batısı, doğusu ve güneyinde KKTC ile varılmış anlaşmalar çerçevesinde sismik araştırma faaliyetleri başlattı.
Türkiye, Yunan-Rum ikilisi ve Batılı şirketlere adanın zenginliklerine tek taraflı eylemlerle ve oldubittilerle el koyamayacakları, meselenin tarafların masaya oturmasıyla çözülmesi gerektiği mesajını çok daha güçlü verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer yetkililer, Doğu Akdeniz'de "hakça paylaşım" için müzakere çağrıları yaptı.

Doğu Akdeniz'i Yunan-Rum gölüne dönüştürme provokasyonu

Atina yönetimi ve Rum kesimi ise niyetlerinin daha büyük olduğunu, yıllar öncesinden deniz yetki alanlarını birleştiren bir planla gösterdi.
Yunanistan, Ege Denizi üzerinden ada ve adacıklara kara suları hakkı iddia ederek, egemenlik alanını, Kıbrıs adasının tek sahibiymiş gibi hareket eden Rumların sözde yetki sahasıyla birleştirmek istedi.
"Sevilla haritasıyla" belirlenen Yunan hayallerine göre Türkiye, Antalya körfezine hapsedilecekti.
Antalya'nın Kaş ilçesine 2 kilometre, Yunanistan ana karasına ise 580 kilometre uzaklıkta bulunan 10 kilometrekarelik Meis adası üzerinden Atina yönetimi 40 bin kilometrekarelik hayali deniz yetki alanı tasarlamıştı.
Yunanistan'ın maksimalist talepleri Türkiye'yi bu planı bozmaya yöneltti.

Türkiye'nin karşı dengeyi kurması

Türkiye, Yunan-Rum ikilisinin arkasına AB'yi ve dünyanın dev enerji şirketlerini alarak sürüklediği gelişmelere, Libya yönetimiyle münhasır ekonomik bölge anlaşması yaparak yanıt verdi.
Yunan-Rum ikilisinin Anadolu yarımadası önüne çekmek istediği seddi Türkiye, deniz yetki alanlarını Libya'nınkiyle birleştirerek aşmış oldu.
Buna karşın, Libya'nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter'i destekleyen Fransa, Yunan-Rum ikilisiyle Türkiye karşıtı ittifakını güçlendirme yoluna gitti. Yunanistan'ı Türkiye'nin üzerine gitmesi konusunda cesaretlendirdi. Atina'yı Ankara'ya karşı askeri tehditler dillendirmeye yöneltti.

Tükiye Almanya'ya ara buluculuk imkanı verdi, Yunanistan fırsatı çöpe attı

Türkiye, uzun yıllar sonra, kara ülkesinin ayrılmaz bir parçası gördüğü "Mavi Vatan"da, dünyanın birçok ülkesi gibi hidrokarbon kaynakları için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
Oruç Reis sismik araştırma gemisi 21 Temmuz’da ilan edilen Navtex kapsamında rotasını belirledi.
Araştırma sahasının Meis ve Rodos adaları yakınında olması beklendiği için Yunanistan'da infial yaşandı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in uzlaşma çağrısı üzerine Türkiye faaliyetlerine ara vererek iyi niyetini ortaya koydu.
Türkiye, Berlin yönetiminin Yunan yetkililerle temaslarının sonuçlarını beklediği sırada iyi niyet ortamını yıkan bir hamleyle karşılaştı.
Yunanistan, 6 Ağustos’ta Mısır’la bir deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzaladığını duyurdu.
Anlaşma, Türkiye-Libya arasında kurulan deniz yetki alanı koridorunu ortadan kesecek şekilde tasarlanmıştı.
Bunun üzerine Ankara, Oruç Reis'in araştırmalarına devam etmesi kararını aldı.

Türkiye'nin askeri varlığı savaş çıkarmak için değil koruma amaçlı

13 Ağustos’ta Oruç Reis'i taciz etmek üzere harekete geçen Yunan Limnos fırkateynine, Kemal Reis fırkateyni engelleme yaptı.
Bu olay, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetlerini askeri unsurlarla güvenliğe almasının ne kadar doğal olduğunu gösterdi.
Yunanistan, çatışmanın yaşandığı gün ayrıca Doğu Akdeniz'de Fransa ile ortak askeri tatbikat düzenlediğini açıkladı.
Ankara’dan yapılan açıklamalarda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de donanmasıyla varlık göstermesinin sebebinin askeri çatışma başlatma önceliği taşımadığına dikkat çekiliyor.
Amaçlarının Doğu Akdeniz’de sondaj ve araştırmalar yaparak meşru ekonomik çıkarlarını temin etmek olduğuna işaret eden Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, askeri varlığın bu çalışmaların güvenliğini sağlamayı amaçladığını vurgulamıştı.
Akar bu durumu, AA Editör Masası’nda, "Bizim burada yaptığımız sadece sondaj ve araştırma. Biz buradan herhangi bir şekilde savaş filan çıkarmıyoruz. Biz orada hak, alaka ve menfaatlerimiz çerçevesinde tamamen barışçıl yol ve yöntemlerle, oradaki bize ait alanda, mantığın, matematiğin bize söylediği alan içinde kendi çalışmalarımızı yapıyoruz." sözleriyle özetledi.
Türkiye, Doğu Akdeniz'de meşru ekonomik çıkarları peşinde olduğunu, Yavuz sondaj gemisinin faaliyetlerinin de devam edeceğini duyurarak göstermiş bulunuyor.

Diyalog çağrısına askeri şovlarla yanıt

Doğu Akdeniz'de artan gerilim boyunca Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun hemen hemen tüm değerlendirmelerinde "kararlılık" mesajının yanında Yunan yönetimi başta olmak üzere Doğu Akdeniz'deki taraf ülkelere masaya oturma çağrısı yer aldı.
Çavuşoğlu pek çok konuşmasında, "diyalog yoluyla çözüm", "komşuluk hukuku", "ara buluculuk girişimlerine iyi niyetli yaklaşım" ve "adil paylaşım" parametrelerine vurgu yaptı.
Bakan Çavuşoğlu, son olarak dünkü konuşmasında, "Doğu Akdeniz'de herkesle masaya oturup hakça paylaşım için müzakereden yanayız." ifadelerini kullandı.
Ancak diyalog çağrıları Türkiye karşıtı cephede askeri caydırıcılık mesajlarıyla karşılık buluyor.
Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi, İtalya ve Fransa'nın Kıbrıs'ın güneyinde 26-28 Ağustos'ta yürüttüğü ortak tatbikatın ardından Fransa'nın bölgeye uçak gemisi ve diğer başka donanma unsurlarını göndermeye başladığı yönünde iddialar bulunuyor.
Türkiye'nin şu ana kadar çizgisi, tansiyonun çok yükseldiği anlarda dahi diyalog kanallarını sonuna kadar açık tutma ve gerginliğin kontrolden çıkmasını engelleme şeklinde ilerledi.
Ankara masada çözüm bulmaya öncelik tanırken, askeri imkan ve kabiliyetlerini gerektiği an gerektiği ölçüde seferber etmekten geri durmayacağı mesajını da tutarlı şekilde vermeye devam etti.
Sonuç olarak Türkiye'nin, öncelikle diyaloğa ve hakça paylaşıma hazır olduğu ancak askeri meydan okumalardan da çekinmediği görülüyor.


28 Ağustos 2020 Cuma

Mısır-Yunanistan anlaşması ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki uygulamaları

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Yunanistan Türkiye-Libya deniz yetki alanları sınırını bertaraf etme telaşı içinde, Mısır ile Meis’e ilişkin iddialarından vazgeçtiğine işaret eden bir anlaşmayı yapmaya razı olmuş.



Türkiye açısından Doğu Akdeniz kıta sahanlığı/MEB uyuşmazlığı genel olarak üç ayrı uyuşmazlık halinde değerlendirilebilir: Türk-Yunan uyuşmazlığı, Türkiye-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) uyuşmazlığı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)-GKRY uyuşmazlığı.
Türkiye bu üç uyuşmazlık bölgesinde de devlet uygulamaları yapıyor. Yakın bir zamana kadar bu uygulamalar ilgili deniz alanlarının sahiplenilmesine yönelikti. Sondaj gemileri edindikten sonra sahada yürüttüğü faaliyetlerden, sahiplenmenin yanı sıra, Türkiye’nin ekonomik faydaya da yöneldiği görülüyor. Şimdi Türkiye’nin söz konusu faaliyetlerini daha yakından değerlendirelim.



Devam eden Türk devlet uygulamaları ve Yunan tatbikat sahası

Türkiye açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığının bir başka cephesi KKTC’nin haklarıyla ilgili. 
Türkiye ile Libya 27 Kasım 2019 tarihinde bir deniz yetki alanları sınırlandırması anlaşması gerçekleştirdiler. Bu anlaşma Kıbrıs adasına doğru uzanan Yunan iddialarının önünü kesti. Araştırma gemisi (A/G) Oruç Reis, 21 Temmuz 2020 tarihinde Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi (SHOD) tarafından ilan edilen sahada (harita I) 21 Temmuz-2 Ağustos 2020 tarihleri arasında araştırma yapacaktı. Genel olarak bakıldığında, bu araştırma Türkiye’nin Libya ile yaptığı sınırlandırma anlaşmasını destekliyordu. Daha yakından bakıldığında, araştırma sahasının Türkiye-Libya sınırının hayli doğusunda kaldığı ve daha çok Meis ve Rodos adalarını ilgilendirdiği görülüyordu. A/G Oruç Reis’in araştırma sahası, 28° 00' 00" boylamına kadar uzanıyor; Türk-Yunan kıta sahanlığı sınırlandırmasında Meis’i hiç dikkate almıyor; Rodos’a ise 28° 00' 00" boylamının doğusunda etki tanınmayacağını gösteriyordu. Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim arttı. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in araya girmesiyle Türkiye bir iyi niyet gösterisi yaptı, araştırmayı askıya aldı.
GKRY Kıbrıs adasının tek temsilcisiymiş gibi hareket ederek adanın deniz yetki alanlarında tek başına tasarruflarda bulunuyor
Kısa bir süre sonra, 6 Ağustos 2020 tarihinde Yunanistan-Mısır sınırlandırma anlaşması imzalandı. Anlaşma ile çizilen sınır, 26° 00' 00" ila 28° 00' 00" boylamları arasında uzanıyordu (harita I) ve Türkiye Libya sınırını bertaraf etmeye yönelikti. Bu durum, A/G Oruç Reis’in askıya alınan araştırmasının yapılmasını tahrik etti. SHOD yeni bir ilan (1024/20) ile A/G Oruç Reis’in 10-23 Ağustos 2020 tarihleri arasında araştırma yapacağını duyurdu. A/G Oruç Reis sahaya intikal etti ve araştırmasını icra etmeye başladı. Gerilim yine yükseldi. Türk ve Yunan donanmaları karşı karşıya geldiler. Bir silahlı çatışma çıkmadı. Taraflar olayları tırmandırmamak için çaba sarf ediyorlardı.

Oruç Reis’in ikinci araştırma ilanında belirlenen araştırma sahası ilkiyle aynıydı; 28° 00' 00" boylamında sona eriyordu. Oysa bu zamanlamada Oruç Reis’in yeni ilan edilen araştırma sahasının Türkiye’nin Yunanistan-Mısır sınırlandırma anlaşmasını tanımadığını gösterecek şekilde 28° 00' 00" boylamının batısına doğru uzanması beklenirdi. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığında ilan ettiği ruhsat sahaları da 28° 00' 00" boylamına kadar gelip dayanıyordu. 28° 00' 00" boylamının batısında ise şimdiye kadar hiç ruhsat verilmemişti. Yunanistan ile Mısır’ın imzaladığı anlaşmanın çizdiği sınır ise 26° 00' 00" boylamından başlayıp 28° 00' 00" boylamında sona eriyordu. 28° 00' 00" boylamının sihri neydi? Mısır 28° 00' 00" boylamının doğusunda kalan kıta sahanlığının sınırını Türkiye ile mi çizmeyi düşünüyordu? Türkiye ile Yunanistan 28° 00' 00" boylamını zımnen kıta sahanlıklarının sınırı olarak mı kabul etmişlerdi?



28°00'00" Boylamı batısı Türk devlet uygulamalarından örnekler


Mısır Türkiye ile bir sınırlandırma anlaşması yaparak, Yunanistan ile çizdiği sınırın doğuda sona erdiği 28° 00' 00" boylamından başlayarak doğuya doğru uzanan ve GKRY ile çizdiği sınırın batı ucunda sona eren sahada, kıta sahanlığının sınırını Türkiye ile çizme imkânını muhafaza ediyor. Türkiye’nin Mısır-Yunanistan ve Mısır-GKRY sınırlandırma anlaşmalarını tanımaması Türkiye ile Mısır arasında böyle bir sınır çizilmesine engel teşkil etmiyor. Buna karşılık, uluslararası hukuk açısından bu sınır alternatifsiz olsa da, Mısır’ın ileride ikinci bir anlaşma yaparak kıta sahanlığı sınırının geri kalan kısmını da Yunanistan ile çizme olasılığı göz ardı edilmemeli.

Yunanistan Türkiye-Libya deniz yetki alanları sınırını bertaraf etme telaşı içinde, Mısır ile Meis’e ilişkin iddialarından vazgeçtiğine işaret eden bir anlaşmayı yapmaya razı olmuş. Mısır-Yunanistan sınırlandırma anlaşmasının Yunan iddialarına aykırı başka boyutları da var. Acaba Yunanistan, hukuksuzluğu Mısır-Yunanistan sınırlandırma anlaşması ile ayan beyan ortaya konulan iddialarından gerçekten vazgeçti mi? Hayır! Yunanistan bilinen hukuksuz iddialarını yeniden sahiplenmek için uğraşıyor.
Türkiye olayları tırmandırmamak için A/G Oruç Reis’in araştırma sahasını batıya doğru genişletmiyor; sebep bu. Yoksa 28° 00' 00" boylamını esas alan kıta sahanlığı sınırı Türkiye için kabul edilemez. 

Bu sınır, Türkiye’nin Libya ile yaptığı sınırlandırma anlaşmasından vazgeçmesi ve Yunanistan-Mısır sınırlandırma anlaşmasını tanıması anlamına gelir. Ayrıca Türkiye’nin Ege denizinde de Yunanistan lehine ciddi hak kayıplarına uğramasına yol açar. Türkiye daha önce 28° 00' 00" boylamının batısında Yunanistan’dan izin alarak faaliyet gösteren araştırma gemilerini Türk kıta sahanlığında bulunduklarını söyleyerek bölgeden çıkartmıştı. Hatta 28° 00' 00" boylamının batısında faaliyet gösterilmesi için bazı izinler de vermişti (harita II). Buna rağmen, 28° 00' 00" boylamını esas alan olayların akış sırası, Türkiye’nin 28° 00' 00" boylamının batısındaki haklarının sahibi olduğunu gösteren bir tasarrufta bulunmasını gerektiriyordu.

Türk Dışişleri Bakanlığı’nın (DİB) üst düzey bir yetkilisi 20 Ağustos 2020 tarihinde gereken açıklamayı yaptı. Türkiye’nin 18 Mart 2020 tarihli notası ile Birleşmiş Milletler’e (BM) bildirilen Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığının sınırları içinde kaldığını belirterek, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) 28° 00' 00" boylamının batısındaki yeni araştırma ve sondaj ruhsat taleplerinin haritasını yayımladı (harita III). [2] Bir taraftan sahadaki gelişmelerin yarattığı heyecan, diğer taraftan DİB’in ilave gerilim yaratacak yaklaşımlardan kaçınması, yapılan açıklamanın medyada taşıdığı öneme denk bir yer bulmasını engelledi. DİB’in açıklaması gerçekten çok önemliydi; A/G Oruç Reis’in araştırma sahasının yol açabileceği yanlış anlamaların önünü kesti. Türkiye 28° 00' 00" boylamını Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığının batı sınırı olarak kabul etmeyeceğini, Libya ile yaptığı sınırlandırma anlaşmasından vazgeçmeyeceğini ve Yunanistan-Mısır sınırlandırma anlaşmasını tanımadığını bir kez daha beyan etmiş oldu. İleride 28° 00' 00" boylamının batısında TPAO’ya araştırma ve sondaj ruhsatları verilebileceğinin sinyalini de verdi. Böylece, Mısır ile çizebileceği 28° 00' 00" boylamından başlayarak doğuya doğru uzanacak bir sınırın Yunanistan-Mısır sınırlandırma anlaşmasını tanıyacağı anlamına gelmeyeceğini gösterdi.




Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının araştırma ve sondaj ruhsatları talep ettiği alanlar


A/G Oruç Reis’in SHOD’un 1024/2020 numaralı ilanı ile bildirilen araştırma süresi 23 Ağustos’ta bitti. Fakat aynı gün saat 19:23’de SHOD’un 1062/2020 numaralı ilanı ile araştırma süresi 27 Ağustos saat 20:59’a kadar uzatıldı.
24 Ağustos günü medyada, Yunanistan’ın Girit adasının güneydoğusunda askeri tatbikat yapacağına, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de tatbikata 4 F16 ile katılacağına dair haberler çıktı. Irakleio istasyonu 24 Ağustos 05:00’da, 25 Ağustos saat 05:10 ile 27 Ağustos saat 20:59 arasında A/G Oruç Reis’in araştırma sahasını da içine alan geniş bir alanda (harita I) uçak ve gemilerin katılacağı askeri tatbikat yapılacağını ilan etti.
Irakleio istasyonunun tatbikat ilanı, SHOD’un A/G Oruç Reis’in araştırma süresini uzatan ilanından yaklaşık dokuz buçuk saat sonra yayımlanmış. Bu durum, A/G Oruç Reis ilan edilen araştırma sahasında ilan edilen saatlerde araştırma yaparken, aynı sahada, aynı saatlerde Yunanistan’ın askeri tatbikat yapacağını gösteriyor. Açık denizde tatbikat yapmak yasak değil; ama ilan edilmiş ve devam eden bir araştırmanın icra edildiği sahada tatbikat yapmak neyin nesi? Yunanistan A/G Oruç Reis’in araştırmasını durdurmak için gözdağı mı veriyor? Bu uluslararası hukukla bağdaşan bir durum değil. Silahlı çatışma çıkar mı? Silahların olduğu her yerde çatışma riski vardır. Bu riskin Doğu Akdeniz’de gerçekleşmeyeceğini düşünüyor ve umuyoruz.

Türkiye açısından Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları uyuşmazlığının ikinci boyutu GKRY’nin haksız iddiaları nedeniyle ortaya çıkıyor. GKRY Anadolu ile Kıbrıs adası arasındaki ortay hatta dayanarak bölgedeki Türk kıta sahanlığı üzerinde önemli büyüklükte bir alanda hak iddia ediyor. Kıbrıs adasının batısındaki sınırlandırma sahasında adanın ilgili kıyıları epey kısa. Buna karşılık Türkiye’nin aynı sınırlandırma sahasına bakan kıyıları çok uzun. Bu sınırlandırma sahasında Türkiye’nin ilgili kıyılarının Kıbrıs adasının ilgili kıyılarına bakarak on kat daha uzun olduğu söylenebilir. GKRY’nin Mısır ve Lübnan ile imzaladığı sınırlandırma anlaşmalarından sonra ilan ettiği (1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı) bloklar Türk kıta sahanlığına tecavüz ediyor.
Türkiye GKRY’nin Mısır ve İsrail ile gerçekleştirdiği anlaşmaları protesto etti ve tanımadığını bildirdi. Benzer şekilde, GKRY ile Lübnan arasında imzalanan sınırlandırma anlaşması da protesto edildi. Lübnan tarafından da onaylanmayan bu anlaşma hiçbir zaman bağlayıcılık kazanmadı. Türkiye GKRY’nin ilan ettiği ruhsat bloklarını, verilen ruhsatları ve bu ruhsatlara dayanılarak sahada gerçekleştirilen faaliyetleri de protesto etti.
Türkiye kendi kıta sahanlığı üzerinde GKRY’nin hak iddia ettiği alanlar dâhil olmak üzere çok sayıda sismik araştırma ve sondaj ruhsatları verdi. Bu ruhsatlara dayalı olarak sahada sismik araştırma ve sondaj faaliyetleri gerçekleştirildi. TPAO halen Kıbrıs adasının güneybatısında Türk kıta sahanlığını ihlal eden 6 ve 7 numaralı GKRY bloklarının üzerinde sondaj çalışmalarını sürdürüyor (harita I). Bütün bunlar, Türkiye’nin Yunanistan-Mısır anlaşmasının çizdiği sınırın doğu ucundan GKRY-Mısır anlaşmasının çizdiği sınırın batı ucuna kadar uzanan sahada Mısır ile çizebileceği sınırın GKRY-Mısır sınırlandırma anlaşmasını tanıyacağı anlamına gelmeyeceğini gösteriyor.

Türkiye açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığının üçüncü cephesi KKTC’nin haklarıyla ilgili. Kıbrıslı Türkler ile Rumlar eşit haklara sahiptir. Kıbrıs uyuşmazlığının kökeninde, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerin haklarını, hatta Kıbrıs Türkünü yok sayması yatıyor. Bu durum, Kıbrıs adasının deniz yetki alanlarında da devam ediyor ve Kıbrıs uyuşmazlığının denize yayılmasına neden oluyor. GKRY Kıbrıs adasının tek temsilcisiymiş gibi hareket ederek adanın deniz yetki alanlarında tek başına tasarruflarda bulunuyor. GKRY’nin yetkisi olmadan gerçekleştirdiği bu hukuksuz tasarruflara itibar edenler de GKRY’nin gerçekleştirdiği hukuksuzluklara ortak oluyorlar. 

KKTC ve Türkiye bir taraftan bu hukuksuzlukları protesto etmekte diğer taraftan da uluslararası hukukun çok önemli bir ilkesi olan karşılıklılık esasında cevap vermekteler. Bu kapsamda, KKTC TPAO’ya sismik araştırma ve sondaj ruhsatları vermiştir. A/G Barbaros Hayrettin Paşa halen bu ruhsatlara dayanarak adanın doğusunda (harita I) sismik araştırma faaliyetlerini sürdürüyor.


13 Ağustos 2020 Perşembe

Yunanistan Ege'de de hesap verecek

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Uluslararası hukuka göre Doğu Akdeniz'de söz hakkı olmadığı halde Mısır ile korsan anlaşma imzalayan Yunanistan, gerilimi tırmandırırsa Ege'de de hesap vermek zorunda kalacak. Atina gayri askeri statüde olan 23 adadan 16'sına asker ve silah yığmış durumda. Öte yandan Kahire yönetiminin Ankara ile iletişime geçerek "Türkiye'nin Akdeniz'deki ulusal güvenlik endişelerini dikkate alıyoruz" mesajını ilettiği iddia edildi.


Uluslararası hukuk uyarınca Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkı olmayan Yunanistan Mısır ile korsan anlaşma yaptı, Oruç Reis’in Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesindeki araştırma faaliyeti üzerinden kriz çıkarma çabasına girdi. İmza attığı eylemlerle Akdeniz’de gerilimin kaynağı haline gelen Yunanlılar, Adalar Denizi’nde de (Ege) yıllardır hukuku çiğniyor. Atina yönetimi Ege’de ağır silah sokulması yasak adaları ısrarla silahlandırıyor. Durumu uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş ‘gayri askeri statü’ (GASA) kapsamındaki 16 ada şu an cephanelik gibi. Sorun, Atina-Ankara arasındaki diplomatik temaslarda çözülemedi.



MİDİLLİ, RODOS, LİMNİ...
1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmaları gereği, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de toplam 23 ada gayri askeri statüde bulunuyor. Uluslararası hukuk gereği bu adalara herhangi bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin çıkması yasak. Ancak Yunanistan, bu adalara bir süredir askeri karakollar, kışlalar, helikopter pisti ve keşif gözetleme sistemleriyle birlikte aralarında özel kuvvetler personelinin de bulunduğu birlikler konuşlandırıyor. Şu an Midilli ve Rodos’ta birer Yunan tümeni konuşlu durumda. Limni, Sakız, Sisam, İstanköy adalarında ise birer Yunan tugayı bekliyor. Diğer adalarda da tabur ve alay seviyesinde değişik büyüklükte birlikler bulunuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adalardaki korsan faaliyetleri dikkatle izliyor.

79 KEZ İHLAL ETTİLER
Atina’nın silahlandırdığı adalarda ABD ve Avrupa ülkeleri de yasadışı faaliyetlerden geri durmuyor. Yunanlıların muhrip, fırkateyn ya da hücumbot konuşlandırdığı adalara ABD ve İngiltere gibi ülkeler de son 10 yıldır pek çok kez savaş gemisi gönderip liman ziyaretlerinde bulunuyor. Bu kapsamda şu ana kadar 8 devlet tarafından 7 adaya 79 kez ihlal yapıldığı not edildi. Atina bu yolla adalarda sözde hakimiyetini meşrûlaştırmaya çalışıyor.

ADACIKLAR NE DURUMDA
Atina, adalar üzerinden korsan girişimlerini Doğu Akdeniz ve Ege’de, mülkiyeti kendisine anlaşmalarla devredilmemiş 152 ada, adacık ve kayalıkta da sürdürüyor. Kısaca ‘EGAYDAAK’ olarak bilinen bu kara parçalarını Yunanlılar kendilerininmiş gibi yerleşime açıyor, buralara asker yığıyor. Lozan ve Paris anlaşmalarıyla Atina’ya Ege’de verilen ada sayısı 14 iken, Yunanlılar fiili durum yaratmak suretiyle EGAYDAAK statüsündeki 18 adayı da sahiplenip ada sayısını 32’ye çıkardı. Türkiye, EGAYDAAK konusundaki hassasiyetini, 1994 yılında Kardak çıkarmasıyla ortaya koymuş ancak Yunan tarafı oldubitti çabalarına devam etmişti.



OSMANLI’DAN TÜRKİYE’YE
Yunanistan’ın işgali altındaki adacıklar arasında Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizcik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi, Koufonisi ve Venedik kayalıkları bulunuyor. Türkiye, Lozan Anlaşması’nın 12. maddesi ile Paris Anlaşması’nın 14. maddesi hükümleri gereğince, mülkiyeti Yunanistan’a devredilen adalar dışındaki ada, adacık ve kayalıkların egemenliğinin Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘halefiyet yoluyla intikal ettiğini’ ve hukuken EGAYDAAK’ların Türkiye hakimiyetinde olduğunu savunuyor. Türkiye, EGAYDAAK’ların üzerindeki mevcut olan fiilî Yunan uygulamalarının hukuki statüyü değiştirmeyeceğini vurguluyor.

DEFAATLE UYARILDI
Bölgesel sorunların çözümüne ilişkin diplomasi öncelenirken bir yandan da olası tehditlere karşı hazırlık seviyesi en üst düzeyde tutuluyor. Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü faaliyetler üzerinden Yunanistan’ın tırmandırdığı gerilim savaşa evrilirse, Ege’deki tüm adalar bundan nasibini alacak. Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz’deki adalara yönelik uluslararası hukuka aykırı faaliyetlerine karşı Türkiye tarafından defaatle uyarılmış, Ege ve Doğu Akdeniz’deki tatbikatlar üzerinden gambot diplomasisi de devreye alınmıştı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, son olarak ocak ayında bu soruna dikkat çekmiş, Yunanistan’ın Ege’de uluslararası anlaşmalarla belirlenen gayri askeri statüdeki 23 adanın 16’sını anlaşmalara aykırı olmasına rağmen silahlandırdığını belirterek, “Hiçbir şekilde hakkımızı çiğnetmeyiz” uyarısı yapmıştı.

MISIR'DAN MESAJ VAR
Yunanistan’la korsan bir anlaşma imzalayan Sisi yönetimindeki Mısır’dan ilginç bir hamle geldi. Middle East Eye adlı internet portalının iddiasına göre Kahire yönetimi, Ankara ile bağlantıya geçerek “Türkiye’nin Akdeniz’deki ulusal güvenlik endişelerini dikkate alıyoruz” mesajı iletti. Habere göre Ankara, Kahire’nin bu tavrından duyduğu memnuniyeti karşı tarafa bildirdi. Gelişme, bir Türk yetkiliye dayandırılıyor. Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yönelik 2013 Temmuz’undaki darbe sonrası iki ülke arasında kesilen diplomatik ilişkilerin bugünlerde yeniden başladığı belirtiliyor. Mısır ile Türkiye arasındaki ‘arka kapı diplomasisinin’ özellikle Libya ve Doğu Akdeniz’e ilişkin konularda nereye evrileceği merak konusu.



LAZON VE PARİS'E RAĞMEN
Yunanistan tarafından hukuki statüleri ihlal edilen Doğu Akdeniz ve Ege’deki tartışmalı adalar, uluslararası anlaşmalarla üç kategoriye ayırmak suretiyle askersizleştirilmiş ve silahsızlandırılmış statü teşkil edilmişti. Bu adalardan Boğazönü Adaları olarak bilinen Yunan adaları Limni ve Semadirek ile Türk adaları İmroz ve Bozcaada, Lozan’ın 4. maddesi ile askerden arındırıldı. Semadirek, Limni ve Taşoz ayrıca, Lozan’da 12. maddeyle silahsızlandırıldı. Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında da Lozan 12. maddeye göre asker bulundurmak, deniz üssü ve istihkam kurmak yasak. Ancak aynı anlaşmanın 13. maddesi, buralarda sadece polis-jandarma konuşlandırılmasının önünü açıyor. Adalara ilişkin bir anlaşma da 1947’de Paris’te yapıldı. Paris Anlaşması’nın 14. maddesine göre ‘gayri askeri statü’deki 14 tane adada Yunan tarafı ancak asayişi sağlayacak kadar polis-jandarma bulundurabiliyor. 1947’de GASA’ya dahil edilen adalar şöyle: İstanbulya, Rodos, Herke, Kerpe, Çoban, İleki, İncirli, Kelemez, İleriye, Batnoz, Lipso, Sömbeki, İstanköy, Meis.

10 Kasım 2020 Salı

Büyük Önder Atatürk'ün ebediyete intikalinin 82'nci yılı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Askeri ve siyasi dehasıyla Türk ve dünya tarihine adını altın harflerle yazdıran Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938'de Dolmabahçe Sarayı'nda saat 9'u 5 geçe hayata gözlerini yumdu.


Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve önderi Mustafa Kemal Atatürk
, 57 yıllık yaşamında milletinin ve vatanının bağımsızlığı için girdiği her mücadeleyi askeri ve siyasi dehasıyla zaferle taçlandırdı.

Büyük Önder Atatürk, 1881'de Selanik'te dünyaya geldi. Annesi Zübeyde Hanım'ın arzusu doğrultusunda ilköğrenimine Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde başlayan Atatürk, daha sonra babası Ali Rıza Efendi'nin isteği ile geçtiği Şemsi Efendi Mektebinde ilkokulu bitirdi.

Ortaokul eğitimi için gittiği Selanik Mülkiye Rüştiyesinden kendi isteğiyle ayrılan Atatürk, öğrenimini Selanik Askeri Rüştiyesinde sürdürdü. Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, Atatürk'ü sınıftaki diğer Mustafalar'dan ayırmak için üstün yetenekli öğrencisine ikinci ad olarak "Kemal" ismini koydu.

Mustafa Kemal, Selanik Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Manastır Askeri İdadisinden ikincilikle mezun oldu. Askeri öğreniminin yanında yabancı dil eğitimi de alan Atatürk, yazları izinli döndüğü Selanik'te Fransızca dersleri gördü.

Daha sonra İstanbul'a gelerek 1899'da girdiği Harp Okulu'nu 1902'de teğmen rütbesiyle bitiren Atatürk, Harp Akademisinden de 1905'te kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.



Atatürk, kurmaylık stajı için, 1905'te Şam'da 5. Ordu emrine atandı. Suriye bölgesindeki üstün hizmetleri nedeniyle Beşinci Rütbe'den Mecidi Nişanı verilen Atatürk, 1907'de merkezi Makedonya'nın Manastır şehrinde bulunan 3. Ordu Karargahı'na atandı. Atatürk, 3. Ordu Karargahı'nın Selanik'teki kurmay şubesinde görevlendirildi.

Mustafa Kemal Atatürk, Manastır ve Selanik'te görevliyken 1909'da İstanbul'daki 31 Mart Vakası'nı bastıran Hareket Ordusu'nda görev yaptı.  

1910'da Arnavutluk'taki isyanı bastırmak için düzenlenen harekatta da görevlendirilen Atatürk, İtalya'nın 1911'de Trablusgarp'a asker çıkarması üzerine Tobruk'a gönderildi.

Tobruk ve Derne'de Türk kuvvetlerini başarıyla yönettikten sonra binbaşı rütbesiyle 1912-1913 yıllarında Balkan Savaşı'na katılan Atatürk, Edirne'yi Bulgaristan'dan geri alan kolorduda görev yaptı.

Çanakkale'de üstün başarı

Atatürk, 1913'te Sofya'da ataşeliğe atandı. Ataşe olarak görev yaptığı sırada, Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Atatürk, Başkomutanlık Vekaleti'ne müracaat ederek cephede görev almak istedi.

Kendisine "Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya Ataşemiliterliği'ni daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz." cevabının verilmesi üzerine Büyük Önder, Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya şu mektubu yazdı:

"Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben, Sofya'da ataşemiliterlik yapamam. Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz."

Bunun üzerine Atatürk, 1915'te Esat Paşa komutasındaki 3. Kolordu'ya bağlı Tekirdağ'da oluşturulacak 19. Tümen Komutanlığına atandı.

Gelibolu Yarımadası'na asker çıkaran ve Conkbayırı'na ilerleyen düşman birlikleri Atatürk'ün komutasındaki 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzuyla geri çekildi. Atatürk, "Anafartalar kahramanı" olarak ün kazandı.

Atatürk, Conkbayırı taarruzu sırasında göğsüne isabet eden şarapnel parçasının göğüs cebindeki saati parçalayarak dönmesi sonucu mutlak bir ölümden kurtuldu.

Doğu Cephesi'nde 16. Kolordu Komutanlığına atanan Atatürk, 1916'da Rus saldırılarını durdurarak Bitlis ve Muş'u düşmandan geri aldı ve bu cephede generalliğe terfi etti.

1917'de Filistin ve Suriye'de görevli 7'nci Ordu Komutanlığı'na atanan Atatürk, aynı yıl Veliaht Vahdettin ile Almanya'ya giderek Alman Genel Karargahı ve Alman savaş cephelerinde incelemelerde bulundu.

1918'de yeniden görevlendirildiği Suriye cephesinde 7'nci Ordu Komutanıyken, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra İstanbul'a döndü. Ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak amacını gizli tutarak, Ordu Müfettişliği görevi ile İstanbul'dan ayrıldı. 

Tam bağımsızlığa giden ilk adım

Karadeniz yoluyla 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919'da Amasya Genelgesi'ni yayımladı. Türk milletine, "Vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu, azim ve kararlılıkla vatanın kurtarılması için Sivas'ta bir kongre toplanacağını" bildirdi. Ayrıca Osmanlı Hükümeti'nin verdiği görevden ve askerlikten istifa ederek, 23 Temmuz 1919'da Erzurum'da, 4 Eylül 1919'da Sivas'ta toplanan kongrelerin başkanlığını yaptı.

Bu kongrelerde, "Düşman işgaline karşı milletin vatanı savunacağı, bu amaçla geçici bir hükümetin kurulacağı ve bir milli meclisin toplanacağı, manda ve himayenin kabul edilmeyeceği" kararları alındı ve açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), onun çabalarıyla 23 Nisan 1920'de Ankara'da tarihi görevine başladı. Mustafa Kemal Atatürk, Meclis ve Hükümet Başkanı seçildi.

TBMM açılmadan 17 gün önce, 6 Nisan 1920'de, Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla Anadolu Ajansı (AA) kuruldu. "Türkiye'nin sesini dünyaya duyurmak" amacıyla kurulan AA, TBMM'nin çıkardığı ilk yasaları duyurdu, Milli Mücadele'nin ve Kurtuluş Savaşı'nın her aşamasına tanıklık etti.

TBMM açılarak milli bir hükümet kurulmasına rağmen Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalandı.

Büyük Önder Atatürk, United Telegraph gazetesi muhabirine yaptığı açıklamada, Sevr Antlaşması'nı tanımadıklarını vurgulayarak, "Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve neticede yaşama hakkımızı inkara ve kaldırmaya yöneltilmiş Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir." ifadelerini kullandı.

TBMM tarafından Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması'nın kabul edilmediği dünyaya duyuruldu. 

Yunan Ordusu bozguna uğratıldı

İtilaf Devletleri'nin yardımıyla İzmir'i işgal eden Yunan kuvvetlerinin ilerlemesi, 1921'de Birinci ve İkinci İnönü savaşlarıyla durduruldu.

Yunan ordusunun 23 Ağustos 1921'de yeniden taarruz etmesiyle Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Atatürk, birliklere, "Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.

Yunan ordusu bozguna uğratılarak, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Türk ordusu, Sakarya Meydan Muharebesi'ni zaferle sonuçlandırdı. 22 gün süren bu savaşta Yunan ordusu ağır kayıplara uğratıldı. Bu zafer nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk'e, TBMM tarafından "Mareşal" rütbesi ve "Gazi" unvanı verildi.

Sakarya Zaferi'nin ardından 13 Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921'de Fransızlarla Hatay haricinde bugünkü Türkiye sınırının çizildiği Ankara Antlaşması imzalandı.

Atatürk'ün komutanlığında Türk ordusu, vatanı düşman işgalinden kurtarmak için 26 Ağustos 1922'de karşı saldırıya geçerek Büyük Taarruz'u başlattı.

Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği 30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar (Başkomutan) Meydan Muharebesi'nde Türk ordusu, Yunan ordusunun büyük kısmını yok etti. Bozguna uğrayarak kaçan düşman kuvvetlerini izleyen Türk ordusu, 9 Eylül 1922'de İzmir'e girdi.

Anadolu'yu düşman istilasından kurtaran büyük askeri zaferlerin ardından 11 Ekim 1922'de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve İtilaf Devletleri işgal ettikleri Türk topraklarından çekildi. 

Lozan Antlaşması

İsmet İnönü başkanlığındaki Türkiye heyeti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalandı.

Büyük Önder, Lozan Antlaşması'na ilişkin, "Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir vesikadır." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı

Kurtuluş Savaşı'nın ardından TBMM tarafından 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilirken, Mustafa Kemal Atatürk de cumhurbaşkanı seçildi. 1938'deki ölümüne dek arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten Cumhurbaşkanı oldu.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e 14 Haziran 1926'da İzmir'de yapılması planlanan suikast girişimi engellendi. Suikast girişiminin elebaşları İzmir'de tutuklandı.

Büyük Önder, suikast girişimine ilişkin Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada, "Alçak girişimin benim şahsımdan ziyade mukaddes Cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelerimize yönelmiş bulunduğuna şüphe yoktur. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Gazi Mustafa Kemal'e, 24 Kasım 1934'te 2587 sayılı Kanunla "Atatürk" soyadı verildi ve bu soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı.

Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada etkili bir aktör olarak öne çıkmasına katkıda bulundu

Mustafa Kemal Atatürk, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkilerini hafifletmek ve ülkenin kalkınmasını hızlandırmak amacıyla 1933'te Beş Yıllık Sanayi Planı'nı başlattı. Aynı dönemde dış politikada da önemli adımlar atıldı; Milletler Cemiyeti'ne girilmesi, Balkan Antantı'nın imzalanması, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Sadabat Paktı gibi girişimler, Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada etkili bir aktör olarak öne çıkmasına katkıda bulundu.

Atatürk, Hatay'ın anavatana katılması için yoğun diplomatik çaba sarf etti ve onun bu amacı, vefatının ardından 1939'da gerçekleşti. 

Yalnızca Türk milletinin Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yöneten bir komutan olarak değil, aynı zamanda gerçekleştirdiği devrimlerle de dahi bir devlet adamı olarak tarihe geçen Mustafa Kemal Atatürk, 57 yıl süren yaşamında, milletinin ve vatanının bağımsızlığı için yılmadan çalıştı ve girdiği her mücadeleden zaferle çıktı.

Askeri ve siyasi dehasıyla Türk ve dünya tarihine adını altın harflerle yazdıran Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938'de 57 yaşındayken Dolmabahçe Sarayı'nda saat 9'u 5 geçe hayata gözlerini yumdu.

Atatürk'ün vefatı sadece Türkiye'de değil bütün dünyada büyük üzüntüyle karşılanırken, yabancı devlet adamları birçok açıklama yaptı ve mesaj yayımladı.

Atatürk'ün naaşı 10 Kasım 1953'te Anıtkabir'e nakledildi

Atatürk'ün Türk bayrağına sarılı tabutu, Dolmabahçe Sarayı büyük tören salonunda bir katafalk üzerine yerleştirilerek 3 gün süreyle milletin ziyaretine bırakıldı.

Cenaze, daha sonra 20 Kasım 1938'de Ankara'ya getirildi ve 21 Kasım 1938'de büyük törenle Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine konuldu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Törende, Çanakkale'de ve diğer muharebelerde Atatürk'e karşı savaşmış yabancı generaller de yer aldı.

Atatürk'ün naaşı, ölümünün 15'inci yılı olan 10 Kasım 1953'te Anıtkabir'e nakledildi. 



google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html