BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Kuzey Suriye sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Kuzey Suriye sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

11 Ocak 2018 Perşembe

PYD'li teröristten Afrin-Münbiç mesajı

PYD'li üst düzey bir terörist, Rus medyasına verdiği demeçte, ABD'nin sözde Kuzey Suriye Federasyonu'nu tanıdığını, ancak resmi tanımanın adım adım gerçekleşeceğini söyledi.

DEAŞ'la savaşı bahane ederek Suriye'de kalmaya devam eden, son olarak Deyr ez Zor'un doğusunda da DEAŞ'ın bitme noktasına gelmesine rağmen çekilmeyen ABD, tam tersine askeri ve siyasi varlığını artırıyor.

Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu olan terör örgütü PYD/YPG tarafından tek taraflı ilan edilen Afrin ve Münbiç'in de içinde yer aldığı Kuzey Suriye Federasyonu'nu ABD'nin siyasi olarak tanıyacağı iddiaları gündemde.

ABD'nin YPG'nin de içinde yer alacağı Kuzey Suriye Ordusu adı altında yeni bir ordu kuracağı da iddialar arasında.

Suriye'deki bu çirkin oyun tartışılırken, Rus medyasından Sputnik'e konuşan PYD'nin ilan ettiği Cezire Kantonu Dışişleri Konseyi Eşbaşkanı Ebdulkerim Omer, Kuzey Suriye Federasyonu'nun ABD ile iyi ilişkiler içinde olduğunu ve ilişkileri daha da geliştirdiğini belirtti.



"ABD BİZİ PRATİKTE TANIYOR, AMA RESMİ TANIMA ADIM ADIM OLACAK"



''ABD'nin Kuzey Suriye Federasyonu'nu resmen tanıması zaman alır. Bu, diplomatik bir meseledir. 

Hemen olmaz. Adım adım olur. Fakat pratikte şimdi yaşanan tanımadır'' değerlendirmesini yapan Omer, şöyle devam etti:


"ABD'NİN BÖLGEDE KALMASINI BİZ İSTİYORUZ, DAHA UZUN YILLAR DA KALACAK"


''ABD, Suriye'nin kuzeyinde daha uzun yıllar kalacak. Çünkü yıkılan yerlerin onarılmasına ve sığınmacıların geri dönüşüne yardımcı olacak. 

ABD, sınır güvenliği konusunda da yardım edecek. Bizimle ABD arasındaki anlaşmalar da devam edecek. 

ABD'nin bölgede kalmasını biz de istiyoruz. ABD ile ilişkilerimiz ve işbirliğimiz sürecek.''

ABD'NİN ÇOK SAYIDA ASKERİ ÜSSÜ VAR


ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde PYD'nin elindeki Derik, Tabka, Rimelan, Hol, Şedadi, Kobani, Eyn İssa, Menbiç, Rakka, Haseke ve Tel Abyad'da askeri üsleri bulunuyor.

10 Ağustos 2017 Perşembe

ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor? 04

  • 1
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
Suriye'de Fırat Kalkanı Operasyonu devam ederken, ABD rejim askerlerini bombaladı, Tel Abyad'daki PKK-PYD mevzilerine bayrak çekti, ÖSO'dan bazı grupların ayrılmasına yol açtı. Peki son süreçte ABD'nin yaptığı bu hamleler ne anlama geliyor, Taha Dağlı değerlendirdi.
  • 2
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ÖSO'DAN AYRILAN GRUPLAR?
ABD'nin özel kuvvetlerinin Suriye'de geçtiğimiz Cuma günkü askeri varlığı Özgür Suriye Ordusundaki bazı grupların tepkisine neden oldu. Şu açık ki ABD askerleri bölgedeki PKK-PYD mevzilerini koruyor, DAEŞ karşıtı operasyonları ise TSK ile ÖSO yürütüyor. Özgür Suriye Ordusunun tepkisi buna, çünkü ABD'nin Suriye politikası onlar için inandırıcı değil.
  • 3
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ÖSO'DAKİ AYRILIKLAR FIRAT KALKANINI ETKİLER Mİ?
ÖSO'daki iki ya da üç grubun ABD askeri varlığını protesto için ayrılık kararı alması Fırat Kalkanı Operasyonunu etkilemez çünkü sayıca çok küçük gruplar. Zaten operasyon da başarıyla devam ediyor.
  • 4
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD'YE TEPKİ NEDEN?
Özgür Suriye Ordusuna bugüne kadar ABD'den bir çok yerine getirilmeyen sözler verildi, ve artık ABD'nin yalan politikası iyice ayyuka çıktı bu nedenle tepki var. Zira ABD Suriye'de PKK-PYD terör örgütünü destekliyor, ÖSO'yu değil. Özgür ordu burada Fırat Kalkanı operasyonunu tehlikeye atmaya sembolik bir tepki vermiş oldu. Türkiye'nin sözünden çıkma gibi bir durum ise söz konusu değil.
  • 5
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD'NİN REJİM ORDUSUNU BOMBALAMASI?
Cumartesi akşamı ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları, Deyruzzor kentindeki rejim karargahını bombaladı, 60'dan fazla Suriye askeri öldü. Bu durum Rusya'nın sert tepkisine yol açtı. Konu BM Güvenlik Konseyine taşındı.
  • 6
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD KASTEN Mİ REJİMİ VURDU?
Rusya'ya göre ABD bilinçli olarak vurdu. Bölgede DAEŞ teröristleri varken ABD DEAŞ yerine rejim askerlerini bombalıyor, rejimden boşalan bölgeye ise DAEŞ giriyor. ABD ise hata sonucu vurulduğunu söylüyor. Ortadaki sonuç ise DAEŞ'in işine yarıyor.
  • 7
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
HALEP'TEKİ ATEŞKES ETKİLENİR Mİ?
Kurban Bayramından itibaren bir ateşkes süreci vardı, ABD'nin hata iddiasıyla rejim karargahını bombalaması Halep'teki ateşkesi olumsuz yönde etkileyebilir.
  • 8
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
ABD son bir haftadaTel Abyad'daki PKK-PYD mevzilerine bayrak çekti, özel kuvvetlerini bölgeye gönderdi ve DAEŞ yerine rejim askerlerini bombaladı. Buradan çıkan sonuçlar önemli, birincisi ÖSO'nun tepkisini çektiler, ayrılan gruplar olmasına yol açtılar. İkincisi ise ateşkes sürecini baltalayan bir hamleye neden oldular.
  • 9
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ASIL AMAÇLARI NE?
Türkiye ile Rusya arasında Suriye üzerinde ciddi bir uzlaşı var ve yol haritası var, ABD bu denklemin dışında kalmamaya hassasiyet gösteriyor ve denklemin bir ucunda PYD terör örgütünü monte etmeye uğraşıyor, bunları yaparken de Suriye krizinin çözümü için değil devamı adına adımlar atıyor. ABD'nin bunları yaparken en büyük amacı Türkiye'nin Suriye'deki hareketlerini kontrol altına alabilmek bu nedenle agresif bir politika izliyor.
  • 10
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
FIRAT KALKANI ABD'NİN TÜM PLANLARINI ALT ÜST ETTİ
Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşması, Suriye'de ortak paydalarda hareket etmesi ve Fıratk Kalkanı Operasyonu, Türkiye'nin bölgedeki gücünü herkese gösterdi. ABD'nin bugüne kadar 5 buçuk yıldır Suriye'de yürüttüğü iki yüzlü politikayı ise deşifre etti. Türkiye herkese şunu gösterdi mesele DAEŞ ise bu iş halledilebiliyor. Yani ABD'nin buradaki iyi niyeti ciddi şekilde sorgulanmış oldu.
  • 11
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
TÜRKİYE'NİN ABD'YE YANITI NE OLACAK?
G20'de gereken yanıt verildi, Fırat Kalkanında da sahadaki mesaj iletildi. Mesele DAEŞ ise bu iş çözülebilir ama işin içinde PYD olmayacak. Şimdi BM genel Kurulu var, Cumhurbaşkanı Erdoğan orada da gereken mesajları verecek. Türkiye'nin DAEŞ ile mücadelesi somut sonuç veriyor, insanlar evlerine dönebiliyorlar, en büyük mesaj bu aslında. ABD için bir samimiyet testi aslında bu. Mesele terörse PYD terör örgütünü desteklemeyi bırakacaklar aksi takdirde sahada bu iş karşılık bulacaktır. Zira Türkiye şu aşamada Suriye konusunda ilk kez bu kadar ciddi, kararlı ve güçlü durumda.

10 Mayıs 2018 Perşembe

Suriye'de İsrail-İran savaşına doğru

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İran ve İsrail’in Suriye’de bir çatışmaya sürüklenmesi için iki kritik eşik vardı ve halihazırda bu iki eşik de fazlasıyla aşıldı.


Bu yazıya konu olan açık-kaynaklı istihbarat analizi ve stratejik tahmin, iddialı bir araştırma sorusuna dayanıyor: İran ve İsrail’in Suriye’de bir çatışmaya sürüklenmesi mümkün mü?
Açıkçası, bundan birkaç yıl önce bahse konu olasılık üzerine bir profesyonel bir çalışma hazırlasaydık, bu senaryo için geçilmesi gereken en önemli eşik olarak, İsrail’in Suriye’de İran’ın müttefiklerini değil, doğrudan Devrim Muhafızları personelini hedef almasını ifade edebilirdik. Muhtemelen ikinci ciddi eşik de Tahran’ın Baas rejimini ve Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’nin muharip kapasitesini desteklemenin ötesine geçerek, LübnanHizbullahı’na açılan kapısını İsrail’e karşı kalıcı ve agresif bir hibrit harp tahkimatı haline getirmeye başlaması olacaktı. Halihazırda bu iki eşik de fazlasıyla aşıldı. Dolayısıyla, gelinen merhalede daha detaylı bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Fakat baştan söylemeliyiz ki Suriye’de İsrail-İran çatışması artık çok güçlü bir olasılık ve Suriye’de etkin tüm aktörler, hesaplarını bu ihtimalin üzerinde durarak yapmalı.

Neden şimdi?

Zamanlamayla başlayalım: İsrail Suriye’deki İran ve Lübnan Hizbullahı varlığına yönelik kapsamlı bir harekatı neden şimdi –ya da yakın gelecekte– başlatsın? Çünkü söz konusu harekatı ertelediği her gün, durum kendisi açısından biraz daha riskli hale geliyor.
İsrail Hava Kuvvetleri Suriye’de halihazırda bir F-16 kaybetti. Üstelik, tıpkı Şayrat taarruzundan sonra gerçekleşen Pantsir S-1 kısa-orta menzilli gelişmiş hava savunma sistemleri transferi –ve muhtemelen, Sovyet döneminden kalan uzun menzilli S-200 sistemlerinin modernizasyonu– gibi, bu kez de ABD, Fransa ve Birleşik Krallık tarafından icra edilen son askeri müdahaleden sonra, Rusya Federasyonu Suriye Arap Hava Savunma Kuvvetleri’ne S-300 transferini gündeme getirdi. Ayrıca birçok gelişmiş elektronik harp sistemi de bölgede konuşlu vaziyette. Özetle, Suriye hava sahası İsrail Hava Kuvvetleri açısından giderek daha riskli bir profil sergiliyor.
Elbette İsrail için Suriye’de en büyük değişimi beraberinde getiren gelişme, Rusya Federasyonu’nun savaşın gidişatına müdahil olması, daha da önemlisi, Tartus ve Hmeymim üslerine dayanarak Suriye’de caydırıcı bir A2/AD (anti-access/area denial) sahası oluşturması.
Moskova ile kurulan kırmızı hat şimdiye dek işledi ve İsrail ile Rusya’yı bir çatışmadan uzak tuttu. Bu çok önemliydi; zira İsrail’in vurduğu bazı Suriye ve İran hedefleri, bölgedeki Rus birliklerine gerçekten yakındı. Ancak elbette Netanyahu yönetiminin Rusya ile diplomatik çabalara sonsuza kadar güvenebileceğine işaret eden herhangi bir garanti yok. Ayrıca İran ile nükleer antlaşmadan çekilen ve Tahran’a karşı sert bir tutum takınan Trump yönetimi de önemli bir cesaretlendirici faktör. Dolayısıyla Suriye hava sahasına ilişkin parametreler daha fazla karmaşık hale gelmeden ve Beyaz Saray’daki mevcut duruştan da yararlanarak, İsrail’in İran’ı ve Lübnan Hizbullahı başta olmak üzere müttefiklerini Suriye’den çıkarmak hedefiyle önleyici bir müdahalede bulunması, artık ciddiye alınması gereken bir olasılık.

Risk ve tehdit analizi



Şimdi ikinci kritik soruya geçelim: Peki, İsrail açısından Suriye’de İran ve Lübnan Hizbullahı, varlığı gerçekten bir askeri harekat riskini alabilecek kadar önemli bir tehdit düzeyinde mi? İsrail strateji çevrelerinin bu soruya yanıtı “evet”.
Suriye’nin ve daha da önemlisi İran’ın Suriye’yi kalıcı bir hibrit harp tahkimatı haline getirmesinin, İsrail savunma elitleri açısından gerçekten ne anlama geldiğini görebilmek için sırasıyla 1973, 2006, 2007 yıllarına gitmemiz gerekiyor.
1973 yılı Arap-İsrail Savaşı sırasında, güney cephesi olan Sina’da, İsrail Savunma Kuvvetleri karşılarında, gelişmiş hava savunma sistemlerinin harp sahasına getirdiği yenilikleri çok iyi kavramış, ayrıca personel tarafından kullanılan tanksavar füzelerinin piyadeye zırhlı birlikler karşısında önemli avantaj sağladığını bilen, 1967’nin hatalarını tekrarlamayan Mısır Silahlı Kuvvetleri’ni buldu. Ortadoğu için kullanılan tabirle “füzelerin Kalaşnikof’u” haline gelen Scud füzeleri de gerçek harp koşullarında ilk defa 1973’te Mısır tarafından kullanıldı. Üstelik Sovyetler tarafından Kahire’ye yapılan sevkiyatın konvansiyonel harp başlıklarından farklı seçenekler içerip içermediği de bilinmemekteydi. Son olarak, bahse konu askeri gücün ardında, Enver Sedat gibi, savaşın siyasetin farklı araçlarla icra edilen bir uzantısı olduğunu iyi bilen bir stratejik akıl vardı.
İşte tüm bu koşullar altında, iki cepheli bir savaşa sürüklenen İsrail’in yapması gereken şey, kuzeyde Hafız Esed’in ordularına karşı direnmekti. Aksi durum, İsrail için yaşamsal bir tehdidi beraberinde getirebilir ya da stratejik silah sistemlerine başvurulmasını zaruri kılabilirdi. İkinci olasılık gerçekleşseydi, Sovyetlerin vereceği tepki yıkıcı olacaktı. İsrail Savunma Kuvvetleri kuzey cephesine ilk başta büyük bir güç ayıramadı. Küçük bir zırhlı birlik, müdafaa hattını 1967’den itibaren fiili olarak kontrol edilen Golan tepelerinde kurmuştu ve Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri taarruzunu durdurmayı başardı. Harp tarihi açısından bir ders niteliğinde olan 1973 Harbi, Sina’da başlayarak gelişmiş, ancak savaşın kaderini Golan tepeleri belirlemişti. Harp tarihine kalanlar açısından savaşın iki kazananı vardı: İlki Süveyş’in doğusuna geçişi başarıyla planlayan Mısır komuta kademesi, diğeri ise güney cephesinde yaşadığı krizi kuzey cephesinde çözen İsrail kriz yönetimiydi. Nitekim her iki durum da özü itibariyle, askeri zekanın coğrafyaya ilişkin analitik yaklaşımına dayanmaktaydı.
Askeri-jeostratejik önemi bir kez daha anlaşılan Golan tepeleri, halen sözü edilen referanslarla, İsrail strateji çevreleri için, ifade ettiği önemi koruyor. Bölgedeki en hakim arazi olan bahse konu yükselti, İsrail için herhangi bir barış anlaşmasından daha kritik. Zira askeri coğrafya bağlamında bir alternatifi yok ve İsrail’in jeopolitik derinliği de yeterli değil. Dolayısıyla, Devrim Muhafızları Kudüs Güçleri’nin ve Lübnan Hizbullahı’nın söz konusu alanda etkinliğini arttırması –hatta insansız hava aracı uçuracak düzeye gelmeleri– İsrail’in İran’a yönelik daha ciddi bir askeri reaksiyonuna neden olabilir.
İkinci olarak, olası bir çatışmanın köklerini 2006 yılında aramamız gerekiyor. Hatırlanacağı üzere, İran’ın roket ve balistik füze alanındaki deneyimlerinden de yararlanan Lübnan Hizbullahı, 34 gün boyunca kesintisiz biçimde İsrail’i baskı altında tutmuş, Hava Kuvvetleri kökenli General Dan Halutz’un Genelkurmay Başkanlığı’ndaki İsrail Savunma Kuvvetleri ve Ehud Olmert hükümeti, söz konusu tehdidi, kalıcı olarak bertaraf edememişti. Aradan 12 yıl geçti ve bugün Lübnan Hizbullahı’ndan kaynaklanan füze ve roket tehdidi hem niteliksel hem de niceliksel olarak çok daha kritik bir düzeye erişti. İsrail, Iron Dome (Demir Kubbe) ve David’s Sling gibi sistemlerle roketlere ve taktik balistik füzelere yönelik ciddi kabiliyetler geliştirmiş olsa da, füze ve roket savunmasına ilişkin birkaç teknik detayı anımsatmakta yarar var. İlki, roket ve füze operasyonlarının “taarruz-dominant” karakterine sahip olduğu gerçeği. Daha açık ifade etmek gerekirse, roket ve füzelere karşı savunma yapan taraf, tehdit arz ettiği hesaplanan unsurlar karşısında, söz gelimi, yüzde 70 oranında havada imha performansına ulaşsa dahi –ki bu üst düzey bir orandır– popülasyon merkezlerine ve kritik milli altyapıya düşecek geriye kalan yüzde 30’luk paketin sonuçları hem psikolojik hem de kinetik olarak yıkıcı olabilir. Taarruz-dominant karakteristiğin bir diğer etkisi de, gelen roket ve füze tehdidinin tamamen havada imha edildiği hayali bir durumda dahi, taarruz altındaki ülkede sosyal ve ekonomik yaşamın durmasıdır. Dolayısıyla, taarruz eden taraf taarruzun şiddetini koruyabildiği sürece, büyük olasılıkla kazançlı olacaktır. Son olarak, savunma ekonomisi açısından roketlere ve taktik balistik füzelere yapılan yatırımın, roket ve füze savunması için birkaç kat daha fazla yatırımla karşılanması gerektiğinin de altını çizelim.
2006 senesini hatırlamak, bugün Suriye’de İran-İsrail çatışmasını anlamak açısından üç nedenle önem taşıyor. Öncelikle, açık-kaynaklı istihbarat verileri, Tahran’ın balistik füze üretim kapasitesinin bir bölümünü Suriye’ye taşıma gayreti içinde olduğunu gösteriyor. Özellikle Banyas yakınlarında hızla inşa edilen tesise ilişkin uydu verileri, bu hususta oldukça düşündürücü. Tahran doğrudan Suriye topraklarında füze ve roket üretim kapasitesine erişirse, vekaleten harp yetenekleri açısından çok büyük avantaj sahibi olacaktır. İkincisi, İran’ın geçtiğimiz yıl Deyr ez-Zor’a yönelik kendi topraklarından düzenlediği füze taarruzu, Batılı strateji çevreleri Şahab ve Sejil gibi daha uzun menzilli balistik füze ailelerine odaklanmışken, İran’ın güdümlü roketler ve taktik balistik füzeler alanında (özellikle quasi-ballistic uçuş yolu olan sistemlere ilişkin) gerçek bir atılım yaptığını ortaya koydu. Bu tip sistemler, harp sahasında kullanılabilen taktik nitelikleri ve hassas isabetleri ile dikkat çekiyor. İran’ın Fatih-110, Fatih-330 ve Zülfikar merhaleleriyle gelişen güdümlü roket/taktik balistik füze ailesi, Suriye’de üretilir ve Lübnan Hizbullahı’na transfer edilirse, İsrail 2006 yılından çok daha zor bir tabloyla karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle İsrail, işler bu düzeye gelmeden müdahaleyi seçebilir.
Son olarak 2007 yılına giderek, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Suriye’nin el Kibar nükleer tesisini vurduğu hava saldırısını anımsamak gerekiyor. Meir Dagan liderliğindeki İsrail istihbaratının, Kuzey Kore ile Suriye Baas rejimi arasındaki kritik işbirliğini çözmesiyle ortaya çıkarılan bu gizli tesis, 2007 yılında vurulmuştu. Söz konusu nokta harekatı, İsrail makamlarınca resmi olarak ancak kısa bir süre önce sahiplenildi. Stratejik olarak 2007 müdahalesi, İsrail’in Begin Doktrini’ne dayanmakta idi. Eski Başbakan Menahem Begin’in adıyla anılan doktrin, İsrail’in çevresinde ofansif stratejik silah sistemleri üretimine, özellikle de nükleer silahlara yönelik önleyici müdahaleyi öngörüyor. 1981 yılında Irak’ın Osirak nükleer tesisine yönelik taarruz ve geçtiğimiz yıllarda İran’ın nükleer programında çalışan kilit personele yönelik faaliyetler Begin Doktrini çerçevesinde gerçekleştirildi,
Halihazırda Suriye Baas rejiminin kimyasal silahsızlanma rejimine muhalefet ettiği kesinleşti. Ayrıca ABD liderliğindeki Suriye’yi hedef alan son harekata ilişkin yapılan açıklamalarda, biyolojik silahlardan açıkça söz edilmesi de anlamlı. Dahası, Suriye’de silahsızlanma rejimi çok dar bir çerçevede uygulandığı için, Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri balistik füze yeteneklerini korudu, hatta önemli bir muharip tecrübe de edindi. Dolayısıyla Kuzey Kore ile yakın ilişkilerini sürdüren, kimyasal harp faaliyetlerine ara vermeyen Suriye’de, nükleer antlaşmayla kontrol edilemediği düşünülen İran’ın varlığı, İsrail açısından stratejik silah sistemleri segmentinde de kritik bir konu.

Felakete doğru adım adım



Lübnan Hizbullah’ına yönelik kritik silah sevkiyatlarına, Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’nin kimyasal harp kapasitesinin bazı eşikleri aşmasına ve Golan tepelerindeki fiili duruma yönelik herhangi bir tasarrufa karşı askeri müdahalede bulunacağını ilan eden İsrail’in, son beş yılda 120 kadar hava ve füze taarruzu gerçekleştirdiği biliniyor.
Konunun önemli veçhelerini analiz edebilmek için, bu müdahaleler sonucunda İsrail Savunma Kuvvetleri’nin neleri başardığına değil, nelere engel olamadığına bakalım. Öncelikle açık-kaynaklı istihbarat verileriyle teyit edebildiğimiz üzere, İsrail İran’ın Banyas yakınlarında gelişmiş bir füze üretim tesisi inşa etmesine engel olamadı. T-4 (Tiyas) üssünde İranlıların insansız hava araçları üretmesini ve Suriye’de kullanmasını akamete uğratamadı. Devrim Muhafızları’nın dünyanın dört bir yanından Şii milisleri sistematik biçimde Suriye’ye yönlendirmesinin, Lübnan Hizbullahı’nın ülkede en ciddi askeri belirleyenlerden biri olmasının ve Başkent Şam’ın önemli noktalarına kalıcı görünen biçimde yerleşmesinin, Kudüs Güçleri’nin –fiili olarak– Golan tepelerine çok yakın askeri üsler kurmasının da önüne geçemedi.
Açıkçası Suriye’de savaşın ilk yıllarında, İsrail strateji çevrelerinde ve siyasa yapıcılarında gözlemlenen eğilim, oyun-değiştirici bir müdahaleden kaçınmak, Golan tepelerine komşu alanlarda krizleri engellemek ve en nihayetinde, Saddam Hüseyin’in savaş makinesinden sonra bir başka Baas Arap ordusunun, hatta İsrail’i dengelemeye yönelik gerçek bir stratejik silah sistemleri programı olan son Arap silahlı kuvvetlerinin, tedrici olarak yok oluşunu seyretmek idi. Gerçekten de 2011-2012 yılları anımsandığında rejimin, elindeki mezhep esasına göre kurgulanmış birkaç birlikle hareket etmeye çalıştığı, askeri istihbarat başkanı, savunma bakanı gibi üst düzey figürlerin başkent Şam’da suikasta uğradığı, neredeyse her gün Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’nin bir generalinin muhalefet saflarına geçtiğini belirten videolar yayımladığı bir dönem akla geliyor.
Öte yandan, 2013-2015 yılları arasında yaşanan gelişmeler, İsrail açısından farklı anlamlar taşıyor. İran Suriye’ye tüm gücüyle yerleşti ve kolay sökülebilecek gibi de durmuyor. Benzer şekilde, Lübnan Hizbullahı da yeteneklerini ve Suriye’deki yerini konsolide ediyor.
İran ve İsrail arasında Suriye’de yaşanan gerilimlerin daha da tehlikeli bir hal alması, hatta Orta Doğu’da bölgesel bir savaşı tetikleyecek mahiyete ulaşması mümkün. Bu hususta önümüzde iki önemli eğilim bulunuyor. Bunlardan ilki, İsrail’in Suriye’de nokta taarruzları bırakıp İran ve Lübnan Hizbullahı’nı hedef alan geniş çaplı bir harekata girişmesi. İkincisi de İran topraklarını doğrudan, mahdut hedefli bir taarruzla vurması. Her iki durumda da olayların kontrolden çıkması kaçınılmaz.
Peki, İsrail böyle bir harekatı başarabilir mi? Bu sorunun yanıtı ayrı bir değerlendirmeyle bulunabilir. Ancak, konuyla profesyonel seviyede ilgilenenler için birkaç ipucu verelim. Öncelikle, İsrail strateji çevrelerinin, Tahran’ın nükleer programını akamete uğratmak için gerçekleştirilen Stuxnet siber saldırısının askeri-teknik hedefinde İran bulunsa da, siyasi hedefinde İsrail olduğuna ilişkin değerlendirmelerinin üzerinde durmak gerekiyor. Bu yaklaşım çerçevesinde, İsrail’in o dönemde önleyici bir taarruza karar verdiği, böyle riskli bir girişimin önüne geçmek için de ABD’nin kinetik etkileri olan siber seçeneğe yöneldiği belirtiliyor.
İkinci olarak da böyle bir müdahale için sadece İsrail Hava Kuvvetleri’ne bakmamak gerekiyor. Taktik balistik füzeler, denizaltı platformlarından ateşlenen akıllı mühimmat yetenekleri ve elektronik harp kabiliyetleri, dikkatle izlenmesi gereken diğer unsurlar.

Suriye'de İsrail'in istedikleri oluyor 

ABD'li kurt politikacı Henry Kissinger'in "Her şey yolunda giderse, yakında Ortadoğu'nun yarısı İsrail'in olacaktır" sözü Suriye bağlamında gerçekleşmek üzere.

Demokrasi getirmek bahanesiyle 6 yıldır taşeron teröristler aracılığıyla yakılıp yıkılan Suriye, adım adım Yahudilerin Arzı Mevud hedefine hazırlanıyor. Bu hedefe ulaşmak için öncelikle Suriye'nin kuzeyinde bir federasyon ilan edilmesi planlanıyor. Reuters’a açıklamalarda bulunan Suriye'nin kuzeyindeki Kobani kentinin dış ilişkiler yetkilisi İdris Nassan, Suriye’de Kürtlerin kontrolündeki bölgelerde yakın bir zamanda federal sistem ilan edilmesini beklediğini söyledi. Federasyon ilanının özyönetim çerçevesinin genişletilmesi anlamına geldiğini ifade eden Nassan, bölgenin adının ‘Kuzey Suriye Federasyonu’ olacağını ve burada yaşayan tüm etnik grupların temsil edileceğini duyurdu. Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye sınırı boyunca yer alan Cezire, Kobani ve Afrin olarak adlandırılan üç bölge PYD unsurlarının kontrolünde bulunuyor.

28 Eylül 2018 Cuma

İsrail Suriye’ye 'saldırma hürriyetini' kaybetmekten korkuyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


İç savaşın yaşandığı Suriye’de rahatlıkla operasyon düzenleyen İsrail ordusu, hesapta olmayan Rus uçağının Suriye’de düşmesiyle bu “serbest dolaşım hürriyetini” kaybedeceği belirtiliyor.




İsrail’de hâkim görüşe göre, iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Suriye’de rahatlıkla operasyon düzenleyen İsrail ordusu, hesapta olmayan Rus uçağının Suriye’de düşmesiyle bu “serbest dolaşım hürriyetini” kaybedeceği belirtiliyor.
Suriye hava savunma sistemlerince 17 Eylül’de Rusya’ya ait İl-20 askeri uçağının Suriye hava sahasında düşürülmesi üzerine Rusya, İsrail’in uçağının düşürülmesinden sorumlu olduğunu belirtti.

Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olayın hemen ardından, İsrail askeri heyetinin Moskova'ya varmasından önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, sorumluluğu Şam rejimine yükleyip Suriye’yi suçladıktan sonra Rus uçağının düşürülmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Fakat öyle görünüyor ki savaşların yaşandığı ve ülkelerin çıkarlarını gerçekleştirmek için savaştığı bir bölgede, pişmanlık ve dayanışma ifadelerinin çok da bir karşılığı yok.


"İsrail Rusya’nın atacağı adımlar konusunda endişeli"



İsrailli analist Avi Issacharoff AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İsrail tarafında Rusya’nın atacağı adımlar konusunda büyük bir endişe var." dedi.
Issacharoff, Rusya’nın İsrail’in Suriye hava sahasında serbest dolaşım hürriyetini sınırlandırabileceğini belirterek, “İsrail’deki endişenin kaynağı, Rusya'nın, Suriye'nin derinliklerinde İran ve Suriye hedeflerine saldıran İsrail savaş uçaklarının hareket özgürlüğüne getireceği kısıtlama türüdür.” ifadelerini kullandı.

Suriye’de düşürülen Rus uçağının İsrail açısından çok büyük bir problem teşkil ettiğini vurgulayan Issacharoff, “İsrail her zaman Rusya ile herhangi bir sorun yaşamamaya dikkat etti. Elbette hem siyasi hem de askeri düzeyde İsrail ve Rusya arasında sürekli bir koordinasyon var. Ancak pazartesi günü yaşanan olay büyük bir sorun oldu." dedi.

Issacharoff, İsrail’in Rus uçağının düşürülmesinden sorumlu olmadığını öne sürerek, “Hiç kimse asker taşıyan bir Rus uçağının düşmesini beklemiyordu. İsrail’in sorumlu olmadığı, resmi olarak bunu açıkladığı, ordunun da ön soruşturma sonuçlarını yayımladığı doğrudur. Rus pozisyonunun yumuşaması var ama hala sorun devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.
Durumun “bekle gör” modunda olduğunu ve kimsenin Rusya’nın nasıl bir karar alacağını kestiremediğine vurgu yapan Issacharoff şunları kaydetti:

"Kimse Rusların ne yapacağını bilmiyor ama mevcut anlaşmaları sürdürmek için İsrail’in çok yoğun bir çabası var. Ancak Ruslar da çift yönlü bir oyun oynuyor. Bir yandan Suriyelilerle koordinasyon halindeler ve onlara koruma sağlıyor. Öte yandan, Suriye topraklarında herhangi bir İran temerküzünü engellemek için İsrail'e Suriye'de İran hedeflerini vurması için yeşil ışık yakıyor.”

Öte yandan eski İsrail Askeri İstihbarat Şefi Amos Yadlin ise yaptığı açıklamada, Rusya’nın teknik olarak hata yaptığını ve gerçekleri saptırdığını öne sürerek, Rus uçağının Suriye’ye ait karadan havaya SAM-5 füzesiyle vurulduğunu savundu.
Yadlin, sosyal paylaşım sitesi Twitter’daki hesabından yaptığı yazılı açıklamada, İsrail savaş uçaklarının Suriye’deki operasyon sırasında Rus uçaklarının bölgede olmadığını, Suriye hava savunma sistemlerinin devreye girdiği sırada da İsrail uçaklarının kendi hava sahasına döndüğünü belirterek, “Oysa, Suriye ordusunun rastgele atışları, gökyüzünde Rus uçaklarının olduğu gerçeğini hesaba katmamıştı." dedi.

İsrail'in hayatını kaybeden Rus askerleri için üzüntüsünü dile getirdiğini ancak buna rağmen “hıncın Rus tarafında kalıcı olduğunu” vurgulayan Yadlin, Rusya ile ortak bir çalışmayla şeffaf ve profesyonel bir şekilde bilgi toplamanın krizi sona erdirebileceğini söyledi.


"Olay İsrail’i Ruslarla çok zor bir duruma soktu"



İsrail’in Haaretz gazetesinin askeri analisti Amos Harel ise, Rusya’nın İsrail’e ilişkin pozisyonunda değişme olabileceğini ve İsrail’in Suriye hava sahasında serbest dolaşımını sınırlandırabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Harel, olayın İsrail’i Rusya’ya karşı köşeye sıkıştırdığını belirterek, "Olay İsrail’i Ruslarla çok zor bir duruma soktu ve şimdiye kadar kuzey cephesinde stratejik olarak özgürce hareket eden İsrail hava kuvvetlerinin hareket özgürlüğünü olumsuz etkileyebilir." dedi.

Gelişmelerin pratik etkilerinin önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını söyleyen İsrailli askeri analist, "Örneğin, Rusya, İsrail'den operasyonları öncesinde haber verme talebinde bulunabilir. Ya da üslerinin bulunduğu kuzey Suriye bölgesini İsrail savaş uçakları için uçuşa yasak bölge ilan edebilir. Şimdiye kadar mahrum bıraktığı Suriye ordusuna yeni hava savunma sistemleri verebilir." ifadelerini kullandı.


"İsrail daha çok bedel ödeyecek"



İsrail’in Yediot Ahronot gazetesinin askeri analisti Alex Fishman ise olayı ele aldığı makalesinde, “Başarısızlığın bedeli” başlığını vererek, askeri bir krizin diplomatik ataklarla son bulamayacağına dikkati çekti.

Fishman Ortadoğu’nun kolay bir lokma olmadığını vurgulayarak, “Askeri hedefler yerine getirilse bile, bu bir başarısızlık. Çünkü Ortadoğu kolay bir lokma değil. İsrail daha çok bedel ödeyecek. Çünkü Rusya, asker, istihbarat uzmanı ve mürettebat taşıyan 15 kişilik bir elektronik casus uçağını kaybetti." ifadelerini kullandı.
İsrail’in Rusya ile daha uyumlu olması gerektiğini vurgulayan Fishman, “Rusya’nın, Rus Parlamentosu Savunma Komitesi'nin, önerdiği gibi, İsrail hava kuvvetlerinin üslerine karşı yarın sabah bir intikam almayacakları ve İsrail uçaklarının Suriye'deki Rus uçaksavar sistemleri tarafından düşürülmeyeceği doğrudur. Ancak, eskiye nazaran İsrail’in daha fazla Suriye topraklarındaki manevralarını Rusya’nın çıkarları ile yürütmesi gerekecek.” dedi.

Rus uçağının düşürülmesinin sorumlusu İsrail Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov dün yaptığı açıklamada, Suriye'de Rus İl-20 askeri uçağının düşürülmesinin sorumlusunun İsrail Hava Kuvvetleri olduğunu söyledi.
İsrail Hava Kuvvetleri ise yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'nın Suriye'de kendisine ait İl-20 askeri uçağının düşürülmesinden İsrail Hava Kuvvetlerinin sorumlu olduğu yönündeki suçlamalarını reddederken Tel Aviv ile Moskova arasında Suriye üzerindeki koordinasyon mekanizmasının devamının iki ülkenin çıkarına olduğunu belirtmişti.


Suriye'deki saldırılara devam edileceği sinyali



İsrail Hava Kuvvetlerinin açıklamasında, İran'ın Suriye'ye yerleşmeye çalıştığını ileri sürerek, "İsrail yönetiminin aldığı kararlarla uyumlu olarak İsrail ordusunun İran'ın Suriye'ye yerleşme girişimlerine karşı operasyonlarına devam edeceğiz." ifadelerine yer vermişti.

Rus İl-20 askeri uçağı, 17 Eylül'de, Suriye’ye ait S-200 hava savunma sistemi tarafından düşürülmüş ve Rusya, İsrail'e ait F-16 savaş uçaklarının, İl-20 uçağını kalkan olarak kullandığı için uçağın füzelere maruz kaldığını öne sürmüştü.
İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Amikom Norkin ve beraberindeki heyet, hafta içi gerçekleştirdikleri ziyarette, İl-20 uçağı hadisesine ilişkin, Rusya'yı ikna etmek için Moskova'da görüşmeler gerçekleştirmişti.
İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman da perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine saldırmaya devam edeceğini ve İran'ın Suriye'deki yapılanmasına izin vermeyeceğini vurgulamıştı.

İsrail Başbakanı Netanyahu daha önce de, "İsrail, ertelemek yerine bir an önce henüz emekleme sürecinde olan İran saldırganlığını savaşa neden olsa bile sonlandırmak için kararlıdır." açıklamasında bulunmuştu.

İsrail son dönemde Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenliyor. İsrailli yetkililer, “İran'ın Suriye'deki oluşumu” olarak isimlendirdikleri varlığını engellemek için bir dizi strateji geliştirme konusunda ise ısrarlı.

İsrail ayrıca iç savaşın başladığı 2011'den bu yana zaman zaman Suriye ve Golan Tepeleri'nden, topraklarına roket atıldığını ileri sürerek, İran destekli Hizbullah güçlerine ve rejime ait askeri noktalara saldırılar düzenliyor.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html