BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
ABD’nin Suriye politikası sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
ABD’nin Suriye politikası sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

10 Ağustos 2017 Perşembe

ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor? 04

  • 1
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
Suriye'de Fırat Kalkanı Operasyonu devam ederken, ABD rejim askerlerini bombaladı, Tel Abyad'daki PKK-PYD mevzilerine bayrak çekti, ÖSO'dan bazı grupların ayrılmasına yol açtı. Peki son süreçte ABD'nin yaptığı bu hamleler ne anlama geliyor, Taha Dağlı değerlendirdi.
  • 2
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ÖSO'DAN AYRILAN GRUPLAR?
ABD'nin özel kuvvetlerinin Suriye'de geçtiğimiz Cuma günkü askeri varlığı Özgür Suriye Ordusundaki bazı grupların tepkisine neden oldu. Şu açık ki ABD askerleri bölgedeki PKK-PYD mevzilerini koruyor, DAEŞ karşıtı operasyonları ise TSK ile ÖSO yürütüyor. Özgür Suriye Ordusunun tepkisi buna, çünkü ABD'nin Suriye politikası onlar için inandırıcı değil.
  • 3
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ÖSO'DAKİ AYRILIKLAR FIRAT KALKANINI ETKİLER Mİ?
ÖSO'daki iki ya da üç grubun ABD askeri varlığını protesto için ayrılık kararı alması Fırat Kalkanı Operasyonunu etkilemez çünkü sayıca çok küçük gruplar. Zaten operasyon da başarıyla devam ediyor.
  • 4
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD'YE TEPKİ NEDEN?
Özgür Suriye Ordusuna bugüne kadar ABD'den bir çok yerine getirilmeyen sözler verildi, ve artık ABD'nin yalan politikası iyice ayyuka çıktı bu nedenle tepki var. Zira ABD Suriye'de PKK-PYD terör örgütünü destekliyor, ÖSO'yu değil. Özgür ordu burada Fırat Kalkanı operasyonunu tehlikeye atmaya sembolik bir tepki vermiş oldu. Türkiye'nin sözünden çıkma gibi bir durum ise söz konusu değil.
  • 5
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD'NİN REJİM ORDUSUNU BOMBALAMASI?
Cumartesi akşamı ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları, Deyruzzor kentindeki rejim karargahını bombaladı, 60'dan fazla Suriye askeri öldü. Bu durum Rusya'nın sert tepkisine yol açtı. Konu BM Güvenlik Konseyine taşındı.
  • 6
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD KASTEN Mİ REJİMİ VURDU?
Rusya'ya göre ABD bilinçli olarak vurdu. Bölgede DAEŞ teröristleri varken ABD DEAŞ yerine rejim askerlerini bombalıyor, rejimden boşalan bölgeye ise DAEŞ giriyor. ABD ise hata sonucu vurulduğunu söylüyor. Ortadaki sonuç ise DAEŞ'in işine yarıyor.
  • 7
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
HALEP'TEKİ ATEŞKES ETKİLENİR Mİ?
Kurban Bayramından itibaren bir ateşkes süreci vardı, ABD'nin hata iddiasıyla rejim karargahını bombalaması Halep'teki ateşkesi olumsuz yönde etkileyebilir.
  • 8
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ABD NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
ABD son bir haftadaTel Abyad'daki PKK-PYD mevzilerine bayrak çekti, özel kuvvetlerini bölgeye gönderdi ve DAEŞ yerine rejim askerlerini bombaladı. Buradan çıkan sonuçlar önemli, birincisi ÖSO'nun tepkisini çektiler, ayrılan gruplar olmasına yol açtılar. İkincisi ise ateşkes sürecini baltalayan bir hamleye neden oldular.
  • 9
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?




ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
ASIL AMAÇLARI NE?
Türkiye ile Rusya arasında Suriye üzerinde ciddi bir uzlaşı var ve yol haritası var, ABD bu denklemin dışında kalmamaya hassasiyet gösteriyor ve denklemin bir ucunda PYD terör örgütünü monte etmeye uğraşıyor, bunları yaparken de Suriye krizinin çözümü için değil devamı adına adımlar atıyor. ABD'nin bunları yaparken en büyük amacı Türkiye'nin Suriye'deki hareketlerini kontrol altına alabilmek bu nedenle agresif bir politika izliyor.
  • 10
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
FIRAT KALKANI ABD'NİN TÜM PLANLARINI ALT ÜST ETTİ
Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşması, Suriye'de ortak paydalarda hareket etmesi ve Fıratk Kalkanı Operasyonu, Türkiye'nin bölgedeki gücünü herkese gösterdi. ABD'nin bugüne kadar 5 buçuk yıldır Suriye'de yürüttüğü iki yüzlü politikayı ise deşifre etti. Türkiye herkese şunu gösterdi mesele DAEŞ ise bu iş halledilebiliyor. Yani ABD'nin buradaki iyi niyeti ciddi şekilde sorgulanmış oldu.
  • 11
  • 11
ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?



ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor?
TÜRKİYE'NİN ABD'YE YANITI NE OLACAK?
G20'de gereken yanıt verildi, Fırat Kalkanında da sahadaki mesaj iletildi. Mesele DAEŞ ise bu iş çözülebilir ama işin içinde PYD olmayacak. Şimdi BM genel Kurulu var, Cumhurbaşkanı Erdoğan orada da gereken mesajları verecek. Türkiye'nin DAEŞ ile mücadelesi somut sonuç veriyor, insanlar evlerine dönebiliyorlar, en büyük mesaj bu aslında. ABD için bir samimiyet testi aslında bu. Mesele terörse PYD terör örgütünü desteklemeyi bırakacaklar aksi takdirde sahada bu iş karşılık bulacaktır. Zira Türkiye şu aşamada Suriye konusunda ilk kez bu kadar ciddi, kararlı ve güçlü durumda.

27 Kasım 2019 Çarşamba

PKK/PYD ile mücadele bağlamında Türkiye'nin Rusya ve ABD ilişkileri

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye’nin terör tehdidi olarak gördüğü PKK/PYD, ABD için Suriye’de ayrılıkçı bir aktörken, Rusya için Suriye rejimine entegre edilmesi gereken siyasi/askeri bir unsur.



Suriye iç savaşı yerel, bölgesel ve küresel birçok aktörü farklı gündemlerle küçük bir jeopolitik alanda bir araya getirerek devletler ile devletler, devletler ile devlet dışı aktörler arasındaki münasebetleri karmaşıklaştırdı. Devletlerin devlet dışı aktörlerle ilişki geliştirmeyi tercih ettiği Suriye çatışma çevresinde, geleneksel devlet-devlet ilişkileri düzensizleşerek çatışma dinamiklerinin de derinleşmesine neden oldu. Türkiye de derinleşen çatışma dinamiklerinden bir kısmının doğrudan muhatabı olarak, zaman zaman tek taraflı inisiyatiflerle, maruz kaldığı terör tehditlerine müdahale etti. Türkiye-PKK/PYD çatışması ve Türkiye-DEAŞ çatışması bu dinamiklerden sadece ikisi. Türkiye’nin Suriye’deki çatışma iklimine sürüklenmesinde ABD ve Rusya’nın rolü ise genel olarak bu devletlerin PKK/PYD ile açık ve kapalı etkileşimiyle belirginleşti.
PKK/PYD meselesi, Türkiye, ABD ve Rusya arasında cereyan eden ilişkilerde, en fazla iki aktör arasında konjonktüre bağlı müştereklik imkânı sağlarken, uzun dönemde bir istikrarsızlığa işaret etmektedir.
PKK/PYD’ye yükledikleri anlam bakımından farklar bulunmasına rağmen, her iki ülkenin de, Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit olarak gördüğü bu örgütü aktörleştirme, topraklaştırma ve araçsallaştırmaları bakımından benzer yaklaşımlar sergiledikleri ve Suriye’deki çatışma denkleminde diğer aktörlere karşı müzakere veya tehdit unsuru olarak kullandıkları birçok durumda görüldü. Türkiye’nin terör tehdidi olarak gördüğü PKK/PYD, ABD için Suriye’de ayrılıkçı bir aktörken, Rusya için Suriye rejimine entegre edilmesi gereken siyasi/askeri bir unsur. PKK/PYD meselesi, Türkiye, ABD ve Rusya arasında cereyan eden ilişkilerde, en fazla iki aktör arasında konjonktüre bağlı müştereklik imkânı sağlarken, uzun dönemde bir istikrarsızlığa işaret etmektedir.

Barış Pınarı harekâtı ve değişen koşullar

ABD ile yürütülen müzakerelerin sahada işe yaramaması üzerine Türkiye’nin 9 Ekim tarihinde tek taraflı olarak başlattığı Barış Pınarı harekâtı, ABD ve Rusya ile daha az koordinasyonla belirli bir alanın terör örgütünden tamamen temizlenmesini hedefleyerek icra edilmiştir. Bu anlamda, Barış Pınarı harekâtı tek taraflılık ve minimum koordinasyon bakımından Fırat Kalkanı harekâtıyla, belirli bir alanının terör örgütünden temizlenmesi bakımından ise Zeytin Dalı harekâtının koşul ve hedefleriyle benzerlikler göstermiştir. Barış Pınarı harekâtını Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’ndan ayıran temel farklardan biri de harekâtı icra eden Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) sahip olduğu harbe hazırlık kapasitesiydi. Bu kapasite, harekâtın temposundan ve elde ettiği askeri ve siyasi sonuçlardan da anlaşıldı. Harekâtın oluşturduğu durum, PKK/PYD’nin (ABD’ye rağmen) Fırat nehrinin doğusunda "dokunulabilir" olduğunu göstermiş, örgütün kontrol ettiği topraklardan bir kısmını kaybetmesini sağlamış, daha da önemlisi PKK/PYD’nin açık devlet desteği olmaksızın hayatta kalamayacağını göstermiştir.
Bu sonuçların Türkiye açısından taktik kazanım anlamında değeri şüphesiz ki büyüktür. Fakat harekât sonuç olarak ABD askerlerinin Türkiye sınırına yakın belirli bölgelerden çekilmesini sağlasa da, aynı bölgelere Rus silahlı kuvvetleri unsurlarının yerleşmesine de olanak sağlamıştır. Bu bakımdan, harekât öncesindeki duruma kıyasla değişiklik, PKK/PYD’nin belirli bölgelerde artık ABD değil Rusya tarafından himaye ediliyor olmasıdır. Bu durum, örgütün durumsal bağışıklığında bir sendroma neden olsa da PKK/PYD’nin pragmatik angajmanlarının, süreci örgüt lehine sonuçlandırma riski de mevcut. Bu noktada Türkiye için yönetilmesi gereken durum, PKK/PYD’nin Rusya’dan ne istediği değil, Rusya’nın PKK/PYD’yi nasıl ve neye dönüştüreceğidir. Her iki şekilde de Rusya-PKK/PYD ilişkisinin uzun dönemli olması beklenmelidir.
Öte yandan, Barış Pınarı harekâtı sürecinde ve sonrasında ABD silahlı kuvvetleri unsurlarının Fırat nehrinin doğusundaki Rumeylan ve Deyrizor hattında Suriye-Irak sınırı boyundaki askeri üslerden bir kısmına tekrar dönmesini müteakip, ABD-PKK/PYD münasebetinin kalıcı bir şekilde devam edeceğine dair önemli göstergeler bulunuyor. Bunlara ek olarak, Barış Pınarı harekâtının sonuçlarından bir diğeri, Türkiye’nin PKK/PYD diasporasıyla ABD ve Avrupa’da da mücadele etmesi gerektiği gerçeğidir.
O halde özetle, harekâtın taktik kazanımlarının yanı sıra Türkiye, PKK/PYD ile mücadele alanını ABD himayesindeki PKK/PYD ile mücadele, Rusya himayesindeki PKK/PYD ile mücadele ve PKK/PYD diasporasıyla mücadele şeklinde boyutlandırmıştır.

Türkiye’nin PKK/PYD eksenli ABD ve Rusya ilişkilerindeki süreç yönetimi ve sınamalar

Türkiye-ABD ve Türkiye-Rusya ilişkileri, Suriye’deki tecrübeler üzerinden müzakere, koordinasyon ve işbirliği alanlarında kıyas edildiğinde, bundan sonra nasıl ilerleyeceğine dair ipuçları sunmaktadır. Türkiye’nin hem ABD hem de Rusya’yla müzakerelerde belirleyici bir rol oynadığı, müzakerelerdeki etkinliğini de liderler seviyesindeki diplomasiyle sağladığı görülüyor. Rusya ile yürütülen Astana-Soçi müzakerelerinin, uzlaşıya varılabilmesi bakımından, ABD ile yürütülen Menbiç müzakerelerine üstünlük sağladığı görülmüştür. Aynı zamanda her iki ülkeyle sürdürülen, Fırat nehrinin doğusundaki güvenli bölge müzakerelerinde de, Rusya ile yapılan görüşmelerde, ABD ile yürütülenlere göre daha çabuk uzlaşı sağlanmıştır. ABD ile yürütülen müzakerelerin uzlaşıyla sonlanamamasındaki temel sebebinin ABD’deki güvenlik bürokrasisindeki direnç olduğu görülmüştür.
Türkiye’nin ABD ve Rusya ile yürüttüğü koordinasyon süreçlerinde de, Rusya’nın ABD’ye oranla daha pratik davrandığı dikkat çekmektedir. Muhaliflerin 2018 yılında Doğu Guta’dan İdlib’e çekilme sürecindeki Türkiye-Rusya koordinasyonuna benzer bir uygulama, Türkiye-ABD ekseninde hiçbir alanda görülmemiştir.
Öte yandan, Fırat Kalkanı harekâtı sırasında, harekâtın Dâbık’ın güneyine doğru ilerlemeye başlamasıyla birlikte hem ABD hem de Rusya ile askeri koordinasyon problemleri yaşanmıştır. ABD ile Suriye’de sürdürülemeyen askeri işbirliğinin yerini de güçlenerek devam eden Türk-Rus işbirliği almaktadır. Rusya ile yürütülen İdlib’deki gözlem noktaları uygulamaları ile Fırat’ın doğusundaki ortak kara devriyeleri, etkinlik sorunlarına rağmen sahada, ABD’nin ortaya koyduğu “Güvenlik Mekanizması” uygulamasından daha net fiili durumlar yaratabilmiştir.
Bütün bunlarla birlikte, Türkiye için ABD ile Suriye’deki ilişkilerin güvensiz ve çekişmeli bir şekilde devam edeceği, Rusya ile olan ilişkilerin de taktiksel olumlayıcılıkla sınırlı kalabileceği değerlendirilebilir. ABD ile ilişkilerin güvensizliğini, Rusya’yla ilişkilerin de sınırlılığını belirleyen temel gerekçe, ABD’nin PKK/PYD ile devam eden askeri-siyasi angajmanı, bunun yanında Rusya’nın PKK/PYD’ye duyduğu potansiyel ilgidir. Her iki ülkeyle süregiden ilişkiler açısından bakıldığında, Türkiye’nin PKK/PYD mücadelesinde yöntem bağlamında duyduğu temel ihtiyaç da ortaya çıkmaktadır. ABD güdümlü PKK/PYD ile mücadele sadece Türkiye ve Irak’ta değil, Suriye’de de ayrılıkçı terörle mücadele paradigmaları gerektirecekken, Rusya güdümlü bir PKK/PYD Suriye’ye iliştirileceğinden, tıpkı Hafız Esed döneminde olduğu gibi entegre terörle mücadele paradigmalarını zorunlu kılacaktır.

ABD’nin PKK/PYD merkezli politikası

ABD’nin Suriye’den çekilme kararı, sahadaki durumu PKK/PYD, Rusya ve Suriye rejimi için muğlaklaştırırken, Türkiye’nin PKK/PYD’ye karşı Fırat nehrinin doğusundaki Re’sülayn ve Tel Abyad arasında sınırlı bir harekât başlatmasının da önünü açmıştı. Böylelikle Türkiye’nin güvenli bölge talebi ABD tarafında dolaylı da olsa karşılık bulmuştu. ABD Türkiye’nin güvenli bölge talebiyle PKK/PYD’nin hayatta kalma talebi arasında, seri halde tutarsız politikalar izleyerek, önce Suriye’nin kuzeydoğusundan çekildiğini, sonra da bu bölgeye tekrar döndüğünü açıklamıştı. ABD Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilirken, güvenli bölge konusunda Türkiye’yi Rusya ile baş başa bırakıp, bir şekilde sorumluluktan da uzaklaşmış oldu. Suriye’nin kuzeydoğusuna tekrar döndüğünü ilan etmekle de, PKK/PYD’nin hayatta kalabilmesini sağlamak adına, PKK/PYD’nin sosyolojik zeminin bulunmadığı bir alanda bu örgüte bir yaşam alanı vaadinde bulundu. ABD böylelikle, Türkiye’ye karşı kuzeyden güneye iki farklı PKK/PYD kuşağı oluşturma çabası içine girdi. Kuzeydeki kuşak Rusya ile varılan mutabakat çerçevesindeki güvenli bölge sınırlarıyla belirlenmiş Rusya güdümlü PKK/PYD kuşağı, ikincisi de güvenli bölgenin de güneyindeki ABD güdümlü PKK/PYD kuşağıdır. ABD kendi güdümündeki PKK/PYD’yi Türkiye sınırından uzaklaştırarak bu örgütü TSK’nın menzilinin de dışına çıkartmayı hedefliyor. Böylece Türkiye sınırına yakın riskli PKK/PYD kuşağını Rusya’ya bırakıyor. ABD’nin Suriye-Irak sınırı boyunca, kuzeyden güneye, Fişhabur, Rabia ve Bukemal bölgelerindeki sınır kapılarını da PKK/PYD kontrolünde bulunduracağı değerlendirilebilir. Bu bağlamda, ABD açısından Irak ve Suriye arasındaki PKK/PYD geçişkenliği devam ederek örgütün transnasyonal tehdit kabiliyeti de muhafaza edilmiş olacaktır.

Rusya’nın PKK/PYD merkezli politikası

Türkiye ve Rusya arasındaki taktik işbirliği Suriye’de iki temel duruma evrilmek üzeredir. Bunlardan birincisi İdlib-Fırat'ın doğusu ekseninde bağlamsal bir denkleme tekabül ederken, ikincisi ise Türkiye’nin terörle mücadelesinde yeni problem alanlarıdır. Bilindiği gibi, şimdiye kadar Türkiye, İdlib’deki radikal ve ılımlı muhaliflerin ayrıştırılması ve dönüştürülmesi konusunda Rusya tarafından sorumlu muhatap olarak görüldü. Türkiye bu süreçte kısmen başarılı oldu; fakat İdlib’deki temel radikal grupların genel muhalif kütleden ayıklamasının da mümkün olmadığı geçtiğimiz birkaç yılda görüldü. Bu bakımdan, Rusya’nın Fırat'ın doğusuna girişiyle PKK/PYD üzerinde bir etki yarattığı görülmekle birlikte, Türkiye’nin, Rusya’nın bu etkisini PKK/PYD’yi yerel Kürt nüfustan ayrıştırmak için kullanmasını talep etmesi beklenebilir. Bu anlamda, İdlib’deki radikaller ile Fırat nehrinin doğusundaki PKK/PYD’lilerin ayrıştırılması için, Türkiye ve Rusya arasında bir mütekabiliyet bağlamı oluşmaktadır. Fakat Rusya’nın PKK/PYD’yi ayrıştırma sürecini arzulu bir şekilde yürütmesini beklemek yanıltıcı olabilir.
Öte yandan, Rusya’nın Fırat nehrinin doğusundaki varlığını yavaş yavaş arttırırken, Kamışlı’daki hava üssünü hava savunma sistemleri ve muharip hava kuvveti unsurlarıyla kuvvetlendirip, Türkiye sınırına paralel olacak şekilde, Suriye’nin kuzeydoğundaki hava sahasının kontrolünü ele geçirmesi de beklenebilir. Böylelikle Rusya’nın sadece Suriye’nin kuzeydoğusunda değil, Irak’ın kuzeybatısındaki hava sahasında da rezerv bulunduracağı düşünülebilir. Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusundaki hava sahası kontrolü, Türkiye’nin bu bölgede PKK/PYD’ye yönelik terörle mücadelesine olumsuz tesir edebilecektir. Hatta Türkiye’nin Irak’ın kuzeybatısındaki Sincar ve Karacak gibi bölgelere düzenleyeceği hava harekâtlarında da Rusya’nın sınırlayıcı bir tehdit olabileceği değerlendirilebilir. Bu bakımdan, Zeytin Dalı harekâtıyla birlikte Suriye’de gelişen Türkiye-Rusya işbirliğinin, İdlib-Fırat'ın doğusu denklemi ve Türkiye’nin PKK/PYD terörüyle mücadele ekseninde, mütekabiliyet ve samimiyet sınamalarının yapılacağı yeni bir aşamasının başladığı da söylenebilir.
Barış Pınarı harekâtının ortaya koyduğu sonuç, Türkiye’nin Suriye’de ABD ve Rusya’yı dengeleme siyasetinin son bulacağına işaret ederken, iki ülkenin de PKK/PYD’ye atfettiği önemde bir azalma görülmemektedir. Suriye’nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırında, kuzeyden güneye Rusya-ABD tandeminde PKK/PYD varlığı devam etmektedir. PKK ile mücadele fiziki anlamda bu tandeme göre pozisyonlanarak derinleştirilmeli, buna göre de yeni mücadele paradigmaları bulunmalıdır. Harekât sonrası meydana gelen koşullar Türk-Rus, Türk-Amerikan ilişkilerinin kendi mecralarında denge ve önleme yöntemleri geliştireceği yeni bir döneme girileceğini göstermektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin, PKK/PYD’nin bu ülkelerle olan ilişkiye tahakküm etmesinin önüne geçmek için ayrıca gayret göstermesi gerekmektedir. Türkiye-ABD ve Türkiye-Rusya ilişkileri sadece PKK/PYD ile mücadele alanına indirgenmemeli, enerji, ticaret ve güvenlik alanlarındaki karşılıklı bağımlılık paradigmalarının değişmesi engellenmelidir.




9 Ağustos 2017 Çarşamba

ABD Suriye'de ne yapmaya çalışıyor? 02

Suriye'de Fırat Kalkanı Operasyonu devam ederken, ABD rejim askerlerini bombaladı, Tel Abyad'daki PKK-PYD mevzilerine bayrak çekti, ÖSO'dan bazı grupların ayrılmasına yol açtı. Peki son süreçte ABD'nin yaptığı bu hamleler ne anlama geliyor, Taha Dağlı değerlendirdi.

ÖSO'DAN AYRILAN GRUPLAR?
ABD'nin özel kuvvetlerinin Suriye'de geçtiğimiz Cuma günkü askeri varlığı Özgür Suriye Ordusundaki bazı grupların tepkisine neden oldu. Şu açık ki ABD askerleri bölgedeki PKK-PYD mevzilerini koruyor, DAEŞ karşıtı operasyonları ise TSK ile ÖSO yürütüyor. Özgür Suriye Ordusunun tepkisi buna, çünkü ABD'nin Suriye politikası onlar için inandırıcı değil.

ÖSO'DAKİ AYRILIKLAR FIRAT KALKANINI ETKİLER Mİ?
ÖSO'daki iki ya da üç grubun ABD askeri varlığını protesto için ayrılık kararı alması Fırat Kalkanı Operasyonunu etkilemez çünkü sayıca çok küçük gruplar. Zaten operasyon da başarıyla devam ediyor.

ABD'YE TEPKİ NEDEN?
Özgür Suriye Ordusuna bugüne kadar ABD'den bir çok yerine getirilmeyen sözler verildi, ve artık ABD'nin yalan politikası iyice ayyuka çıktı bu nedenle tepki var. Zira ABD Suriye'de PKK-PYD terör örgütünü destekliyor, ÖSO'yu değil. Özgür ordu burada Fırat Kalkanı operasyonunu tehlikeye atmaya sembolik bir tepki vermiş oldu. Türkiye'nin sözünden çıkma gibi bir durum ise söz konusu değil.

ABD'NİN REJİM ORDUSUNU BOMBALAMASI?
Cumartesi akşamı ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları, Deyruzzor kentindeki rejim karargahını bombaladı, 60'dan fazla Suriye askeri öldü. Bu durum Rusya'nın sert tepkisine yol açtı. Konu BM Güvenlik Konseyine taşındı.

ABD KASTEN Mİ REJİMİ VURDU?
Rusya'ya göre ABD bilinçli olarak vurdu. Bölgede DAEŞ teröristleri varken ABD DEAŞ yerine rejim askerlerini bombalıyor, rejimden boşalan bölgeye ise DAEİ giriyor. ABD ise hata sonucu vurulduğunu söylüyor. Ortadaki sonuç ise DAEŞ'in işine yarıyor.

HALEP'TEKİ ATEŞKES ETKİLENİR Mİ?
Kurban Bayramından itibaren bir ateşkes süreci vardı, ABD'nin hata iddiasıyla rejim karargahını bombalaması Halep'teki ateşkesi olumsuz yönde etkileyebilir.

ABD NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
ABD son bir haftadaTel Abyad'daki PKK-PYD mevzilerine bayrak çekti, özel kuvvetlerini bölgeye gönderdi ve DAEŞ yerine rejim askerlerini bombaladı. Buradan çıkan sonuçlar önemli, birincisi ÖSO'nun tepkisini çektiler, ayrılan gruplar olmasına yol açtılar. İkincisi ise ateşkes sürecini baltalayan bir hamleye neden oldular.

ASIL AMAÇLARI NE?
Türkiye ile Rusya arasında Suriye üzerinde ciddi bir uzlaşı var ve yol haritası var, ABD bu denklemin dışında kalmamaya hassasiyet gösteriyor ve denklemin bir ucunda PYD terör örgütünü monte etmeye uğraşıyor, bunları yaparken de Suriye krizinin çözümü için değil devamı adına adımlar atıyor. ABD'nin bunları yaparken en büyük amacı Türkiye'nin Suriye'deki hareketlerini kontrol altına alabilmek bu nedenle agresif bir politika izliyor.

FIRAT KALKANI ABD'NİN TÜM PLANLARINI ALT ÜST ETTİ
Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşması, Suriye'de ortak paydalarda hareket etmesi ve Fıratk Kalkanı Operasyonu, Türkiye'nin bölgedeki gücünü herkese gösterdi. ABD'nin bugüne kadar 5 buçuk yıldır Suriye'de yürüttüğü iki yüzlü politikayı ise deşifre etti. Türkiye herkese şunu gösterdi mesele DAEŞ ise bu iş halledilebiliyor. Yani ABD'nin buradaki iyi niyeti ciddi şekilde sorgulanmış oldu.

TÜRKİYE'NİN ABD'YE YANITI NE OLACAK?
G20'de gereken yanıt verildi, Fırat Kalkanında da sahadaki mesaj iletildi. Mesele DAEŞ ise bu iş çözülebilir ama işin içinde PYD olmayacak. Şimdi BM genel Kurulu var, Cumhurbaşkanı Erdoğan orada da gereken mesajları verecek. Türkiye'nin DAEŞ ile mücadelesi somut sonuç veriyor, insanlar evlerine dönebiliyorlar, en büyük mesaj bu aslında. ABD için bir samimiyet testi aslında bu. Mesele terörse PYD terör örgütünü desteklemeyi bırakacaklar aksi takdirde sahada bu iş karşılık bulacaktır. Zira Türkiye şu aşamada Suriye konusunda ilk kez bu kadar ciddi, kararlı ve güçlü durumda.

3 Ocak 2019 Perşembe

Bölgesel güvenlikte Türkiye'nin yeni rolü

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Başkan Trump’ın güvenlik meselelerini Türkiye,’ye devretme kararı, Türkiye'ye en üst seviyede bir bölgesel güvenlik rolünü 70 yıl geç de olsa nihayet veriyor; bir Amerikan deyişindeki gibi: "Hiç olmayacağına geç de olsa olsun."



“İngiliz Büyükelçisinin özel kalemi, amirinin, [ABD] Dışişleri Bakanıyla, kendisine Majestelerinin Hükümeti'nden resmi ve önemli bir mesaj anlamı taşıyan 'mavi bir kâğıt parçası' iletmek için görüşebileceği konusunu acil bir şekilde arz etti... 
Henderson kısa bir müddet sonra bir değil, iki belge aldı. Belgeler şok ediciydi. Yunanistan ve Türkiye’ye yönelik İngiliz yardımı, altı hafta içinde sona erecekti… 
İngilizlerin artık iki ülke konusunda da önemli derecede bir yardımlarının olması beklenemezdi. Majestelerinin Hükümeti, hem Yunanistan hem de Türkiye'de bu yükü üstlenebileceğimizi samimiyetle umut ediyordu."

Eski ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 21 Şubat 1947'deki olayları "Present at the Creation" adlı hatıratında anlatıyor
"Bakın size ne diyeceğim...Sizin olsun. Ben gidiyorum."
ABD Başkanı Trump, kuzeydoğu Suriye’deki güvenlik sorumluluğunu Türkiye'ye devrederken, 14 Aralık 2018
ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD güçlerini Suriye'den çekme kararı, ABD'de 'tam kapsamlı' bir siyasi öfke ile karşılandı. ABD'nin her türlü geri çekilmesinin yasını tutan aşırı sağcı Cumhuriyetçi şahinlerden tutun da ABD'nin "Suriye Demokratik Güçleri" (SDG)'li ortaklarının kaderiyle ilgili ellerini ovuşturan liberal merkezcilere ve solculara, geri çekilmenin ilan edilmesinden sonra gelen kınama mesajları üst perdeden ve öfke doluydu.
Şaşmaz bir PKK/PYD destekçisi olan New York Times (ki, PKK ABD devlet kurumları tarafından "terörist" olarak tanımlanmış bir terör örgütüdür), Suriye'nin ve SDG'nin akıbetinin ne olacağıyla ilgili ağıtlar yakan ve alarm zilleri çalan bir dizi başyazı ve makale yayınladı. SDG'nin, PKK'nın ABD kamuoyu haricinde kimseyi kandıramayan Suriye şubesinden başka bir şey olmadığı ve bu gerçeği kamufle etme gayretlerinin müthiş derecede sırıttığı gerçeğine rağmen yaptılar bu yayınları.

David Halbfinger'ın, Trump’ın kararının “Ortadoğu’nun jeopolitiğini aniden karıştırdığını” iddia ettiği 20 Aralık tarihli “ABD'nin Suriye’den Çekilmesi Ortadoğu’yu Allak Bullak Etti" başlıklı makalesi çok tipikti. Halbfinger, belli ki bölgeye daha yeni gelmiş. Buralarda PKK dışında hiç kimsenin "allak bullak" olduğu falan yok. 

Suriye'deki asıl aktörler Rusya, İran ve Türkiye, son iki yıldır ülkenin kaderini müzakere ederken ABD, kuzeydoğu Suriye'deki PKK kantonuna tırlarca silah taşımakla meşguldü.
Nitekim, Başkan Obama'nın 'topu elinden düşürerek' Rusya’nın Suriye’de hâkimiyet ortaya koymasına müsaade ettiği 2012-2013'ten beri ABD'nin oradaki hadiselerin üzerinde ancak 'çok azla hiç' arası bir skalada etkisi olabildi. Alışılageldik insan hakları edebiyatı ve ABD iç kamuoyunda tüketilmek üzere ara ara gerçekleştirilen Tomahawk saldırılarına rağmen, “hiç olmayan meşhur kırmızı çizgileri” ABD'nin, Suriye krizini yeni bir istikamete doğru itme konusunda ne bir isteği ne de kabiliyeti olduğunu gösterdi.

Bunun yerine, ABD yönetimleri, işlerin yolunda gittiğine dair ancak ve ancak ABD kamuoyunu ikna edebilen bir suret cambazlığı ve medya manipülasyonu yapmayı tercih ettiler. Başkan Obama'nın eski dış politika danışmanı Ben Rhodes'un New York Times Magazine'den David Samuels'e , bir ABD yönetiminin dış politika meselelerinde tek yapması gereken şeyin, ne yayınlamaları gerektiğini medya kuruluşlarına söylemek olduğuna dair açıklamasından da ABD kamuoyu bir ders almadı. Dolayısıyla, ABD yönetiminin kamuoyunu kandırma gayretleri, Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgede üç-beş kişi hariç kimseyi etkileyebilmiş değil. “[ABD kamuoyu] resmen hiçbir şey bilmiyor,” iddiasında bulunmuştu Rhodes; bu sayede herhangi bir ABD yönetiminin tek yapması gereken şey, bilinmesini istediği bilginin propagandasını yapmaktır; bundan sonra herkes anlatılan hikayeyi kesinlikle yutacaktır.

Netice itibariyle, ABD'nin Suriye konusunda elde ettiği yegâne başarı, kendisini çok yoğun, ezici bir şekilde kandırması olmuştur; Trump'ın kararıyla ilgili koparılan bütün yaygara, bu "başarı" yanılsamasından ve sahte dürüstlük gösterileriyle mevcut iktidarsızlığı gizleme çabalarından ileri gelmektedir. Sonuç olarak, Başkan Trump'ın kararının Türkiye'de ortaya çıkardığı duygular kimisinde ancak kerahetle dolu bir eğlenme hissi olurken kimilerinde de bildiğiniz, başkalarının mutsuzluğundan keyif alma haliydi.

ABD sonrası Suriye

Şimdilik en önemli mesele, ABD'nin kuzeydoğu Suriye'den çekilmesinin, Suriye rejiminin ancak PKK/PYD/YPG'yle işbirliği yaparak doldurabileceği bir güç boşluğuna yol açıp açmayacağı. Kimse bu ihtimale şaşırmış gibi yapmasın, zira PKK/PYD/YPG'nin geçmişte her ne zaman gerekli gördüyse tam olarak yaptığı şey, Şam'la işbirliğine gitmek olmuştur. Bu ihtimali bertaraf etmek için, Türkiye ve ABD, devir-teslimi koordine etmeye çalışıyor.

ABD'nin resmi açıklamalarında, ayrıca, tamamen geri çekilme için en fazla üç aylık bir süre öngörüldüğüne işaret edildi. Bu açıklama, ABD’nin Suriye’den çekilmesinin birkaç ay boyunca yakından gözlemlenmeye ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor. Türkiye için hayati öneme sahip bir diğer konu, ABD’nin PKK/PYD/YPG’ye verdiği silahların toplanması. ABD'nin bu silahların geri alınacağını defalarca iddia etmiş olmasına rağmen bu konuda büyük ve haklı şüpheler var. Açıkçası, ABD'nin çekilmesinin ve silah toplama işlemlerinin tatmin edici bir şekilde neticeye ulaştığına, ancak Türk istihbarat ve güvenlik görevlileri ABD’nin PKK’ya sağladığı tüm silahları geri alarak gerçekten de toplanıp eve döndüğüne dair kamuoyuna bir açıklama yaptığında inanacağım.

Orta Doğu Komutanlığı'ndan Suriye'ye

Görüşü daha net olan gözlemcilerin üzerinde durması gereken şey, bu kararın tarihsel anlamıdır. ABD, İngilizlerin bölgenin güvenlik sorumluluklarını paldır küldür kendisine devrettiği Şubat 1947'den beri Doğu Akdeniz'i kendisinin 'tepinme sahası' olarak görüyor. Geçtiğimiz 70 yıl boyunca ABD, anlamadığı, ama jeopolitik stratejinin mantığına göre de kendi kontrolünde kalmasını gerektiren bir bölgede, müdahaleden müdahaleye ve felaketten felakete tökezleyerek, “uzmanlık, planlama ve ekipmandaki eksikliklere rağmen işi düşe kalka da olsa kotarmak” şeklinde özetlenebilecek meşhur İngiliz usûlü iş yapmanın kendi versiyonunu gerçekleştirdi.

Başkan Harry Truman ve Dışişleri Bakanı Dean Acheson tarafından kuvvetle desteklenen bir Orta Doğu Komutanlığı (MEC) için tasarlanan özgün plan uygulanabilmiş olsaydı, bu felaketlerin en azından bir kısmı engellenebilirdi. Türkiye (ve Yunanistan'ın) NATO’ya kabul edilmesinin gerekçelerinden biri, NATO'nun, Türkiye'nin başlıca bir rol oynayacağı bir Doğu Akdeniz güvenlik yapısının önerilen kuruluşu olmasıydı. Daha sonra da Türkiye'nin bölgeye dair bilgisi bölgeyi etkileyen sorunlara daha doğrudan uygulanabilirdi.
İsmi sonradan Orta Doğu Savunma Teşkilatı (MEDO) olarak değiştirilen Orta Doğu Komutanlığı (MEC), Eisenhower yönetiminin bölgeden yükselen güçlü direniş karşısında planı sürdürmemeye karar vermesi nedeniyle asla gerçekleşmedi. Onun yerine nihayetinde başarısızlığa mahkum olan Bağdat Paktı ve aynı şekilde başarısızlığa mahkum olan Merkezi Antlaşma Örgütü gibi başka düzenlemelere gidildi.
Günümüzde Türkiye'nin bölgedeki itibarı, sanayileşen ekonomisi ve gelişmiş askeri kapasiteleri ile birlikte büyük ölçüde artmıştır. Başkan Trump’ın güvenlik meselelerini Türkiye’ye devretme kararı, dolayısıyla, Türkiye'ye en üst seviyede bir bölgesel güvenlik rolünü 70 yıl geç de olsa nihayet veriyor; bir Amerikan deyişindeki gibi: "hiç olmayacağına geç de olsa olsun."
Türkiye, geçtiğimiz yirmi yılda çok sayıda örneğin de ortaya koyduğu gibi, hayati güvenlik yüklerini üstlenebilecek kabiliyete sahip. Afganistan gibi yerlerde üstlendiği işbirliği temelli güvenlik vazifeleri, Türkiye'nin gelişmekte olan kapasitesinin erken göstergelerinden biriydi. Fakat Türkiye'nin kuzey Suriye’deki son derece başarılı operasyonları -Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı- aynı zamanda Türkiye'nin zorlu arazilerde karmaşık askeri operasyonları bağımsız bir şekilde planlayıp yürütebileceğini kanıtladı. Obama yönetimi, ancak daha belirgin olarak Başkan Obama, Ben Rhodes ve Dışişleri Bakanı John Kerry Türkiye'nin kapasitelerini altı yıl önce takdir edip de onlara güvenmiş olsaydı, bu dönemde Türk-Amerikan ilişkilerini sarsan olumsuz gelişmelerin çoğunu savuşturmuş olabilirdik. Başkan Trump'ın, Suriye çatışmasında mündemiç meseleleri tam olarak ne derecede anlayabildiği konusu net değil, ancak önemli bir bölgesel güvenlik meselesi konusunda Türkiye'ye güvenmek, doğru tercih oldu.
Sonuç olarak, Türkiye, Türkiye'nin dış politikası ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve NATO'daki rolü için yeni bir dönem başlamıştır. Dean Acheson bugün hayatta olsaydı eminim ki bu kararı sadece onaylamaz, aynı zamanda ABD'nin ve NATO'daki ortaklarının, mantıklılığı bu kadar ortada olan bir şeyi yapması neden bu kadar uzun sürdü, merak ederdi.
Bu kararın sadece Türkiye'ye değil, tüm bölgeye hayırlar getirmesini dilerim.


29 Nisan 2018 Pazar

AMERİKA'NIN DERDİ NEDİR ?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İran bahane hedef Türkiye!
Kurulduğundan itibaren gittiği coğrafyaları kana bulayan Uzak Batı ülkesi Amerika, Ortadoğu’da bölgesel ve küresel çıkarlarını Türkiye üzerinden gerçekleştiremeyeceğini anladı.

Türkiye’nin millileştiğini, boyun eğen profil dışına çıktığını anlayan ABD, terör örgütleriyle işbirliğiyle bölgedeki çıkarlarına ulaşmayı amaçlıyor.
Emperyalist niyetlerini uygulamama hazımsızlığına düşen Amerika, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi devletler ile yeni blok oluşturdu. ABD ve yeni blok ülkeler ile işgalci İsrail’i de içine alan ittifak girişimlerinin en önemli hedef Türkiye.
Güvenlik Stratejileri ve Terör Uzmanı Osman Kaya, ABD’nin küresel ve bölgesel çıkarlarını, bölgedeki hedefini, Suriye’den çekilip çekilmeyeceğini Diriliş Postası’na anlattı.
Kaya, ABD’nin başından beri, Türkiye ile olan münasebetlerini daima kendi çıkarları ekseninde şekillendirdiğini belirtti. ABD’nin işine geldiğinde ya da konjonktüre göre yaptıklarını veya yapacaklarını terörle mücadele gibi evrensel meşruiyet kavramlarıyla paketlediğine dikkati çeken Kaya, şunları söyledi:
“ABD, işine gelmediğinde ‘haydut’ yöntemlerine, hibrit savaş taktiklerine başvurmaktan imtina etmez. Her durumda da netice; kaos, terör, darbe, işgal, savaş, katliam, tehdit olarak ortaya çıkar. Üstelik bütün bunları hem dünyanın hem de muhatabının gözünün içine bakarak, hiçbir şey yokmuş, olmamış, olmuyormuş gibi yapar.”

ABD, Türkiye’yi bir müttefik olarak görüyor mu? ABD, Türkiye ile ilişkilerinde ne kadar samimi?

ABD başından beri, Türkiye ile olan münasebetlerini bölgesel ve küresel politikalarının mütemmim cüzü olarak görmüş, daima kendi çıkarları ekseninde şekillendirmiştir. ABD için Türkiye’nin müttefiklik vasfı ve değeri bu gerçekliğe tekabül eder. ABD içeride-dışarıda ister NATO gibi kurumsal oluşumlar kapsamında isterse doğrudan ikili ilişkilerinde, ilişkinin şartlarını reel politik üzerinden belirler ve yürütür.
ABD işine geldiğinde ya da konjonktüre göre yaptıklarını ya da yapacaklarını demokrasi, özgürlük, insan hakları, terörle mücadele gibi evrensel meşruiyet kavramlarıyla paketler, işine gelmediğinde “haydut” yöntemlerine, hibrit savaş taktiklerine başvurmaktan imtina etmez. Her durumda da netice; kaos, terör, darbe, işgal, savaş, katliam, tehdit olarak ortaya çıkar. Üstelik bütün bunları hem dünyanın hem de muhatabının gözünün içine bakarak, hiç bir şey yokmuş, olmamış, olmuyormuş gibi yapar.

ABD’nin yürüttüğü diplomasiyi, terör örgütleriyle işbirliğini nasıl okumak gerekir?



ABD, ekonomik, teknolojik, askeri ve siyasi gücünden beslenen diplomasi retoriğini pişkince kullanır. ABD, özellikle dışarıya karşı “yumuşak güç/soft power” ve “sert güç/hard power” olgularını kombine ederek uygular. İçeride de, yani Amerikan kamuoyuna karşı da kamu diplomasisini etkin şekilde kullanarak yaptıklarını Amerikan halkı nezdinde meşru ve kabul edilebilir hale getirmeye çalışır.
Bir de ABD, kendi düşmanlarını ya da düşman olarak lanse ettiklerini insanlığın sözde ortak düşmanıymış gibi kabul ettirmeye alışmıştır. Bir başkasının durumu ABD’nin ilgilenme alanı dışındadır. ABD kendisini hedef alanları terör örgütü olarak görür. Diğerlerinin de öyle görmesi gerektiğini dayatır. Onu hedef alanlar insanlığın ortak düşmanıyken, ötekine saldıranlar ABD’nin en sıkı dostu pozisyonuna sahip olabilir.
ABD etnik ayrılıkçı cinayet şebekesi PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmesine karşın, bu güne kadar tek bir kurşun atmamış tek bir tutuklama gerçekleştirmemiş olmasının izahı başka ne olabilir. FETÖ ile ilgili pişkin tavrı nasıl ile tevil edilebilir…
ABD’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı politikaların ifade etmeye çalıştığım mahiyeti öteden beri değişmemekle birlikte, özellikle, PKK/PYD-YPG terör örgütü ile ittifakı, FETÖ meselesindeki tavrı ile iyice gün yüzüne çıkmış, somutlaşmıştır. Kıbrıs konusunda uyguladığı Türkiye düşmanlığına varan politikalarının etkisi ise henüz kaybolmamıştır.
ABD’nin Suriye’de yürüttüğü, işgalci İsrail’e de güvenlik kalkanı olarak gördüğü politikaların hedef nedir? Bölgede Amerika’nın asıl hedefinde kim veya kimler var?
ABD’nin Suriye konusundaki niyeti ve pratiğinin başta İsrail’in güvenliği, İran nüfuzunun kırılması, engellenmesi, Rusya’nın dengelenmesi olarak görülse de ABD doğrudan Türkiye’yi hedef almaktadır. Zaten ABD’li yetkililer satır aralarında da olsa bu gerçeği itiraf etmektedirler.
Son olarak Suriye’den çekilme-kalma tartışmalarında, Türkiye’nin ABD’nin emperyalist niyetlerinin ve çıkarlarının zararına olacak şekilde genelde bölgedeki, özelde Suriye’deki etki alanının genişlediği ve bunun engellenmesi gerektiği mealinde açıklamalar duyduk. ABD’nin Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi devletleri ile oluşturmaya çalıştığı yeni blok, cephe oluşturma politikalarının altında da bu gerçeklik yatmaktadır. Saydığım ülkelerin son dönem politik tercihlerinde ve İsrail’i de içine alan ittifak girişimlerine İran faktörü ön plana çıksa da en önemli hedef Türkiye’dir.
Bölge ve Batılı ülkelerin gelişmeler ışığında duruşunu, ABD’nin çıkarları açısından nasıl değerlendirebiliriz?
ABD, İsrail’in güvenliği, enerji kaynaklarının kontrolü, küresel politikaların sıklet ve denge merkezi olarak görüyor, kıymetlendiriyor Ortadoğu’yu.
Bu nedenle ABD, bir taraftan saydığım ülkelerin mevcut idareleri üzerinden yerleşmeye, kalıcılaşmaya çalışırken bölgede, diğer yandan etnik ayrılıkçı iddialarına heyecan üfleyen herkes ile aynı torbaya girmeye teşne Barzani, PKK/PYD gibi grupları ve terör örgütlerini de etkili şekilde kullanıyor. ABD, bölgede nüfuz sahibi olmanın zeminini DAEŞ üzerinden kaybeden Suudi Arabistan’a lejyon yazılmaya bile razı şu anda. Bazen de Fransa, İngiltere gibi zaten bölgede var olan, ancak tarihsel gerekçelerle siyasi olarak da varlıklarını kurumsallaştırmaya çalışan ülkeler sahada görünür hale geliyor. Tabi bütün bunlar ABD ile işbirliği içinde, koordineli yürüyor.

Türkiye’nin tercihleri, politikası Amerika’yı nasıl etkiledi?

ABD, eskiden olduğu gibi bölgesel ve küresel çıkarlarını, müttefiklik, NATO üyeliği gibi yaklaşımlarla Türkiye üzerinden gerçekleştiremeyeceğini, Türkiye açısından soğuk savaş parametrelerinin önemli ölçüde anlamsızlaştığını, Türkiye’nin karar, tercih ve reflekslerinin klasik, boyun eğen profilin dışına çıktığını, millileştiğini, bağımsız karar alabildiğini, devlet olma vasfına sahip olduğunu, kendi göbeğini kendisinin kesmeye başladığını görüyor.
Bunun için göz göre göre Türkiye’yi hedef alan terör örgütleriyle işbirliğine gidiyor. Yeni rotalar belirliyor. Hazımsızlık çekiyor.

ABD’nin İncirlik’ten çekilmeye başladığı şeklinde iddialar var. Bu iddialar gerçeği yansıtıyor mu?

Diğer yandan, Türkiye’nin gerek jeopolitik gerekse jeostratejik konumu itibarıyla, hem Ortadoğu hem de küresel politikalar açısından hayati önemini kabul ediyor. Dolayısıyla her şeye rağmen ABD Türkiye’den vazgeçmek istemiyor ve müttefiklik retoriği ve NATO üzerinden yanında tutmaya çalışıyor.
Bu nedenle, ABD İncirlik’teki varlığını sonlandırmak bir yana, sonuna kadar orada kalmak için uğraş verecektir. Türkiye’nin Rusya, İran gibi ülkelerle ittifak etmesi de çıkarları ve bölgesel nüfuzu açısından hiç istemeyeceği bir gelişmedir. Türkiye’nin Rusya ile özellikle son dönemde ittifak boyutuna varan politikaları ABD’yi ziyadesiyle endişelendiriyor ve ABD, Rusya’yı Türkiye ile ilişkilerini zehirlemekle suçluyor.

ABD çark etti

ABD Başkanı Trump Suriye’den çekileceklerini, zira zarar ettiklerini açıkladı bir işadamı olarak. Ne var ki hemen ABD devleti araya girerek DAEŞ yenilene kadar ABD’nin Suriye’den çekilmeyeceğini açıkladı ve başkan görünümlü işadamı da doğal olarak çark etmek zorunda kaldı.
DAEŞ Suriye’de yenilse de ABD terk edemez. Çünkü bunca yatırım çekilmek üzerine yapılmamıştır. DAEŞ yenilse de muhtemelen başka bir adla yenilenir ve mutlaka ABD’nin kalıcılığına dönük bir proje geliştirilir.
Sonuç olarak ABD, eskiden olduğu gibi Türkiye için güvenilir de değildir, müttefik de.
“Hazımsızlık çekiyor”

Kaya, eskiden olduğu gibi bölgesel ve küresel çıkarlarını, Türkiye üzerinden gerçekleştiremeyeceğini anlayan ABD’nin, Türkiye’nin boyun eğen profilin dışına çıktığını, millileştiğini, bağımsız karar alabildiğini, devlet olma vasfına sahip olduğunu, kendi göbeğini kendisinin kesmeye başladığını gördüğünü belirtti. Kaya, “Bunun için göz göre göre Türkiye’yi hedef alan terör örgütleriyle işbirliğine gidiyor. Yeni rotalar belirliyor. Hazımsızlık çekiyor” şeklinde konuştu.

CİNAYET ŞEBEKESİNE KARŞI ABD’nin TAVRI



ABD’nin bu tutumunu irdeleyen Kaya, “ABD’nin etnik ayrılıkçı cinayet şebekesi PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmesine karşın, bugüne kadar tek bir kurşun atmamış tek bir tutuklama gerçekleştirmemiş olmasının izahı başka ne olabilir” şeklinde konuştu. Ülkesinin genel niyetine ilişkin ABD’li yetkililerin satır aralarında da olsa gerçeği itiraf ettiklerine işaret eden Kaya, şunları kaydetti:
“Son olarak Suriye’den çekilme-kalma tartışmalarında, Türkiye’nin ABD’nin emperyalist niyetlerinin ve çıkarlarının zararına olacak şekilde genelde bölgedeki, özelde Suriye’deki etki alanının genişlediği ve bunun engellenmesi gerektiği mealinde açıklamalar duyduk. ABD’nin Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi devletleri ile oluşturmaya çalıştığı yeni blok, cephe oluşturma politikalarının altında da bu gerçeklik yatmaktadır. Saydığım ülkelerin son dönem politik tercihlerinde ve İsrail’i de içine alan ittifak girişimlerinde İran faktörü ön plana çıksa da en önemli hedef Türkiye’dir.”

google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html