BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Siyaset sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Siyaset sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

24 Ekim 2017 Salı

AKŞENER'İN PARTİSİNDE ÜLKÜCÜLERE YER YOK

Yeni partide ülkücüler OUT, solcular, Sorosçular, siyasi atıklar İN: "Değişim dedik, nerelere geldik?"Ülkücü bir parti kurmayacaklarını açıklayan Akşener’in yeni partisi, taşıyıcı kolon olacakları söylenen ve çantada keklik gibi gördükleri ülkücülerden de ilişkisini kesiyor. Akşener’i destekleyen ülkücüler soruyor: “Değişim dedik, nerelere geldik?”

Meral Akşener’in yeni partisi 25 Ekim’de Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde kuruluşunu ilan edecek. MHP’den ihraç edilenlerin başlattığı “hareket”, Akşener’in başkanlığında siyasi hayatına ilk adımını atacak.MHP Genel Başkanlığı’na adaylığını koyan ancak, MHP’den ihraç veya istifa ederek yeni bir parti kurma girişimini başlatan Meral Akşener “yeni oluşumu” yarın kuruluşunu ilan edecek.

ÜLKÜCÜLERE YER YOK
Akşener’in partisine kurucu olacağı açıklanan isimlere bakıldığında Ümit Özdağ’ın “ülkücü bir parti kurmuyoruz” sözünün gerçekten anlamını bulduğu görülüyor.Akşener’in yeni partisinde siyaset yapacağını ilan edilenlerinden bazıları şöyle:Aytun Çıray, CHP İzmir Milletvekili, DYP Kökenli, 15 Temmuz’dan sonra kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu Üyesi.Taylan Yıldız, Google’ın reklam pazarlama müdürü, Kardeş Türkülerin darbukacısı “dahi” Türk. Abdullah Gül’e Cumhurbaşkanlığında Obama gibi tanıtım hazırlamaya çalışmış.Onur Aydın, solcu gömleğini çıkarmayan yönetmen. Akşener’in partisinin kurucularından.Ömer Kayır, ANAP döneminde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, 28 Şubat sürecinde Başbakanlık Takip Kurulu'nda önemli görevler üstlenmiş. Halen Başbakanlık Müşavirliği gibi kızak bir kadroda görev yapan Kayır, bugün Meral Akşener’in yeni partisinin programını hazırlayan ekibin başında.Yaşar Yazıcıoğlu, ANAP döneminde Başbakanlık Müsteşarı, Hurşit Tolon’un Ankara koordinatörü, Abdurrahim Karslı’nın Genel Başkanlığını yaptığı Merkez Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı.Suat Çağlayan, Siyasi ömrünü tamamlamış DSP’nin eski Bakanı.Aydın Tümen, DSP’nin bakanı, Abdurrahim Karslı’nın Genel Başkanlığını yaptığı Merkez Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı.Murat İde, eski tüfek solcu, MHP’nin kanalı olan Bengü Türk’ün eski genel yayın yönetmeni. Şimdi ise Meral Akşener’in basın danışmanı.Ayfer Yılmaz, İktisatçı 21. Dönem'de DYP'den İçel Milletvekili seçildi. Yılmaz, 53 ve 54. hükümette devlet bakanı olarak görev yaptı.Ahad Andican, tıp doktoru, 20 ve 21. dönemde ANAP'tan İstanbul Milletvekili 1997-1999 yılları arasında da devlet bakanı olarak görev yaptı.
MÜCADELEYE DEĞİL CV’YE BAKIYORLAR
Meral Akşener’in yeni partisine katılmak için Türkiye’nin pek çok yerinde çok sayıda kişi MHP’den istifa etti. Ancak, partinin kurucular kurulunda ve yönetiminde istifa eden ve destek veren ülkücülere pek yer bırakılmadığı hemen göze çarpıyor. Siyaseten tasfiye olmuş, ismi namı unutulmuş pek çok isim Akşener’in yeni partisinde “merkeze” geliyoruz söylemiyle yer buluyor.MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin CV düşkünlüğünün yeni partiye de sirayet ettiği görülüyor. Ülkücüler, sokakta, üniversitede hayatın her alanında verdikleri mücadele ile “sicili bozulurken”, etliye sütlüye karışmayan baba parasıyla yurt dışında okuyan, sicili temiz olanların CV’leri baba kontenjanından yeni partinin kadrolarını dolduruyor.
ÜLKÜCÜLERDEN “PARLAK ÇOCUK” ÇIKMIYOR
MHP’de ve ocaklarda mücadele vermiş bugün Akşener’i “değişim” sloganıyla destekleyen pek çok ülkücü şu soruyu soruyor:“Bizler okullarda, sokaklarda, hayatın içinde Türk Milliyetçiliği için mücadele verdik. Sicilimizi inandığımız, ömrümüzü verdiğimiz davamız için bozduk. Mesela, Dün Dil Tarih Fakültesinde 150 tane PKK’lıya 8 ülkücü ile okulu dar ettik. Bu 8 ülkücünün hakkını, hukukunu bugün kim savunacak? Gençler yeni partiye dolacak diyorlar ama partiye doldurdukları etliye sütlüye karışmamış, CV’leri dolu ‘parlak’ çocuklar. Ne yapalım, biz ülkücülerden ‘parlak’ çocuk çıkmıyor işte.
”“DEĞİŞİM DEDİK NEREYE GELDİK?”
MHP’de değişim adıyla yola çıkan, Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyenler bugün kuracakları yeni partiyi “merkeze” konumlandırırken, Türk Milliyetçiliğini de “vatanseverlik” sloganına indirmiş durumdalar. Vatanseverlik, Türkiye’nin siyaset üstü kavramı ve ortak bileşkesi iken, siyasi bir kimliğe büründürmenin vereceği tahribatı görmezden gelmek mümkün değil. Bugün merkeze gelmek için Türk Milliyetçiliğinden vazgeçenlerin yarın hedeflerine ulaşmak için vatanseverlik kavramını da gündemlerinden çıkartmayacaklarının garantisi var mı?Hayatında hiçbir bedel ödememiş, altlarında arabaları, sırtlarında evleri, ceplerinde paralarından başka yükü olmayanların; Türk Milliyetçilerini ve ülkücüleri, bostanında karpuz gibi görmelerine oluşan tepki giderek büyüyor. Akşener’in “değişim” sloganıyla peşine düşen birçok ülkücü, tepkilerini ortaya koymaya başladı. Facebook ve Twitter gibi sanalda yapılan paylaşımlara bakıldığında artan rahatsızlık çok net şekilde görülüyor. Akşener’i destekleyen ülkücüler artık açıkça soruyor: “Değişim dedik nereye geldik?”Ancak, bu çıkışlar şimdilik bir ortak tepkiye de dönüşmemiş durumda. Bunun en önemli nedeni ise, "ülkücü kimliklerine" güvendikleri kişilerin Akşener’in yeni partisinin kuruluşunun öncesinde ortalarda gözükmemesi. Akşener’e ümit bağlayan ülkücü tabanda, yaşanan bu sahipsizliğin sonuçlarının yeni partinin kuruluşunun ardından büyük bir tepkiye dönüşeceği çok kesin.
SİYASİ ATIKLARLA “UMUT” OLMAK
Görülen o ki, Türk Milliyetçilerinin ve ülkücülerin büyük umutlarla başlattığı “değişim” hareketi bugün Meral Akşener’in liderliğinde çok farklı bir kulvara savrulmuş durumda.Siyasi atıklarla ülkenin geleceğinde söz sahibi olması da oldukça zor gözüküyor. Türkiye’nin gerçeklerinden uzak, "hazırlanmış" veya "servis" edilmiş "paket" programlarla siyaset yapmak, Türk Milletine yeni bir ufuk açmak mümkün değil.Sonuç olarak, Akşener’in yeni partisi de girdiği yeni kulvarda "vazifesini" tamamlayıp, siyasi partiler mezarlığında yerini şimdiden garantilemiş.Bugün eleştirilere, değerlendirmelere kızan, köpürenler yarın ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklar.

Meral Akşener'den HDP bombası!

Meral Akşener ve yeni partisi gündemden düşmüyor. Akşener'le ilgili bugün ilginç bir iddia ortaya atıldı. CHP'den bir milletvekili transfer eden Akşener'in bu kez HDP için hamle yapmaya hazırlandığı konuşuluyor. Meral Akşener ise yarın partisinin kuruluşunu ve adını duyuracak. Peki Akşener'in görüştüğü sürpriz isim kim?
Meral Akşener'in ekibinden etkin bir isim, HDP'de siyaset yapan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biriyle görüştüğü iddia edildi.
Meral Akşener ekibi yeni partinin kuruluş hazırlıklarını yaparken HDP ile de temasa geçti. Yeni partinin kurucuları arasında bulunan etkin bir isim, HDP'de siyaset yapan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biriyle görüştü.

HDP'DE SİYASET YAPAN KÜRT SİYASETÇİYLE GÖRÜŞÜYOR

Akşener ekibinin görüş alışverişi yaptığı isimlerin içinde içinde Kürt 
siyasetinde yer almış öne çıkan bazı isimler de yer aldı. Kulislere göre yeni partinin kurucuları arasında bulunan etkin bir isim, HDP'de siyaset yapan Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden biriyle görüştü.

HDP'Lİ SİYASETÇİNİN CEVABI NE OLDU?

Görüşmenin yeni partiye bir davet olmadığının altı çizilirken bölgedeki gelişmeler ve kurulacak partiyle ilgili görüş alışverişi yapıldığı kaydedildi. HDP'li siyasetçinin detaylı bir değerlendirme için partinin programının ortaya çıkması gerektiği görüşünü ilettiği öğrenildi.

30 Ocak 2018 Salı

Muharrem İnce;den bomba açıklamalar! Seçileceğim;Kuşkum yok dedi;

CHP’nin 4 gün sonra yapacağı 36’ncı Olağan Kurultayı’nda Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olan Yalova Milletvekili Muharrem İnce ‘Kuşkum yok, seçileceğim’ dedi ve ekledi: Bu rekabet değil, toplum ve Cumhuriyet’i düşünerek değişim ihtiyacı.
CHP'nin 3-4 Şubat'ta yapacağı 36'ncı Olağan Kurultayı'nda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu karşısına aday olarak çıkan Yalova Milletvekili Muharrem İnce “Kuşkum yok, genel başkan seçileceğim'' dedi. SÖZCÜ'ye açıklamalarda bulunan İnce, “Bu kişisel bir yarış değil, ülkenin geleceği ile ilgili yenileşme talebi. Parti içi rekabet değil, toplumu, cumhuriyeti düşünerek değişim ihtiyacı'' diye konuştu. İnce, partiye üye olmayanları da kurultaya davet etti. SÖZCÜ'nün sorularını ise şöyle cevapladı:

KAZANMAK ZORUNDAYIZ

– Genel başkanlığa aday olmanızın gerekçeleri nedir?
Türkiye bir yol ayrımında. Ya kazanacağız ya da kaybedeceğiz. Bu kurultay Muharrem İnce, Kemal Kılıçdaroğlu ve kişilerin kurultayı değil. Kurultayın delegeleri de sadece CHP'nin delegeleri değil, 80 milyonun ve Cumhuriyet'in delegeleri. Önümüzde üç seçim var. Kazanmak zorundayız. Mazeret üretme lüksümüz de yok. Türkiye'ye karşı sorumlu olan delegelerimizin ‘il başkanımız, belediye başkanımız böyle istedi' gibi gerekçeleri olamaz. Cumhuriyetimizin geleceği tehlikedeyse bizlerin hiçbir önemi yok. Bunun için kutuplaşmış bir Türkiye'de büyük uzlaşmayı gerçekleştirmek için adayım.

– Ülke için nasıl kaygılar taşıyorsunuz?

Birlikte yaşama arzusunu kaybetmek üzereyiz. Cumhuriyetçi, kamu anlayışı temelinde büyük uzlaşmayı yeniden kurmamız lazım. Bunun için de yenilenmek durumundayız. Zamanında yenilenemeyenlerin gereğini yapamayanların kaderi dağılmaktır, parçalanmaktır. Bu kaderi tersine çevirmek için ben adayım. Türkiyemizi, cumhuriyetimizi, demokrasimizi, özgürlüklerimizi yeniden kazanmak için hatalarımızı onarmak için ve daha iyisini yapmak için adayım.

– Mevcut Genel Başkan'dan farkınız ve iddianız ne olacak?

Sayın Genel Başkana teşekkür ediyorum yaptıkları için. Ama 1972'yi düşünmek lazım. 1972 Kurultayı'nda İsmet Paşa'ya oy vermeyen delegeler hiç tanınmayan Bülent Ecevit'e oy verdiler. İsmet Paşa'yı sevmiyorlar mıydı? Hayır, seviyorlardı ama partinin yenilenmesi gerekiyordu. Bunu başardı o günkü delegeler. Ecevit genel başkan oldu, CHP'yi de birinci parti yaptı. Bugün de CHP'nin yenilenmesi lazım. Yeni birinin gelmesi lazım. 17 ay sonra seçim var. 1972'de yapılanın aynısını şimdi de yapabiliriz.

50+1'İ ALABİLİRİZ

– Diğer hedeflerinizi nasıl ortaya koyuyorsunuz?
Kendimizi bileceğiz, kendi gücümüzü esas alacağız. Kendimize güveneceğiz. Birinci kural özgüveni yüksek bir CHP. “Başarabiliriz, yapabiliriz, 50+1'i alabiliriz” diyen bir CHP. Önce insan, önce emek, önce sol diyen bir parti olduğumuzu unutmayacağız. Cumhuriyetimizin kurucularına yapılan saldırılar karşısında sadece direnen olmayacağız, kazanan olacağız. Sorunlarımızı bilimsel verilerin ortaya koyduğu bilgiler ve etik ilkeleri temel alarak çözeceğiz. Bilim, kamu yararı ve hukuk esas olacak. Devlet işlerinde keyfiliğin ve imtiyazcılığın acımasız düşmanı olacağız.
– CHP için hedefiniz nelerdir?
‘Her yurttaş devletine eşit yakınlık ve eşit uzaklık mesafesindedir' mantığında olacağız. Katılımcı demokrasi için uğraşacağız. Demokrasimizi katılımcı temelde yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Türkiye'de ne istiyorsak partimizde de onu istiyoruz. Türkiye'de adalet istiyorsak partimizde de adalet olacak. “Türkiye'de yüzde 10 seçim barajı kaldırılmalı” diyorsak, kendi içimizde de yüzde 10 barajı olmayacak.
– Genel başkanlık ve iktidar hedefinde yol haritanız nedir?
Benim sloganım “Önce CHP'de değişim sonra Türkiye'de değişim. Önce CHP'de devrim sonra Türkiye'de devrim.” Laiklik demokrasimizin temelidir. Utangaç laiklerden olmayacağız. Laikliğin olmadığı bir yerde demokrasi olamaz. Yerinden yönetimi katılımcı demokrasinin temeli sayacağız. Mevcut ekonomik sorunlarımızı aşacağız. İnsani gelişmişlik ölçütü olmadan yapılacak kalkınmayı kabul etmiyoruz. Gelir dağılımını düzeltmek hedefimiz. Dolaylı vergilerin oranını gelişmiş ülkeler düzeyinde tutmak, tarımda yeniden kendine yeten bir ülke olmak, sattığı aldığından fazla olan bir ülke olmak, ekonominin aktörlerine hukuki güvenceler sağlamak, neo liberal ekonomik politikaların yerine kamu yararını öne çıkaran politikalar izlemek hedefimiz. Bunlar için adayım.
BAĞIMSIZ YARGI ŞART
– Yargı ve dış politika da öncelikli konularınız arasında mı?
Türkiye'de, büyük uzlaşmanın temeli olan bağımsız, hukukun üstünlüğüne göre hareket eden bir yargı düzeni kurulmalı. Hedefimiz bu olacak. İnsan haklarından taviz vermeyen, evrensel hukuk ilkelerini eksiksiz uygulayan, adaletine güvenilen ve adaletine sığınılan bir Türkiye… Türkiye'nin içeride ve dışarıda kendi çıkarlarını ‘barış' diyerek sağlayabileceğine inanıyorum. Türkiye'nin her bir tarafı ateş çemberi. Problemsiz komşumuz yok. Türkiye kendi güvenliğini meşru müdafaa içinde etkin biçimde sağlamalıdır. AB de bizim vazgeçilmezimizdir.
– Parti örgütü için farklı projeleriniz olacak mı?
Kendimizi değiştireceğiz. Karşı tarafa konuşmaktan çok kendimizi güçlendiren bir çaba içinde olacağız. Bize oy verenlerin de dahil olacağı, etkin bir örgütlenme ağı kuracağız. Karşı tarafın saldırıları karşısında kendimizi tepeden tırnağa bilgiyle donatmış olacağız. Dönüştürücü bir siyaset yapacağız. Mevcut kutuplaşma içinde sesimizi karşıdaki duysun diye olmadık işlere kalkışmayacağız. Partimize transfer dönemini kapatıp, katılımı sağlayacağız. Bizim kiminle bir kesişim kümemiz varsa onunla diyalog içinde olacağız. Bu kesişim kümesi Cumhuriyet, yolsuzluk ve yoksulluğa karşı olmak… Cumhuriyet'le sorunu olmayanlarla dayanışmamızı güçlendireceğiz. AKP'ye karşı söylem geliştiren örgütlenmeleri yaratacağız. Aydınlarımızla buluşacağız. Bilimden, bilgiden, teknolojiden daha fazla yararlanan bir parti olacağız.

Bu CHP'nin değil milletin kurultayı

– Bu kurultay sadece CHP üyelerinin kurultayı değil, 80 milyonun kurultayıdır. Onun için parti üyesi olmayanlar da başka partilere üye olanlar da davetlidir. 80 milyon davetlidir. Gönlü Cumhuriyet'ten yana olan, ülkenin geleceğinden kaygı duyan, 2019'dan sonra başımıza felaketlerin gelebileceğini öngören başka siyasi parti mensupları dahil herkesin kurultayıdır. Onun için herkesi yapılacak kurultaya davet ediyorum. Ankara sokaklarının Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi insan seliyle birlikte değişim rüzgarını estirmeleri gerekiyor. Bu kurultay delegelerinin vicdanlarında yer bulacaktır. Sokaktaki değişim talebinin kurultaya da yansıyacağına inanıyorum. Genel başkan seçileceğimden de hiç kuşku duymuyorum.

Delegeler özgürdür baskılara son verir

– Genel Başkanımızı ayrı yanındakileri ayrı değerlendiriyorum. Kraldan fazla kralcılar olduğunu görüyorum. Bu kişilerin kurultayda ne yapacaklarını göreceğiz. Delegelere baskı yaptıklarını biliyoruz. Kurultay delegesi özgür iradelidir. Toplu imza törenleri yapılamaz. Göreceğiz kaç imza alacaklar, kaç oy olacaklar. Yanındaki yardımcılarının, Genel Başkan'a büyük kötülük yaptıklarını düşünüyorum. Geçen kurultayda Kılıçdaroğlu 940 imza almış ama 700 kadar oy aldı. 200 kişi imza vermesine rağmen oy vermedi. Bu sefer 950 imza alıp 550 oy alırsa o yardımcıları nasıl insanların yüzüne bakacaklar. Sayın Genel Başkan buna engel olmalı. 150-200 imza ile aday olunur. Zaten ben genel başkan olduğumda ilk hedefim imza rezaletini kaldırmak olacak.

Adında adalet var yarışta adalet yok

– Kurultayın adı ‘adalet ve cesaret'. Ama yarışırken maalesef adalet yok. Yüzde 10 barajı var partide… Recep Tayyip Erdoğan devletin imkanlarıyla seçime giriyor diye eleştiriyoruz. Partinin imkanları ile seçime girenler ne olacak? Ben genel başkan olduğumda kurultay sürecine girildiğinde genel merkezden ayrılacağım. Bir genel başkan vekiline bırakacağım. Genel merkezin hiçbir olanağını kullanmayacağım, hiçbir ilde toplu imza töreni yapılmayacak. Genel başkana karşı toplu imzalar olabilir ama destek için olamaz.

Atatürk ile sorunu olmayanla çalışırım

– Benim listemde Cumhuriyet ve Atatürk ile sorunu olmayan herkes olacak. Gençlik kollarından beri siyaset yapıyorum. CHP'de farklı bakış açıları olabilir, kendini daha solda tanımlayan arkadaşlarımız olabilir, olmalıdır. Ben ilkeli bir siyasetten yanayım. Değişim olmazsa sonuçları vahim. Düşünmek bile istemiyorum. Sokaktaki ruhun sandığa yansıyacağını hissediyorum. Değişim olmazsa umutsuzluk olacak. Kampanyalarda çok zorlanacağız. Ülkenin geleceği ile ilgili yenileşme talebi bu. Parti içi bir rekabet değil. Toplumu, cumhuriyeti düşünerek değişim ihtiyacının olduğunu söylüyorum.

Siyaset, kurulu bir ilke ile yapılmalıdır

– Dokunulmazlıklar konusunda CHP'nin tavrını beğenmiyorum. Ben ‘Hayır' oyu verdim. Siyaset yapma biçimim bir ilke üzerine kuruludur. Günübirlik değildir. CHP yönetimi ‘Evet' oyu verdi. Çünkü HDP ‘hayır' diyordu. Hayır dersek HDP ile aynı çizgiye düşeriz diye korktular. Böyle bir siyaset yapma biçimi yok. Siyaset ilke üzerine yapılır. HDP ‘Ay bir uydudur' diyorsa, ‘hayır Ay gezegen' mi diyeceğiz. Böyle siyaset yapılmaz…
KUTUPLAŞAN TÜRKİYE YERİNE BİRLİK BERABERLİK Arkadaşımız Başak Kaya ile bir araya gelen CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, genel başkan seçilirse hedeflerini açıkladı... Türkiye'nin kutuplaştığını ve bunun bitmesi gerektiğini belirten İnce, “Birlikte yaşama arzusunu kaybettik. Cumhuriyetçi, kamu anlayışı temelinde büyük uzlaşmayı yeniden kuracağız” dedi.
KUTUPLAŞAN TÜRKİYE YERİNE BİRLİK BERABERLİK
Arkadaşımız Başak Kaya ile bir araya gelen CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, genel başkan seçilirse hedeflerini açıkladı… Türkiye'nin kutuplaştığını ve bunun bitmesi gerektiğini belirten İnce, “Birlikte yaşama arzusunu kaybettik. Cumhuriyetçi, kamu anlayışı temelinde büyük uzlaşmayı yeniden kuracağız” dedi.

Oy alabilmek için Erdoğan ile Gül kavgasını bekleyemeyiz!

Mevcut yönetim insan kaynağını etkin kullanamıyor. 100'ün üzerinde genel başkan yardımcısı değişti. Görevlendirmeler, yönlendirmeler yanlış. Denetleme yanlış. Dünyanın hiçbir yerinde bir siyasi partide bu kadar çok MYK üyesi değişmemiştir. İkinci büyük yanlış ise hedefe yönelik kararlılık sorunu var. Ortaya bir iddia atıyoruz. O iddiayı takip etmiyoruz. ‘Yolsuzluk belgesi' diyoruz orada kalıyor. Sonuca ulaştıramıyorlar. ‘Adalet Yürüyüşü' diyoruz, sonucu yok. Bırakıyoruz orada. Konjonktüre göre davranılıyor. Kendi gündeminin partisi olamıyor ve ortaya koyduğu bir iddiayı sonuçlandıramıyor, terk ediyor. Anlatmada da problem var. İkna siyasetin en klasik yöntemidir. Ancak bu yöntem medya araçları üzerinden ve özel durumlarda çok etkilidir. İnsanlarla diyaloğu, etkileşimi esas alan bir ilişki içinde olmalıyız. Yani anlatmak ikna etmek yerine kendimiz olmalıyız. İlkelerimiz bir bütündür. Karşı tarafın hatalarına bel bağlıyoruz.
BU DÜZENİ YIKMALIYIZ
Bu doğru değil. Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül kavga etsin, biz de elimizi ovuşturalım. Bu siyaset anlayışı doğru değil. Kurultay delegeleri beni seçsin, ben kurultay delegeleri aday yapayım. Bu düzeni yıkmalıyız ve partide devrim yapmalıyız. Genel merkez çalışanı kurultay delegesi olabilir mi? Bir genel başkan yardımcısının ilçe belediye başkanlığını istemesini anlamıyorum. Hedefi bakanlık olmalı. Partiye yönelik ideolojik saldırılar var. Bize “PKK'lı, FETÖ'cü, kafatasçı, faşist” diyebiliyorlar. Mantık açısından zaten hepsinin birden söylenebilmesi mümkün değil ama bunlara yeterli cevap verilemiyor. Bekliyoruz Erdoğan ile Gül kavga etsin, biz de oy alalım diye. İdeolojik ve siyasal mücadeleyi küçümseme ve partinin davası yokmuş gibi davranmak yanlış. Farklılıklara saygıyı, bütünleşmeyi öne çıkarmayı, olayları-gelişmeleri partinin temel ilkeleri etrafında yorumlamayı yapabilmeliyiz.

Beştepe için adayı üyelerle seçeceğiz

– Cumhurbaşkanı adayımızı genel başkanın iki dudağı arasına bırakamayız. Kurultaya sunulmak üzere önerge hazırladım. İmzaya açacağım. Adayımızı üyelerimizle birlikte seçeceğiz. Türkiye için nasıl bir demokrasi istiyorsak, partimizde de bu demokrasiyi gerçekleştireceğiz. Aday belirleme yöntemleri bulunur. Örneğin kurultay delegeleri adayları ikiye düşürür, sonra üyelere sorulabilir. Ben grup başkanvekiliydim, cumhurbaşkanı adayımızı televizyondan öğrendim. Bu doğru değil. Katılımcılığı esas almalıyız. 1 milyon 200 bin üye ile sağlıklı sonuç alacağımızı düşünüyorum.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Samimi Ülkücülük riyasız siyaset

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. O artık Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in koltuğunda oturacaktı. Başbuğ’un, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin” talimatına, o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, kirletmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir.
 MİLLİYETÇİ-ülkücü hareketin, Türk dünyasının efsanevi Başbuğu, MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 Cuma günü beka âlemine irtihal etti. 8 Nisan 1997 Salı günü yapılan cenaze törenine milyonlar katıldı. Atatürk’ün cenaze töreninden sonra, karlı ve soğuk havaya rağmen Türkiye’nin gördüğü en kalabalık cenaze töreniydi. Lakin hayat devam edecek, MHP kendisine bir genel Başkan seçerek siyasi hayatını sürdürecekti. 18 Mayıs 1997’de toplanan kurultayda, başlangıçtaki diğer adayların sonradan Devlet Bahçeli lehine adaylıktan çekilmeleri üzerine iki aday kaldı: Devlet Bahçeli ve Tuğrul Türkeş. Devlet Bahçeli’nin kazanacağı belli olmuştu. Siyaset mühendisleri bir kere daha devreye girdiler. Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından Azmi Karamahmutoğlu, “Kongreyi tanımıyoruz” diyerek kürsüyü devirtti. Kongre ertelendi. 6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. Başbuğun, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.” talimatına o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, her şeyden önce bir Ülkücü olarak, Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin lideri olarak, bayrağı lekelemeyecek, kirletmeyecek, yere düşürmeyecek daima gönderde tutacaktır. Bayrağı lekelemeye, kirletmeye ve düşürmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir. 23 Kasım 1997’de yapılan Başbuğsuz ilk olağan kongre olan 5. Olağan MHP Kurultayı’nda dört adayla yarışan Bahçeli ikinci turda 671 oyla yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Tuğrul Türkeş ise 483 oy almıştı. Bu kongrede söylenen bir slogan, bundan sonraki süreci de, Bahçeli’nin liderliğini de devlet adamlığını da işaret ediyor, Ülkücülerin iktidara yürüyüşünü haykırıyordu: “Devletin Başına Devlet Gelecek!” Lider Devlet Bahçeli, Kurultay konuşmasını, “Ben sizleri ülkemizin zenginliklerini ortaya çıkarmaya, önce dürüst, ilkeli, seviyeli siyaseti inşa etmeye çağırıyorum. Ben sizleri 21. yüzyılın güçlü Türkiyesi’ni kurmaya çağırıyorum” diyerek tamamladı. (s. 35) Semih Yalçın’ın ifadesi ile, “MHP lideri Devlet Bahçeli, burada verdiği sözü daima tuttu; dürüst, ilkeli ve seviyeli siyaseti şiar edindi… O zaman (bu iki kurultayda A. G.) Devlet Bahçeli’nin karşısında yer alan isimlerin çoğu, partiden kopsalar da sonraları yine Devlet Bahçeli’nin onayıyla MHP’ye katıldılar. Bununla birlikte bazı muhalif isimler her fırsatta Devlet Bahçeli’nin liderliğini içlerine sindirememiş olmalarının sevkiyle muhalefetten geri durmadılar. Zaman zaman partinin altını oyan gizli ve açık faaliyetlerde bulundular; nifak, tefrika ve fitne saçan adımlar atmaktan geri durmadılar.” (s. 35). Evet, Başbuğ sonrasında onun koltuğuna oturmak da kolay olmadı. Devlet Bahçeli, hareketin hafızasına sahip bir akademisyen-siyasetçi olarak her Başbuğ’un emanetine sahip çıkacak, milliyetçi Hareket gemisini en sıkıntılı, en çalkantılı günlerde dahi sağ salim karaya demirlemesini bilecektir.

DEVLET BAHÇELİ LİDERLİĞİNDE

MHP İKTIDAR OLUYOR Semih Yalçın’ın eserinde ağırlıklı bölümlerden biri de Devlet Bey liderliğinde MHP’nin iktidar ortağı olduğu “57. Hükümet”le ilgili gelişmelerin anlatıldığı bölümdür. (s. 37-84). Türkiye’nin 80 öncesi ve sonrasındaki kutuplaşma, gerilim ortamından çıkması, 28 Şubat sürecinde siyasete, siyaset dışı müdahalenin yarattığı tahribat ve ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi, toplumun normalleşmesi için önemli bir fırsatın hayata geçirildiği 57. Cumhuriyet Hükümeti’nden bahsediyoruz. 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri’nde Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, önemli bir hamle yapmış, yaklaşık %18 oy alarak 129 milletvekili çıkarmıştır. %22.2 oy alarak 136 milletvekili çıkaran Merhum Bülent Ecevit’in DSP’sinin ardından 2. parti olmuştur. “Türkiye’nin cepheleşmeye değil, güçlü bir hükümete ihtiyacı var.” mesajını veren Bahçeli, seçimlerden iki gün sonra (20 Nisan 1999) Hürriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, MHP’nin DSP’den gelebilecek bir koalisyon teklifine açık olduğunu ortaya koyuyordu. Devlet Bey, o söyleşi ve daha sonra mayıs ayı başında (1 Mayıs 1999) yaptığı basın toplantısında, 28 Şubat süreci dahil toplumsal yarılmayı, kutuplaşmayı besleyen ordu-siyaset ilişkileri, demokrasinin geleceği, irtica konusu, türban meselesi, MHP’nin Türk siyasetindeki konumu, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması gibi temel konularda çok açık ve samimi değerlendirmelerde bulundu. Devlet Bahçeli, sonraki yıllarda “vesayet tartışmaları” olarak önümüze gelecek olan ordunun konumu ve “demokrasinin işletilmesi” konularında 28 Şubat tartışmalarını merkeze alarak, bugün de önem taşıyan şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“28 Şubat sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Tabii, 28 Şubat süreci belli kurum ve çevrelerin hassasiyetlerini ifade ettiği bir süreçtir. Burada ölçü önemlidir. Eğer irticai faaliyeti yakın bir tehdit olarak değerlendiriyorlarsa, irticanın tarifi ve kapsamı ve bu kapsam içine girenlerle samimi, inançlı kitleyi ayırmak lazım. Samimi Müslüman kitleyi incitecek, kıracak davranışları tasvip etmemek lazım. Bunu artık Türkiye’nin gündeminden çıkarmak lazım…

İrtica tehdidi konusunda hemfikirsiniz, ama bunun tarifinin iyi yapılmasını istiyorsunuz…

Evet. cumhuriyetin temel nitelikleri üzerinde MHP’nin hassasiyeti var.

Siz ordunun Türkiye’de oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?

Ordunun bu rolü herkes tarafından biliniyor. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlerliği noktasında da bir toplumsal talep var. Artık bu talebin karşılanması lazım. Demokrasiyi de tam işler hale getirmek lazım. Bu işlediği takdirde ordu kendi mevziine çekilir zaten.” (s. 42-43). Bahçeli, basın toplantısında MHP’nin siyaset ve fikir hayatımızdaki duruşunu, misyonunu ve ekonomik konulara bakışını da şu şekilde açıklıyordu: “Bu çerçevede sık sık gündeme getirilen ‘MHP değişti mi, değişmedi mi?’ sorusunu da anlamlı bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Milliyetçiliğimizi besleyen, şekillendiren ve var eden vatan ve millet sevgimiz, milli kültürümüzü ve değerlerimizi koruma anlayışımız, dünyada etkin ve saygın bir ülke olma hedefimiz değişmemiştir. Tabii ki, her canlı organizma gibi partimiz de yeni ihtiyaçlara, yeni sorunlara yeni cevaplar ve çözümler üretmekte, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmektedir… Partimiz Türkiye’de kardeşliğin, barışın karşılıklı anlayış ve hoşgörünün hâkim olmasını, demokratik hukuk devletinin standardının mutlaka yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır. Milletimizin her mensubunun refah ve mutluluk içinde yaşamasını arzulamaktadır. Sosyoekonomik gelişmesini, rekabetçi piyasa ekonomisi çerçevesi içinde sürdürmesinin gerekliliğine inanmaktadır. MHP’nin farkı, rekabetin sağlanması ile toplumsal duyarlılıkların göz önünde bulundurulmasıdır. Dünyanın her yerinde kalıcı bir istikrar ve iş birliğinin hâkim olmasını savunmaktadır. MHP, içe kapanmacı değil, bilakis dünya ile rekabet edebileceğimiz alanların tespitini ve yatırımların bu yönde teşvikini öngören bir yaklaşıma sahiptir. Zaten lider ülke Türkiye hedefimiz, kendi milli kimliğini ve onurunu koruyarak dünyaya açılmış, güçlü, etkin bir Türkiye’yi inşa etmektir.” (s. 46). Aslında MHP’nin temel meselelere bakışını özetleyen bu konuşma, Türkiye’nin o zamana kadar olan siyasi hayatı içinde nasıl bir rol oynadığını ve bundan sonraki siyasi hayatı içinde nasıl bir misyon üstleneceğini de göstermekteydi. Devlet Bahçeli ve onun liderliğindeki MHP, demokratik Parlamenter sistem ne zaman içeriden ve dışarıdan veya iç-dış mihrakların birlikteliği ile sıkıntıya girse, demokrasimiz ne zaman tıkansa, vesayet odakları ne zaman Türk milletine tasalluta yeltense, devreye girecek ve millet iradesi esaslı demokratik sistem işletilecektir. Bu misyon, ülkenin ve milletin beka sorunları ne zaman gündeme gelse harekete geçecek ve Türk milletinin var olma mücadelesi Devlet Bahçeli ve MHP tarafından başarıya ulaştırılacaktır. MHP, DSP ve ANAP arasında yürütülen ve 40 gün süren koalisyon görüşmeleri, bütün engellemelere rağmen nihayet başarıya ulaşmış ve üç parti 28 Mayıs 1999’da 57. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuşlardır. 57. Hükümet, 1999-2002 yılları arasında ekonomi, bölücü terör, anayasa kitapçığı krizi, ABD’nin Irak’ı işgali gibi Türkiye’nin çok temel sorunları ile mücadele etmiştir. Sonuçta, “MHP’siz bir hükümet” senaryolarının dayatıldığı, yeni bir siyaset mühendisliğinin uygulamaya konulduğu bir ortamda Sayın Devlet Bahçeli bütün oynanmak istenen oyunları bozacak bir çıkış yapmıştır. 7 Temmuz 2002 günü Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda yaptığı konuşmada milletin iradesini işaret etmiş, 3 Kasım 2002 tarihini vererek erken seçim çağrısı yapmıştır. Devlet Bahçeli, bazıları tarafından sonradan çok eleştirilen bu çıkışı ile aslında partisinin baraj altında kalması riskini de üstlenerek Türk demokrasisini kurtarmıştır. O zaman anlaşılamayan bu Devlet Bahçeli tavrı, bugün için milletimizin vicdanında küresel mahfillerin ve yerli uzantıları olan vesayet odaklarının “oyunlarının bozulduğu, milletin iradesinin kurtarıldığı” şeklinde saygın yerini almıştır. Millete rağmen siyaset yapmaya çalışanlar, iradesini, siyasetini kendilerini var eden milletin iradesine değil, küresel sisteme ve taşeronlarına bağlayanlar her siyaset mühendisliği faaliyetlerinde karşılarında Devlet Bahçeli ve MHP misyonunu bulacaklardır. Semih Yalçın Bey eserinde 57. Hükümet döneminde MHP ve Sayın Bahçeli’ye yöneltilen en önemli eleştirilerden biri olan bebek katili A. Öcalan’ın idamı meselesini, “Bölücübaşı Öcalan’ın İdam Meselesi ve Devlet Bahçeli” başlığı altında ayrıntıları ile anlatmaktadır. (s. 73-84).

ÖNCE ÜLKEM VE MİLLETİM, SONRA PARTİM VE BEN

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Devlet Bahçeli” (Berikan Yayınevi, Ankara, 2019, 1-110 s.) isimli eser de bundan sonraki yazılarımızda tanıtacağımız eserler arasında olacaktır. Bu vesile ile Sayın E. Semih Yalçın Bey’i tebrik ediyor, teşekkürlerimizi iletiyorum. Yazımızı Semih Hoca’nın şu satırları ile bitirmek istiyorum: “MHP lideri Devlet Bahçeli; hayatı boyunca gösterişsiz bir mücadeleyi, riyasız bir siyaseti, samimi ama sade bir ülkücülüğü tercih etti. Peygamber Efendimizin, ‘Dinini gösterişten uzak tut. Az amel sana yeter’ sözüyle çerçevesini çizdiği gibi; Müslümanlıkta da ülkücülükte de ihlas, dürüstlük, tevazu ve sadeliği seçti. Müslümanlıkta işlediği hayrı Allah için başkalarından gizlediği gibi, siyasette de yaptığı başarılı işleri, muvaffakiyetleri çevresinin ve başkalarının görüp idrak ve takdir etmesini yeğledi; bunu insanların gözüne sokmaktan daima imtina etti. ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ sloganını, hem MHP’nin prensibi hem de ülkücü hareketin ideolojik umdesi haline getirdi. Bu kuvvetli ilkenin toplum bilincine, maşeri vicdana sirayeti sayesinde; Türkiye’nin zorlu, badireli günlerinde MHP’nin fedakârlıkları milletimize ilham, ümit, ışık ve şevk kaynağı oldu. Bu yönleriyle Devlet Bahçeli, klasik siyasi parti lideri tanımlamasının ötesinde hususi evsaf ve hasletlere sahip olduğunu ispatladı…” BİTTİ

‘VER ELİNİ ÖPECEĞİM, DEVLETİN SAHİBİ GELDİ’

Devlet Bey, 24 Haziran 2018 seçimleri sırasında bir yere giderken veya Ankara’ya dönerken mola yerlerinin birinde çay içmek için duruyor. Tesisin kapısında yaşlıca, başı örtülü bir Anadolu kadını Devlet Bey’i görüyor. Merdivenlerde kenara çekilerek, “Devletin sahibi geldi. Ver elini öpeceğim” diyor. Devlet Bey her zamanki tevazuu içinde “olmaz, öptürmem” diyerek takılıyor. Teyzemiz, parmağını da sallayarak, “olmaz, öpeceğim” diyor.
Devlet Bahçeli ve liderliğini en iyi anlatan sözlerden biri bu Türk anasının sözlerdir: “Devletin sahibi.” Türk milletinin Devlet Bahçeli ile ilgili bu algısı nasıl oluştu? Diye merak edenlerin Semih Bey’in kitabını okuması lazımdır.

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Davaya Adanmış Bir Ömür: Devlet Bahçeli” isimli kitabı bundan sonraki yazılarımızda tanıtmaya devam edeceğiz. Burada şunu söyleyelim ki, Semih Bey’in çalışması şimdiye kadar yazılmış en iyi Devlet Bahçeli biyografisi olma özelliğini taşıyan bir eserdir. Bu eser aynı zamanda MHP tarihi bakımından da önemli bir eserdir.


27 Mayıs 2018 Pazar

MHP ADAY TANITIM TOPLANTISI / SEÇİM BEYANNAMESİ

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Aziz milletimizin hür iradesinin tecelli etmesini sağlayan serbest ve âdil seçimler, demokrasinin temel ve vazgeçilmez kurumlarındandır.
Türk milleti, 24 Haziran 2018’de kararlılık içinde sandı- ğa gidecek, engin feraseti ve eşsiz sağduyusu ile iradesini bir kez daha ortaya koyacaktır.
Türk milletinin hakemliğine inancımız tamdır ve sağduyusuna güvenimiz sonsuzdur. Türkiye, 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği halkoylamasıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiştir.
Yeni sistemle birlikte, yürütme yetkisi halkımızın doğrudan seçerek belirleyeceği cumhurbaşkanına, yasama yetkisi ise münhasıran TBMM’ye ait olacaktır. 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, “kuruluş dönemi” olarak kabul edilebilecek 23 yılın ardından 1946’da çok partili siyasî hayata geçerek yeni bir döneme girmiştir.
Ardından geçen 72 yılın biriktirdiği sorunlara çare arayan Türkiye, “Cumhurbaşkanlığı Hükü- met Sistemi” ile kuruluş ilkelerini güçlendirecek üçüncü dönemine 24 Haziran 2018’de girecektir.
Bu dönem Cumhurbaşkanlığı Hükü- met Sisteminin bütünüyle devreye girerek Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023’te Türkiye’nin lider ülke ve kudretli bir devlet olmasının yolunu açacaktır. Türk milleti 15 Temmuz 2016’da Türk tarihinin en büyük ihanetlerinden birisi ile karşı karşıya kalmıştır.
Türkiye’yi kaosa sokmak, bir iç savaş çıkararak ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyenlerin işgal girişimi, aziz Türk milletinin devletine, demokrasisine ve millî iradeye sahip çıkmasıyla engellenmiştir.
Demokrasi ve ülke sevdalısı cesaret timsali vatandaşlarımızın tankların altına yatarak “dur” dediği hain darbe girişimi, Türkiye için her bakımdan olduğu gibi siyasî olarak da bir milat olmuştur.
O tarihten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve olamayacağı açıktır. Nitekim hiçbir siyasî mülahazanın devletin varlığından daha öncelikli ve önemli olmadığı bu süreçte anlaşılmış ve millî menfaatleri önceleyen siyaset anlayışı “Yenikapı Ruhu” ile Türk siyasetindeki hâkimiyetini pekiştirmiş, siyasi sistemin yeniden şekillenmesine giden yol açılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhuriyet tarihimizdeki en önemli yönetim reformu, şartlara ve gelişmelere cevap veren en dinamik demokratik tercihtir. Çok partili siyaset hayatımızda bu haliyle 16 Nisan Halkoylaması bir milat, hatta demokratik bir misak olmuştur.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, siyasî ve toplumsal uzlaş- manın ön plana çıktığı, millî iradenin doğrudan tecelli ve temerküz ettiği bir yönetim yapısıdır. Güçlü devlet, güçlü yönetim ve demokratik istikrar gayeleri yeni sistemin ana omurgasıdır. Yasama, yürütme ve yargı organlarının kendi içinde bağımsız ve güçlü, denge ve denetleme mekanizmalarının ise daha etkin bir yapıya kavuşması yeni hükümet sisteminin temel özelliğidir.
Bu şekliyle, ülkemiz yönetimde istikrarın tesis, temsilde adaletin temin edileceği bir yönetim sistemine kavuşturulmaktadır. Yeni hükümet sistemi millî bekanın sigortası, husumet ve hı- yanete karşı güvencedir.
Bu sistemle, Türk milletinin köklü devlet geleneğini, tarihî ve kültürel birikimini, millî ve manevî değerlerini çağdaş gelişmelerle buluşturan bir yönetim yapısı tesis edilerek geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşa edileceğine inancımız tamdır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin önüne aydınlık ufuklar açarak ülkemizi ve milletimizi güvenli bir geleceğe taşımaya kararlıdır. Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, özgürlüğü, barışı ve güven içinde gelişimi amaçlayan
Türk Milliyetçiliği anlayışı, Partimizin sorunlara bakışının ve çözüm önerilerinin temelini oluşturmaktadır. MHP, Türk siyasetinde yerini aldığı günden bu yana şartlar ne olursa olsun “önce ülkem ve milletim” düsturuyla, Türkiye’nin millî varlığına ve tarihî misyonuna sahip çıkmıştır.
Nasıl ki 15 Temmuz sonrası süreçte Türk milletinin varoluş mü- cadelesinde en ön safta yerini almış, siyasî uzlaşının en güzel örne- ğini hayata geçirerek millî sorumluluk anlayışının gereğini yerine getirmişse, bundan sonra da bedeli ne olursa olsun bu uğurda mü- cadele etmeye ve millet varlığına sahip çıkmaya devam edecektir.
Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi, “devlet ebed müddet, millet ebed müddet” ülküsünün, “İ’lâ-yı Kelimetullah” davasının yılmaz, yıkılmaz, ele geçirilmez siyasî burcudur.
“Tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek dil” anlayışı- nı hâkim kılma ve yaşatma iradesi; ahlâk, mukaddesat ve Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inşa etme hareketi, millî birlik ve kardeşlikte uzlaşmaya açılan siyaset penceresidir.
İnanıyoruz ki tüm gelişmelerin şahidi olan aziz milletimiz izanıyla, irfanıyla ve ferasetiyle bunların ayırdını yapacak ve Milliyetçi Hareket’e hak ettiği güçlü desteği verecektir.
Partimiz, milletimizin maruz kaldığı ekonomik ve sosyal sorunların giderilmesi ve topyekûn kalkınmanın sağlanması için gerek hükümet tasarruflarının denetlenmesi ve değerlendirilmesinde gerekse parlamento faaliyetlerinde şu temel ekonomik, siyasî ve sosyal hedeflere ulaşmayı öngörmektedir:
• Ekonomide toparlanma ve canlanma,
• Devlet ve yönetimde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uygun onarım ve yeniden yapılanma,
• Karşılıklı güveni esas alan vatandaş odaklı bir yönetim,
• Adaletine inanılan bir yargı sistemi,
• Devlet ve toplum hayatında ahlâk ve kalite,
• Terörün kökünün kazınması,
• Yolsuzluk ve usulsüzlüklerin önüne geçilmesi,


• Temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alındığı ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir düzenin tesis edilmesi,
• Uluslararası düzeyde saygınlık ve sözü dinlenir olma.
Ülkemizin her yerinde huzur ve güvenin temin edilmesi, vatandaşımızın canından ve malından emin kılınması, birlik ve beraberliğimizin tahkim edilmesi, geleceğimizin teminat altına alınarak ufkumuzun aydınlatılması, insanımızın yaşatılması ve devletimizin ilelebet payidar olması öncelikli hedefimizdir.
Türk milletinin ve bütün insanlığın barış ve mutluluk içinde insanca yaşayacağı bir dünya idealinin Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inşasıyla mümkün olabileceğine inanmakta ve bu doğ- rultuda siyaset yapmaktayız. Bu çerçevede, kaos ve kargaşadan ibaret hale gelen küreselleşme sürecinin insanî bir mecraya sokulmasını ve küresel ölçekte bir adalet hareketine dönüşmesini arzu etmekteyiz.
Demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün egemen olduğu, dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve üslubun törpülendiği, Türkiye’nin millî ve manevî değerlerinin ortak payda olarak kabul edildiği bir siyaset anlayışının hâkim kılınmasını önemli bulmaktayız.
Demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan şeref ve haysiyetinin, fikir, teşebbüs, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak kabul etmekte; sosyal ve siyasî ilişkilerde, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilmesini asgari bir gereklilik olarak görmekteyiz.
Egemenliğin yegâne sahibinin millet olduğuna, sağlıklı bir demokrasinin tesis edilebilmesinin bireysel hakların geliştirilmesine bağlı bulunduğuna inanmaktayız.
Ekonomik,siyasîvesosyalhayatta,sağlıklıgelişmelerinönünün açılabilmesinin ancak fikri hür, vicdanı hür bireylerin yetişmesine fırsat vermekle mümkün olabileceğini düşünmekteyiz.
Türkiye’nin içinden geçtiği bu süreçte meselelere “siyasî duruş”, “ilke”, “amaç ve hedefte uzlaşma” çerçevesinden bakılmasının mecburiyet haline geldiğini değerlendirmekteyiz. Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğe taşınması için benzer hassasiyetleri paylaşan tüm kesimlerin böyle bir bütünleşme ideali etrafında toplanmasını zorunlu görmekteyiz.
Cumhur İttifakı’nın temel dayanağı da bu anlayışın açık bir tezahürü; 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonraki süreçte oluşturulan ortak millî duruşun, Yenikapı’daki millî diriliş ruhunun ve 16 Nisan 2017 Halkoylamasındaki millî şahlanış şuurunun do- ğal bir sonucu, “2023 Lider Ülke Türkiye” hedefini gerçekleştirme ülküsüdür.
Cumhur İttifakı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka ve birliğini yüksek bir sadakat ve yürekli bir mücadele ruhuyla savunacak, ülkemizin geleceğini millet iradesinden aldığı güçle güvenceye kavuşturacaktır.
Cumhur İttifakı; düşmana karşı millî bekayı esas alan ahlakî ve siyasî uzlaşmanın bir mahsulü, Türk milletinin karar ve iradesidir. İhanete ve Türkiye düşmanlarına karşı dirilen millî ruh, Cumhur İttifakı ile Türkiye’yi ileriye taşıyacaktır.
Cumhur İttifakı, Türkiye’yi hür, demokratik ve müreffeh bir geleceğe kavuşturma azmi, Türk milletinin hainlere, işbirlikçilere, Türkiye’nin hasmı küresel güçlere karşı verdiği millî tepkinin adıdır.
Cumhur İttifakı, dünyaya vurulacak Türk mührünün müjdecisi, millî istiklâlin namusu, millî istikbâlin müdafaa ruhu ve nihayet “Millet Aklı”dır.
Bu çerçevede;
• Vatana, millete, devlete, ezana ve bayrağa sadakate yeminli olanları,
• Devletin ve milletin bekasını düşünenleri,
• Yönetimin hakkaniyetli, adaletli, yetim hakkını koruyan bir anlayışla denetlenmesini bekleyenleri,
• Demokrasinin güçlenmesini, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün egemen olmasını talep edenleri,
• Türkiye’nin milletler camiasında itibarlı ve sözü dinlenir olmasını, devletimizin kudretli kılınmasını arzu edenleri,
• FETÖ, PKK, IŞİDve tüm terör örgütlerine, onların hamilerine, işbirlikçilerine ve Türkiye’ye hasım odaklara hak ettikleri dersi vermek isteyenleri,
• Siyasetin ahlakî ilkelerden uzaklaşmasından ve seviyesizleştirilmesinden rahatsız olanları,
• Namusuyla çalışan, helal lokma için ter döken ve bunun sonucunda emeğinin karşılığını görmeyi bekleyenleri,
• Gelecek nesillere doğal ve beşerî kaynaklarına sahip güçlü ve kalkınmış bir Türkiye bırakma arzusunda olanları,
• Bireysel hakların en geniş anlamda kullanılabildiği, temel hakların güvence altına alındığı, huzur ve refahın arttığı, müreffeh bir Türkiye inşasına katkı vermeye hazır bulunanları,
• Vatan ve millet sevgisi ile Türkiye’nin onurlu ve huzurlu geleceği ortak paydasında aynı duyguları, hassasiyetleri ve endişeleri paylaşanları, Türkiye’nin teminatı olan Milliyetçi Hareket Partisi’ne güç ve omuz vermeye çağırıyorum.
Türk milletinin birlik ve bekasını esas alan, demokrasinin erdemine inanan, “tam bağımsız Türkiye” ve barış içinde bir 9 vatan arzulayan herkesi Milliyetçi Hareket Partisi’nin gücüne güç katmaya davet ediyorum.
İnanıyoruz ki Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Haziran 2018’de yapılacak olan Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçiminde milletimizin takdir ve teveccühüne mazhar olacak; Allah’ın izniyle hem Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilmesini sağlayacak, hem de Partimizin TBMM’de çoğunluğu elde etmesini ve güçlü bir grup kurmasını temin edecek desteği verecektir.
Aziz milletimiz emin olsun! Milliyetçi Hareket, zifiri karanlıkta doğru yolu gösteren “millî fener”, kararan kalplere “nur”, karanlık emellere “sur”dur.
Sağduyunun ve millî vicdanın sarsılmaz sesi, Türk milliyetçiliğinin yarım asırlık “siyasî çınarı”, “ülkenin geleceği, millî bekanın teminatı”dır.
Bu doğrultuda, “Millî Diriliş Kutlu Yükseliş” adını taşıyan Seçim Beyannamemizi Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılında Türkiye’yi “Lider Ülke” yapma hedefi doğrultusunda Milliyetçi Hareket’in inanç, ilke ve ülküsü olarak aziz milletimizin değerlendirmesine ve onayına sunuyoruz.
Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhur İttifakı’nın seçim zaferi için geceyi gündüze katacaktır. Gayret bizden, destek milletimizden, takdir ve himaye Cenab-ı Hak’tandır.
Sevgi ve saygılarımla,
Devlet BAHÇELİ
Genel Başkan



YENİ DÖNEMDE “GÜÇLÜ MHP” GÜÇLÜ TÜRKİYE

Milliyetçi Hareket Partisi yarım asra varan siyasî birikiminin yanı sıra, Türkiye’nin fırsat ve tehditlerine yönelik isabetli tespit ve politikaları ile milletimizin refahı ve huzurunun teminatıdır.
Önümüzdeki dönemde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin öngördüğü çerçevede milletimizin verdiği destek doğrultusunda vatandaşlarımızın beklentilerine uygun olarak politikalarını tatbik edecek, denetim görevini lâyıkıyla yerine getirecektir.
15 Temmuz hain darbe girişiminden sonraki süreçte Partimiz hem demokrasinin güçlenmesi, hem de güçlü hükümet, etkin TBMM’yi esas alan dengeli bir hükümet sisteminin tesisi adına önemli katkılar sağlamıştır.
Bazı mahfillerce “Türk”süz bir anayasanın dillendirildiği ortamda Cumhuriyetin temel nitelikleri ile devletin kuruluş esaslarının düzenlendiği Anayasa’nın ilk dört maddesi, MHP’nin teminatı altında olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine, insan haklarının teminat altına alınmasına ve Türk devletinin bölünmez bir bütün olarak yaşamasını sağlam teminatlara bağlayan bir yapı- nın esasları oluşturulmuştur.
Yasamanın yürütmeyi daha etkin denetleyebilmesi, yürütmenin gücünün yasamaya verilen yetkilerle sınırlandırılması, denge ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi hususlarda önemli katkılar sağlayarak, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin temel niteliğinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Bu şekilde, Türkiye’nin siyasî, sosyal ve ekonomik sorunlarının çözümünü kolaylaştıracak, ülkemizin bekasını ve milletimizin refahını temin edecek bir sistem oluşturulmuştur. Yürütmedeki iki başlılık giderilmiş, yasama ve yürütme katı biçimde birbirinden ayrılmış, TBMM’nin yürütmeyi denetleme fonksiyonu etkinleştirilmiştir.
Partimizin TBMM’de etkin konumda olması, bir yandan yü- rütmenin adalet ve hakkaniyet anlayışı içinde denetlenmesini, bir yandan da ekonomik ve sosyal politikalara yön vermesini sağlayacaktır.
Cumhuriyetimizin 100. yılına gittiğimiz süreçte önemli bir kavşak olan 24 Haziran seçimleri, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bütünüyle hayata geçeceği bir seçim olacaktır. Yeni hükümet sisteminin en önemli özelliklerinden olan denge ve denetimin teminatı olmak, bunun için de TBMM’nde etkili bir temsil gücü elde etmek azmimiz, gayretimiz ve aziz milletimizden beklentimizdir. Unutulmamalı ki;
• MHP güçlü ise Türkiye güçlü olacaktır.
• MHP güçlü ise Türkiye güvende kalacaktır.
• MHP güçlü ise milletimiz refah ve huzur bulacaktır.
• MHP güçlü ise vatandaşımızın karnı tok, başı dik olacaktır.
• MHP güçlü ise demokrasi teminat altında olacaktır.
• MHP güçlü ise hak, hukuk ve adalet sağlanacaktır.
• MHP güçlü ise Türk devleti ve milleti istiklal içinde istikbale taşınacaktır.
• MHP güçlü ise milletimiz emin olacaktır.
• MHP güçlü ise “Lider Ülke Türkiye”inşa edilecektir.
Her ne kadar ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sosyal, siyasî ve ekonomik meseleler ile jeopolitik riskler bulunsa da; Türkiye’nin hukukun üstünlüğüne dayanan yönetim kültürü ve demokrasi tecrübesi yanında kültürel birikimi, doğal ve beşeri kaynakları ile jeopolitik avantajları ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için önemli fırsatlar da sunmaktadır.
16 Nisan 2017’de milletimizin takdiriyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağlıklı bir şekilde uygulamaya geçmesini Türkiye’nin öncelikli hedefi olarak kabul eden Partimiz, bu sistemin hayata geçmesi halini aynı zamanda ayağındaki prangalardan kurtulmak suretiyle devletimizin bir üst fazda yeniden inşası için bir fırsat olarak değerlendirmektedir.
Aziz milletimizin Milliyetçi Hareket Partisi’nin hiçbir siyasî mü- lahazaya dayanmayan devlet ve millet sevdasını, ülkemizi büyü- tüp dünyada sözü dinlenir bir ülke haline getirecek öngörülerini, program, politika ve stratejilerini takdirle değerlendirdiğinden şüphemiz yoktur. 49 yıllık siyasî hayatında Türkiye’nin ve Türk milletinin bekası, huzur ve güvenliği için hep en ön safta mücadele eden MHP bundan sonraki süreçte de bu kutlu mücadelesini sürdürecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi;
• Türkiye’nin millî varlığına ve tarihî misyonuna sahip çıkmanın ve bütün mazlum milletleri kendi ayakları üzerinde başı dik yaşatacak kutsal bir görevin adıdır. • Ülkemizin kalkınması, milletimizin refah ve huzurunun temin edilmesi için verilen sonsuz emektir.
• Yenilikçiliğe, demokratikleşmeye ve özgürleşmeye, kardeşlik ve barışa açılan siyaset penceresidir.
• Millî duruşun, millete saygının, şühedaya vefanın, vatana, devlete ve mukaddesata sadakatinin eşsiz bir sembolüdür.

ÜLKÜMÜZ: TÜRKİYE MERKEZLİ YENİ BİR MEDENİYET



MHP bölgesel ve küresel, siyasî ve ekonomik gelişmeleri tarihî ve kültürel derinlik içinde, stratejik bir anlayış ve Türkçe bakış açı- sıyla değerlendiren köklü bir partidir.
Sadece bugünü değil geleceğin güçlü Türkiye’sini hayal etmekte, ufkun ötesini hesap etmektedir. Yeni dünya düzeninin şekillendiği günümüzde, Türk milletinin ve bütün insanlığın barış, huzur ve mutluluk içinde insanca yaşayacağı bir dünya ideali, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet projesinin hayata geçirilmesiyle gerçekleşebilecektir.
Bu projenin temeli, Türk’ün yüzyıllar boyunca hükmettiği coğrafyalarda tavizsiz uyguladığı hak ve adalet anlayışında kaynağını bulduğu Türk-İslam kültürü olacaktır.
Sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile tarihî, kültürel, beşerî değer ve kaynakları sayesinde Türkiye, Türk ve İslam dünyasının çekim ve cazibe merkezi olabilecektir.
Türk milletinin türedi bir topluluk olmadığı, Türkiye’nin de sadece bir ülkenin adı değil, görkemli bir medeniyetin ve zengin Türk-İslam geleneğinin mirasını barındıran toprakların adı olduğu; ayrıca bu toprakların Batı dışı dünyada yeni buluşma ve uzlaşmalar için bir sembol değeri taşıdığı bir gerçektir.
Bize göre, Türkiye’nin bu güne kadar yaşadığı sorunların temelinde ve ekonomik, sosyal ve siyasî açıdan hak ettiği seviyede bulunmamasında; ana çerçevesi çizilmiş, ayrıntıları üzerinde dü- şünülmüş, devletin ve milletin geleceğe dönük yol haritası olarak müştereken benimsediği bir medeniyet projesinin bulunmaması ve ruh köküne uygun bir yönetim yapısının inşa edilememesi önemli bir sebep olmuştur.
Türk-İslam medeniyetinin temsil ettiği ruhu ve kök değerleri yeni bir başlangıç noktası yapmak, Türkiye’yi içinde bulunduğu kafa karışıklığından ve kısır döngüden çıkaracağı gibi mazlum milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacak, onlar için bir umut ışığı olacaktır.
Bunu başarmak için, Türk milletinin özünü temsil eden değerlere yönelmesi şarttır. Yaşadığımız sorunlar karşısında Türkiye’nin; neredeyse bir asırdır süregelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir kenara bırakması, enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası ve yüksek değerlerle donanmış yeni bir medeniyetin oluş- turulması hedeflerine yöneltmesi gereklidir.
Hiç şüphemiz yoktur ki Türk milleti, sahip olduğu engin tarihî tecrübeye ve kültürel derinliğe, demokratik değerlerle teçhiz edilmiş evrensel kazanımları da eklemleyerek, yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkân ve kabiliyetine sahiptir.
Türk milletinin başlatacağı yeni bir medeniyet yürüyüşü; manevî iklimini Türk-İslam kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Bu yürüyüş, öncelikle Türkiye’yi kendisine güvenen, kendi gücüyle ayakta duran, başı dik, karnı tok ve özgür insanların yaşadığı onurlu bir ülke hâline getirme yürü- yüşüdür.
Bu yürüyüş, aynı zamanda giderek acımasızlaşan küreselleşme olgusunun insanî bir nitelik kazanmasını, adaletsizliklerin azaltılmasını ve milletler arasındaki dayanışmanın artırılmasını hedefleyen insan merkezli, barışçıl bir yürüyüş olacaktır.
Böylesi bir anlayışa dayanan “Lider Ülke Türkiye” ülküsü, kökleri Türk milletinin tarihi ve kültürel gerçekliklerine dayanan ve geleceği kucaklayan bir yaklaşımın ifadesidir.
Bunu gerçekleştirebilmek ise öncelikle ortak bir millî tavır belirlemek suretiyle bütün millî imkân ve kaynakların bu hedefe yönlendirilerek topyekûn gelişme seferberliğinin başarıya ulaşmasına bağlıdır.
Bu ortak tavrın omurgası devletimizin kuruluş ilkelerinin, Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin, bizi bir millet yapan tarihî ve kültürel mirasımızla birlikte millî ve ahlakî değerlerimizin ortak payda yapılması olacaktır.
Biliyor ve inanıyoruz ki, geride bıraktığımız yüzyılın başında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde verdiği millî kurtuluş mücadelesiyle yeniden dirilişe geçen Türkiye, yeni yüzyılda da aynı ruh, azim ve heyecanla harekete geçerek “Lider Ülke Türkiye” ülkü- süne en kısa zamanda ulaşacaktır.
Böyle bir inançla yeni ufuklara koşan Milliyetçi Hareket Partisi’nin meselelere bakışında ve meselelerin çözümü için öngördü- ğü fikir ve eylem plânının temelinde; Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, barışı ve güven içinde bir gelişimi amaçlayan Türk Milliyetçiliği anlayışı bulunmaktadır.
İnsan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü ve adalet gibi değerler, Türk Milliyetçiliği’nin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin temel referanslarıdır. Tarihten geleceğe giden yolculuğun son elli yılına damgasını vurmuş olan Milliyetçi Hareket Partisi, gücünü mukaddesattan, inançlarından, ilkelerinden ve Türk milletinden almakta, Türkiye’nin iyiliğine olmadığına inandığı her hareket karşısında tek ba- şına da olsa sonuna kadar durmaktadır.
Partimiz, Türkiye merkezli ve Türk-İslam kültürüne dayanan bir medeniyet inşa etme ve aziz Türk milletini lâyık olduğu seviyeye yükseltme kararlılığındadır. Şüphesiz ki dünyaya nizam verecek kudrette bir Türkiye’nin inşası, ancak ve ancak Türk-İslam kültüründen feyzini almış, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletini bir bedende buluşturmuş millî güçlerin eseri olabilecektir.
Türkiye’nin millî menfaatlerine aykırı davranan, milletimizin birlik, beraberlik ve kardeşliğini bozmaya çalışanlarla amansız mücadele ise Partimiz için hayatî önemdedir. Türkiye’nin bu arzusunu gerçekleştirmesi, bütün sosyal kesimlerin tarih, din, kültür ve benzeri ortak değerler ekseninde müş- terek bir anlayış ve dayanışma içinde bulunmalarına, geleceğe birlikte yürüme azim ve kararlılığına sahip olmalarına ve devletin kurumları arasında bu yönde uyum ve anlayış birliğinin bulunmasına bağlıdır.
İnanıyoruz ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin uzlaşmayı zorunlu kılan, güçlü yönetim ve parlamento yapısı ile millî birlik ve dayanışma ruhu içinde kök değerlerimiz esasında Türk milleti kadim ve kutlu yürüyüşünü devam ettirecektir.

GAYEMİZ: DEVLETİN BEKASI, MİLLETİNİN REFAHI

Ülkemizin, 21’inci yüzyılda, bölgesinde barış ve istikrarın teminatı olan, uluslararası ilişkilerde söz ve itibar sahibi güçlü bir ülke konumuna gelmesi için gerekli bütün şartların hazırlanması, Milliyetçi Hareket Partisi’nin stratejik hedefidir.
Bu çerçevede Partimiz 90’lı yıllardan itibaren uzun vadeli stratejisinin bir hedefi olarak topyekûn millî kalkınmayı gerçekleştirerek Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 2023’te Türkiye’yi “Lider Ülke” haline getirmeye yönelik program ve politikalar belirlemiş ve uygulamıştır.
MHP’nin varlık sebebi ve şaşmaz gayesi Türklüğün ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasını temin etmek, Türk milletini lâyık olduğu noktaya taşımaktır.“Önce Ülkem ve Milletim, Sonra Partim” ilkesi çerçevesinde ve demokratik sorumluluk kültürüne sahip bir anlayışla siyaset yapan Milliyetçi Hareket Partisi, milletinden aldığı destek sayesinde azim ve kararlılıkla “Lider Ülke Türkiye”nin inşası- na yönelik gayret sarf etmektedir.
Millî birlik ve bütünlüğünü tesis ederek, kültürel değerleri ve sosyal yapısını güçlendiren, güçlü bir ekonomiye sahip olan toplumlar; küresel düzenin belirleyici aktörleri olabilmekte ve dünya refahından daha fazla pay alabilmektedirler. Siyasî istikrarı sağlanmış, ekonomik ve sosyal açıdan güçlü bir Türkiye’nin de uluslararası ilişkilerde belirleyici rol üstlenmek suretiyle ülke ve dünya barış ve refahına katkı sağlaması mümkün olabilecektir.
Türkiye’nin, sahip olduğu maddî ve manevî değerler ve köklü devlet tecrübesiyle ortaya koyacağı vakur duruş, her zaman itibar görmesini ve sözünün dinlenir olmasını sağlayacaktır. Türkiye; güçlü bir ekonomik yapıya kavuştuğu, modern, caydırıcı, teknoloji kapasitesi yüksek güvenlik gücüne sahip olduğu, adaletle yönetildiği, toplumsal dokusunu sağlamlaştırdığı, kardeşlik ve dayanışma kültürünü geliştirerek imkân ve kabiliyetlerini büyük Türkiye hedefi doğrultusunda seferber ettiği takdirde, bölgesel güç olmanın ötesine geçecek ve küresel bir güç haline gelecektir.
Bunun gerçekleştirilebilmesi ve yeni bir bin yılın yakalanabilmesi ise, geçmiş bin yılların acı ve tatlı tecrübelerini özümseyerek, kalkınma ve demokratikleşme sürecini tamamlamak suretiyle, bü- yük ve köklü devlet geleneğini ve tarihî birikimlerini yeni yüzyılın şartlarında yeniden yorumlamaktan, çağdaş gelişmelerle buluş- turmaktan geçmektedir.
Türkiye’nin jeostratejik konumu, tarihî yükümlülükleri, ekonomik, sosyal ve siyasî menfaatleri, yakın coğrafyasındaki gelişmelere kayıtsız kalınmaması gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Türkiye şüphe yok ki kendisini merkeze alıp yakın ve uzak çevresinde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasî gelişmelerde söz sahibi olmalıdır.
Türkiye, asırlardır süren mazlum milletlerin sömürülmesine yönelik oyunları görmezden gelmeyecek, kültür coğrafyasındaki emperyalist emellerin tarihi şark meselesinde olduğu gibi Anadolu’dan Türklüğü çıkarma planlarına tepkisiz kalmayacaktır. Başka bir deyişle Türkiye, başkalarının ortaya koyduğu bölgesel ve küresel projelerin uygulayıcısı değil, kendi özgün projelerinin senaristi, yapımcısı, yönetmeni ve başrol oyuncusu olacaktır.
MHP dün olduğu gibi bugün de yarın da Türkiye’nin ve Türk milletinin bekasının teminatı olacaktır. Partimizin siyasî sahnedeki varlığı, nasıl geçmişte demokratik standartların yükseltilmesine ve uzlaşı kültürünün tesis edilmesine katkı sağladıysa, gelecekte de siyaset kurumunun saygınlığının, demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güvencesi olacaktır .

TEMEL İLKE VE GÖRÜŞLERİMİZ



1)Temel İlkelerimiz
MHP olarak siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikaların geliştirilmesinin yolu olarak görmekte, bunun için, devlet hizmetlerinin, vatandaşların beklentilerine uygun nitelikte sunulmasını, kurum ve kurallarının bu anlayışa göre şekillenmesini öngörmekteyiz.
Devlet idaresinde, milletin en iyi şekilde temsil edildiği rejim olan demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlüklerinin en geniş anlamda teminat altına alındığı bir sistem olarak benimsemekte ve demokrasinin kurumsallaşmasının hayati önemine inanmaktayız.
Demokratik siyasî kültürü, uzlaşma ve sorumluluk ahlakını önde tutan bir anlayışla siyaset yapan Partimiz; bu anlayışın Türk siyasi hayatına hâkim olmasına da öncülük etmeye devam edecektir. Vatandaşların inançlarına saygı duyan, din ve vicdan özgürlü- ğünü esas alan bir laiklik anlayışını, millî birlik ve bütünlüğün gü- vencesi olarak görmekteyiz.
Türk milletinin tarihinden, kültüründen, geleneklerinden ve inanç dünyasından feyiz alarak şekil bulan milliyetçilik anlayışımız; gelenekten geleceğe uzanan çizgide Türk milletinin sahip olduğu millî ve manevî değerlerin varlığını anlamlandırarak sürekli kılmayı ifade etmektedir.
Yaşadığımız topraklarda bin yıllık güçlü devlet yapısının, kültü- rel birikimimizin, basiretsiz ve teslimiyetçi bir anlayış ile tüketilmesi, kirletilmesi, itibarsızlaştırılması ve nihayetinde bölücü unsurlara ve menfaat çetelerinin buyruklarına terk edilmesini asla kabul edilemez görmekteyiz.
Milliyetçilik anlayışımızın manevî temelini oluşturan “yaşa ve yaşat” ilkesi; tarihin imbiğinden süzülüp gelen ve milletimizin hayat kaynağı olan değerlerimizin bütün benliğimizi kuşatacak şekilde yaşamımıza anlam kazandırmasını, yaşanarak zenginleşen ve kurumsallaşan bu değerler hazinesinin gelecek nesillere aktarılmasını ifade etmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi beşerî ilişkilerde sevgi, hoşgörü ve adaleti tesis etmeyi hedef alan bir ahlak anlayışını benimsemektedir. Bu anlayışın, bütün kurum ve kurallarıyla toplumun her kesiminde hâkim kılınması için, yozlaşma eğiliminin önüne geçecek ilke ve standartların hayata geçirilmesini savunmaktayız.
Toplumsal dayanışma ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesi suretiyle barış, huzur ve refah içinde topyekûn kalkınmanın gerçekleştirilmesini öngörmekteyiz.
Adalet, liyakat, hakkaniyet ve kurumsallaşmayı sağlamanın önemine, bireysel yeteneklerin ancak kurumsallaşmış bir ortamda üretim ve değere dönüşeceği ve bunun da sadece adil bir toplumda mümkün olduğu gerçeğine inanmaktayız.
Tarih, kültür ve inanç temelinde derinliği olmayan yapay farklılıkların ayrıştırıcılığı yerine, zengin ortak değerlerin bütünleştiriciliğini esas alan bir anlayışla, ekonomik ve sosyal birikimlerimizin ortak hedeflere seferber edilmesini millî birlik ve bütünlüğümü- zün teminatı saymaktayız.
Hukukun üstünlüğünü, demokratik sistem içerisinde düzeni sağlayan bir kanunilikten öte, insanın yüce değerini ve temel haklarını tanımak, kabul etmek ve bunları güvence altına almak şeklinde değerlendirmekteyiz. Hiçbir kişi ya da kurumun hukukun üstünde olamayacağı gerçeğinden hareketle hukuku, Cumhuriyetin temel niteliklerinin ve evrensel değerlerin de güvencesi olarak görmekteyiz.
Sağlıklı bir demokrasinin ancak hoşgörü, dürüstlük, tutarlılık, samimiyet gibi ahlakî değerlerle bezenmiş bir siyasi kültür zemini üzerinde yükselebileceğine inanmakta ve ilkeli, seviyeli ve temiz siyaseti demokrasinin teminatı olarak görmekteyiz.
Toplumun demokrasiye ve devlete olan güven duygusunun zaafa uğramasına neden olan siyasetteki yozlaşmanın önüne ge- çilmesinin; milli, ahlakî ve toplumsal duyarlılığa sahip bir anlayışı hâkim kılmakla mümkün olabileceğini savunmaktayız.
Her insanın dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri bulunduğuna; bu hakların kullanma yetki ve özgürlüğünün kutsallığına, bunları her türlü istismardan korumanın, teminat altına almanın ve işlerlik kazandırmanın vazgeçilmezliğine inanmaktayız.
Toplumsal huzur ve barışın pekiştirilmesi için gelir dağılımını adaletli ve dengeli bir biçimde gerçekleştirmeyi, toplumun millî duyarlılıklarını yaşatmayı, dayanışma kültürünü geliştirmeyi, bencillik ve vurdumduymazlığa karşı feragat ve fedakârlık gibi güzel hasletleri yüceltmeyi öngörmekteyiz.
Devlet idaresinde güçlü bir yönetim yapısı ile kudretli bir devlet inşasının mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Devlet hizmetinde verimlilik ve kaliteyi esas alan bir yönetim kültürünün yerleştirilmesini, halka güveni esas alan ve halkın güvenini kazanmayı hedefleyen şeffaf, katılımcı, hesap verebilir, kollayıcı ve koordine edici bir anlayışın ve bunlara yönelik idarî yöntemlerin hâkim kılınmasını gerekli görüyoruz.
Serbest teşebbüsün esas olduğu, üretimin teşvik edildiği, rekabetçi ve hakkaniyetli bir ekonomi politikasını savunmakta, Türk girişimcisinin dünya ekonomisinde söz sahibi olabilmesi için Türk firma ve markalarının küresel düzeyde rekabet gücü kazanmasına stratejik bir önem atfetmekteyiz.
Bilgi toplumu altyapısının hızla oluşturulmasını, yapay zekâ, bilgi ve teknoloji üretimi, kullanımı ve ihracını mümkün kılacak politikaların uygulanmasını ve bu yönde toplumsal bilincin geliştirilmesini hedeflemekteyiz.
Dış politikada siyasî eşitlik zemininde; karşılıklılık esası ve millî çıkarların gözetilmesi doğrultusunda, etkin ve saygın devlet anlayışıyla, sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkileri zenginleştirmeyi hedeflemekteyiz.
Milliyetçi Hareket Partisi, her insanı mukaddes bir varlık ve emanet olarak kucaklamak ve onların gönlünü, sevgisini ve saygısını kazanmak suretiyle bir gönül seferberliği anlayışı içerisinde hareket etmektedir.
Bu anlayışı, yurt ve dünya barışına katkı sağlayacak vicdani bir sorumluluk olarak da kabul etmekte olan Partimiz, Türkiye’yi geleceğe taşıma ideali için belirlenecek ortak tavrın ve onu gerçekleş- tirme arzusunun tüm gönüllerde yer bulması ile bu hedefe daha hızla ulaşılabileceğine inanmaktadır.
Gücünü milletten alan Partimiz; ülkemize ve vatandaşlarımıza hizmet etmenin, içinde bulunduğumuz bölgede ve dünyada barış, huzur ve kardeşliği hâkim kılmanın ve “Lider Ülke Türkiye” idealini gerçekleştirmenin demokratik düzen içerisinde temel yolunun, siyaset kurumu olduğuna inanmakta ve bu anlayış doğrultusunda siyaset yapmaktadır.
Aziz milletimizin iradesiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile inanıyoruz ki Türkiye, lider ülke ve küresel bir güç olmasını sağlayacak alt yapıyı inşa edecektir.
2) Demokrasi ve İnsan Haklarına İlişkin Temel Görüşlerimiz
Başta yaşama hakkı olmak üzere, insanın dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi devletin başta gelen görevlerinden biri olup bu hak ve özgürlüklerin tanınması ve teminat altına alınması özgürlük, adalet ve barışın temelidir.
Hukukun üstünlüğünün, insan şeref ve haysiyetinin; fikir, te- şebbüs, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak demokrasiyi sadece bir siyasî rejim değil, aynı zamanda bir hayat tarzı olarak gören Partimiz, sosyal ve siyasî ilişkilerde, demokrasinin bütün kurum ve kuralları ile işletilmesinin gereğine inanmaktadır.
MHP olarak sağlıklı bir demokrasinin tesis edilebilmesinin, bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması ile bu hakların en geniş anlamda kullanımının teminini gerekli kıldığını değerlendiriyoruz.
Devletimizin kuruluş ilkelerinin düzenlendiği ilk dört maddesi üzerine inşa edilecek millî ve demokratik yeni bir anayasanın mümkün olabildiğince geniş bir uzlaşmaya dayanmasını, genel sı- nırlama hükümlerinden daha çok genel koruma hükümlerine yer vermesini ve özgürlükleri esas almasını savunmaktayız.
Egemenliğin yegâne sahibinin kayıtsız şartsız millet olduğuna, siyasi iktidarların meşruiyetinin millî iradeye dayandığına, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde millî iradenin hem Türkiye Büyük Millet Meclisi hem de Cumhurbaşkanlığı makamında tecelli ettiğine inanmaktayız.
Partimiz; hangi düşünce ve gerekçeyle olursa olsun demokratik rejime ve parlamentonun anayasal yetkilerine dışarıdan her türlü müdahalenin gayri meşru ve kabul edilemez olduğuna inanmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef almaması, terör ve şiddeti siyasî amaç ve araç olarak görmemesi kaydıyla, her siyasi görüşün partileşerek bu görüşlerini Anayasal çerçevede, demokratik platformlarda açıklama, savunma ve yayma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini savunmaktadır.
Siyasî partilerin sadece Türk milleti tarafından ve seçim sandığı yoluyla tasfiye edilebileceğine inanan Milliyetçi Hareket Partisi, terör ve şiddeti siyasî amaç ve araç olarak gören ve destekleyen partiler dışında siyasi partilerin kapatılmasına karşı olup parti kapatma yerine bireysel sorumluluk esasını öngörmektedir.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı olmamak üzere basın, yayın ve diğer iletişim araçları üzerinde kısıtlama konulmaması, bunların sansür edilmemesi ve hür olması gerektiğine inanmaktayız.
Milliyetçi Hareket Partisi, ülkemizde sağlıklı işleyen bir sivil toplum yapısının güçlendirilmesi için, vatandaşların birey olmanın sorumluluğunu taşıyarak içinde yer alacağı sivil oluşumların kamu hizmetlerinin denetimine iştirakini öngörmektedir.
Partimiz, sivil toplum kuruluşlarının ve faaliyetlerinin gelişmesini birey-devlet arasındaki ilişkinin güçlenmesi ve siyasete sivil katılımın artırılması açısından önemsemektedir. Demokratik sistemin varlığını tehdit eden ve devlet kurumlarına olan güveni sarsan ahlakî kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkili mücadele edilmesi “temiz siyaset-temiz yönetim” anlayışımızın gereğidir.
Milliyetçi Hareket Partisi, yolsuzlukla mücadeleyi siyaset anlayışının temel unsurlarından birisi olarak görmektedir. Bu doğ- rultuda, siyasette ve kamu yönetiminde, sivil toplum kuruluşları, medya ve iş dünyasında, sporda ve sanatta toplumsal tüm alanda yaşanan yozlaşma ve yolsuzluklara karşı etik kuralları aktif bir şekilde gündelik hayatımıza sokacak düzenlemelerin aciliyetine inanmaktayız.
Partimiz; her türlü işkence ve eziyet ile insanlık dışı ve aşağılayıcı davranış ve uygulamalara şiddetle karşı olup, herkesin yaşama, maddi ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğuna, her bireyin kişisel özgürlüğü ve güvenliğinin sağlanması ve hayatının güvence altına alınması gerektiğine inanmaktadır.
Millî birlik ve bütünlüğü, kamu yararı ve genel ahlâkı zedelememek kaydıyla, herkesin düşünce ve kanaat, düşünceyi ifade etme ve inandığı gibi yaşama hürriyetine sahip olması düşünce ve kanaat özgürlüğü anlayışımızın esasını oluşturmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağına inanmakta, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını temel insan hakkı olarak görmekte ve konut dokunulmazlığının esas olduğu kabulü ile yasalarla belirlenen hallerde usulüne göre alınmış hâkim kararı olmadan kimsenin konutuna girilemeyeceğini temel bir ilke olarak benimsemektedir.
Haberleşme özgürlüğünün temel insan hakkı olduğunu, engellenemeyeceğini ve gizliliğine dokunulamayaca- ğını savunmaktayız. Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Toplum ve devlet hayatında din ve vicdan özgürlüğünün engellenmemesi, insanların inançları ve ibadetlerinden dolayı kınanmaması, tenkit edilmemesi, hor görülmemesi, hangi gerekçe ile olursa olsun din ve vicdan özgürlüğünün kısıtlanmaması, din ve vicdan özgürlüğü anlayışımızın esasını oluşturmaktadır.
Partimiz herkesin eğitim ve öğrenim hakkına sahip olduğuna ve bu hakkın her ne suretle olursa olsun engellenemeyeceğine, eğitim ve öğretimin devletin gözetim ve denetimi altında yapılması gerektiğine inanmakta ve Türkçe’ den başka bir dilde anadilde eğitim yapılmasını reddetmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi; Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; örgütlenme, toplantı ve gösteri düzenleme hakkının özüne uygun olarak kullanılmasının esas olduğuna inanmaktadır.
Partimiz kadınlara karşı her türlü fiilî ve hukukî ayrımcılığa ve kadın istismarına karşı durmakta, ailelerinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere çocukların her türlü hak ihlaline ve istismarına karşı korunmasını gerekli görmektedir.
Herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde adil yargılanma hakkına sahip olduğuna, hiçbir eylem ve işlemin yargı denetimi dışında bırakılamayacağına 38 inanmaktayız.
Partimiz herkesin kanun önünde eşitliği ilkesi uyarınca, Anayasa ve kanunlarımızdaki dokunulmazlıkların kaldı- rılmasını, herkesin hak arama özgürlüğüne sahip olmasını gerekli görmektedir.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE UZLAŞMA



Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde yapay kutuplaşmalar maalesef toplumsal yarılmalara, millî birlik ve beraberliğin örselenmesine sebep olmuştur.
Küresel oyun kurucuların emperyalist hedefleri çerçevesinde dizayn edilen, zamana ve şartlara göre yöntemi, araçları ve aktörleri değişse de esas hedefi değişmeyen kaos ve çatışma senaryoları devletimize ve milletimize çok şey kaybettirmiştir.
Türkiye’nin kendi kabuğunu yırtabilme ve mazlum milletlere medeniyet yapıcı değerleri ulaştırma gücünü yakalayabilmesi, siyasî, toplumsal ve ekonomik uzlaşının tesis ve temin edilmesini gerekli kılmaktadır.
Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar neticesinde, devletimizin kuruluş ilkeleri ve Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ile millî ve manevî ortak değerlerimiz üzerinde varılacak bir uzlaşı ihtiyacı giderek artmıştır.
Demokratik bir siyaset ortamının tesisi ve uzlaşı kültürünün siyasette, ekonomide ve toplumsal ilişkilerde hâkim kı- lınmasıyla Türkiye’ye zarar veren kısır tartışmalar sona erdirilecek, Türkiye’nin elini zayıflatan ve Türk milletinin huzur ve refahını azaltan siyasi ve ekonomik operasyonların önüne geçilecektir.
1) Millî Birliğin Temini Milliyetçi Hareket Partisi;
Türk milletinin birliğini ve beraberli- ğini koruyarak, toplumsal huzursuzluk alanlarının cepheleşmeye dönüşmesini önlemeyi ve herkesin inancına saygı duyarak birlikte yaşama ideali etrafında kenetlenip toplumsal sıkıntı ve sorunları çözmeyi amaçlamaktadır.
Bu çerçevede, millî ve manevî değerlerimizin toplumsal çatış- ma konusu yapılmaması, inanç, etnik ve kültür temelli sorunlarınmillî birlik ve bütünlük anlayışıyla çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Farklılıkların öne çıkarılması yerine ortak değerlerin bütünleştiriciliğinde millî bir bakış açısının kamuoyuna yansıtılması; bu kapsamda müşterek değerlerimizin din adamları, eğitimciler, sosyologlar, kanaat önderleri, medya kuruluşları tarafından anlatılması ve işlenmesi sağlanmalıdır.
Çağdaş dünya nimetlerinden bütün vatandaşların hakça yararlandığı bir kalkınma modelinin gerçekleştirilmesi, devletin şefkatinin ülkenin en ücra köşesindeki vatandaş tarafından hissedilmesi, kimsenin aç ve açıkta bırakılmaması, adaletle hükmedilmesi, huzur ve güvenin tam olarak sağlanması devletin aslî görevidir.
Bu kapsamda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ekonomik büyümeyi, sosyal gelişmeyi ve toplumsal uzlaşmayı sağlayarak millî birlik ve bütünleşmeyi temin edecek “Doğu ve Gü- neydoğu Anadolu Bölgesini Kalkındırma Programı”nın uygulamaya geçirilmesini önemli buluyoruz.
2) Toplumsal Dayanışma ve Uzlaşmanın Önemi
Türkiye Cumhuriyeti birleşme ve kucaklaşma ülküsü etrafında şekillenmiş ve dönemin kadrolarınca millî devlet, millî kimlik, millî dil ve Türk milleti varlığı üzerinde ittifak edilerek yeni devletin dayanakları inşa edilmiştir.
Devletimizin kurucu iradesi Türk Milliyetçiliğine dayanmakta, Partimizin siyasî misyonu olan Türk Milliyetçiliğinin manevî temelini de “yaşa ve yaşat” ilkesi oluşturmaktadır. Ülkemizin küresel rekabette ayakta kalabilmesi için bütün toplumu ve her alanı kapsayan bir zihniyet dönüşümünü gerçekleş- tirmesi gerekmektedir.
Geleceğin birlikte inşası için; yönetim katmanları, toplumsal kesimler, siyasî aktörler ve vatandaşlar arasında ekonomik, sosyal, siyasî alanlarda diyalog ve birliktelik zemininin oluşumuna ihtiyaç vardır.
Bahse konu kesimler arasında bu tür bir uzlaşma kültürü tesis edilemediği müddetçe, ülkemizin çağın meydan okumasına sağlıklı bir cevap vermesi mümkün değildir.
Temel millî ve insanî değerler ile millî ülküler ve hedefler konusunda sağlanacak bir toplumsal uzlaşma, Türkiye’nin hayatî meselelerde görüş birliği içinde olmasını mümkün kılacak ve geleceğe dönük plân ve programların işbirliği içinde uygulamaya konulmasını kolaylaştıracaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi, en geniş boyutta sağlanacak toplumsal uzlaşma ve mutabakat ile Türkiye’nin büyük hedeflere yönelmesini, bütün imkân, kaynak ve kabiliyetlerini “Lider Ülke Türkiye” hedefi doğrultusunda harekete geçirmesini öngörmektedir. 3) Sosyal Uzlaşma Anayasamızda da ifade edildiği üzere, Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes, eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir.
Demokrasinin temeli olan bireylerin eşitliği ilkesi de hiçbir etnik ya da dinî gruba ayrıcalık ya da imtiyaz verilmemesini öngörmektedir. Partimiz, tüm vatandaşlarımızı etnik, mezhebi ya da dinî kökenine bakmadan bir ve eşit görmekte, yapay gerekçelerle farklılıklarının körüklenmesine şiddetle karşı çıkmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi; Cumhuriyetin temel nitelikleri, Türk millî kimliği, demokratik rejim ve temel insan hakları gibi değerleri vaz geçilmez olarak kabul etmekte ve bunların tartışılmasını dahi doğru bulmamaktadır.
Zira Partimiz bu ilke ve değerleri, toplumsal huzur ve refahımızın, birlik ve beraberliğimizin temel yapı taşları olarak görmektedir.
Yerel ve yöresel farklılıkların Türk kültürünün zenginliği içinde ve onun tamamlayıcı renkleri olarak görüldüğü bir anlayış üzerinde sağlanacak genel bir uzlaşmanın, toplumsal barış ve huzur için önemli katkı sağlayacağına şüphe yoktur.
Bize göre siyaset, daha çok oy almaya odaklı bir yarışma değil, milletimizin bütün fertleri ve devletimizin menfaatini artırmak için sosyal bütünlüğü koruma ve yüceltme çabasıdır. Cumhuriyet ve demokrasinin birbirini tamamlayan iki kavram olduğu, bunları birbirine zıtmış gibi gösteren anlayışların her iki kavramı zedelediği görüşünü taşıyan Partimiz, Cumhuriyetimizin geliştirilerek yaşatılması ve demokratik yapı ve kültürümüzün zenginleştirilmesini zarurî görmektedir.
4) Siyasî Uzlaşma
Siyasetin ahlakî bir temele dayandığı, aşırılıkların törpülendiği, demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün egemen olduğu, Türkiye’nin millî ve manevî değerlerini ortak payda olarak kabul eden bir siyaset anlayışının hâkim kılınmasını gerekli görüyoruz.
Partimiz, siyasi uzlaşma arayışlarında “önce ülkem ve milletim, sonra partim” anlayışının hâkim olması gerektiğine inanmaktadır.
Bunun gereği olarak da tıkanan ve yıpranan siyasetin önünü açarak devletin kudretini yeniden tesis etmek amacıyla hükümet sistemi değişikliğini öngören anayasa reformuna öncülük etmiştir. Şüphesiz ki 15Temmuz’daki darbe girişimisonrasında oluşan siyasî uzlaşma ve Yenikapı millî diriliş ruhunu canlı tutmak, millî birlik ve beraberliğimizin temini açısından büyük önem taşımaktadır.
Yapıcı olmayan siyasî çekişmelerin sona erdirilmesi, milletimizin refah seviyesine olumsuz yansıyan yapay tartışmaların önüne geçilmesi, devletin güçlü, etkin ve şeffaf hale getirilerek devlet idaresinin ve otoritesinin tahkim edilmesi için siyasî kaygıların bir kenara bırakılması gerektiği açıktır.
Bu ihtiyacın karşılanması için 16 Nisan 2017 Halkoylaması ile aziz milletimizin onayını alan yeni hükümet sisteminin ruhuna uygun bir şekilde siyasette uzlaşı kültürünün pekiştirilmesi bizim için öncelikli bir meseledir.
Partimiz ile Adalet ve Kalkınma Partisi’ni bir araya getiren “Cumhur İttifakı” millî duruşun, siyasî uzlaşmanın, birlikte hareket ederek Lider Ülke Türkiye’yi kurma azim ve kararlılığının vücut bulduğu uzlaşmanın en güzel örneği olmuştur.
5) Ekonomik Uzlaşma
Türkiye’de, ekonomik sorunların çözüme kavuşturulması için ilgili taraf ve aktörlerce bir uzlaşma vasatının oluşturulması zorunludur. Ekonomik kararların alınmasında, politika tercihlerinde meslek kuruluşları aracılığıyla halkın ve çeşitli sosyal kesimlerin görüşlerinin alınması, sorunlara mevcut şartlar içinde akılcı çözümler bulunmasına yardımcı olacaktır.
Ancak böyle bir katılım ve diyalog ortamı içinde bütün sosyal kesimlerin memnuniyeti ve uygulanacak programlara rızası temin edilebilecektir. Ekonomik sorunların aşılmasında çeşitli toplumsal kesimler, siyasî aktörler, yönetim katmanları ve halk arasında güven sorunlarının aşılması, tereddütlerin giderilmesi ve şüphelerin karşılıklı güvene dönüştürülmesi, nimetin ve külfetin hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde bölüşülmesi, hiçbir kesimin tahammül gücünü aşacak yük altına sokulmaması, üretime katılanların katkıları ölçüsünde adil pay almalarının sağlanması “ekonomik uzlaşma” kültürünün esasını teşkil etmektedir.


6) Toplumsal Uzlaşmanın Dinamikleri:
Milliyetçilik ve Demokrasi Partimiz; Türk milletinin kardeşlik içinde yeni atılım ve hedeflere hazırlanmasında milliyetçilik ve demokrasiyi birbirinden ayrılamaz kavramlar olarak görmektedir. Bir milletin dayanışma, ilerleme, çağı yakalama gibi hedeflere ulaşmasını sağlayacak en önemli fikrî kuvvetin milliyetçilik olduğuna inanıyoruz.
Demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan hak ve özgürlüklerinin en geniş anlamda teminat altına alındığı, devlet idaresinde, milletin en iyi şekilde temsil edildiği bir sistem olarak görmekte ve benimsemekteyiz.
Demokrasinin kurumsallaşmasının hayati önemine inanmakta olan Partimiz, demokratik siyasi kültürün, uzlaşma ve sorumluluk ahlakını önde tutan bir anlayışla Türk siyasi hayatına hâkim olmasına öncülük etmeye devam edecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin hem meselelere bakışında hem de çözüm önerilerinin temelinde; Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, özgürlüğü, barışı ve güven içinde bir gelişimi amaçlayan Türk milliyetçiliği anlayışı bulunmaktadır. Partimiz; Türk milletinin barış, huzur ve kardeşlik içinde yeni atılım ve hedeflere hazırlanmasında, milliyetçilik ve demokrasiyi, siyasî ve kültürel çerçevenin iki anahtar kavramı olarak kabul etmektedir.
Milliyetçilik anlayışımız; en başından beri ırkçılık ve ayrımcılığa şiddetle karşı olmuş, kültürel ve toplumsal birlik ve beraberliği huzur ve refah içinde yaşama ülküsünün ön şartı olarak kabul eden uzlaşmacı bir şuurun ifadesi olmuştur.
Milliyetçiliğimiz Türk milleti namıyla tarih boyunca terkip olunan mükemmel millî kimliğin ve kapsayıcı millî kültürden beslenen yapıcı, kaynaştırıcı, uzlaştırıcı ve birleştirici bir millî kuvvet unsuru olmuştur.
Bu itibarla, hem 49 yıllık siyaset tecrübesi ile Milliyetçi Hareket Partisi hem de Türk Milliyetçiliği fikri asla ayrımcı ve dışlayıcı bir nitelik taşımamıştır. İnsanoğlunun keşfettiği en iyi yönetim biçimi olarak temayüz eden demokrasi ise, toplum içindeki farklı düşüncelerin, kardeşlik yaklaşımı ve birbirine saygıyı esas alan bir anlayış içerisinde yaşamasının vazgeçilmez şartıdır.
Bütün toplumsal kesimlerin demokrasiyi sadece siyasî boyutuyla değil, kültürel ve sosyal boyutuyla anlayarak özümsemesi de bu açıdan son derece önemlidir. Bu sebeple Milliyetçi Hareket Partisi, toplumsal dayanışma ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesine büyük önem vermektedir.
Bin yıldır kardeşçe yaşadığımız bu ülkede hiçbir sebebin ayrıştıramayacağı kadar kaynaşmış olan aziz Türk milleti; ortak geçmişine, kültürüne, kaderine ve geleceğine sahip çıkacak ve kardeşliğini sonsuza kadar yaşatacak, “Herkes Eşittir Türkiye” diyecektir. Nitekim 15 Temmuz hain kalkışmasına “Dur!” diyen aziz Türk milleti, bekasına yönelik tehditlerin tekrar yeşeremeyeceği yeni bir döneme geçmek istediğini, “Yenikapı Ruhu” ile dosta ve düşmana ilân etmiş, 16 Nisan Halkoylamasıyla da hukukî zemine kavuşturmuştur.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html