BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Ege sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Ege sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

13 Ağustos 2020 Perşembe

Yunanistan Ege'de de hesap verecek

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Uluslararası hukuka göre Doğu Akdeniz'de söz hakkı olmadığı halde Mısır ile korsan anlaşma imzalayan Yunanistan, gerilimi tırmandırırsa Ege'de de hesap vermek zorunda kalacak. Atina gayri askeri statüde olan 23 adadan 16'sına asker ve silah yığmış durumda. Öte yandan Kahire yönetiminin Ankara ile iletişime geçerek "Türkiye'nin Akdeniz'deki ulusal güvenlik endişelerini dikkate alıyoruz" mesajını ilettiği iddia edildi.


Uluslararası hukuk uyarınca Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkı olmayan Yunanistan Mısır ile korsan anlaşma yaptı, Oruç Reis’in Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesindeki araştırma faaliyeti üzerinden kriz çıkarma çabasına girdi. İmza attığı eylemlerle Akdeniz’de gerilimin kaynağı haline gelen Yunanlılar, Adalar Denizi’nde de (Ege) yıllardır hukuku çiğniyor. Atina yönetimi Ege’de ağır silah sokulması yasak adaları ısrarla silahlandırıyor. Durumu uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş ‘gayri askeri statü’ (GASA) kapsamındaki 16 ada şu an cephanelik gibi. Sorun, Atina-Ankara arasındaki diplomatik temaslarda çözülemedi.



MİDİLLİ, RODOS, LİMNİ...
1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmaları gereği, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de toplam 23 ada gayri askeri statüde bulunuyor. Uluslararası hukuk gereği bu adalara herhangi bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin çıkması yasak. Ancak Yunanistan, bu adalara bir süredir askeri karakollar, kışlalar, helikopter pisti ve keşif gözetleme sistemleriyle birlikte aralarında özel kuvvetler personelinin de bulunduğu birlikler konuşlandırıyor. Şu an Midilli ve Rodos’ta birer Yunan tümeni konuşlu durumda. Limni, Sakız, Sisam, İstanköy adalarında ise birer Yunan tugayı bekliyor. Diğer adalarda da tabur ve alay seviyesinde değişik büyüklükte birlikler bulunuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adalardaki korsan faaliyetleri dikkatle izliyor.

79 KEZ İHLAL ETTİLER
Atina’nın silahlandırdığı adalarda ABD ve Avrupa ülkeleri de yasadışı faaliyetlerden geri durmuyor. Yunanlıların muhrip, fırkateyn ya da hücumbot konuşlandırdığı adalara ABD ve İngiltere gibi ülkeler de son 10 yıldır pek çok kez savaş gemisi gönderip liman ziyaretlerinde bulunuyor. Bu kapsamda şu ana kadar 8 devlet tarafından 7 adaya 79 kez ihlal yapıldığı not edildi. Atina bu yolla adalarda sözde hakimiyetini meşrûlaştırmaya çalışıyor.

ADACIKLAR NE DURUMDA
Atina, adalar üzerinden korsan girişimlerini Doğu Akdeniz ve Ege’de, mülkiyeti kendisine anlaşmalarla devredilmemiş 152 ada, adacık ve kayalıkta da sürdürüyor. Kısaca ‘EGAYDAAK’ olarak bilinen bu kara parçalarını Yunanlılar kendilerininmiş gibi yerleşime açıyor, buralara asker yığıyor. Lozan ve Paris anlaşmalarıyla Atina’ya Ege’de verilen ada sayısı 14 iken, Yunanlılar fiili durum yaratmak suretiyle EGAYDAAK statüsündeki 18 adayı da sahiplenip ada sayısını 32’ye çıkardı. Türkiye, EGAYDAAK konusundaki hassasiyetini, 1994 yılında Kardak çıkarmasıyla ortaya koymuş ancak Yunan tarafı oldubitti çabalarına devam etmişti.



OSMANLI’DAN TÜRKİYE’YE
Yunanistan’ın işgali altındaki adacıklar arasında Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizcik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba, Ardacık, Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi, Koufonisi ve Venedik kayalıkları bulunuyor. Türkiye, Lozan Anlaşması’nın 12. maddesi ile Paris Anlaşması’nın 14. maddesi hükümleri gereğince, mülkiyeti Yunanistan’a devredilen adalar dışındaki ada, adacık ve kayalıkların egemenliğinin Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘halefiyet yoluyla intikal ettiğini’ ve hukuken EGAYDAAK’ların Türkiye hakimiyetinde olduğunu savunuyor. Türkiye, EGAYDAAK’ların üzerindeki mevcut olan fiilî Yunan uygulamalarının hukuki statüyü değiştirmeyeceğini vurguluyor.

DEFAATLE UYARILDI
Bölgesel sorunların çözümüne ilişkin diplomasi öncelenirken bir yandan da olası tehditlere karşı hazırlık seviyesi en üst düzeyde tutuluyor. Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü faaliyetler üzerinden Yunanistan’ın tırmandırdığı gerilim savaşa evrilirse, Ege’deki tüm adalar bundan nasibini alacak. Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz’deki adalara yönelik uluslararası hukuka aykırı faaliyetlerine karşı Türkiye tarafından defaatle uyarılmış, Ege ve Doğu Akdeniz’deki tatbikatlar üzerinden gambot diplomasisi de devreye alınmıştı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, son olarak ocak ayında bu soruna dikkat çekmiş, Yunanistan’ın Ege’de uluslararası anlaşmalarla belirlenen gayri askeri statüdeki 23 adanın 16’sını anlaşmalara aykırı olmasına rağmen silahlandırdığını belirterek, “Hiçbir şekilde hakkımızı çiğnetmeyiz” uyarısı yapmıştı.

MISIR'DAN MESAJ VAR
Yunanistan’la korsan bir anlaşma imzalayan Sisi yönetimindeki Mısır’dan ilginç bir hamle geldi. Middle East Eye adlı internet portalının iddiasına göre Kahire yönetimi, Ankara ile bağlantıya geçerek “Türkiye’nin Akdeniz’deki ulusal güvenlik endişelerini dikkate alıyoruz” mesajı iletti. Habere göre Ankara, Kahire’nin bu tavrından duyduğu memnuniyeti karşı tarafa bildirdi. Gelişme, bir Türk yetkiliye dayandırılıyor. Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yönelik 2013 Temmuz’undaki darbe sonrası iki ülke arasında kesilen diplomatik ilişkilerin bugünlerde yeniden başladığı belirtiliyor. Mısır ile Türkiye arasındaki ‘arka kapı diplomasisinin’ özellikle Libya ve Doğu Akdeniz’e ilişkin konularda nereye evrileceği merak konusu.



LAZON VE PARİS'E RAĞMEN
Yunanistan tarafından hukuki statüleri ihlal edilen Doğu Akdeniz ve Ege’deki tartışmalı adalar, uluslararası anlaşmalarla üç kategoriye ayırmak suretiyle askersizleştirilmiş ve silahsızlandırılmış statü teşkil edilmişti. Bu adalardan Boğazönü Adaları olarak bilinen Yunan adaları Limni ve Semadirek ile Türk adaları İmroz ve Bozcaada, Lozan’ın 4. maddesi ile askerden arındırıldı. Semadirek, Limni ve Taşoz ayrıca, Lozan’da 12. maddeyle silahsızlandırıldı. Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında da Lozan 12. maddeye göre asker bulundurmak, deniz üssü ve istihkam kurmak yasak. Ancak aynı anlaşmanın 13. maddesi, buralarda sadece polis-jandarma konuşlandırılmasının önünü açıyor. Adalara ilişkin bir anlaşma da 1947’de Paris’te yapıldı. Paris Anlaşması’nın 14. maddesine göre ‘gayri askeri statü’deki 14 tane adada Yunan tarafı ancak asayişi sağlayacak kadar polis-jandarma bulundurabiliyor. 1947’de GASA’ya dahil edilen adalar şöyle: İstanbulya, Rodos, Herke, Kerpe, Çoban, İleki, İncirli, Kelemez, İleriye, Batnoz, Lipso, Sömbeki, İstanköy, Meis.

6 Ekim 2017 Cuma

PKK EGE VE KARADENİZ'DE NE ARIYOR

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde güvenlik güçlerince düzenlenen 'Fırtına' operasyonunda 5 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi. 2 teröristin yakalanması için operasyon sürüyor. Bu gelişmeyi köşesine taşıyan Fatih Altaylı, "Ege Bölgesi’nde, Muğla’da denizden gelmişler. Bunun tek bir nedeni olabilir. hassasiyetin yüksek olduğu bölgelerden bir iç çatışma başlatmaya ve Türkiye’yi bir iç kargaşa, adını bile anmak istemediğim bir iç savaşa yöneltmeye çalışıyor" dedi.
Alınan bilgiye göre, elde edilen istihbarat üzerine harekete geçen polis ve jandarma ekipleri, Köyceğiz ilçesi Toparlar bölgesindeki ormanlık alanda oldukları tespit edilen 7 kişilik PKK'lı terörist grubuna yönelik ortaklaşa operasyon başlattı. Çıkan çatışmada 5 terörist ölü ele geçirilirken, 2'sinin daha yakalanması için çalışma yürütülüyor. Bölgeyi çembere alan Muğla Zıpkınlar Komando Taburu ile Bornava Komando Tugayı ve Polis Özel Harekat ekiplerinin operasyonunun  sürdüğü kaydedildi.

'KARADENİZ VE EGE’Yİ HEDEF SEÇMESİNİN TEK ANLAMI BU'

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, 'PKK niye Muğla’da?' başlıklı bugünkü yazısında "PKK , giderek eylem alanlarını genişletmeye, daha önce olmadığı yerlerde olmaya, zayıf olduğu yerlerde ise gücünü artırmaya çalışıyor" dedi ve şöyle devam etti:
Son olarak Ege Bölgesi’nde, Muğla’da denizden gelmişler. Bunun tek bir nedeni olabilir. Arkasına ABD’nin lojistik desteğini de alan terör örgütü, Türkiye’de geniş çaplı bir terör ortamı yaratmaya ve hassasiyetin yüksek olduğu bölgelerden bir “iç çatışma” başlatmaya ve Türkiye’yi bir iç kargaşa, adını bile anmak istemediğim bir iç savaşa yöneltmeye çalışıyor. Karadeniz ve Ege’yi hedef seçmesinin tek anlamı bu.


PKK'lılar öldürüldü! Bakan hainlerin planını açıkladı

Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonda 5 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi. Çatışmanın Toparlar Şelalesi yakınında çıktığı belirtiliyor. Bölgedeki 2 teröristin yakalanması için operasyon sürüyor. Çatışmada 1 binbaşının bacağından yaralandığı öğrenildi. Öte yandan CNNTürk'ün haberine göre İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, örgütün Suriye'nin Akdeniz kıyısındaki liman şehri olan Lazkiye kentinden Ege ve Akdeniz'e sızdığını söyledi.
Alınan bilgiye göre, elde edilen istihbarat üzerine harekete geçen polis ve jandarma ekipleri, Köyceğiz ilçesi Toparlar bölgesindeki ormanlık alanda oldukları tespit edilen 7 kişilik PKK'lı terörist grubuna yönelik ortaklaşa operasyon başlattı.
Çıkan çatışmada 5 terörist ölü ele geçirilirken, 2'sinin daha yakalanması için çalışma yürütülüyor.
Bölgeyi çembere alan Muğla Zıpkınlar Komando Taburu ile Bornava Komando Tugayı ve Polis Özel Harekat ekiplerinin operasyonunun sürdüğü kaydedildi.
Dün de Seydikemer İlçesi yakınlarında yol kontrolünde 4 terörist ve 3 işbirlikçisi yakalanmıştı. Yetkililer, bu iki terörist grubunun birbirinden bağımsız hareket ettiğinin belirlendiği bilgisini verdi.

BİNBAŞI BACAĞINDAN YARALANDI

Çatışmanın Toparlar Şelalesi yakınında çıktığı belirtiliyor.
PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada 1 binbaşı bacağından yaralandığı öğrenildi. Yaralı binbaşının tedavi altına alınabilmesi için askeri helikopter sevk edildi. Bölgedeki operasyonun gece başladığı, İzmir’in Bornova İlçesindeki 2. Jandarma Komando Tugayından ve polis özel harekat biriminden destek kuvvet gönderildiği belirtildi.

BAKAN SOYLU PLANLARINI AÇIKLADI

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "İlk kez açıklıyorum, terör örgütü Lazkiye üzerinden Ege ve Akdeniz'e sızıyor. Açık denizlere bir gemiyle gelip, oradan filikalarla, kayıklarla, botlarla sahile geliyorlar" dedi.
Muğla'nın Seydikemer ilçesi yakınlarında yol kontrolünde 4 terörist ve 3 işbirlikçisi yakalanmıştı. bu beröristlerin verdikleri bilgiler dahilinde bugün yeni operasyon başlatıldı. Köyceğiz yakınlarında 5 terörist öldürüldü, iki terörsit isi aranıyor. Olayla ilgili açıklama yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Terör örgütü Lazkiye üzerinden Ege ve Akdeniz'e sızıyor"dedi.
Bakan Soylu şunları söyledi: "Terör örgütü, son yöntem olarak da Irak'ın kuzeyinden, İran'dan ve Afrin'den sızmalardan sonra başka bir yöntem arayışına girdi. Arayışı şu; Lazkiye üzerinden, deniz üzerinden, Muğla, Köyceğiz, Fethiye, İzmir civarına sızma konusunda terör örgütü liderleri talimat verdiler. Açık denizlere bir gemiyle gelip, oradan filikalarla, kayıklarla, botlarla sahile gelmek konusunda..."

Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde güvenlik güçlerince düzenlenen 'Fırtına' operasyonunda 5 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi. 2 teröristin yakalanması için operasyon sürüyor. Bu gelişmeyi köşesine taşıyan Fatih Altaylı, "Ege Bölgesi’nde, Muğla’da denizden gelmişler. Bunun tek bir nedeni olabilir. hassasiyetin yüksek olduğu bölgelerden bir iç çatışma başlatmaya ve Türkiye’yi bir iç kargaşa, adını bile anmak istemediğim bir iç savaşa yöneltmeye çalışıyor" dedi.
Alınan bilgiye göre, elde edilen istihbarat üzerine harekete geçen polis ve jandarma ekipleri, Köyceğiz ilçesi Toparlar bölgesindeki ormanlık alanda oldukları tespit edilen 7 kişilik PKK'lı terörist grubuna yönelik ortaklaşa operasyon başlattı. Çıkan çatışmada 5 terörist ölü ele geçirilirken, 2'sinin daha yakalanması için çalışma yürütülüyor. Bölgeyi çembere alan Muğla Zıpkınlar Komando Taburu ile Bornava Komando Tugayı ve Polis Özel Harekat ekiplerinin operasyonunun  sürdüğü kaydedildi.

'KARADENİZ VE EGE’Yİ HEDEF SEÇMESİNİN TEK ANLAMI BU'

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, 'PKK niye Muğla’da?' başlıklı bugünkü yazısında "PKK , giderek eylem alanlarını genişletmeye, daha önce olmadığı yerlerde olmaya, zayıf olduğu yerlerde ise gücünü artırmaya çalışıyor" dedi ve şöyle devam etti:
Son olarak Ege Bölgesi’nde, Muğla’da denizden gelmişler. Bunun tek bir nedeni olabilir. Arkasına ABD’nin lojistik desteğini de alan terör örgütü, Türkiye’de geniş çaplı bir terör ortamı yaratmaya ve hassasiyetin yüksek olduğu bölgelerden bir “iç çatışma” başlatmaya ve Türkiye’yi bir iç kargaşa, adını bile anmak istemediğim bir iç savaşa yöneltmeye çalışıyor. Karadeniz ve Ege’yi hedef seçmesinin tek anlamı bu.
PKK'lı teröristler denizden geldi! Hedefleri belli oldu
Muğla’nın Seydikemer İlçesi’nde, İstihbarat Dairesi Başkanlığı koordinesinde yapılan operasyonda, terör örgütü PKK’nın sözde “özel kuvvetler” yapılanması içinde yer alan ve Suriye’den Muğla’ya gelen 4 terörist ile onlara yardım-yataklık yapan 3 kişi yakalandı. Operasyon düzenleyen ekipler, 4 şüpheli ile onları almaya gelen 3 kişinin araçlarını Gölbent Köyü yakınlarında havaya ateş açıp durdurdu. 2 otomobildeki 7 kişi indirilip yere yatırıldı.
Gazete Habertürk'ten Neşet Dişkaya'nın haberine göre İstihbarat Dairesi Başkanlığı koordinesinde çalışma yapan Mersin, Muğla ve Antalya istihbarat şube müdürlükleri, 4 teröristin eylem yapmak ve terör örgütünün Ege-Akdeniz açılımı grubu içerisinde faaliyet göstermek üzere Suriye’den deniz yoluyla Muğla’nın Fethiye İlçesi’ne geldiklerini belirledi.
2 gün takibini sürdüren Terörle Mücadele ve Özel Harekât şube müdürlükleri ile Jandarma Komutanlığı ekipleri, şüphelilerin Seydikemer- Kaş Karayolu’nun Kumluova-Karadere Kavşağı’nda 
bir araca binmesi üzerine harekete geçti. Operasyon sırasında karayolu bir süre trafiğe kapandı. Operasyon düzenleyen ekipler, 4 şüpheli ile onları almaya gelen 3 kişinin araçlarını Gölbent Köyü yakınlarında havaya ateş açıp durdurdu. 2 otomobildeki 7 kişi indirilip yere yatırıldı. Patlayıcı ve silah olup olmadığının belirlenmesi için yerdeki şüphelilerden üzerlerindeki kıyafetleri çıkarmaları istendi, ardından arama yapıldı. Üzerlerinden 3 tabanca, 1 dürbün ve Suriye pasaportu ile bir miktar para çıkan 7 kişi, Muğla İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.
ORMANDA CANLI BOMBA DÜZENEĞİ
Şüphelilerden bir grubun, Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’a darbe girişimi gecesi suikast girişiminde bulunan sanıkların yargılandığı, duruşma salonuna dönüştürülen Muğla Ticaret Odası Konferans Salonu’na canlı bomba saldırısı düzenlemeyi planladıkları iddia edildi. Şüphelilerden 3’ünün de polis ve askere ait çeşitli yerlere saldırı hazırlığı yaptıkları öne sürüldü. DHA'nın haberine göre şüphelilerin ifadelerinden yola çıkılarak Kınık Mahallesi’ndeki ormanlık alanda yapılan aramada ise toprağa gömülü canlı bomba düzeneği ile silah ve mühimmat ele geçirildiği belirtildi.
SIKIŞINCA ÖRGÜTTEN DESTEK İSTEMİŞLER
Bir süredir Muğla Seydikemer bölgesinde oldukları belirlenen 4 teröristin yakalanacaklarını anlayınca örgütten yardım istedikleri öğrenildi. Sıkıştırılan teröristleri kurtarması için bölgeye araçlı 3 terörist gönderildi. Ormanlık alanda gizlendikleri yerden sıkışmış durumdaki 4 teröristi alan PKK’lıları takibe alan ekipler, 2 aracı durdurup içindeki teröristleri gözaltına aldı. İHA'nın haberine göre PKK’lı grubun kırsalda olduğunu öğrenen ve tedirginlik yaşayan bölge halkı, 7 kişinin gözaltına alınmasıyla rahat nefes aldı. Vatandaşlar, operasyonun düzenlendiği kavşakta selfie 

çekip sosyal medya hesaplarında jandarma ve polise teşekkür mesajları yayınladı

8 Ağustos 2017 Salı

Yunanistan’ın Ege’de İşgal Ettiği 18’inci Ada


Ege Denizi’nde Yunanistan tarafından işgal edilen 18’inci ada olan Marathi Adası’nın, 1933’te TBMM. tarafından Milletler Cemiyeti’ne Türk adası olarak ve ismen tescil ettirildiği ortaya çıktı. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım’ın ulaştığı belgede kayıt numaraları ile genel sekreterin imzası da var.
Uluslararası hukuka göre, Türkiye’ye bağlı olan Marathi Adası’nın 2004’ten beri Yunan işgali altında olduğu, adaya Yunan vatandaşlarının yerleştirildiği ve Yunan bayrakları asıldığı belirlenmişti. Adanın işgalini Ege’de Türkiye’ye ait 17 ada ve 1 kayalığın işgal edildiğini de gündeme getiren Ümit Yalım kamuoyuna açıkladı. Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi ile temasa geçen Yalım, işgal altındaki 18’inci adanın tescil belgesini istedi. Ofis yetkilileri Marathi Adası’nın tescil belgesini Yalım’a iletti.
MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇERİSİNDE
Marathi Adası’nın, 30 Ekim 1918 tarihinde işgal altında olmadığını, bu sebeple Misâk-ı Milli sınırları içinde bulunduğuna dikkat çeken Ümit Yalım, şunları kaydetti:
“4 Ocak 1932’de Türk-İtalyan Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmenin onay süreci devam ederken Türkiye, 1932’de Milletler Cemiyeti’ne üye oldu. Türk-İtalyan Sözleşmesi, 14 Ocak 1933’de TBMM tarafından kabul edildi ve 25 Ocak 1933 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Resmi Gazete’de yayımlanan Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin 1. maddesinde, Marathi Adası’nın Türkiye’nin egemenliği altında olduğu belirtilmiştir. Sözleşme, 24 Mayıs 1933’te Milletler Cemiyeti Sekreterliği’ne tescil ettirilmiştir. Bu belge arşivlerde…”
AB uğruna Ege’de adaları verdiler şimdi ‘AB olmasa da olur’ diyorlar
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ege’deki 18 adanın Yunanistan tarafından işgal edildiği eleştirilerine verdiği “Adaların hukuki ve fiili durumunda hiçbir değişiklik olmamıştır” yanıtına Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım sert tepki gösterdi.
alım, hükümetin “adacık ve kayalık” diyerek bu konuyu geçiştirmeye çalıştığını kaydetti.Yalım şunları söyledi:
“Adacık ve kayalık diyorlar. Adacık değil ada. Uluslararası dokümanlarda da ada olarak kabul ediliyor. Amerikan ve İngiliz haritalarında da açıkça ada olarak geçiyor. Lozan Antlaşması’nın 15 maddesinde yer alan ‘adacık’ ifadesine bağlayarak, verilen 18 adayı bu adacıkların arasına sokmaya çalışıyorlar. Hükümet 2004 yılında AB’den müzakere tarihi alabilmek için bu adaları alenen Yunanistan’a verdi. Şimdi de AB olmasa da olur diyorlar. İşlenen günah çok büyük.’ Emekli Albay Ümit Yalım, Ege’deki 18 adamızın 13 yıldır Yunan işgali altında olduğunu hatırlattı. Bu dönemin başbakanlarıyla dışişleri, içişleri ve ulaştırma bakanlarının yargılanmasını istedi.
Ege Denizi’nde bulunan 18 Türk adası ve bir Türk kayalığı konusunda TBMM’ye çarpıcı bir başvuru yapıldı. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, 2004 yılından itibaren AKP hükümetleri döneminde işgalin gerçekleştiğini savundu ve sorumlu tüm siyasiler hakkında ‘vatana ihanetten’ işlem yapılmasını istedi. Yalım, TBMM Genel Sekreteri Mehmet Ali Kumbuzoğlu’na gönderdiği yazılı başvuruda şöyle dedi:
13 YILDIR İŞGAL ALTINDA
“Misâk-ı Milli ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan 18 Türk adası ve 1 Türk kayalığı 2004 yılından beri Yunan işgali altındadır. İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde bulunan vatan topraklarında, 13 yıldır Yunan bayrağı dalgalanıyor ve Yunan askerleri elini kolunu sallayıp dolaşıyor. Türk adaları Yunan ordusunun ileri karakolu haline dönüştürülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan ve AKP iktidarı eliyle Ege Denizi’nde soyutlanarak Anadolu’ya hapsedilmiştir.
Binali Yıldırım bile 2015’te, kendi seçim bölgesindeki İzmir Koyun Adası’na, yani Türk toprağına, Türk Bayrağı’nı sallayıp ve teknesine Yunan bayrağı çekerek pasaportla girebilmiştir. Başbakan’ın Yunan bayrağı ve pasaportla girdiği İzmir Koyun Adası’na, Yunan Savunma Bakanı ve komuta kademesi pasaportsuz girmektedir. İşgal edilen adalarımıza, çok sayıda kilise inşa edilmiş. Kilisenin papazlarını İstanbul Fener Rum Patrikhanesi atamıştır. Adalarda bir tek cami yoktur.

MECLİS SEYİRCİ KALDI
TBMM, İstiklâl Savaşı’nı yönetmiş ve Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunu İzmir’de denize dökmüştür. Hâlihazırdaki TBMM ise Anadolu Yarımadası’nın doğal uzantısı olan Ege ve Akdeniz’deki adalarımızın işgaline seyirci kalmıştır. Konu ile ilgili olarak CHP ve MHP milletvekilleri tarafından AKP’ye çok sayıda yazılı soru önergesi verilmiştir. Dışişleri ve Savunma bakanlarının verdiği cevaplarda, hayal ürünü ve baştan savma açıklamalar yapılmakla birlikte işgali kabul etmiştir. Eski Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 26 Mart 2015’te TBMM’de, adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğunu itiraf etmişti. 18 Türk adası ve 1 Türk kayalığını yani vatan topraklarını Yunan askerine alenen teslim ettiğini, vatana ihanet ve terör suçu işlediğini zımnen ve hukuken kabul eden, Ege Denizi’nde Sevr Antlaşması’nı uygulayan Recep Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve dışişleri, içişleri ve ulaştırma bakanlığı yapanlar hakkında, 19 Ağustos 1920 tarihli TBMM kararı emsal alınarak karar verilmesini arz ve teklif ederim.

Yunan, işgal ettiği adamızda turizm sezonunu açtı!..

Yunanistan, işgal ettiği Bodrum’un hemen karşısındaki Keçi Adası’nda turizm başlattı. Ada turist kaynıyor. Yunanlar, Türkiye’nin sırtından para kazanıyor!
Ülkemizde turizm sektörü can çekişirken Yunanistan işgal ettiği Türk adalarında turizm sezonunu açtı. Turizmin merkezi sayılan Bodrum’un hemen karşısında bulunan ve Yunanlar tarafından işgal edilen Muğla’ya bağlı Keçi Adası’nda (Pserimos) ilk turist kafilesi için tören düzenlendi. Yunanlar, Türk Adası’nda Türkiye’nin sırtından para kazanıyor. Ayrıca Ege’de işgal altındaki Muğla Koçbaba ve Ardıççık adalarına da güneş ve enerj santralleri kuruldu. Yunan polisi yaz sezonunda işgal edilen adalarda görev yapacak, pasaport işlemlerini yürütecek, plaj bölgesinde turistlerin güvenliğini sağlayacak.
‘BAKAN TURİST GİBİ İZLİYOR’
Adalarımızın işgaliyle ilgili gelişmeleri belgeleriyle ortaya koyan Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım şöyle dedi: “Yunanistan işgal edilen bütün Türk adalarında turizm yapıyor. Yunanistan, Türkiye’nin sırtından para kazanıp kasasını doldururken, Turizm Bakanı Nabi Avcı olanı biteni turist gibi izliyor.”Yunanistan, başta Keçi Adası olmak üzere işgal ettiği adalarımıza tekneyle turist taşıyor. Keçi Adası, 2004’den beri tam 13 yıldır her yaz sezonunda turist kaynıyor.
Yunanistan, Ege’de işgal ettiği adalarımıza milislerini yerleştirdi Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altında olan 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığının Yunanistan tarafından işgaline ses çıkarılmazken, düzenli askeri birliklere ilave olarak Yunanlılar adalarımıza yerleştirdiği sivilleri de silahlandırdı. Silah, mühimmat ve üniforma ile donatılan sivil halk, Milis Askeri olarak eğitiliyor. Aydın- Hurşit Adası’nda egemenlik ve bayrak gösterisi yapan Yunan Milis Askerleri, Türkiye’ye meydan okudu.
İleri karakola dönüştürüldü.

Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alkiviadis Stefanis, 30 Mart 2017’de Aydın Hurşit Adası’nı ziyaret etti. Korgeneral Stefanis’in Hurşit Adası’na yaptığı ziyaret Yunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı resmi internet sitesinde yayımlandı. Korgeneral Stefanis, hiçbir engelle karşılaşmadan Aydın Hurşit Adası’na geldi. Yunan bayrağının altında işgalci Yunan askerleri ile birlikte poz verdi. Aydın Hurşit Adası, Yunan Ahikerya Adası’na bağlanarak ileri karakol haline dönüştürüldü. Aydın Hurşit Adası’nda, Yunan 79. Milli Muhafız Taburuna bağlı 4.Piyade Bölüğü görev yapıyor.
Milisler de harekata hazırlanıyor
Adalarımızın işgalini sıkça gündeme getiren eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli kurmay Albay Ümit Yalım, “Hurşit Adası’ndaki işgalci Yunan askerlerini denetleyen Stefanis, Milis Askeri olarak eğitilen silahlı ve üniformalı Yunan vatandaşları ile birlikte poz vermeyi de ihmal etmedi. Milis Askerlerinin eğitimlerini de izleyen Stefanis, adadaki bütün askerlerin harekâta hazır olduklarını ve morallerinin yüksek seviyede olduğunu söyledi. Biz de devlet olarak bu durumu seyrediyoruz.”
Büyükada’dan iki kat büyük
Aydın İl sınırları içinde bulunan Hurşit Adası, işgal altında olan 18 ada arasında bulunuyor. Kuşadası ve Didim bölgesinde bulunan Hurşit Adası, 1923 Lozan Antlaşması ile Yunanistan’a verilmedi. Türkiye’nin egemenliğinde kalan Hurşit Adası, Sisam Adası’na 3,7 mil, Ahikerya Adası’na 7,8 mil ve Batnoz Adası’na 8 mil mesafede olup anılan adalara bağlı ya da bitişik adacık değil. İstanbul’daki Büyükada’nın iki misli büyüklükte ve 9 Km. uzunluğunda olan Aydın Hurşit Adası, 2004 Yılından beri tam 13 yıldır Yunan işgali altında. Hurşit Adası, Türkiye’ye yapılacak askeri harekât için ileri karakol haline dönüştürüldü.

16 Nisan 2018 Pazartesi

TSK harekete geçti!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

TSK harekete geçti! Akdeniz'de teyakkuz

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Esed bahanesiyle Doğu Akdeniz’e yerleşmeye çalışan ABD, İngiliz ve Fransız donanmasıyla, provokasyonlarını arttıran Atina’ya karşı önemli bir adım attı. 2 denizaltı ve en az 12 savaş gemisi bölgeye yönlendirilirken, denizlerdeki hareketlilik 7/24 izlemeye alındı.



Suriye'de Esed'i bahane eden birçok ülke, enerji koridorunun tam göbeğindeki Doğu Akdeniz'e yığınak yapıyor. Gelişmeleri dikkatle izleyen Türkiye ise sınırlarının dibinde yürütülen faaliyetleri adım adım takip ediyor.

Deniz Kuvvetleri hem tansiyonun yükseldiği Doğu Akdeniz’de hem de Ege’de tam teyakkuz haline geçti. Türk Donanması, kıta sahanlığında bir oldu-bittiye izin vermemek için bölgede en az 14 gemiyle 7/24 seyir halinde.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında FETÖ ile mücadelede Fetömetre olarak bilinen ciddi tedbirleri devreye sokan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, bir yandan da Türkiye'nin denizlerdeki milli hak ve menfaatlerinin korunması için ciddi başarılara imza atıyor. 

Önleyici tedbirler kapsamında 15 Temmuz'dan bu yana, kronikleşmiş uluslararası güvenlik sorunlarının bulunduğu Doğu Akdeniz'de ve Ege'de ciddi başarılar gerçekleştiren Donanma, son olaylar karşısında artan risk algılarına karşı da teyakkuz seviyesini artırdı. 

Korvet, fırkateyn, denizaltı ve hücumbotlarıyla Türk Donanması hem Ege'de Yunan tehdidine karşı hem de Doğu Akdeniz'de yükselen güvenlik riskine karşı her türlü önlemi aldı.

GEREKEN CEVAP VERİLİYOR

Doğu Akdeniz enerji havzasında, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerinin korunması adına daha önceki dönemlerde örneği görülmeyen görevler icra edildi.

 Kısa bir süre önce İtalyan doğalgaz arama gemisini KKTC münhasır ekonomik bölge kıta sahanlığına yaklaştırmayan Deniz Kuvvetleri, deniz yetki alanında izinsiz faaliyet icra etmek isteyen araştırma gemileri ve platformlara karşı da gerekli reaksiyonları vakit geçirmeksizin gösteriyor. 

Başta Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olmak üzere Doğu Akdeniz'deki yetki alanlarının paylaşımı konusunda Türkiye'yi yok sayan anlayışın boşa çıkarılması için Akdeniz'deki Deniz Kuvvetleri varlığı güçlü bir şekilde devam ediyor.

EN AZ 14 GEMİ SEYİRDE

ABD, İngiltere ve Fransa'nın önceki gece Suriye'ye yönelik operasyonu, sonrasında artması beklenen savaş gemileri sayısıyla hayli ısınan Doğu Akdeniz'de, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı atılan her adımı takip ediyor. 

Bölgede en az 14 gemi artırılmış tedbirlerle seyir halinde. Doğu Akdeniz'de Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait 2 ila 3 fırkateyn ile 2 ila 3 korvet, bir ila 2 denizaltı, 2 ila 3 hücumbot ve 6 ila 7 karakol gemisi bulunuyor. Halen Deniz Kuvvetleri yetki alanında anormal bir durum bulunmamakla birlikte teyakkuz hali sürüyor.



HER YERDE GÖREVDE

Nisan ayı içinde 27 parça savaş gemisiyle Karadeniz boyunca Deniz Yıldızı-2018 tatbikatını icra eden Türk Deniz Kuvvetleri aynı anda Ege ve Akdeniz’de de 14 savaş gemisiyle tatbikat ve eğitim için eşzamanlı sefere çıktı. 

Barbaros’un torunları, ayrıca NATO görevlerine de aktif katılım sergiliyor. 

Hint Okyanusu’nda deniz haydutluğuyla mücadele harekâtına 1 fırkayken ile iştirak edilirken, Arap Denizi, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’deki uluslararası harekâtlar, Atlantik Okyanusu, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde icra edilen NATO ve uluslararası tatbikatlara da aktif katılım sergileniyor. 

Deniz Kuvvetleri, sadece denizlerde değil, seçkin birlikleri olan Sualtı Taarruz (SAT) komandoları, Sualtı Savunma (SAS) timleri ve Deniz Piyade Birlikleri ile Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı Harekâtları ile karada da büyük başarılara imza attı.

EGE’DE HAZIRIZ

Ege Denizi'nde Yunanistan'ın geçmişten gelen 'Megola Idea' hedefinin bir parçası olan sınırlarını genişletme temelli yaklaşımına karşı da Deniz Kuvvetleri her an hazırlıklı durumda. 

Yunanistan'ın son dönemde Türkiye'nin zayıf düştüğü düşüncesiyle durumu fırsata çevirme yönündeki teşebbüsleri, Donanma'nın Ege'de yürüttüğü faaliyetler sonucu boşa çıkarılmış durumda. Son olarak Ocak 2018'de Yunan Savunma Bakanı'nı taşıyan Yunan gemilerinin Türk toprağı olan Kardak kayalıklarına yaklaşması Türk donanmasınca engellenmiş ve Yunan Bakan Kammenos'un siyasi şov yapmasının önüne geçilmişti. 

Ege'de Suriye savaşının getirdiği düzensiz göç sorunuyla mücadele kapsamında da Türk Deniz Kuvvetleri önemli görevler icra ediyor. 

Alınan tedbirler ve düzensiz göçün son yılların en düşük seviyesine indirilmesine sağlanan katkı dolayısıyla NATO'nun bu bölgede başlattığı harekât da gereksiz ve sonlandırılması gereken bir misyon haline gelmiş durumda.

ANADOLU GÜÇ KATACAK

Türkiye, 2021 yılında yapımı tamamlanacak TCG ANADOLU uçak gemisiyle denizlerdeki gücünü taçlandırmaya hazırlanıyor. 231 metre boyundaki TCG ANADOLU, Donanma'nın amiral gemisi olacak. Devasa boyuttaki çıkarma gemisiyle istenildiği zaman uzak coğrafyaya kapsamlı askeri güç takviyesi mümkün olacak.

25 Nisan 2018 Çarşamba

FRANSA'NIN TÜRKİYE KARŞITI EYLEMLERİ ARTIYOR

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

Zeytin Dalı Harekâtı'nda TSK'nın karşılaştığı en büyük zorlukların başında kuşku yok ki PKK/PYD terör örgütü tarafından kullanılan ve farklı boyutlarda, bulunduğu coğrafi alanda tam savunma sağlayabilecek şekilde inşa edilen betondan yapılma korugan, tünel ve bunkerlerdi.

Üstün askeri bilgi gerektiren bu yeteneğe PKK/PYD terör örgütünün sahip olmayışı, dahası Suriye'de iç savaş sürerken bahse konu olan yapıların ortaya çıkarılması için yüksek miktarda betona duyulan ihtiyacı da terör örgütünün kendi başına karşılayamayacağı üzerinden çok geçmeden anlaşılmıştı.
Ne var ki Suriye'de iç savaşın sürmesine rağmen beton üretim tesisine sahip olan tek firmanın Fransız menşeli olması bir anda akıllara tabi olarak Fransa'nın PKK/PYD terör örgütüne düşünülenin ötesinde destek verdiği gerçeğini getirdi.
Kaldı ki harekâtın ilerleyen aşamalarında bu durum tescil edilmiş ve Fransız firmasının sağladığı destekle PKK/PYD terör örgütünün belki de milyonlarca metreküplük betonları kullanarak TSK karşısında savunma alanları yaptığı ortaya çıkmıştı.
Aynı ülkenin Zeytin Dalı Harekâtı boyunca uluslararası alanda sürekli eleştiride bulunması hatta bir defasında BM Güvenlik Konseyi'ni toplamaya cüret etmesi ve fakat Türkiye'nin kararlı duruşu karşısında geri adım atmış olması ise unutulmamıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başarılı bir diplomasi yürüterek yerinde ve zamanında Fransa Cumhurbaşkanı ile zaman zaman yaptığı görüşmeler, Türkiye'nin kararlılığını korumasında büyük katkı sağlarken, yeri geldiğinde "yüksek tonda" konuşması ise diplomatik usulde Türkiye'nin gücünü Fransa'ya göstermesine katkıda bulunmuştur.
Ne var ki Fransa, Türkiye karşıtı eylemlerini Afrin'in PKK/PYD'li teröristlerden temizlenmesi sonrasında daha da artırmaya koyulmuştur.
Üstelik bu eylemlerin çapının genişlediği, sadece Suriye ile kalmayıp, Doğu Akdeniz, Ege ve Balkanlara kadar yayılan, dahası Türkiye'nin dış politika perspektifini doğrudan hedef alan bir yapıya büründüğü anlaşılıyor.
Afrin kent merkezinin TSK tarafından alınmasının hemen akabinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda PKK/PYD'li teröristleri ve yandaşlarını ağırlayan Fransa, başta Menbiç olmak üzere Suriye'nin kuzeydoğusundaki sahalara asker göndereceğini açıklaması içerisinde bulunduğumuz dönemin ilk önemli işareti oldu.
Bununla da kalmayıp, yine Suriye'nin kuzeydoğusunun "güvenlikli bölge ilan edilmesi" çabası çerçevesinde çalışmaları destekleyeceğini duyuran da yine Fransa olmuştur.
Bu durum Esad'ın Duma'da muhaliflere kimyasal silah kullandığı iddiasının gerçekleştiği günlerle yakınlık gösterirken, ABD ve İngiltere ile beraber rejime yönelik saldırı düzenleyen Fransa'nın bölgeye yönelik askeri sevkiyatında gözle görülür bir artış yaşandığı anlaşılıyor.
Hali hazırda Doğu Akdeniz'e deniz gücü konuşlandıran Fransa, bunun yanı sıra Menbiç'e gönderdiği askeri güçleriyle sınır hattımızda devriye faaliyetlerine bile başlamış vaziyettedir.
Bu faaliyetler çerçevesinde yine Fransa'ya ait askeri helikopterlerin her gün sınır hattımızda belirli aralıklarla uçuş gerçekleştirdiği de biliniyor.
Fransa, ülkemize yönelik tehdit oluşturan terör bölgesinde "koruma gücü" altında eylemlerini sıklaştırmışken, Macron'un ağzından, Suriye'ye yönelik gerçekleştirilen yeni eylemlerle Türkiye ile Rusya'nın arasını açmayı başardığını iddia etmiştir.
Macron bununla da kalmamış, Balkan ülkelerinin Türkiye ve Rusya ile yakınlaşmasına izin vermeyeceklerini öne sürmüştür.
Yaşanan gelişmeler Fransa'nın Türkiye'nin etrafının çevrildiği tüm bölgelerde ülkemiz aleyhinde oluşturulacak girişimleri desteklediği hatta yeni koşulların meydana çıkarılabilmesi için de uğraş verdiğini güçlü şekilde işaret etmektedir.
Şimdi ise aynı çabalar kapsamında Fransa'nın Ege Denizi'nde de Türkiye karşıtı eylemlerin tarafı olmak üzere harekete geçtiğini gösteren gelişmelerin yaşandığına tanık oluyoruz.
Mevcut durumda Ege'de hukuksuz iddialarla neredeyse her geçen gün Türkiye'ye karşı provakatif girişimlerde bulunan Yunanistan'ın, Türkiye ile güç yarıştırmaya gücü yetmeyeceğini anladığı anlarda Fransa'nın kendisine yardımda bulunması kuşku yok ki sıradan bir gelişme ya da tesadüfi olarak değerlendirilemeyecektir.
Yıllardan bu yana ağır bir ekonomik kriz içerisinde bulunan ve sadece AB'nin verdiği destekler ile karşılığında tüm kamu varlığını 99 yıllığına bu oluşuma devrederek aldığı krediler sayesinde ayakta güç bela duran Yunanistan, donanmasını yenileyecek imkânı olmamasına karşın Fransa'dan "finansal kiralama" yoluyla 2 adet savaş gemisi kiraladı.
Üzerlerindeki silah sistemlerinin dâhil edildiği savaş gemilerinin, 5 yıl süreyle kirada kalacağı ve Yunanistan her yıl kira bedeli olarak 100 milyon Euro ödeyeceği ifade ediliyor.
Konuyu ilginç kılan bir başka nokta ise Fransa tarafından Yunanistan'a kiralanacak olan savaş gemilerinin, kimyasal silah kullandığı iddiasıyla Esad rejimine karşı icra edilen askeri saldırıda kullanılan filonun içerisinden seçilmiş olması.
Şüphe yok ki Ege'de Yunanistan'ın tahrik edici tutumları karşısında bir başka ülkenin değil de Fransa'nın böylesi bir yolu seçmesi, Yunanistan'ın yanında yer aldığını gösteren bir tutum olarak okunmalıdır.
Suriye'de Türkiye'yi doğrudan tehdit eden PKK/PYD terör örgütüne her türlü desteği veren, Doğu Akdeniz'de Suriye rejimini bahane göstererek varlık gösteren Fransa, şimdi yine bir başka senaryo ile Ege Denizi'nde Türkiye'nin karşısına çıkıyor.
Yaşanan bu gelişmelerin sadece Fransa'nın kendisini has olmadığına dair şüphe uyandıran gelişmeleri de üst üste koyduğumuzda -ki benzeri faaliyetlerde diğer bazı ülkelerin de olduğu malumdur- ülkemize karşı müttefik olduğu iddia edilen ülkelerden gelen kolektif bir tehdit oluşmaya başlamıştır.
Bu şatlar altında giderek müttefiklik ilişkilerimizi sorgulamamız geren bir dönemin içerisine giriyoruz.
Yaşananlar karşısında Türkiye milli güvenlik perspektifinden taviz veremeyeceğine göre, şartların aynı haliyle devam etmesi söz konusu olursa bu durumun yaşanmasının kaçınılmaz bir sonuç olacağını belirtmemiz gerekir.




5 Ekim 2017 Perşembe

PKK'nın Yeni Taktiğini, Bakan Soylu Deşifre Etti: Lazkiye'den Ege ve Akdeniz'e Sızıyorlar

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER

5 PKK'lı teröristin öldürüldüğü Muğla'daki operasyonla ilgili açıklama yapan İçişleri Bakanı Soylu, "Örgüt, Suriye'nin Akdeniz kıyısındaki Lazkiye kentinden Ege ve Akdeniz'e sızıyor." dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Muğla Köyceğiz'deki 5 teröristin öldürüldüğü operasyon sonrası açıklama yaptı. Soylu, örgütün Suriye'nin liman şehri Lazkiye üzerinden Ege ve Akdeniz'e sızdığını açıkladı.
"ÖRGÜT LAZKİYE ÜZERİNDEN EGE VE AKDENİZ'E SIZIYOR"
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Terör örgütü, son yöntem olarak da Irak'ın kuzeyinden, İran'dan ve Afrin'den sızmalardan sonra başka bir yöntem arayışına girdi. Arayışı şu; Lazkiye üzerinden, deniz üzerinden, Muğla, Köyceğiz, Fethiye, İzmir civarına sızma konusunda terör örgütü liderleri talimat verdiler. Açık denizlere bir gemiyle gelip, oradan filikalarla, kayıklarla, botlarla sahile gelmek konusunda..." dedi.
5 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ, 1 BİNBAŞI YARALANDI
Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde elde edilen istihbarat üzerine harekete geçen polis ve jandarma ekipleri, Köyceğiz ilçesi Toparlar bölgesindeki ormanlık alanda oldukları tespit edilen 7 kişilik PKK'lı terörist grubuna yönelik ortaklaşa operasyon başlattı.
Çıkan çatışmada 5 terörist ölü ele geçirilirken, 2'sinin daha yakalanması için çalışma yürütülüyor. Çatışmada 1 binbaşının da ayağından hafif şekilde yaralandığı belirtildi.
OPERASYON SÜRÜYOR
Bölgeyi çembere alan Muğla Zıpkınlar Komando Taburu ile Bornava Komando Tugayı ve Polis Özel Harekat ekiplerinin operasyonunun sürdüğü kaydedildi.
DÜN DE 4 TERÖRİST YAKALANMIŞTI
Dün de Seydikemer ilçesi yakınlarında yol kontrolünde 4 terörist ve 3 işbirlikçisi yakalanmıştı.
Yetkililer, bu iki terörist grubunun birbirinden bağımsız hareket ettiğinin belirlendiği bilgisini verdi.

Türk toprağında İzmir'in işgalini sahnelediler

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
"Bu kadarı da pes doğrusu" diye hayıflanmayın!..
Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Yunan'ın küstahlıklarını yıllardır belgeleriyle yazıp çiziyoruz, AKP iktidarının vurdumduymazlıkları ile birlikte. Ege'de 18 ada ve 1 kayalığımızı göz göre göre işgal etmekle yetinmediler... Kaç kere belgelerini ortaya koyduk Türk topraklarında nasıl askeri üsler kurduklarını, gerçek mermilerle tatbikatlar yaptıklarını, deniz sularımızı ve hava sahamızı nasıl delik deşik ettiklerini, Türkiye'ye en yetkili ağızlardan savurdukları tehdit ve hakaretleri...
İşgal ettikleri Türk topraklarına, kiliseler açtılar. İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Papazlar tayin etti. Bizans bayrakları çektikleri Türk topraklarından biri olan Aydın Eşek Adası'na modern bir ilkokul ve lise yapıp  bu yıl eğitim öğretim yılını papaz efendinin ayini ile başlattılar. Türkiye'de sahnelenen kayıkçı kavgalarından istifade ederek bugünlerde çizmeyi iyice aştılar. Düşmanlıklarını had safhada sergilediler. İşgal ettikleri Türk topraklarında bu sefer Aydın'ın Hurşit Adası'nda bir yenisini açarak lise sayısını 2'ye çıkardılar. Bitmedi!.. Bu lisede öyle bir tiyatro oyunu sahneye koydular ki İzmir'i hedef gösterdiler. Yunan Savunma Bakan Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyetin Türk topraklarında ayakta alkışladığı tiyatro oyunun adı neydi?..

"Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada"

Evet aynen böyle!.. Her zaman olduğu gibi bu küstahlıklarını da fotoğraflarıyla birlikte Yunan Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinden tüm dünyaya ilan ettiler...
Yunan'ın bu düşmanlık hamlesini de belgeleriyle ortaya çıkaran eski Millî Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, YENİÇAĞ'a şu açıklamalarda bulundu;
"Yunan'ın İzmir rüyası durmak bilmiyor. 9 Eylül 1922'de denize dökülen Yunan'ın gözü halâ İzmir'de. İzmir Koyun Adası'nı tek kurşun atmadan işgal eden Yunanistan, şimdi de gözünü İzmir'e dikti. Selanik'in güneybatısında Veria bölgesinde konuşlu olan Piyade Tümeni'ne Smyrni (İzmir) adını veren Yunanistan açık bir şekilde İzmir'i hedef olarak göstermiş. Yunanistan, Erdoğan ve AKP Hükümetleri sayesinde İzmir'e parsel parsel yerleşiyor. İzmir Koyun Adası'na yerleşen Yunanistan, İzmir Konak Meydanı'na kadar geldi. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde Yunan Başbakanı Çipras'a İzmir'de ofis tahsis edildi. Yunan Başbakanlık Ofisi, İzmir Konak Meydanı'ndaki T.C. Başbakanlık Binasında bulunuyor."

Ümit Yalım, Yunanistan'ın 6-13 Eylül  tarihlerinde düzenlediği "2'nci Ege Kültür Turu"nda "İzmir" mesajını nasıl verdiğini anlattı;
 "Sisam, Hurşit, Ahikerya, Herke ve Kerpe adalarında icra edilen kültür turu sırasında tiyatro oyunları sergilendi, bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı. Kültür turunun ikinci durağı 2004'ten beri Yunan işgali altında olan Aydın Hurşit Adası idi. Hurşit Adası'nda, 7 Eylül'de tiyatro oyunu sergilendi, 9 Eylül'de de bando konserleri verildi ve halk oyunları gösterileri yapıldı.
 Aydın Hurşit Adası'ndaki etkinliklere Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet katıldı. Vitsas, Sisam Milletvekili Dimitris Sevastakis, Tuğgeneral Antonios Kostakis ve Hurşit Adası Belediye Başkanı Yardımcısı Antonis Voulgaris ile birlikte 7 Eylül 'de adada konuşlu Yunan askeri üslerindeki askerleri denetledi ve adada icra edilen 'Ege Kültür Turu'na katıldı.

Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas, Yunan askeri üssünde görevli işgalci Yunan askerleri ile birlikte hatıra fotoğrafı da çektirdi.
 Yunan kara üssündeki denetlemelerini tamamlayan Vitsas, tiyatro oyununu izlemek üzere adada inşa edilen Yunan Lisesi'ne geçti.Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım ve İsmet Yılmaz'ın himayelerinde inşa edilen Yunan Lisesi'ne bir de tiyatro salonu yapılmış.
Yunan Tiyatro Sanatçıları Anna Vagena ve Katerina Theohari, Lambros Liavas'ın müziği eşliğinde 'Yanmış ve yanmamış Smyrni (İzmir) rüyaları. İşimiz burada' adlı oyunu sergilediler. Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Dimitris Vitsas ve beraberindeki heyet, oyunun bitiminde tiyatro sanatçılarını ayakta alkışladı.

Tiyatro oyununu izleyen Vitsas daha sonra Aydın Hurşit Adası'nda konuşlu Yunan deniz üssünü ziyaret etti.

Türk karasularını 6 mil ihlal eden P-267 Borda numaralı NİKOFOROS Deniz Karakol Gemisi'nde denetleme yapan Vitsas gemideki Yunan askerlerine plaket verdi.

Sisam, Ahikerya, Herke ve Kerpe adaları ile işgal altındaki Aydın Hurşit Adası'nda İzmir'i hedef gösteren tiyatro oyunu sergilenirken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti Yunanistan'a müzik notası bile vermedi. Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Adnan Özbal, Ege'deki Türk deniz yetki alanlarını korumaktan sorumlu. Canikli ve Özbal, Türk deniz yetki alanları ile birlikte Türk karasularını 6 mil ihlal eden ve Aydın Hurşit Adası'na demirleyen Yunan Savaş gemisini nasıl izah edecekler?"

27 Kasım 2018 Salı

Cumhurbaşkanı Erdoğan 20 belediye başkan adayını açıkladı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, dün İstanbul'da düşen askeri helikopterde hayatlarını kaybeden Albay Göksenin Aytural Şaylan, Üsteğmen Aykut Yurtsever, Astsubay Emre Vahit Bekli ve Uzman Çavuş Şahin Aslan'a Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diledi.

  • Erdoğan 40 ilin belediye başkan adaylarını açıkladı
Türkiye'nin, hem siyasette hem de bölgesinde ve dünyada önemli gelişmeler yaşadığı bir dönemden geçtiğine işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Akdeniz'de, Ege ve Kıbrıs'taki haklarımız meselesi, eskiden beri Türkiye'nin üzerinde hassasiyetle durduğu konulardır. Son dönemde hidrokarbon arama faaliyetleri sebebiyle bu bölgedeki sorunlar çok daha büyük çıkar çatışmalarının konusu olmaya başlamıştır. Arkasına kimi Avrupalı devletleri alan Yunanistan'ın ve onunla birlikte hareket eden Güney Kıbrıs Rum Kesiminin pervasız davranışları en başta kendileri için bir tehdit ve tehlike kaynağı haline gelmiştir. Ülkemizi 12 mil meselesinde adeta Ege Denizi'ne ayak basamaz, Kıbrıs meselesinde de kendi haklarını savunamaz duruma getirme gayretleri, açık söylüyorum, beyhudedir. Uluslararası hukuktan ve teamüllerden kaynaklanan haklarımızı sonuna kadar kullanmakta, buna engel olmak isteyenlere de hadlerini bildirmekte kararlıyız."

"Mülteci akını karşısında tir tir titreyenler..."

Fırsatçılığın kötü, uluslararası ilişkilerde fırsatçılığın ise çok daha kötü olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Akdeniz'de kimi ülkelerin kendi iç meseleleriyle uğraşmasını fırsat bilerek, hakları olmayan alanlarda ekonomik ve siyasi hakimiyet kurmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Mülteci akını karşısında adeta tir tir titreyenler, konu petrol, doğalgaz ve siyasi rant olduğunda, birden aslan kesiliyorlar. İnsanlığa karşı vazifelerini yerine getirmeyenlerin, ekonomik çıkar için tüm kuralları ve uygulamaları zorlamaları riyakarlıktır. Şu anda 4,5 milyon insanı ülkesinde barındıran bir Türkiye var, diğer tarafta botlarla Akdeniz'e açılanları, hatta botlarını şişlemek suretiyle, Akdeniz'in, Ege'nin sularını gömenler var. Bunların hangisi insandan, insan haklarından yana? Geçmişte bize de defalarca oynanmış bu oyunlara artık karnımız toktur. Türkiye olarak ne Doğu Akdeniz'de ne de diğer bölgelerde kendi tezlerimizden en küçük bir taviz vermeyecek, milletimizin ve dostlarımızın haklarını sonuna kadar savunacağız."

"Karadeniz'in barış denizi haline gelmesini istiyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz'de ise bir başka gerilimin tırmandığını, Rusya ile Ukrayna arasında uzun zamandır yaşanan ancak bir süredir durgunlaşmış gibi görünen hadiselerin yeniden alevlenmiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. 
Erdoğan, şöyle konuştu:
"Hem Rusya hem de Ukrayna'yı yakın dostu olarak gören, her ikisiyle de kurduğu derin iş birliğini geleceğe taşıma gayretinde bir ülke olarak, Karadeniz'in bir an önce barış denizi haline gelmesini istiyoruz. Bunun için Rus ve Ukraynalı dostlarımıza sorunlarını diyalog yoluyla çözmeleri çağrımızı tekrarlıyoruz. Dünyanın siyasi, ekonomik ve askeri olarak ciddi tehditlerin pençesinde kıvrandığı bir dönemde, Rusya ve Ukrayna'yı karşı karşıya değil, yan yana görmekten memnuniyet duyarız. Tarihi itibarıyla yan yana olan bu ülkeler ve bu ülkelerin insanlarının, yeniden o tarihi geçmişlerine dönmelerinde büyük faydalar gördüğümüzü ifade etmek isterim."

"DEAŞ balonunu Fırat Kalkanı harekatı patlattı"

Erdoğan, Suriye meselesinin, Türkiye'nin güvenlik öncelikleri arasında yer almayı hala sürdürdüğünün altını çizerek, dünyanın son yıllardaki en ciddi insani krizine sahne olan Suriye'de yaşananlar karşısında belki de tek ilkeli duruşu sergileyen ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.
Suriye'den gelen milyonlarca mazluma kapılarını açıp yıllarca onları güven ve huzur içerisinde misafir eden Türkiye'nin, bunun yanında Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumaya ve siyasi birliğini sağlamaya yönelik her çabanın yanında yer aldığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"DEAŞ bahanesiyle herkes Suriye topraklarında çıkar ve rant peşinde koşarken, biz risk alarak sahaya girdik, bu terör örgütüne en ağır darbeyi vurduk. Açık konuşuyorum, bölgemizdeki DEAŞ balonunu, Türkiye'nin Fırat Kalkanı Harekatı patlatmıştır. Dünyayı korkutmak için sürekli şişirilen, büyütülen, dev aynasında gösterilen DEAŞ'ın, aslında nasıl bir proje olduğu Türkiye'nin sahaya girmesiyle görülmüştür. İslam'ın başında en büyük dertlerden biri olan bu örgütü, biz çökertmeye başladık. Ama DEAŞ'a karşı olduğunu söyleyenler, ne yazık ki en ufak bir mücadele dahi vermediler. Bugün hala Suriye'nin belirli yerlerinde DEAŞ'ın varlığını sürdürüyor gibi gözükmesinin sebebi, aynı oyunun yeniden sahneye konulmak istenmesidir. Buradan tüm dünyaya sesleniyor ve diyorum ki; Suriye'de DEAŞ yoktur. Sadece DEAŞ görüntüsü altında bu ülkeyi ve bölgeyi karıştırmak için yedekte bekletilen, eğitilen, donatılan, varlıklarını sürdürmelerine izin verilen bir takım küçük çeteler vardır. Bölgenin petrolünü işletmek için DEAŞ bahanesiyle işgallerini sürdüren diğer terör örgütleri ve onları destekleyen güçler, bulundukları yerlerden çıkarlarsa mesele kendiliğinden çözülecektir. Hiç olmadı, biz Türkiye olarak birkaç ay içinde bu örgütün kalıntılarını tamamen bitirmeyi taahhüt ediyoruz. Verelim el ele, nasıl olacakmış gösterelim."

"Sadece kendilerini kandırırlar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir başka oyunun ülke sınırları boyunca oynandığını belirterek, şunları kaydetti: 
"Türkiye sınırlarında tek bir DEAŞ unsuru kalmadığı halde, onbinlerce kişiyi silahlandıranların, herhalde anlıyorsunuz, araç gereçle tahkim edenlerin derdinin terörle mücadele olmadığı açıktır. Çünkü bu kesimler bizzat teröristlerle yatıp teröristlerle kalkıyor, bizzat teröristlerle yiyip teröristlerle içiyor. PKK'nın Suriye kolunu oluşturan, bu terör örgütünün tek hedefi ülkemizdir. Böyle bir tehdide karşı daha fazla tepkisiz kalmamız mümkün değildir. Kandil'deki terör elebaşılarının başına güya ödül koyanlar, onların emrindeki teröristlerle her gün iş tutuyorlar. Başlarına ödül koydukları teröristlerden emir alan grupların, ülkemize yönelik herhangi bir tehdit oluşturmadığını söyleyenler, sadece kendilerini kandırırlar."
Bugüne kadar verdikleri sözleri tutmayan, oyalama taktikleriyle Türkiye'yi idare edebileceklerini sananların, artık yolun sonuna geldiklerini görmeleri gerektiğine işaret eden Erdoğan, "Bizim hedefimizde sadece ülkemize yönelik husumetleri gün gibi ortada olan teröristler vardır. Müttefik olduklarını, stratejik ortak olduklarını söyleyenler, ilişkilerimizi siyasi, ekonomik ve askeri olarak güçlendirerek geleceğe taşımak isteyenler için işte bu bir fırsattır. Ülkemizi hedef alan teröristlerin önünden çekildikleri takdirde Türkiye'nin yanında yer aldıklarını anlayacağız. Aksi takdirde kendi bekamız için ne yapmamız gerekirse onu yapmaya devam edeceğiz." diye konuştu.

"2019'a güçlü giriş yapacağız"

"Aralık ayında çok olumlu gelişmeler yaşanmasını bekliyoruz"
Ekonomide yaz aylarında maruz kalınan saldırıların olumsuz etkilerini yavaş yavaş sildiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
"Seçim ikliminin, bu olumlu gidişi gölgelemesine izin vermeyeceğiz. Bazı kesimlerin hala tereddütle yaklaştıklarını, yatırımları ve harcamaları konusunda 'bekle-gör' politikasına devam ettiklerini görüyoruz. Halbuki gün, bekleme değil, tam tersine fırsatları değerlendirme günüdür. Uluslararası yatırımcıların giderek artan ilgisi, ülkemizdeki çevrelere de örnek olmalıdır. Kaynakları atıl tutarak değil, yatırıma, üretime, ihracata, ticarete, istihdama yönelterek değerlendirmek hem en doğru hem de en hayırlı yöntemdir. Aralık ayında bu çerçevede çok olumlu gelişmeler yaşanmasını bekliyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, -güya en sıkıntılı günlerinde- dünyanın en büyüklerinden olan İstanbul Havalimanı'nın, yine kendi alanında çok değerli bir yatırım STAR Rafinerisinin, TANAP'ın açılışlarını yaparak, TürkAkım Projesini topraklarına çıkartarak, dünya gündeminde en üst sıralarda yer aldığına dikkati çekti.

İhracat ve turizmde yaşanan gelişmelere de dikkati çeken Erdoğan, Türkiye'deki turist sayısının 40 milyona doğru gittiğini, bunun da rekor olduğunu belirtti. 
Erdoğan, "Bunca güzel gelişme ortada iken hala tereddütte kalmak bizim insanımıza yakışmıyor. Aralık ayı ile birlikte yeni bir yatırım ve istihdam seferberliği başlatarak 2019'a güçlü bir giriş yapacağız." ifadesini kullandı.

"Her yere aynı hizmeti götürdük"

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben İstanbul'a Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum zaman, benden önceki belediyenin aldığı meşhur Ikarus'lar vardı. Bunlarda ne klima vardı ne de temizlik diye bir şey vardı. 

Mazot kokusundan, pislikten geçilmezdi. Geldik, ilk işimiz ne oldu biliyor musunuz? O Ikarus'ları yurt dışına sağa sola hibe olarak gönderdik. İnsanıma, milletime bu yakışmazdı. Onları elimizden bir an önce çıkardık ve süratle Mercedes marka otobüsleri İstanbulumuza soktuk. Niye bunu yaptık? Benim vatandaşıma, halkıma yakışan neyse onu yapmak zorundaydık da onun için yaptık. Bu her yerde böyleydi. Afedersiniz, altyapı diye bir şey yoktu. Susuzluk, almış başını gidiyordu. Bütün bunlardan İstanbul'umuzu kurtarırken 'burası Kadıköy'dür, CHP'lidir' demedik, 'burası Beşiktaş'tır, CHP'lidir' demedik. Her yere aynı hizmeti götürdük. 
Aslında CHP'nin aday belirleme taktiği dahi belediyecilik konusundaki zavallılığını göstermeye yeterlidir. Özellikle büyükşehirlerde CHP, AK Parti'nin adaylarını açıklamasını bekliyor. Hayırlı olsun. Niçin biliyor musunuz? Ona göre aday açıklayacaklarmış. Elhamdülillah. Çünkü mihenk taşı AK Parti, onun için. Yani bunların kafasında 'bu şehri kim daha iyi yönetir?' diye bir düşünce kesinlikle yok. Bunun yerine AK Parti'nin ve diğer partilerin oylarını alabilecek aday bulma cinliğine kafa yoruyorlar."



24 Temmuz 2017 Pazartesi

Lozan Anlaşması nedir? Lozan Anlaşması 2023 yılında bitiyor mu?

" Lozan Antlaşması 2023 yılında sona erecek. Peki bu antlaşmanın şartları nelerdir? 12 adalar ise Ege Denizi'nde Yunanistan'a ait olan bir grup adaya verilen isimdir. Menteşe Adaları olarak da geçer. Türkiye’nin Ege kıyılarının hemen çevresinde bulunan 12 Ada yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmıştı. Türkiye'nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağlayan Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923'te imzalandı. Yani bugün anlaşmanın 94. yıl dönümü.", "articleBody": "
Lozan Anlaşması 2023 yılında bitiyor mu? Lozan Anlaşması'nın bir geçerlilik süresi var mı? Araştırmalara göre Lozan Anlaşması 2023'te bitmiyor ve Lozan Anlaşması'nın bir süresi yok. Antlaşma imzalandığından bu yana Türkiye'de nesilden nesile aktarılan komplo teorileri oldu. Lozan hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Sevtap Demirci son dönemde fısıltı olarak dile getirilen "Lozan antlaşmasının 2023'te sona ereceği" iddiasına yanıtveriyor. Demirci şunları söylüyor; "Hem Türkiye'de hem İngiliz arşivlerinde benim neredeyse görmediğim belge kalmadı. Bu belgelerin hiç birisinde bu antlaşma 100 yıl sonra sona erecektir veya bir bitiş tarihi vardır diye bir şey yok."
LOZAN'IN BİTİŞ TARİHİ YOK
"Hem Türkiye'de hem İngiliz arşivlerinde benim neredeyse görmediğim belge kalmadı. Bu belgelerin hiç birisinde bu antlaşma 100 yıl sonra sona erecektir veya bir bitiş tarihi vardır diye bir şey yok."
LOZAN ANLAŞMASI DETAYLARI
Lozan Antlaşması veya yapıldığı dönem Türkçesi ile Lozan Sulh Muahedenamesi, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri tarafından imzalanmış bir antlaşma. 1. Dünya Savaşı sonrasında hesapları kapatmak için yapılmış. Yani zaten öncesinde Kurtuluş Savaşı verilmiş, 1920'de imzalanan ama maddeleri hiçbir zaman uygulanmayan Sevr Antlaşması bertaraf edilmiş, eskinin imparatorluğu, sonrasının hasta adamı olan Osmanlı Devleti yıkılmış, küllerinden Türkiye Cumhuriyeti doğmuş. Her ne kadar İtilaf Devletleri, TBMM hükümeti üzerinde baskı kurmak için görüşmelere İstanbul hükümetini davet ettiyse de 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla bu sorun çözüldü.
LOZAN ANLAŞMASI ŞARTLARI
Türkiye-Suriye Sınırı: Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması'nda çizilen sınırlar kabul edildi.
Irak Sınırı: Musul üzerinde antlaşma sağlanamadı. Bu konuda İngiltere ve Türkiye hükümetinin kendi aralarında görüşüp anlaşmalarına karar verildi.
Türk-Yunan Sınırı: Mudanya Ateşkes Antlaşması'nda belirlenen şekliyle kabul edildi. Yunanistan'ın savaş tazminatı olarak Meriç Nehri'nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy Türkiye'ye verildi.
Adalar: Gökçeada ile Bozcaada özerk bir yönetime tabi tutulmak şartıyla Türkiye'ye verilirken, diğer Ege Adaları İtalya'ya bırakıldı. İtalya ve Yunanistan arasında bölüştürülen adalar, Oniki Ada ve Rodos'un 1945'te müttefiklerin eline geçmesiyle 1947'de Yunanistan'a teslim edildi.
Türkiye-İran Sınırı: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639'da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre belirlendi.
Kapitülasyonlar: Tamamı kaldırıldı.
Azınlıklar: Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmişti. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtildi. Batı Trakya'daki Türklerle İstanbul'daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya'daki Rumlar ile Yunanistan'daki Türkler'in mübadele edilmeleri kararlaştırıldı.
Savaş tazminatları: İtilaf Devletleri, 1. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçtiler. Sadece Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç bölgesini verdi.
Osmanlı'nın borçları: Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye'ye düşen bölümün taksitlendirme ile Fransız frangı olarak ödenmesine karar verildi.
Boğazlar: Boğazlar, görüşmeler boyunca üzerinde en çok tartışılan konu oldu. Getirilen geçici çözüme göre askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında Boğazlardan geçebilecekti. Antlaşmayla Boğazlar bölgesine Türk askerlerinin girişi yasaklanmış olsa da hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirildi.
Yabancı okullar: Eğitimlerine Türkiye'nin koyacağı kanunlar doğrultusunda devam etmesi kararlaştırıldı.
Patrikhaneler: Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin siyasi yetkilerinden arındırılarak İstanbul'da kalmasına izin verildi.
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html