BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Deash sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Deash sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

28 Eylül 2017 Perşembe

DÜNYA'DA TERÖRÜN HAMİSİ AMERİKA

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
AMERİKA VE TERÖRİST GURUPLAR
Amerika Birleşik devleti Dünya’nın jandarmalığına soyundunduğundan bu yana Dünya’da terör hiç bitmiyor.
Gelin şimdi bu konuyu biraz açıp analiz edelim;
Dünyanın jandarması ABD
ABD, Kore Savaşı'ndan başlayarak dünyanın 14 ayrı bölgesinde askeri operasyonlar düzenledi.Kore Savaşı'ndan bu yana başlıca Amerikan askeri operasyonları şöyle sıralanıyor:
KORE SAVAŞI: (1950-1953) Savaş, BM himayesinde gibi görünse de ABD'nin idaresindeydi. Amerikalılar, 33 bin kadar kayıp verdi.
SÜVEYŞ KANALI: (1956) Süveyş Kanalı çatışmaları boyunca Amerikan 6. Filosu bölgede bulunan 2 bin 500 Amerikan askerini tahliye etti. Amerikalılar, Fransız-İsrail-İngiliz koalisyonunu kanal bölgesinden çekilmeye zorladı.
LÜBNAN: (15 TEMMUZ 1958) ''Amerikalıların yaşamını korumak ve Lübnan hükümetine yardım etmek'' amacıyla 3 bin 200 Amerikan askeri Lübnan plajlarına çıktı.
KÜBA- DOMUZLAR KÖRFEZİ: (17 NİSAN 1961) Amerikan Merkezi HaberalmaTeşkilatı (CIA) tarafından yönetilen ve Küba'daki Castro rejimini devirmeye hedefleyen Domuzlar Körfezi operasyonu başarısız oldu.
VİETNAM: (1961-1975) ABD tarafından yönetilen ve 550 bin kişinin katıldığı savaş Amerikan ordusunun hezimetiyle sonuçlandı. ABD, 55 binaskerini kaybetti.
DOMİNİK CUMHURİYETİ: (NİSAN-EYLÜL 1965) ''Komünist tehlike'' adına 30 bin donanma askeri ve paraşütçüsü Saint-Dominique'e çıkarma yaptı.
LÜBNAN: (EKİM-ARALIK 1983) 23 Ekim'de 230 askerin hayatını kaybetmesine yol açan Beyrut'taki Amerikan karargahına yönelik saldırının ardından Amerikan ordusu, Lübnan'daki Suriye mevzilerini bombaladı.
GRANADA: (1983) Başbakan'ın, aşırı solculardan oluşan cunta tarafından 25 Ekim'de öldürülmesinin ardından yaklaşık bin 900 asker  Granada'ya çıktı. Müdahale, Batı Karaib Devletleri Örgütü'nün talebi üzerine kararlaştırıldı.
PANAMA: (1989) Panama'daki Amerikalıların hayatını korumak ve ülkenin güçlü ismi Manuel Noriega'yı iktidardan uzaklaştırmak amacıyla20 Aralık'ta başlatılan operasyonda, Amerikan ordusu ülkeyi işgal etti.
KÖRFEZ SAVAŞI: (OCAK-ŞUBAT 1991) "Çöl Fırtınası" operasyonu, 17Ocak'ta Kuveyt'i Irak işgalinden kurtarmak amacıyla BM himayesinde başladı. Operasyona, 500 binden fazla Amerikan askeri katıldı. 28 Şubat'ta Bağdat, BM'nin krizle ilgili bütün kararlarını kabul etti ve birliklerine ateşkes emri verdi. O zamandan beri Amerikan ve İngiliz uçakları Irak'ın askeri, sanayi tesislerini hedef alan sayısız hava vedeniz operasyonu düzenledi.
SOMALİ: (1992-1993) İç savaş ve açlığın hüküm sürdüğü Somali'de, insani yardım örgütlerine destek amacıyla Aralık 1992'de ''Restore Hope'' (Umut Operasyonu) başlatıldı. ABD, Mart 1994'te çekildi. Amerikan kuvvetleri, Şubat 1995'te 8 bin mavi berelinin çekilmesine yardım amacıyla kısa süreliğine başkent Mogadişu'ya yeniden ayak bastı.
HAİTİ: (1994) Amerikan birlikleri, 1991'de devrilen ve sürgüne zorlanan Devlet Başkanı Jean Bertrand Aristide'in iktidara dönüşünü sağlamak için 19 Eylül'de Haiti'ye girdi. Temmuz sonunda BM, ABD komutasında askeri harekata yeşil ıl yakmıştı.
SIRBİSTAN VE KOSOVA: (MART-HAZİRAN 1999) NATO himayesindeki Amerikan birlikleri, Sırp güçleri 20 Haziran'da Kosova'dan çekilene kadar eski Yugoslavya cumhuriyetlerini bombaladı.
AFGANİSTAN: (AĞUSTOS 2001) ''Sonsuz Özgürlük'' harekatı başladı. 7 Ekim'de Amerikan-İngiliz birlikleri, El Kaide terör örgütü kamplarına ve Taliban rejiminin askeri tesislerine yönelik ilk dalga bombardımanı başlattı. Haftalar süren askeri harekat sonunda, Taliban rejimi devrildi. Operasyondan 1 yıldan fazla zaman geçmesine karşın, Afgan topraklarında yaklaşık 10 bin asker bulunuyor.
"Tarihî incelemeler ve mevcut vesikaların tutarlı bir dökümü, ABD'nin gerek güvenlik ve gerekse uluslar arası politikasının esasını, bizim "Beşinci Özgürlük" olarak isimlendireceğimiz özgürlüğün korunmasının ve bu iş için de anavatanda güç esasına dayalı bir düzenin kurulmasının oluşturduğunu göstermektedir. "Beşinci Özgürlük" de nedir diye soracak olursanız... "Beşinci Özgürlük" soyma, sömürme ve hüküm altına alma ve sonuç alabilmek için her türlü güce başvurma özgürlüğüdür."
İşde ABD’nin Özgürlük ve Demokrasi adı altında yaptığı jandarmalık Beşinci özgürlüktür.Girdiği Sözde koruduğu ülkelerde soyma, sömürme ve hüküm altına alma ve sonuç alabilmek için her türlü güce başvurmuştur.Hatta Irak’ta Suriye’de Kendi politika ve çıkarları İçin dev bir Terör örgütü dahi kurmuştur.(DEASH)
Bugün Dünya’da hiçbir terör örgütünün silah fabrikası yoktur.Peki Terör örgütleri bu silahları nereden nasıl temin ediyor.
Başta Amerika olmak üzere gene Amerika’nın kontrolünde ki silah üreten devletlerden temin ediyor.
Yani terörle mücadele eden Amerika gene Terörü desdekleyen ve yaratan Amerika.
Burada Amerika’nın karı nedir;
1:Silah ticareti Milyar dolarlardır.Hem Teröristlere hemde Terörle müdacede eden devletlere Abd silah satmaktadır.
2:Terörün genellikle en çok yaşandığı bölge Ortadoğu Arap ve Müslüman Ülkelerdir,Bunun sebebide Amerika öncelikle Terör yolu ile bu ülkeleri yıpratıp sonra jandarmalık yani demokrasi ve halka özgürlük adı altında müdahale eder işgal etmeden ülke lideri ile anlaşmalar yaparak yer altı ve yer üstü zenginliklerine ortak olur.Amerikan şirketleri bu bölgelerde petrol,gaz,elmas,altın gibi değerli madenlere ortak olur.Aslında bu işgaldir,Çünkü Zavallı ülke yaptığı antlaşmalar ile ABD’nin bilgisi ve ya isteği dışında hareket edemez.
3:ABD’nin kontrol ve yönetimini red eden ülkeler çok geçmeden kendi içinde ayrılıkçı,etnik ve ya dini mezhebi çatışmalara giriyor ve ülke içinde terör ve kaos yaratılıyor.Sonra ABD görevini yapıyor.Demokrasi ve Özgürlük.
4:Amerika’yı kimler yönetiyor derseniz hemen söyleyim.Dünyan’ın 3/1’ine sahip Osmanlı Devletine bile borç para verebilecek kadar zengin olan Yahudi İş adamları.
Amerika’da milliyet olarak Dünyanın her milletinden oluşan karma bir yapı vardır.Bütün dinler vardır.Bu şekilde olmasından dolayı Etnik veya dini çatışmalar çıkmaz çünkü hepsi başka topraklardan geldiği için Topraklarda hak ilan edebilecek tek kesim yerli halk (Kızılderili’lerdir) Bu toprakların asıl sahibi bunlardır.
Kızılderili’ler Amerika’da kendi topraklarında en fakir kesimdir.Onların güçlenmesi,zengin olması,Dini ve kültürel olarak Atalarının yaşadığı gibi olmalarına müsaade edilmez zaten %90’ı Hristiyanlaşmıştır.
Bugün Günümüze geldiğimizde,ABD artık hiçbir yaptığı cinayet,katliam ve terör örgütlerine yaptığı desdeği saklayamıyor.Özellikle Ortadoğu’da Artık ABD sevilmiyor,Bunun neticesinde Amerika ve İsrail Yeni kontrol edilebilir küçük devletler kurma peşinde.Bugün DEASH’ın ABD tarafından kurulduğu ve desdeklendiği çok açıktır.Aslında bu olayların arkasında İsrail vardır.Arap ve Müslümanların tam ortasında bulunan 8 Milyonluk İsrail bir kaos olmasın diye  Amerika üzerinden gerçekleştiriyor bu eylemlerini.
DEASH bahanesi ile Irak’ta Abd Kürt,Türkmen,ve Araplar arasında bölgesel yönetimler kurdu,desdekledi,İran,Türkiye ve suriye arasına Kürdistan Devleti kurmak istiyor.Bu şekilde hem Irak Petrolünü kullanmak hemde daha sonra kurulacak Suriye Kürdistanı’ın alt yapısını oluşturuyor.
Gene DEASH bahanesi İle Suriye’de Bütün Dünya’nın Terör Örgütü olarak kabul ettiği PKK’nın Suriye kolu PYD ve YPG’ye DEASH ile savaşıyor bahanesi ile Son teknolojik 5000 Tır Silah verdi.Bir devlet’te olması gereken silahlar Bugün Bir terör örgütünde ve Çevre Ülkeleri,Özellikle Türkiye Tehdit altında.
Suriye’de 2.Kürdistan kurulduktan sonra Irak İle birleşecek,3.Ayak Türkiye .
Türkiye’de 26 ili kapsayan 3.Kürdistan projesi ise tam 35 yıldır devam ediyor.Suriye ve Irakta olduğu gibi Türkiye’de bu proje başarılı olmadı.Bunun Sebebi Türkiye rejimi Etnik veya dini kimlik siyaseti üzerine kurulu olmamasıdır.Kürtler Ülke yönetiminde Türkler’le aynı hakka sahiptir.
Fakat kültürel ve Dini oyunlar ile Pkk’ya yandaş toplaması için 100’lerce Amerikan,Alman,Fransız dernek ve STK’lar bölgede faaliyet gösterip kürt gençleri üstünde aslında siz Müslüman değildiniz Türkler sizi zorla Müslüman yaptı,Sizin kültürünüz bu değil gibi yapay dinler ve kültürler icat edip fitne peşindeler.
Irak ve Suriye’de kurulacak Kürdistan ister istemez Türkiye’ve İran’ıda etkileyecektir.Çünkü Alt yapı yaklaşık 150 yıldır hazırlanıyor.Burada amaç 4 ülkeden koparılıp bir Kürdistan kurmak değildir.
Kurulacak Kürdistan Kurulduktan sonra İsrail ve Ermenistan arasında paylaşılacak.Böylelikle herşey uluslararası yasalara da uygun olacak.Burda yaklaşık 100 yıllık kan akacak İsrail ile ABD için akan kanın kimin olduğu önemli değil Onlar sadece çıkarlarına bakıyorlar.Asıl Amaç Bögenin son damla kanına kadar emmek sömürmek. Gelin bunu biraz daha açalım.

Terör ve Amerika siyaseti

Özellikle soğuk savaş döneminden sonra Rusya’nın dağılması sonucu olarak ABD  dünyanın süper güçlü ülkesi olmasını beraberinde getirerek artık gücünün kendisine verdiği güvenle dünyanın jandarması görevini üstlenerek yeni bir dönemi başlatmış oldu. Özellikle 11 eylül terör saldırılarından sonra bütün stratejilerini değiştirerek dünyadaki dengeleri değiştirmeye başladı. Özellikle El kaide bağlantısı var diye önce Batının kontrol edemediği nükleer güce sahip Çin, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin ortasında bulunan Afganistan dağlarındaki Usame bin ladin adlı Suudi bir teröristi bahane ederek Afganistan’a  yerleşerek karakolun birini buraya koyarak yukarıda isimlerini zikrettiğimiz devletlere komşu oldu, ardından tekrar  El kaide bağlantısı bahane edilerek Irak ile savaşa giren ABD , bu ülkeye  sözde demokrasi getireceğini vaad ederek kaos ortamına girmesine sebep oldu.  ABD tüm bunları yapmasına sebep olarak 11 eylül terör saldırısını gösterince  tüm dünya buna ses çıkarmadı hatta destek verdi. Buradan hareketle ABD kendisine  yapılan terör saldırısının olumsuz sonuçlarını kendi lehine çevirerek bu durumdan kendisine olumlu bir geri dönüş ve politika sinsilesi sağladı. Bu da Suriye’de ortaya çıkan kaos ortamından sonra çeşitli  terör gruplarının türemesine sebep oldu. Bu terör grupları arasında en önemlisi DAEŞ’dir , ancak ABD  11 eylülde  kendisini vuran terörü  unutarak düşman ilan ettiği bir örgütü yine başka bir örgütle mücadele yolunu seçmesi  hala Amerika’nın  orta doğu üzerindeki politikalarının tutarsızlığını göstermesi açısından önemlidir. Bu ya bir tutarsızlık veya bir plan bunu önümüzdeki yıllar gösterecek.  Peki bu politika ile neyi amaçladığı konusu ise ileriki  dönemlerde mutlaka  ortaya çıkacaktır ancak hangi ülkeleri etkileyeceği ve içine alacağı belirsiz bir politika . Amerika bu politikaları ile bölgede Müslüman ülkelere  tek model olan Türkiye’nin istemediği terör örgütü PYD’ye destek politikasının da bizi endişelendirdiği bir gerçektir. PYD’nin  Suriye’nin kuzeyinde bir devlet oluşumu hayal ettiğini tüm dünya bilirken neden Türkiye gibi bir müttefikinin itiraz etmesine karşın ısrarla  PYD’ye destek vermesinin  sebebi nedir? Türkiye’nin ısrarla güneyinde bir oluşuma izin vermeyeceğini ilan etmesine karşılık ABD  bu  itirazlara , DAEŞ ile mücadele de başarılı olan PYD’dir demesi yine aklımıza başka oyunları ve olması muhtemel politikaları  getirmektedir.

DÜNYA JANDARMALIĞI OSMANLI VE ABD GERÇEĞİ

Amerika bugün için tek başına kimsenin kafa tutmaya cesaret edemediği bir “Büyük” devlet kabul ediliyor. O kabulleniş sebebiyledir ki, herkesin gözü önünde Afganistan işgal ediliyor, Irak işgal ediliyor, Putin’in gözünün içine baka baka Eski Sovyetler Birliğinden bakiye kalan Cumhuriyetlerde renk renk sivil devrimleri mısır patlatır gibi patlatıyor.
Şu Amerika gezilerine illet oluyorum. Gezinin başlamasına günler kala bütün medya bu konuya kilitleniyor. Gezinin bitiminde yine günlerce haftalarca bu konu manşetlerde.
Yavuz Sultan Selim’in meşhur bir sözü vardır. “Bu dünya bir pâdişaha çok, iki pâdişaha az.”
Gerçekten şimdiye kadar hemen her “milletin” mefkûresi cihan hâkimiyetine ulaşmak olmuştur. Bugün de ABD’nin nihaî hedefi Dünya’ya hâkimiyet kurmaktır.
Bush da, bu amacını terör mücadelesi bağlamında şu açıklamalarla ortaya koymuştur.
“Ya benden olursun ya da karşımda!”
Yavuz Sultan Selim’in vecize olup asırlar boyu dillerde dolaşacak estetikliği yanında, bu açıklama karga gaklaması gibi kalsa da, yine de Dünyaya meydan okumak değil midir?
Amerika bugün için tek başına kimsenin kafa tutmaya cesaret edemediği bir “Büyük” devlet kabul ediliyor. O kabulleniş sebebiyledir ki, herkesin gözü önünde Afganistan işgal ediliyor, Irak işgal ediliyor, Putin’in gözünün içine baka baka Eski Sovyetler Birliğinden bakiye kalan Cumhuriyetlerde renk renk sivil devrimleri mısır patlatır gibi patlatıyor.
Dünyaya hâkimiyet yolunda kullandığı önemli argümanlardan biri olan Evangelizm, Katolik dünyasına lanse edilen Haçlı seferi duygusu, Türkiye’de Bartholomeos’a ekümeniklik atfedilmesi ve böylece Ortodoks âlemine göz kırpması, “Dinlerarası Diyalog” yapılanmasını himaye ederek, Türkiye’deki cemaatleri, “Ilımlı İslâm Projesi” ile de Müslüman ülke halklarının öfkesini yatıştırmayı istemesi, hep dünya egemenliği için kullandığı argümanlardandır.
Osmanlı, eşref-i mahlûkat olarak gördüğü ve kabul ettiği insanlık adına hizmete müteallik vakıflar kurarak, samimi yardımlar yaparak, dil din ırk ayrımı yapmadan insanlığa hizmet etmeyi amaçlamıştır.
Amerika ise I. ve II. Dünya savaşında yorgun düşen Avrupa ve Asya’nın kendi derdine düşmüşlüğünü fırsat bilip dünyanın her noktasına Osmanlı’nın yaptığı yardımlara benzer yardımlar yapmış ama iplerini CIA vasıtasıyla elinde tuttuğu yüzlerce sivil toplum örgütü ile de amacının insan hakları ve demokrasi peşinde değil, Dünya hâkimiyeti peşinde koşmak olduğunu göstermiştir.
ABD, Cihan hâkimiyeti mefkûresi sebebiyle kendisi tüm dünyanın yer altı ve yerüstü zenginliklerine aç kurtlar gibi saldırırken, bir yandan da, bu saldırısında kendisine engel olabilecek yegâne duygu olan milli devlet ve milli yapılanma duygusunu köreltmek, zedelemek, hatta mümkünse ortadan kaldırmak için her türlü enformasyona baş vurmaktadır.
Dünyanın global bir köy olarak söylenmesi, ekonominin globalleştiğinin altının çizilmesi, kazan kazan isimli formüllerin geliştirilmesi, karşılıklı birbirine bağımlılık mutabakatlarının savunulması gibi görünüşte hoş ama içi boş söylemlerin hepsi, teyakkuz halindeki milli ruha sahip dinamiklerin gönlünü almaktan ibarettir.
Bu dezenformasyon, bilerek bilmeyerek özellikle bizim ülkemizdeki lider kadrosu gibi kadroları ve medyadaki tetikçileri, bir kısım aydını vb etkilemekte ve birçok ülkenin ekonomisinden daha büyük ekonomisi, onlarca ülkenin gücünden daha büyük askeri gücü ve teknolojisiyle ABD’yi karşısında ram olunması lazım gelen bir güç olarak görüyorlar. Bu vehim ne yazık ki üç kıvrımlı beyinlileri hakikaten korkutuyor. Dolayısıyla Amerika’nın kendilerine uzattığı zeytin dalına tutunmak için can atan, ona şirin gözükmek için ellerinden geleni yapan zavallı birer güvercin durumuna düşüyorlar.
Bugün kendi kişisel menfaatini, ülke menfaatinin önünde tutabilecek kadar haysiyetsizlikle suçlananların aslında yüreklerini kaplayan korku Amerika’nın bu dezenformasyonundan etkileşimdir.
Bu sebeple eli kalem tutan korkaklar entelektüellik adına, eli silah tutan korkaklar stratejik ortaklık adına, eli dosya tutan bürokratlar müttefiklik adına, eli para tutan tüccarlar global ekonomi adına bu kartondan kaleye benzeyen devletin taşeronluğuna teşne olup, aşağılık korkularını kamufle etmeye çalışıyorlar.
Oysa bu korkulan devin (!) bugün kendi kendini yiyip bitiren; ekonomik darboğaz içinde oraya buraya saldıran hantal yapısını, birbiriyle çelişmeye başlayan kokuşmuş istihbarat düzenini, dünya gelirinin yüzde 40’na el atmış olmasına rağmen doymak bilmeyen iştah ile çıldırmak üzere oluşunu, kendi büyütüp beslediği terör örgütlerinin hışmıyla tir tir titrediğini, büyük bir devlete yakışmayacak derecede, bırakın küçük devletleri, aşiretlerle bile ahbap çavuş ilişkiler içinde bulunacak derecede tezellül durumuna düştüğünü göremeyenler, ABD’nin cihan hâkimi, Dünyanın jandarması olduğunu vehmederler.
Oysa cihan hâkimiyeti olabilmek için Conilik tek başına yetmez. Conilikle değil Dünyaya hâkim olmak, Irak’a dahi hâkim olunamaz. Cihana hâkimiyet, tarihinde medeniyet bulunmasını da gerektirir. Millet olma hasletini de gerektirir.
Menfaatler topluluğu, bırakın millet olmayı, menfaat için yarın birbirini boğazlar.
Örneğin bir Çanakkale savaşında “Size ölmeyi emrediyorum!” denildiğinde, hiç itirazsız ve sanki ölüme değil de düğüne gidermişçesine düşmana hücum eden Türk askerinin inancı, cesareti, yüreği, vatan sevgisi var mıdır Coni’de?
Bir elektrik kesintisiyle hayatı felç olabilen, neye uğradığını şaşıran bir devlet nasıl dünyaya hükmetmekten söz edebilir.
Bugün Amerika’da çalışmakta olan binlerce yabancı, yarın kendi ülkelerinin menfaatini ön plana çıkardığında ABD’nin menfaati kalır mı?
Öyleyse bu teslimiyetçilik neden? Bu korku neden bu ağzının içine bakış neden? İnsanda biraz haysiyet olur be… Nerde kaldı Yavuz Sultan Selim’in torunluğu? Nerde kaldı Mustafa Kemal’in bağımsızlık karakteri?.

Peki  ABD, dünyanın jandarması mı magandası mı?


ABD’nin Cumhuriyetçi başkanı Trump, Bush’un izinden giderek sert bir politika uyguluyor. Kavga etmeye, vurmaya, kırmaya, bombalamaya mazeret arıyor. Bulamazsa kendisi üretiyor. Peki, ABD Bush’tan neden vazgeçmişti? Biraz hafızamızı yoklayalım. 11 Eylül saldırılarını bahane ederek İslam coğrafyasına çullanan Bushlu ABD, Afganistan’da, Irak’ta tam bir vahşet sergiledi. Milyonlarca masum sivili tüm dünyanın gözü önünde acımasızca katletti. Ebu Garip’teki iğrenç görüntüler, Felluce’de, Tel Afer’de köpeklere bırakılan cesetler hala hafızalarda… Dolar ve imajla ayakta duran ABD’nin imajı yerle bir oldu. Batılı ülkelerde bile ABD karşıtlığının seviyesi yüzde 90’ları buldu. Tabi bu saldırganlığın ABD’ye de faturası vardı, binlerce askerini kaybetti ve bu savaş politikaları içeriden, ABD halkından da büyük tepki çekti. Dışarıda imajın sıfırlanmasına ve içeride yaşanan tepkilere daha fazla dayanamayan ABD politika değişikliğe gitmek zorunda kaldı. Siyahî bir başkan; hedefte olan ülkeleri direkt işgal yerine, içerideki isyanların teşvik edilmesi gibi kılıfına uydurulmuş, insan hakları postuna bürünmüş sinsi politikalara geçiş yaşandı. Yanlış anlamayın, Obama döneminde Bush döneminden daha az işgal yaşanmadı, ama görüntüye dikkat edilmeye çalışıldı. Yani ABD’nin Bush’tan vazgeçmesinin nedeni bu saldırgan politikaların ABD’ye de büyük darbe vurmasıydı. Şimdi ABD, Trump’la aynı sert politikalara döndü. Önce Meksika sınırını kapatmakla, dışarıda yapılan üretimlere kısıtlama getirmekle, İslam ülkelerinden ABD’ye gelenlere ABD vatandaşı da olsa engel koymalarla başlayan ve büyük tepki çeken Trump, sağa sola saldırmayla, vurmayla, öldürmeyle Bush’u aratmayacak şekilde devam ediyor.  Musul’da son 5 ay içinde 4000’i aşkın sivili katletti. Üstelik bunu normal kabul ederek, özrü kabahatinden büyük açıklamalarla… Neymiş efendim, bir teröristle birlikte 10 sivili öldürmek normalmiş. Gerçi, bir anda 500’ü aşkın sivili öldürdüğü saldırılarda 1’e 100 katletti. Suriye’de camide, okulda katlettikleri yüzlerce sivil ise cabası… ABD pervasızca sivilleri katlediyor, hatta bazen hızını alamayıp “en iyi müttefikim” dediği YPG’lileri de vuruyor, geçen 18 tanesini katletti, “pardon” dedi. Alışkanlık işte… Demokrasi bahaneleriyle Suriye’yi bölüp parçalayan ABD, kimyasal saldırı bahanesiyle de Suriye’nin üssünü vurdu. Kimyasal saldırının Suriye tarafından yapıldığını kanıtlayan bir delil sundu mu, hayır. Soruşturmaya bile mahal vermeden 59 füzesini gönderdi. Daha bu konu aydınlanmamışken, Afganistan’da nükleer olmayan en güçlü bombasını denedi. Yanlış anlamayın, ABD’nin derdi IŞİD değil, bombasını denemek. ABD’yi iyi tanıyın. 2. Dünya Savaşı’nda da bunu yaptı. Japonlar pes etmelerine rağmen Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombalarını attı, yüzbinleri katletti. Hedefi atom bombasının etkisini test etmekti. Canlı denek de Japonlar oldu. Bugün de Afganlılar… Görünen o ki ABD, git-gel yaşıyor. Dünya Bush’tan bıkmıştı, şimdi Trump Bushlaştı. Bu sertlik, kabadayılık, küresel magandalık Bush’a fayda sağlamadı ki Trump’a sağlasın. Göreceksiniz çok yakında buna şahit olacaksınız. ABD Obama’yla da yapamadı, çünkü sömürü sistemi olan Kapitalizmle adamlar diplomasiyi fazla yürütemiyorlar, hemen sağa sola saldırma gereği duyuyorlar. Ama bir gerçek var ki zulümle asla payidar olunmaz. Eğer olunsaydı bugün Roma İmparatorluğu hala var olurdu, şimdi sadece filmlerde görüyoruz. Payidar olmak; adaletle, hakları vermekle, paylaşmayla, saygı duymakla, milli ve bağımsız olmakla mümkün olabilir, bunun adı da Milli Ekonomi Modeli’dir, Sosyal Devlet-Milli Devlet’tir.

17 Ekim 2017 Salı

ABD GÜVENİLİR BİR MÜTTEFİK Mİ?

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Tamer Ashraf
ABD'den şok açıklama: "Türkiye bir Ortadoğu ülkesi"
ABD Obama dönemi Dışişleri Bakan Yardımcısı Gordon, Financial Times'ta yayımlanan makalesinde "Türkiye artık güvenilir bir müttefik değil ve bir Ortadoğu ülkesi" ifadelerini kullandı.
BBC Türkçe'nin haberine göre, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon, ABD ile yaşanan vize gerginliğinin ardından Financial Times'ta yayınalanan bir makalesinde Türkiye için "Artık bir Ortadoğu ülkesi" ifadelerini kullandı.
PEKİ AMERİKA MÜTTEFİK BİR DEVLET Mİ?
Kimse Ayranım ekşi demiyor.Bugüne kadar Amerika İsrail dışında hangi ülkeye müttefik olmuştur.
Bütün Ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış,İşi bitince kirli bir mendil gibi atmıştır.Peki kullanılan ülkelerin çıkarları,Mesela Türkiye’nin Çıkarlarına ABD bugüne kadar nasıl bir müttefiklik göstermiştir…..
ABD bu; mesajı bazen eski bürokratlar üzerinden verir. O yüzden, Gordon’un sözleri ABD yönetiminin Türkiye’ye karşı gelecekte izleyeceği stratejiyi de özetliyor. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor, “Peki ABD güvenilir bir müttefik midir?”
ABD, Tükiye’nin yıllardır mücadele ettiği terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG’ye toplam 2 bin kamyondan oluşan 50 bin kişi donatacak kadar silah ve mühimmat verdiyse ve Türkiye’nin Kuzey sınırı boyunca bu örgütün kontorülünde bir koridor oluşturmaya çalışıyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.

FETÖ’cüleri koruyor

ABD, kendi İç Güvenlik Bakanlığı’nın gönderdiği ve mahkemeye ulaşan belgelere göre darbenin sivil imamı Kemal Batmaz’ın FETÖ lideri ile ilişkisi ortaya çıktığı halde, ifadelerle, fotoğraflarla 15 Temmuz darbe girişimi ile FETÖ bağlantısı ispatlanmasına rağmen hala Fetullah Gülen’i korumaya devam ediyorsa bence güvenilir müttefik değildir.
ABD, darbeye karıştığı açık olan kişilerin geçerli pasaportu bile olmadan ülkesinde kalmasına göz yumuyor, onları Türkiye’ye karşı istihbarat operasyonu aracı olarak kullanıyorsa bence güvenilir müttefik değildir. Kavgaya karıştığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumaları hakkında tutuklama kararı çıkarıp, iki Türk’ü tek tip turuncu elbiseyle hapsediyor, 80 koli belgenin kapağını açıp Türkiye’de darbe girişiminde bulunan FETÖ’cülere tek bir soru sormuyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.

Siyasi operasyon

ABD, FETÖ’cü polis ve savcılarla sıradışı ilişkilere giren İstanbul Konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanması sonrası halkı cezalandırarak kaos yaratmaya çalışıyorsa bence güvenilir müttefik değildir.
ABD, ezeli düşmanı Rusya’ya bile daha önce uygulamadığı tüm vize başvurularını askıya alma kararını Türkiye’ye uyguluyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.
ABD, Rıza Sarraf davası üzerinden Türkiye’yi “teröre yardım eden ülke” gibi yargılamayı amaçlıyor, siyasi operasyon yapıyorsa bence güvenilir bir müttefik değildir.
PYD'ye yardım sonrası 10 soruda Türkiye-ABD ilişkileri
ABD’nin PKK uzantısı PYD terör örgütüne silah yardımı kararı sonrası ABD-Türkiye ilişkileri nasıl olması gerekir dersek 40 Yıllık Türkiye’nin Kanını emen PKK terör örgüne desdek veren Amerika nasıl müttefik olabilir.
ABD 2012 sonrası Suriye politikasını PYD üzerine kurdu. Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturma planı vardı ve bu düzlemde gidildi. O nedenle ABD yönetiminin PKK uzantısı PYD terör örgütüne silah yardımı yapması yeni bir durum değil. Doğrudan silahlandırma projesi Obama dönemine aitti. Donald Trump, 20 Ocak'ta yemin ettikten sonra silah sevkiyatı sürdü. Pentagon sevkiyatın Obama döneminde alınan kararın devamı olduğunu savunmuştu. Bugün gelinen noktada ise Donald Trump'ın onayıyla doğrudan silah sevkiyatı başladı.
Özellikle Irak ve Suriye'de görevli Centcom tamamen PYD'ye odaklı bir askeri yapı. Ve Obama'nın Suriye-Irak'taki askeri ekibi şu an mevcut politikayı da yürütüyor.
Trump'ın onayı ve Pentagonun açıklamalarına gelecek olursak, Türkiye ile ilişkiler konusunda çok hassas olduklarını görüyoruz. Yapılan yanlışı kabullenmeseler de bu yanlışın Türkiye'ye karşı olmadığını, Türkiye'nin bundan hiçbir şekilde zarar görmeyeceğini ısrarla vurguluyorlar. Yani Amerika, "biz PYD'ye silah veriyoruz ama sizinle de ilişkilerimizin kötüye gitmesini asla istemiyoruz" diyor.
Çocuk Kandırıyorlar.Dalga geçer gibi mesaj ve açıklama yapıyorlar.
"Rakka operasyonu bittikten sonra PYD ile işimiz bitecek" diyorlar, Başbakan da bunu açıkladı. ABD'nin sözlü taahhütlerine güven olmaz ama karşılarında da öyle birkaç lafla kandırabilecekleri bir Türkiye yok.
Bundan sonra nasıl olur da Türkiye-ABD ilişkileri  nasıl iyiye gidebilir.?
ABD Senatosu'nda gerçekleşen 'ABD-Türkiye ilişkileri' oturumunu değerlendiren Uzman Gencehan Babiş, ABD'nin Türkiye'den ‘müttefiklerinin çıkarlara uygun' davranmasını beklerken YPG'ye yardımı kesmeyip Fetullah Gülen'in iadesi etmemesinin ikili ilişkilerde daha büyük sıkıntılara yol açacağı görüşünde.

Türkiye ve ABD'nin tek taraflı müttefikliği ne kadar sürer?

ABD Senatosu'nda tartışma: Türkiye bir müttefik olabilir ama ortak değil

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu'nda Çarşamba günü düzenlenen "ABD-Türkiye İlişkilerinde Öncelikler ve Zorluklar" başlıklı bir oturum, ABD-Türkiye ilişkilerindeki kaygan zemini ve muğlaklaşan yakın geleceği bir kez daha ortaya koydu. Türkiye'nin NATO'da güçlü bir ‘müttefik ama ortak olmadığına' işaret edilen görüşmede, hava savunma sistemi olmayan Türkiye'nin Rusya'dan alacağı S-400'lerin ‘Türkiye'nin müttefiklerinin çıkarlarına ‘ters' olduğuna değinildi. Halihazırda F-16 pilotlarının eğitim süreçlerine ilişkin Ankara ile anlaşmazlık içinde olan Washington yetkilileri, Türkiye'nin pahalı, yüksek teknoloji ürünü silahların geliştirilmesi ve satın alımı süreçlerine katılmasına kısıtlamalar getirilmesini de tartıştı.
Türkiye'nin ‘ABD'nin çıkarlarına uygun davranması gerektiği' fikrinde buluşan senatörler; Türkiye tarafından PKK'nın uzantısı ve ‘terör örgütü' olarak tanımlanan YPG ile iş birliği yapmaya kendilerini itenin de bizzat Ankara olduğunu savundular. Oturumdan çıkan bir diğer karar ise Türkiye'ye ‘Gülen'in iade süreci ve Rıza Sarraf davasının siyasileştirilmemesi' konusunda çağrı yapılması oldu. ABD Senatosu'nda gerçekleşen ve ‘Türkiye'den tek taraflı olarak ‘müttefikliğe uygun davranış' beklendiği sonucuna varılan oturumu, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analiz Merkezi'nin (TÜRKSAM) ABD araştırmaları uzmanı Ahmet Gencehan Babiş, Sputnik'e değerlendirdi.

 ‘ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN İÇERİĞİ ARAP BAHARI'NIN ARDINDAN BOŞALDI'

ABD-Türkiye ilişkilerinin başarısızlıkla sonuçlanan Arap Baharı sürecinin ardından çıkmaza girdiğine işaret eden Babiş "Türk- Amerikan ilişkilerine son dönemde bakıldığında ilişkilerin ne içeriğinin ne de modelinin tam olarak belirlenmediğini görebiliyoruz. Özellikle Arap Baharı'nın başarısızlığından sonra ilişkilerin muhtevası bir bakıma boşaldı. Özellikle 15 Temmuz sonrası gerek FETÖ terör örgütünün ele başının iade edilmemesi ve Diğer taraftan YPG'ye silah desteği Türkiye'nin hoşuna gitmeyecek gelişmeler oldu. Son olarak, 17-25 Aralık süreciyle ilgili olarak Zafer Çağlayan'a dava açıldı. Kısacası tüm bu süreç, son derece gergin devam eden Türkiye-Amerika ilişkilerine işaret ediyor" dedi.
Türkiye'nin pahalı, yüksek teknoloji ürünü silahların geliştirilmesi ve satın alımı süreçlerine katılmasına kısıtlamalar getirilmesinin gündeme getirildiğinin hatırlatılması üzerine Babiş ""Türkiye'nin NATO bünyesinde kullandığı füze ve silahların birçoğunun yazılımı ve fikri mülkiyeti Türkiye'de değil, bu bilgi transferi zaten yapılmıyor. Türkiye'nin milli sanayisini daha da ilerletmesi gerekiyor. Hava savunma eğitimlerinde çeşitli iş birliklerine gidilmesi ve yerli sermayesinin geliştirmesi taraftarıyım" dedi.

 ‘ABD, TÜRKİYE'NİN KIRMIZI ÇİZGİLERİNE SAYGI GÖSTERMİYOR'

ABD'nin Türkiye'nin kırmızı çizgileri olan hususlarda müttefike yakışır şekilde davranmadığına işaret eden Babiş "Amerika'nın da Türkiye ‘nin kırmızı çizgilerine saygı göstermesi gerekiyor. Türkiye'nin etrafında, alfabenin farklı harfleriyle süslenerek terör örgütü değilmiş gibi gösterilmeye çalışan terör örgütlerine yönelik desteğini kesmesi ve bu örgütlerin desteklenmesinin önünü kesmeden, terör konusunda istihbarat paylaşımına gitmeden ilişkilerin çok da sağlıklı gittiğini söylemek zor. ABD, Türkiye'nin terör örgütü olarak tanımladığı örgütleri yanına almış durumda. Uzun vadede de bu ilişkiler açısından büyük sıkıntılar yaratacaktır. Ayrıca, asıl anlaşamama noktası FETÖ'nün iadesi. Şu ana kadar çok umut dolu açıklama gelmedi" ifadelerini kullandı.

‘ABD'NİN TUTUMUNUN MÜTTEFİKLİKLE ALAKASI YOK'

ABD'nin Türk F-16 pilotlarının eğitimi için uzmanlarını Türkiye'yi göndermeyi kabul etmediğini hatırlatan Babiş "Bu süreçte ABD, Türk pilotların ABD'de eğitilmesi konusunda diretmişti. Ancak bir yandan da Türkiye'nin sınırındaki terör örgütlerine yardımı sürdürüyor. Bu tavruın müttefiklikle bir ilgisi yok. Türkiye serzenişte çok haklı" dedi.
ABD'nin tutumunun ilişkileri olumsuz etkileyeceğine değinen Babiş "İlişkilerin daha da durağan hale gelmesi muhakkak eğer bu tavır aynı şekilde giderse. Ancak Türkiye NATO üyesi bir ülke ve Türkiye, iki gün içerisinde elini sallayarak NATO'dan çıkamaz. Bu yüzden statükonun hem ABD'yi hem de Türkiye'yi frenlemesi gerek" diye ekledi.

Not:ABD'nin kendi çıkarları ve Dünya'daki gücünü koruması için Her türlü yola başvurduğu,Müttefik dost olduğu ülkelerin iç işlerine karışıp gizli ortak olarak hareket ettiği,Çıkarları İçin DEASH,El Kaide gibi örgütleri kurup organize ettiği sonra bunları yok etmek adına Ülkeleri işgal ettiği,En Son Deash bahanesi İle Irak'ta İsrail güdümlü yapay devlet kurma çalışmaları,Deash Bahanesi İle Suriye'de PKK terör örgütüne binlerce Tır silah yardımı yaptığı,Türkiye'de Darbe girişimini organize ettiği,Artık güneş kadar açık ve nettir.Geçmişte Irak ve İran Savaşının Mucidi de Amerikadır.Arap Baharı organizatörüde Amerikadır.Kısa ca Amerika İsrail Çıkarları İçin Ortadoğu'da dökülen kanın Tüm şer odaklarının sahibidir.
Amerika'ya güven olmaz.Tam Bağımsız Türkiye Olmadan Ortadoğu'da ayakta kalınmaz.....

13 Kasım 2017 Pazartesi

ABD'NİN OYUNCAĞI DEASH GÖREVİNİ TAMAMLADI

DEAŞ çöle dönüyor misyonu şimdilik bitti
Suriye ve Irak’ta haritaların yüzde 65’ini değiştiren terör örgütü DEAŞ, PKK ve peşmergeye alan açtıktan sonra misyonunu tamamladı.
Terör örgütü DAEŞ çöle dönüş kararını sözcüsünün 6 dakikalık video kaydıyla açıkladı. DEAŞ sözcüsü eyleme ilk başladıkları Irak’ın Anbar kentine çekileceklerini, varlıklarını ‘devletsiz ve topraksız’ sürdüreceklerini söyledi. Çöldeki kamplarda bombalı eylemler için eğitim verilecek.
ABD ve İsrail'in sahadaki en önemli maymuncuğu DEAŞ, Irak-Suriye görevini tamamladı. Terör örgütü, yayınladığı videoda bundan sonra faaliyetlerinin 'devletsiz ve topraksız devam edeceğini' bildirdi. Irak'ta doğduğu yere, Anbar kırsalına dönen örgütün yeni hedefi ise Suudi Arabistan'ın parçalanması planında kritik roller üstlenmek.
Örgütün yeni görevi: Arabistan’ı bölmek
Suriye ve Irak’ta sahaya indikleri 2013 yılından itibaren her iki ülke haritasının yüzde 65 değişmesine neden olan terör örgütü DEAŞ, yayınladığı bildiri ile ‘çöle dönüyoruz’ mesajı verdi. İlk saha pratiklerine başladığı Irak’ın Anbar eyaletine yeniden döneceklerini açıklayan DEAŞ sözcüsü, bundan sonraki varlıklarını ‘devletsiz, topraksız sürdüreceklerini’ belirtti. DEAŞ terör örgütü tarafından yayınlanan 6 dakikalık videoda çölde kurulacak yeni kamplarda eğitimlere devam edileceği ve örgüt tarafından belirlenen hedeflere bombalı eylemlerin süreceği ifade edildi. Örgüt, Irak ağırlıklı eylemlerin Necef, Bağdat, Basra bölgelerinde yoğunlaşacağını duyurdu.
ANBAR’DA BAŞLAMIŞTI
Irak’ın Suriye sınırındaki Rava bölgesini kaybeden DEAŞ, Suriye’de ise Ebu Kemal ilçesinden çekildi. 2014 yılından başlayarak işgal ettiği son toprak parçalarını da kaybeden DEAŞ, varlığını Suriye’de Bediyetul Şam, Irak’ta ise Anbar vilayeti kırsalında sürdürme kararı aldı. ABD’nin Irak’a girmesiyle birlikte örgütün beyni olan Albay Ebubekir Hacı ile Müslüm Türkmeni, ilk saha deneyimlerini de yine Anbar bölgesindeki çöllerde gerçekleştirmişti. Saddam Hüseyin döneminde Irak istihbaratının üst düzey isimlerinden biri olan Ebubekir Hacı, Suriye’nin Tel Rıfat beldesinde muhalifler tarafından öldürülürken, Müslim Türkmeni ise Irak’ta örgüt saflarında can verdi.
ANAHTAR ŞİMDİ BAŞKA KAPILARI AÇACAK
ABD-İsrail ekseninin sahada planlarını hayata geçirmek için kullandığı bir anahtar işlevi gören DEAŞ, kısa süre öncesine kadar Suriye ve Irak’ı adeta rehin almıştı. 2013 yılından itibaren Suriye’de 55 bin kilometrekarelik alanda hakimiyet kuran terör örgütü, Irak’ta ise 90 bin kilometrekareyi işgal etti. İdlib kırsalından Basra Körfezi’ne uzanan bölgede korsan devlet ilan eden DEAŞ, 2014-2016 dönemi boyunca yükselişini sürdürdü. Rakka, Felluce, Kerkük, Musul, Deyrizor, Haseke, Halep, İdlib, Anbar, Diyala, Humus, Şam ve Selahaddin’e uzanan hat boyunca 17 vilayette hakimiyetini ilan eden DEAŞ’ın militan sayısı 2016 yılı başında 90 bini aşmıştı.
Suud’da kamplar hazır

Suriyeli Ortadoğu uzmanı Zekeriya Mollahafci, Irak ve Suriye’de misyonunu tamamlayan DEAŞ’ın Ürdün üzerinden Suudi Arabistan’a taşınacağını söyledi. Irak ve Suriye’de kendisine verilen görevin sonuna gelen DEAŞ’ın Libya ve Suudi Arabistan’ın parçalanmasında da önemli rol oynayacağını kaydeden Mollahafci, Suudi Arabistan’ın Asiyr bölgesi başta olmak üzere 3 farklı noktada örgüte karargâhlar hazırlandığını iddia etti. Suriyeli uzman, benzer durumun Libya için de geçerli olduğunu, 2018 yılından itibaren Libya ve Suudi Arabistan özelinde DEAŞ etkisinin daha görünür hale geleceğini kaydetti.

30 Ocak 2018 Salı

ABD PKK DEASH ORTAKLIĞI ;Afrin'de sıkışan teröristlere 'destek' geldi!

PYD/PKK, Afrin'e Fırat Nehri’nin doğusundan yeni DEAŞ’lı gruplar getirdi. Terör örgütünün, yeni gelenleri Afrin hapishanelerinden bıraktığı DEAŞ'lılarla birleştirip TSK ve ÖSO'ya karşı kullanacağı öngörülüyor.

Suriye’de terör örgütleri PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki kirli pazarlıklara yönelik yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. PYD/PKK’nın, gidecek yeri kalmayan DEAŞ’lılardan faydalanmak için kendilerine yeni bir hayat vaat ettiği ve bir kısım DEAŞ’lıyı Fırat Nehri’nin doğusundan Afrin’e taşıdığı öğrenildi.
PYD/PKK ile DEAŞ arasındaki pazarlıklara dair istihbarat çalışması yürüten Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) özel operasyonlar komutanı Cemil Karmo, PYD/PKK’nın bombalı suikastinden yaralı kurtulduktan sonra, elindeki bilgileri AA’yla paylaştı.
Karmo, PYD/PKK’nın DEAŞ’lıların kaçacak ve yaşayacak yer konusunda çaresiz kalması üzerine bu fırsatı değerlendirdiğini anlattı. ÖSO’nun özel operasyonlar komutanı Karmo, şunları kaydetti:
“PKK, özellikle (ABD desteğiyle) Rakka’yı işgal ettikten sonra genel ilişkiler bürosu kurdu. Birçok yabancı DEAŞ elemanına PKK saflarına katılmaları karşılığında cezadan kurtulacaklarını, vatandaşı oldukları ülke tarafından takip edilmeyeceklerini ve isimlerinin terör listesinden kaldırılacağını vaat etti. Hatta tanınmış DEAŞ’lıları da kurtarma sözü verdi. PKK, kendilerini özel görevle örgüte (casus olarak) soktuğunu ilan edip söz konusu isimleri temize çıkarmayı teklif etti. Seçme şansları olmayan DEAŞ’lı teröristler bu teklife umut bağladı.”
PYD/PKK’nın getirdiği teklifin DEAŞ tabanında çok etkili olduğuna dikkati çeken Karmo, “PKK saflarına katılan yabancı teröristler şimdi kendi ülkelerindeki diğer DEAŞ’lı teröristlere mesajlar gönderip, PKK’ya katılarak kurtulma çağrısı yapıyor.” dedi.
DEAŞ’tan ayrılarak PYD/PKK’ya katılan teröristlerin bir kısmının yaklaşık bir hafta önce Afrin’e dağlık ve ormanlık alandaki kamplara getirildiğini ifade eden Karmo, Fırat Nehri’nin doğusundan taşınan DEAŞ’lıların geçişi Beşşar Esed rejiminin kontrolündeki topraklardan yaptıklarını söyledi.
ÖSO komutanı, Afrin'e taşınan DEAŞ'lıların PYD/PKK tarafından TSK ve ÖSO'nun önüne sürüleceğini dile getirdi.
Karmo, “Suriyeli ve yabancı teröristlerin Fırat’ın doğu bölgesinden seçilmelerinin sebebi, Afrin’i bilmiyor olmaları. Afrin’in yabancısı olunca PKK’nın tam kontrolünde kalacaklar.” diye konuştu.
Terör örgütü PYD/PKK’nın Afrin hapishanelerindeki DEAŞ’lıları, Zeytin Dalı Harekatı nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri ve ÖSO'ya karşı savaşmaları şartıyla serbest bıraktığı daha önce AA tarafından haberleştirilmişti.
-“PKK, DEAŞ’tan bomba tekniklerini öğrendi”
ÖSO özel operasyonlar komutanı Karmo, DEAŞ’lıların PYD/PKK’ya katılımının ardından bombalı yüklü araçla saldırılarda artış yaşandığına işaret etti. Karmo, “PKK, DEAŞ’tan kendi saflarına kattığı elemanlardan özellikle bombalı araç hazırlamayı, bomba yapma ve suikast düzenleme tekniklerini öğrendi. Bu bölgede bir süredir bomba yüklü araçlardan ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bu saldırıları DEAŞ üstlenmedi. Daha sonra saldırıları düzenleyenlerin PKK olduğunu tespit ettik ve bazı hücrelerini yakaladık. Bizzat ben iki hafta önce PKK tarafından bomba yüklü bir motorsikletle hedef alındım. Halen tedavi görüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
- PKK’ya alınmayan DEAŞ’lılar Türkiye’ye yönlendirildi
PYD/PKK’nın bünyesine almadığı DEAŞ’lıların durumuna da değinen Karmo, “PKK’ya almadıkları DEAŞ’lıları da örgüte bağlı bir kaçakçılık şebekesi aracılığıyla para karşılığı Türkiye’ye soktular. (Suriyeli olmayan) DEAŞ’lıların bir şekilde ülkelerine (Türkiye üzerinden) dönüşünü kolaylaştırarak Türkiye’nin teröre destek verdiği algısını yaratmayı amaçlıyorlar. Bazı DEAŞ’lılar Fırat Kalkanı bölgesinden kaçırılmaya çalışıldı ama bazıları ÖSO tarafından yakalandı. Aralarında DEAŞ’ın eski Cerablus sorumluları gibi önemli isimler vardı. Bunların hepsi PKK bölgesinden geldiler.” ifadelerini kullandı.
- Münbiç’te ABD unsurları yakınında DEAŞ ekibi
Karmo, Münbiç’teki istihbarat çalışmalarında rastladıkları ilginç bir bilgiyi de paylaştı. ÖSO komutanı Karmo, “Şu an Münbic’e bağlı Arima beldesindeki bir ABD üssü yakınlarında, bir evde farklı uyruklardan 25 DEAŞ militanı var. Orada yaşıyorlar ve aileleri ile irtibat kurmak dahil her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Kaldıkları tam adresi biliyoruz. Neden orada tutuldukları ise meçhul.” dedi.
- “DEAŞ-PKK savaşı kurguydu”
Karmo, iki terör örgütü arasındaki savaşın birtakım istihbarat örgütleri tarafından kurgulandığına dikkat çekerek, “DEAŞ, önceden planlanmış ve hazırlanmış bir örgüttür. DEAŞ’ın kurulmasının hedefi Suriye devrimine darbe vurmaktı. DEAŞ’ın işgal ettiği alanların çoğu muhaliflerin elindeki bölgelerdi.” şeklinde konuştu.
“PKK ile DEAŞ arasında gerçek bir savaş yoktu. Genel anlamda DEAŞ'ın geri çekilmesinden ibaret bir süreçti.” diyen Karmo, “Son zamanlarda DEAŞ’ın birçok liderinin istihbarat elemanı olduğu ve bu kişilerin sıkıştıkları zamanda uçaklarla bölgeden alındığı ortaya çıktı. Belki sonradan başka ülkelerde ortaya çıkacaklar.” dedi.
- Afrin’deki elebaşları dışardan geldi
Karmo, Afrin’deki istihbarat çalışmalarında, yanlarında tercümanla gezen çok sayıda yabancı terörist tespit ettiklerini, ayrıca örgütün merkezi yapısının bulunduğu Kandil Dağı’ndan Afrin’e birçok elebaşının geldiğini bildirdi.
ÖSO komutanı, örgütün Afrin’de (sığınmacı) Arapların desteğini kazanmak için, “Afrin ile Münbiç’i birleştirdikten sonra İdlib’e girip orayı teslim alacağız ve size vereceğiz” vaadinde bulunduğunu kaydetti.

11 Ekim 2017 Çarşamba

PKK VE KURUCU ORTAKLARI ABD VE AVRUPA HAKKINDA

SADECE HAKİKAT VE GERÇEKLER
Merhaba 
Bugün Sizler çok önemli Hatta Ülkemiz ve Bu Ülkede yaşayan Herkesi ilgilendiren bir konuyu PKK'yı anlatacağım.Bu anlatıma geçmeden önce Araştırma ve Belgeleri ile sunum yapacağım.

Öncelikle bulunduğumuz bölge Ortadoğu,Binlerce yıl Önce Müslüman olmuş Müslüman olmayanlar azınlıkta kalmış,Hıristiyan,Yahudi,Ateşperest,Mecusi vs.Fakat hiçbir zaman Müslümanlar tarafından rahatsız olmadan yaşamışlardır.Bunun En büyük kanıtı Bin yıldır halen var olmalarını gösterebilriz.

Önce İslam devletleri,Sonra Selcuklu,Osmanlı bu topraklarda yüzlerce yıl kansız bir şekilde idare etmişlerdir.Osmanlı'nın yıkılışı ile Yüzlerce Devlet Devletcik kurulmuş,100 yıldır Ortadoğu coğrafyasında kan ve gözyaşı hiç dinmemiş.

Bunun En büyük sebeblerinden bir tanesi Yeraltı ve Yerüstü zenginlikleri ile dolu bu topraklara Göz diken Avrupalılar'ın 1570 yılından başlıyarak Müslümanlar arasında Fitne tohumları ekerek Dini tarikat ve mezhepler oluşturarak Sahte Müslüman toplulukları ve yöneticileri yetiştirmeleri.
Bu topraklar Osmanlı toprağı ve Bu güçlü imparatorluğu yıkmadan bu toprakların zenginliklerini çalamayacaklarını biliyorlardı.Bunuda önce Sahte din siyaseti özerinden başladılar.
Başarılıda oldular,Zaman zaman Osmanlıda şeyhler ve tarikatlar isyanlarda bulunmaya başlıyor.Her severinde bu sahte din adamlarına karşı başarılı olan Osmanlı karşısında Dinin yanında Etnik kimliklerde kaşınmaya başlanıyor.
Bu konuda Ermeniler,Bulgarlar,Yunanlılar,Sırplar,Kürtler,Suud hanedanlığı,ve Osmanlı'nın para ve krallık ile kandırılmış paşalarını kullanıyorlar.

Bu konuda 1900'lü yıllara kadar başarılı olamayan Avrupalılar,Bulgarisyan ve Yunanistan gibi balkanlarda devlet kurmayı başarıyorlar kendileri yerine burada kurulan devletcikleri Osmanlı'nın önüne atıyorlar.

Sıra gelmişti Ortadoğu'ya Direnen Osmanlı'yı İçeriden isyan ve Ayaklanmalar ile dışarında savaşarak yıkmış Anadolu bile igal edilmişti.Birleşmiş Avrupalıya karşı çaresiz kalan Osmanlı teslim olmuşken Anadolu'da tekrar doğan güneş Türkiye Cumhuriyet'inin kurulması ile devam edecekti.

Kurulduğunda Askeri zayıf Silah ve cephanesi olmayan,parası olmayan,halkı perişan Genç Türkiye Büyük atılımlar yaptı.Kısa zamanda kendini toplamayı başardı.Bunu gören Avrupalılar ve Amerika Türkler ayağa kalkarsa Tüm kazanımlar elden gider korkusu ile 1945 yılından sonra ajan ve casuslar aracılığıyla devletin tüm kılcal damarlarına sızmaya başladı.STK'lar kuruldu,gazeteler,dernekler,vakıflar kuruldu.Hemen hemen her kesim ve etnik kimlikler üzerinden guruplaşmalar ve çalışmalar başlatıldı.Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bağımsız ve faydalı bir icraata kalkışsa bu STK'lar harekete geciyor gazeteler büyük bir yaygara ile hükümetin elini kolunu bağlıyordu.Kurulduğunda savaş uçağı yapıp satan Türkiye Cumhuriyeti 1960'larda hiçbirşey yapamaz hale getirildi.Bu arada Türkiye Nato Üyesi bir Ülke Gümrük Birliği Marshall yardımları ile ayakta kalan sanayi ve ticaretinde Dışarıya bağımlı bir ülke haline getirildi.Ülkede Birşeyler yapmak isteyen bir hükümet olduğunda İçerideki taşeron örgüt ve Stk'lar devreye giriyor kaos ortamı yaratılıp Askeri darbeler İle Hükümetlere son veriliyordu.

Ama her defasında sivilleşme olduğunda halk Avrupalı'nın ve Amerika'nın istemediği Hükümetleri seciyordu.Bunun bir gün sorun olacağını gören Amerika zaten içeride 1000 lerce hazır olan adamları ile Marjinal silahlı Türkiye Cumhuriyetine kafa tutan örgütler kurdular silanlandırdılar.Örgütlerin Türkiye içinde yaptığı eylemler ve çatışmalarda 50,000 İnsanımızı katlettiler ve Milyarlarca dolar zarara uğramamıza sebep oldular.Türkiye hep zayıf kaldı.Güçsüz oldu.
Türkiye'de bütün bunlar olurken Petrol kaynağı Ortadoğu'da durum neydi.
Türkiye'nin güneyinde 2 devlet kuruldu.Suriye ve Irak,Doğusunda İran kuruldu.
Öncelikle İran ve Irak birbiri ile savaştırıldı milyonlarca müslüman birbirini öldürdü.
Sonra Irak'ta ve Suriye'de etnik kimlik üzerinde çeteler kurdurulup bu ülkeleri de bölmek için müslüman müslümana kırdırıldı.Filistin topraklarına İsrail denen Yahudi bir devlet kurularak Avrupa ve Dünyanın değişik yerlerinde dağınık yaşayan Yahudiler bu topraklara getirildi.
İsrail Devleti kuruluyor
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında soykırıma uğratmasından sonra Avrupa’nın Yahudiler için hiç de güvenli bir yer olmadığı iyice ortaya çıkınca, o ana kadar katı mülteci politikalarıyla Holocaust’a dolaylı yoldan katkıda bulunan ABD Başkanı Harry Truman, Batı’nın diyetini, Müslüman Arapların ödemesi için ilk adımı attı ve Filistin’e Yahudi göçüne ciddi kotalar koyan Britanya’dan 250 bin Yahudi'nin ‘derhal’ Filistin'e girmesine izin verilmesini ve göç limitlerinin kaldırılmasını talep etti. Bu baskı üzerine herkese mavi boncuk dağıtarak oluşturduğu kördüğümü çözemeyen Britanya konuyu 1947’de Birleşmiş Milletler’e (BM) götürmek zorunda kaldı.
O tarihlerde Filistin’de yaklaşık 1 milyon 200 bin Arap ve 600 bin Yahudi yaşıyordu. Ancak paylaşılacak coğrafya çok küçüktü ve taraflar birbirlerinden nefret ediyorlardı. Sonunda Filistin'i parça parça da olsa aşağı yukarı eşit iki parçaya bölen bir plan BM Özel Siyasi İşler Komitesi'ne sunuldu. Yüzölçümü bakımından bakıldığında plan Araplar için 1936’da Peel Komisyonu’nun önerisinden kötüydü. Ancak nüfus kombinasyonu bakımından da Yahudilerin aleyhine durum vardı. Çünkü Yahudi devletinde 498 bin Yahudi’ye karşılık 407 bin Arap yaşayacaktı. Filistin devletinde ise 725 bin Araba karşılık sadece 10 bin Yahudi yaşayacaktı. Nüfusun geri kalan kısmı ise BM denetimindeki Kudüs bölgesinde kalacaktı. Kudüs’ten vazgeçmek ise Yahudiler için de Araplar için de çok zordu.
Araplar duruma şiddetle itiraz ettiler ama Yahudi tarafı planı kabul etmeye karar verdi. 29 Kasım 1947 günü BM Genel Kurulu’nda 13 ret, 33 kabul (10 üye yoktu) oyuyla aldığı 181 (II) nolu kararla Filistin, Arap ve İsrail devletleri arasında bölündü. Karara göre azınlıklar korunacak, Filistinlilerin ekonomik gelişmesi için adımlar atılacak, Kudüs’e uluslar arası özel bir statü verilecekti. Yine karara göre, her iki devlet daha önce Filistin’in taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalar ve konvansiyonlara bağlı olacaktı. Böylece Balfour Deklarasyonu bir kez daha teyid edilmiş oluyordu.
Arapların Büyük Felaketi: ‘Nakba’
Ancak güçlerini abartan Filistinliler ve Araplar BM’nin bu kararını reddettiler. Yahudi tarafının buna cevabı 1937’den beri zaman zaman başvurdukları tedhiş eylemlerini sistematik hale getirmek oldu. 1948 yılı boyunca para-militer ‘savunma/saldırı’ örgütü Hagannah ve İrgun, Lehi, Stern gibi çetelerin eylemleri sonucu yüz binlerce Filistinli evlerinden kaçmak zorunda kaldı. Bu büyük kaçış, Filistin tarih yazımında ‘Nakba’ (Büyük Felaket) adıyla anıldı.
Askeri zaferler Siyonistleri cesaretlendirdi ve 14 Mayıs 1948’de BM taksim planında kendilerine öngörülen bölgede İsrail Devleti’ni ilan ettiler. Açıklamanın ertesi günü Suriye, Ürdün, Mısır, Lübnan ve Irak, İsrail’e karşı savaş açtı. 1948-1949 Arap-İsrail Savaşı’nı İsrail kazandı ve BM taksim planında Filistinlilere ayrılan toprakların bir bölümünü de işgal etti. Filistin’in güney ucunu oluşturan 6-8 kilometre derinliğindeki 363 kilometrekarelik bir şerit olan Gazze de Mısır’ın eline geçti. Savaş sırasında Arap Birliği’nin gi¬rişimi ile kurulan Filistin Ulusal Konseyi, 1 Ekim 1948’de başkenti Kudüs olan Filistin Devleti’ni ilan etti. Ancak egemen olacağı bir toprak parçası olmadığından bu devletin ilanı kâğıt üzerinde kaldı. Bunlar olurken, Türkiye Filistin Devleti’ni de İsrail’i de tanıdı. Ama biri hayali devlet diğeri somut devlet olduğu için, zaman içinde İsrail’le ilişkilerini kurumsallaştırdı.

Bundan sonra yaşananları anlatmaya yer kalmadı ne yazık ki. Belki ileride yine bu konuya dönmek mümkün olur.
İsrail Kurulduktan sonra Libya'dan Pakistan'a Yemen'den Türkiye'kadar olan bölgede akan kan ve gözyaşı daha'da arttı.Çünkü İsrail tüm müslüman ve Arapları Tehdit olarak algılıyor.Ülkeler içinde karışıklık çıkarıyor,örgüt ve çeteler kurarak arap ülkelerinin hiçbir şekilde güçlenmesini istemiyordu.

İsrail'in büyük Siyonist planı.

İsrail Büyük İsrail kurma peşine düştü.Siyonist'liğin fikir babası Theodor Herzl
'in büyük İsrail projesini gerçekleştirmek.Nil Nehri'nden Başlayıp Fırat'ın doğusunda kurulmak istenen BÜYÜK İSRAİL....

Bu kolay değildi,Çünkü bu topraklar Suriye Irak,İran ve Türkiye'de bulunuyordu.Bunu başarmak için dış güçlerin desdeğine ihtiyaç vardı.Siyonist Diaspora bunada çözüm buldu Amerika.Süper güç Amerika Artık İsrail lobisinin Emrinde idi.Önce İran ve Irak savaştırldı zayıflatıldı.Sonra Irakta kürt hareketleri başladı.Bu hareket İran Suriye Irak ve Türkiye'den toprak talep ediyor,Kürdistan adında devlet kurmak istiyordu.Her Ülke'de farklı isimlerde Kürt'lere bağımsızlık adı altında farklı örgütler kuruldu.Irak'da KDP VE KYB adı altında iki hareket.Türkiye'de PKK,Suriye'de 1957 (KDP)
İran'da İKDP Adında örgütler kurulmuş finansmanını Amerika üzerinden İsrail yapmıştır.

Bugüne gelindiğinde bu saydığımız örgütler Dünya'nın 3/4'ünden silah para lojistik ve siyasi desdek görmektedir.Hatta IKBY'nin 25 Eylülde yaptığı Referanduma sadece İsrail desdek vermiştir.
Amerika el altından desdeklemektedir.80 yıldır yerlerinden edilen,katledilen,Nüfus olarak çoğalmak bir tarafa devamlı azalan milletler çok daha büyük tehlike içerisinde.Bu Tehlike Kürtleri korumak ve bağımsızlık getirmek adına yapılan Kürdistan hareketi.Tehlike diyorum çünkü asıl amaç Kürdistan değil Büyük İsrail.

Büyük İsrail'in kurulması için Bu 4 Ülkeden en zoru Türkiye Cumhuriyeti Çünkü Burada Kürtler zaten Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetebiliyor,Genelkurmay Başkanı,Cumhurbaşkanı olabiliyor,Eğitim,sağlık verleşim ve Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı'nın Tüm haklarından faydalanabiliyor.Türkiye Cumhuriyeti zaten Kürtlerin Devleti ve Toprağı.

Suriye ve Irak'ta çok zorlanmadılar fakat Türkiye'de çok zorlanacaklar.Bunu'da başarmak İçin Önce Kürtler'in genetiğiyle oynayıp Türkler'den ayırmaları gerekiyordu.Önce Marksist bir PKK kuruldu.İlginçtir PKK kurulduğunda ilk iş Doğuda eyleme başladı ilk Kürtler'i katletti.Çünkü önce kürtler PKK'ya biat etmesi boyun eğmesi gerekiyordu.Yoksa nasıl Kürtler'in Temsilcisi olacaktıki.


Mardin'de PKK'nın gerçekleştirdiği katliam

PKK Kürtleri katlederken Türkiye'de konuşlanmış STK ve Diğer örgütler Devleti saçma sapan konularla meşgul edip Bölgeye eğilmesini engellemeye çalışıyordu.Devletin Kılcal damarlarına kadar İşlemiş yabancı aşıkları ajanlar hiç boş durmuyor.Arka planda PKK'ya desdek oluyor,Ön planda PKK'ya lanet okuyup Türk Kürt Kartını oynuyorlardı.PKK kurulduğunda 1 yahudi 4 Ermeni 1 Kürt'den oluşuyordu.Kaçırdıkları veya kandırdıkları Kürt gençlerini öne sürerek Sanki Bütün Kürtler PKK'lı imajı çizerek Batıda Kürt düşmanlığını körüklemeye çalışıyorlardı.Hatta Türkiye'de Siyasi partiler Bizim arkamızda kandil var diyerek aldıkları oyların kandil desdekcileri tarafından verildiği mesajını verdiler.Türkiye'de Çözüm süreci başladı PKK'nın siyasi ayağı Belediye başkanlıkları almış,Mecliste temsil ediliyordu.Kürt ve Türkleri Ayrıştırma Planı tıkır Tıkır İşliyordu,Bu arada HDP-BDP (PKK) li belediyeler Teröristlere açıktan lojistik sağlık ve Para yardımı yapıyor.PKK'lılar ve aileleri Belediyeden yiyecek ve para yardımları alıyor kritik noktalarda işe başlıyordu.PKK gibi düşünmeyen Kürtler teçrit edilip hatta katlediliyordu.Kültür merkezi adı altında Aile ve akrabalık ilişkileri sorgulanıyor.Kadınların kocalarından boşanıp dağa çıkarak Büyük kürdistan için mücadele etmeleri aşılanıyor.Yuvalar yıkılıyor çocuklar yetim kalıyordu.
Bütün Bu organizasyonu yapan Amerika-İsrail ve Türkiye'de uzun yıllar Din adına faaliyet gösteren Fetö,Pkk ve uzantıları üzerinden Türk Kürt Ayrıştırılıp iç savaş planlanıyor.Halk birbirini kırdıktan sonra Amerika Demokrasi-Barış adı altında bölgeye el koyarak ileride İsraile peşkeş çekmek için alt yapı hazırlıyordu.(Irak Kürdistan referandumu'ndan sonra Erbile gelen 2000 yahudi var gelmesi beklenen 200.000)


Bu plan Devlet tarafından fark ediliyor,çözüm süreci bitirilerek PKK-FETÖ ve yandaşlarına karşı tavizsiz bir mücadele başlıyor.Bölge yeniden imar ediliyor,teşvikler ile desdekleniyor,Silah gölgesinde yaşayan Kürtler nihayet nefes alıyordu.Kürtler Devlet'ten yana tavır koyuyordu.
ABD Türkiye'yi en sona bıraktı,Önce Suriye ve Irak halledilmeliydi,Öyleye Türkiye en zoruydu.
Suriye ve Irakta birleşik bir Kürt devleti kurulursa Türkiye Kürtleri bundan etkilenir ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı ayaklanırdı.Suriye'de PKK'nın kolu PYD ve YPG'ye 5500 Tır ağır silah verdi.DEASH ile mücadele adı altında.Bu silahların 5/1 i yeterdi zaten buna asıl amacı Amerikaya bağlı Bir Kürt ordusu kurmak.Kürtleri kullanarak Türkiye'ye savaş açmak.İşi Bitincede Kürtleri getirdiği yerleşimcilere boğdurmak.Tarihte 100'lerce örnek bulabilirsiniz.ABD'nin sattığı halklar için.

Türkiye Oyunu Gördü ve Suriye'ye girerek (Fırat Kalkanı) Birleşik Kürdistan'ın önünü kesti.
Irak'ta referandum yapıldı Sözde Kürdistan bayrakları yanında İsrail bayrakları sallanarak Kürlere İsrail kardeşliği provası yapılmış oldu.

Irak referandum'unun hemen Öncesinde  İran'da Kürler harekete geçirildi,Yaklaşık 20 yıldır İran’a karşı silah kullanmayan İKDP birden bire neden silaha sarıldı? Kurulduğu 1946 yılından sonra Tahran’a karşı silahlı mücadeleye başlayan İKDP 1996’da Irak’ın kuzeyinin Kürtlerin denetimine girmesiyle silahlı mücadeleyi Irak Kürtleri zarar görmesin diye bıraktı. Kürt liderler Celal Talabani ve Mesut Barzani tarafından bölgeye davet edilen İKDP silahlı gücünü alarak Irak Kürt bölgesine yerleşti.
Yıllardır aileleriyle birlikte Kürt bölgesindeki kamplarda yaşayan İKDP’liler silahlı gücünü dağıtmadı. Muhtemelen günün birinde İran’a karşı yeniden silahlı mücadele verebileceklerini düşündüler. İşte bu düşünce haziran ayının ortalarında Şino’da hayata geçti. Ancak çatışmaların geçmişi bir yıl öncesine dayanıyor. İKDP önceki yıllarda silahlı gücünü yeniden İran’a gönderme kararı aldı. Peşmergeler hem yeniden kamp kuracak, hem de yerleşim birimlerine inerek, siyasi çalışma yapacaktı. Bu plan doğrultusunda peşmergeler gruplar halinde İran’a gitmeye başladı.
Bölgeye yeniden yerleşen peşmergeler İran güçleriyle çatışmaya başladı. Yaygın inanış bu saldırıların arkasında başka güçlerin olduğu yönünde.

Büyük İsrail'in Kurulma Çabaları
Büyük İsrail İçin Mücadele Edenler Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan İtiraf Ediyor. Kürt Dini Lider Alparslan KUYTUL Hocaefendi'nin Açıklamaları.


Kısaca Konuyu Şu Cümleler İle sonlandıralım.Burada Bütün gayret Kürtlerin bağımsızlığı veya özgürlüğü vs. değildir.Asıl amaç bölgeyi parçalayıp zayıflatıp İsrail'in işgaline hazırlamaktır.
Türkiye'deki Kürt kardeşlerime sesleniyorum.Kürtler ve Türkler 1000'lerce yıldır ortak değerler üzerinde birlikte yaşamakta et ile tırnak gibi birbirine geçmiştir.Kim Kürt Kim Türk Bunu ayırmak mümkün değildir artık.
Kürtlük ve Türklük ancak birlikte yaşamak,Ortak değerlerde buluşmak ve vatan millet sevgisinin en iyi şekilde teşkil edilmesinde belli olacaktır.

Unutmayın Bugün PKK içinde Pkk'nın Siyasi kanadı HDP ve BDP içinde Türkler en az Kürtler kadardır.
Mesele Kürt meselesi olsaydı,Bu Türkler'i ne yapacağız.?.....

Sağlıcakla kalın
google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html