BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
Putin sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Putin sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

23 Ekim 2020 Cuma

Batı medyasında Azerbaycan karşıtlığı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Uluslararası ölçekte yayın yapan büyük medya kuruluşlarının Ermenistan'ın Gence saldırısı ve genelde sivil katliamlar karşısındaki yaklaşım biçimi başlangıcından bu yana problemli.




Azerbaycan’ın yaklaşık 30 yıldır Ermenistan işgalindeki Dağlık Karabağ bölgesinin bazı kısımlarını yeniden ele geçirmesiyle Kafkasya’daki statüko sarsılmış oldu. Yaygın ifadeyle, cin şişeden çıkmış durumda. Türk ve dünya medyasının bölgeye dair bilgi ihtiyacının karşılanmasında öne çıkan isimlerden biri olan gazeteci Ceyhun Aşirov’un ifadesiyle söylersek, Ermenistan’ın Kafkasya’da yaptığı “mağlup halk” propagandası çöpe atıldı. Azerbaycan Türkleri “muzaffer millet” olduğunu Dağlık Karabağ’daki ilerleyişiyle teyit etmiş durumda. “Hani nerede Ermenistan ordusu? Karşımızda duramadılar, kaçıyorlar” sözleriyle cephedeki ilerleyişe atıfta bulunan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de yıllardır küresel medyanın omuz vermesiyle şişirilen Ermenistan algısının kâğıttan kaplan olduğunu dünya kamuoyuna tekrar duyurmuş oldu. Ermenistan’dan gelen açıklamalarda ise tüm bu kayıplar ve yenilgiler bir “gerçi çekilme” olarak sunulmaya çalışılıyor. Fakat görünen tablo gerçek durumun çok farklı olduğunu ve Ermenilerin çatışmaların yaşandığı cephelerde mağlup olduğunu bariz şekilde gösteriyor.

Cephede yenilen Ermenistan ordusunun başvurduğu yöntemlerden biri ise sivil katliamlarına devam etmek. 1990’lı yılların başında, başta Hocalı bölgesinde olmak üzere sivil katliamlar yapan Ermenistan, şimdi de cephedeki yenilgilerini örtmek için Azerbaycan’ın Gence şehrine füze saldırıları yapıyor. Şu ana kadar onlarca sivil bu saldırılarda hayatını kaybetti; onlarca ev enkaza dönüştü.

Çatışma bölgesinin dışında yer alan bu bölgelere yapılan saldırılar aslında uluslararası sözleşmelere göre savaş suçu kapsamında. Fakat daha önce de benzer suçları işlemesine rağmen, Ermenistan devleti, bir yaptırımla yüzleşmeyeceğini bildiği için, benzer suçları tekrar işlemekten kaçınmıyor. Küresel örgütlerin sessizliğini bir onay şeklinde değerlendiren Ermenistan’ın sivil yerleşim bölgelerine saldırılarını sürdürme ihtimali yüksek. Oysa uluslararası toplumun kendi ilke ve kurumlarının prestiji için bile olsa bu saldırılar karşısında sessiz kalmaması gerekirdi.

Batı medyası üç maymunu oynuyor

Öte taraftan uluslararası ölçekte yayın yapan büyük medya kuruluşlarının Gence saldırısı ve genelde sivil katliamlar karşısındaki yaklaşım biçimi başlangıcından bu yana problemli. Küresel örgütlerin ve politik güç merkezlerinin taraflı olduğu bir düzlemde, aynı ülkelerin uzantısı konumundaki medyadan tarafsızlık beklemek rasyonel olmasa da, gazetecilik ilkeleri konusunda evrensel vaazlar vermekte tereddüt göstermeyen medya kuruluşlarının tutumları Ermenistan taraftarlığı konusunda bir adım öne çıkıyor. Haber ve yorumlarda “Türk saldırganlığı” ifadesine yoğun şekilde rastlanabiliyor.

Bu bağlamda Rusya’nın Sputnik, Fransa’nın Agence France Presse (AFP) ve France 24, İngiltere’nin BBC ve Reuters ile ABD’nin Associated Press (AP) haber ajansları tarafından sürdürülen genel yayın politikası sorunlu içeriklere sahip. Gence saldırısından sonra New York Times, Wall Street Journal ve CNN gibi kuruluşlar saldırıya yer vermediler. Örneğin AP tarafından geçilen haberde önce Ermenistan Savunma Bakanlığı’nın saldırıyı inkâr haberi verildi; sonrasında ise AP konuya ilişkin haberinin giriş cümlesinde "Azerbaycan Ermenistan'ı ikinci büyük kentini balistik füzeyle vurmakla suçladı" ifadesi kullanılarak saldırganın, katliamı yapan tarafın açıklaması öne çıkarıldı. Genel olarak yayınlarda Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a mikrofon uzatılarak Ermeni tezlerinin dolaşıma sokulması yönünde yaygın bir çaba var.

Öte taraftan İran devlet televizyonu Press TV de bu halkanın içinde. Press TV yayınlarında net ifadelerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik karalama kampanyasına girişmiş durumda ve bu söylemini tipik yeni oryantalist yaklaşımın örtülerinden “sultan”, “imparatorluk” türünden ifadelerle donatmış durumda. Yayınlarda genelde Ermenistan’ın tezleri savunuluyor. Katar’a bağlı İngilizce yayın yapan El-Cezire’deki bazı haberlerde de Ermenistan yanlısı içerikleri görmek mümkün. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan tarafından fonlanan medya kuruluşlarında ise tümüyle Ermenistan tezleri yer alıyor.

Büyük medya kuruluşları aslında gerçeği bilmelerine rağmen “görmedim, duymadım, bilmiyorum” şeklinde üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Bu tavırlarını yedi maddede özetlemek mümkün.

Batı medyasının yedi günahı

Birincisi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Azerbaycan toprağı olarak defalarca tanımlanan Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermenistan işgali açık şekilde vurgulanmıyor. Ermenistan’ın oradaki varlığı BM tarafından “işgal” olarak tanımlanmış olmasına rağmen, Ermenistan’ın bu toprakları sahiplerine bırakarak barışçıl bir şekilde neden geri çekilmediği (muhtemelen Ermenistan’ı üzmemek için) yeterince sorgulanmıyor. Yayınlarda bu bölge için genelde “ihtilaflı bölge” ifadesine yer veriliyor veya “Azerbaycan’ın iddiasına göre” ifadesi öne ekleniyor.

İkincisi, Ermenistan’ın Gence’ye yaptığı balistik füze saldırısında hayatını kaybeden onlarca sivile dair haberler hem vaktinde verilmedi hem de katliamın boyutlarını göstermeye yetecek kadar görüntü haberlere eklenmedi. Ermenistan ile “katliam” kavramını yan yana getirmekten itinayla uzak durulan bir tavır egemen durumda. Halbuki sivil katliamlar yapıldı ve devamının geleceğine dair bir karamsarlığı hem bu sessizlik hem de Ermeni tarafının açıklamaları maalesef düşündürüyor.

Üçüncüsü, sivillerin hayatını kaybettiği saldırıya dair haberde gerçek bilgi açıkça ortada olmasına rağmen, bunun yerine sivil ölümler “Azerbaycan’ın suçlaması ve iddiası” şeklinde sunuldu. Böylesi sivil katliamlar karşısında, savaşan iki taraftan birinin söylemini besleyecek bir dil kullanılması ve olguyu zayıflatmak için “iddia” kelimesinin araya sıkıştırılması planlı bir tutuma işaret ediyor. Yani “Ey okuyucu! İnanmasanız da olur; bu zaten savaşan taraflardan birinin iddiası ve bunu rakibini karalamak için yapıyor” denilmiş oluyor.

Dördüncüsü, Ermenistan devleti Dağlık Karabağ bölgesine (başta Latin Amerika, Suriye ve Lübnan olmak üzere) çeşitli bölgelerden yabancı teröristler taşımasına rağmen, Batı medyası buna hak ettiği şekilde yer vermedi. Halbuki terör örgütü PKK unsurlarının da içinde yer aldığı grupların İran üzerinden bölgeye taşındığı konusunda çokça görüntü ve ses kaydı mevcuttu. Bunun aksine, gerçek olmamasına rağmen, Azerbaycan’ın bölgeye yabancı savaşçı getirdiği yönündeki Ermeni propagandasını tekrarladı.

Beşincisi, uluslararası medyaya bağlı gazeteciler çatışmayı takip edebilmek için büyük ölçüde Ermenistan tarafına seyahat etti ve etmeye devam ediyor. Halbuki olması gereken, bölgedeki durumun her iki taraftan da takip edilmesiydi. Fakat tek taraflı bir takip süreci, doğal olarak önyargıyı da beraberinde getiriyor. Bunun yansımalarını haberlerde görmek mümkün.

Altıncısı, küresel medyadaki Ermenistanlı veya Ermeni diasporasına yakın gazetecilerin çabası ideolojik gazeteciliğin yansımalarına sahip. Bu tür haberlerden biri The Washington Post tarafından Isabelle Khurshudyan (üç yazardan biri) imzasıyla yayımlandı [1] ve haberin başlığında bile Suriyeli paralı askerlerin Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda öldüğü yalanı, Türkiye bağlantısı kurularak verildi. Benzer şekilde Sputnik ve Russia Today’in Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan’ın Ermeni kökenli olması, bu yayın organlarında taraflı bir dil kullanılmasında Rusya’nın devlet politikasından daha fazla rol oynuyor.

Sputnik Türkçe’de dengeli bir dil kullanılırken bu etki özellikle Sputnik’in İngilizce yayınlarında daha belirgin. Putin’in Dağlık Karabağ’a yabancı teröristlerin getirilmesi konusundaki yaklaşımını, gerçek dışı olmasına rağmen, Suriye ve Libya’dan buraya Azerbaycan tarafından getirildiği iddia edilen savaşçılar bağlamında ele almışlar. Gerçekte bölgeye Ermenistan tarafından (başta PKK’lı teröristler olmak üzere) çeşitli bölgelerden getirilen yabancı teröristlere ise hiç değinilmiyor. Sputnik İngilizce yayınlarının sosyal medya hesabından sürece dair yapılan paylaşımlarda bir kilise görselinin sürekli kullanılması ise ilginç. Konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen, herhangi bir haber için bile kilise görseli tercih edilmiş. Bir diğer detay ise Minsk grubu olarak ABD, Fransa ve Rusya’nın Karabağ’daki sorunun çözümü konusunda barışçıl müzakerelere çağrıda bulunması konusu aktarıldıktan sonra, sürekli Türkiye’nin Azerbaycan’ı saldırganlığa teşvik ettiği ve bu yönde desteklediği bağlamında cümlelere yer verilmesinde öne çıkıyor. Bu doğrudan Türkiye’yi ötekileştiren bir yaklaşım olarak okunabilir.

Yedincisi, Batı medyası uzun süredir kapıldığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığını yeniden tedavüle sokmuş durumda. Azerbaycan devletinin işgal edilmiş topraklarını geri alma sürecinde Batı medyasında çıkan analizlerde bu karşıtlığın izlerini görmek mümkün. Hatta hikâyeyi İlham Aliyev’den daha çok Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurgulama çabasındalar.

Dolayısıyla küresel ağa sahip, etki kapasitesi yüksek medya kuruluşlarının böylesine taraflı bir yaklaşıma mahkûm olmaları, gazeteciliğin temel kriterleri bakımından büyük bir hayal kırıklığını ve çoğu yerde ideolojik gazeteciliğin izlerini barındırıyor. Türkiye’nin son 200 yıllık serüveninde yakından tanıdığı ve artık kanıksadığı bu önyargı mekanizması, bugün Azerbaycan’ın haklı davasını örtmek ve sesinin duyulmasını engellemek için çalıştırılmış durumda. Fakat eskisi kadar etkili olamıyor.

[İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Yusuf Özkır aynı zamanda Kriter dergisinin yayın koordinatörüdür]

[1] https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/azerbaijan-armenia-turkey-nagorno-karabakh/2020/10/13/2cdca1e6-08bf-11eb-8719-0df159d14794_story.html



13 Eylül 2020 Pazar

Rusya Ermenistan'a neden silah gönderiyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı BMGK kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte.


Temmuz ayında Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşanan çatışmanın etkileri bölgede hâlâ sürüyor. Azerbaycan işgale maruz kalan taraf olarak işgalci Ermenistan’a karşı uluslararası alanda baskı yapılacağı beklentisi içindeyken, Ermenistan’ın silahlandırıldığı gerçeğinin ortaya çıkması Azerbaycan halkı arasında ciddi rahatsızlığa yol açtı.

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre, 17 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahası kullanılarak Rusya’dan Ermenistan’a büyük miktarda silah taşındı. Rusya tarafı bu taşınan yüklerin Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nün askerlerinin değiştirilmesi ve askerlerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi amacıyla inşaat malzemeleri olduğunu ifade etmesi Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.
Azerbaycan tarafına göre, yük taşımacılığında en kısa yol olan Gürcistan hava sahasının değil de, daha uzun yol olan Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahasının kullanılmasının nedeni bu yüklerin silah olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Azerbaycan’ın stratejik müttefiki Gürcistan, Ermenistan’a silah taşınmasına izin vermedi ve Rus uçakları daha uzun yolu kullanmak zorunda kaldı.

Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırmasının nedenleri

Son yaşananlar Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırılmasına dair ilk gelişme değil. Ermenistan-Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasından önce ve sonra Rusya’nın Ermenistan’ı silahlandırması sürekli olarak gündemi meşgul etmiştir. Bu dönemde Rusya, Ermenistan’a doğrudan silah hibe etmiş veya kredi ayırarak Rusya iç piyasası fiyatından satmıştır. Örneğin, 1997 yılında Rusya Federasyonu Federal Meclisi’nin alt kanadı olan Devlet Duma’sının Savunma Komisyonu Başkanı Lev Rokhlin’in hazırladığı raporla, 1993-1996 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 1 milyar dolarlık silah hibe ettiği ortaya çıktı. Öte yandan 2008 yılında da Rusya’nın yine Ermenistan’a 800 milyon dolarlık silah hibe ettiği basına yansıdı. Tovuz saldırılarından sonra 19 Ağustos’ta basın açıklaması yapan Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2010-2018 yılları arasında Rusya’nın Ermenistan’a 50 bin tondan fazla silah gönderdiğini açıklamıştı. İki ülke arasında 2015 yılında imzalanan kredi anlaşması ile Rusya silah alması için Ermenistan’a 200 milyon dolar kredi ayırmış ve bu kredi çerçevesinde Ermenistan Rusya’dan iç piyasa fiyatından silah almıştı. 2016’da yaşanan 4 günlük savaşta Azerbaycan’ın bazı stratejik üstünlüklerinin kendisini işgalden kurtarmasından sonra Rusya Ermenistan’a İskender-M füzelerini yerleştirdi. Rusya’dan özellikle bu silahları aldıktan sonra Ermeni yetkilileri Azerbaycan ve Türkiye’yi ortak enerji ve taşımacılık projelerini vurmakla tehdit etmeye başladılar.
Rusya-Ermenistan askeri ilişkileri bununla sınırlı değil. Ermenistan-Rusya arasında 1992 yılında yapılan anlaşma gereği, günümüzde de Türkiye-Ermenistan ve İran-Ermenistan sınırları Rus askerleri tarafından korunuyor. Bu da doğal olarak Ermenistan tarafının bütün askeri gücünü Azerbaycan’a karşı kullanmasına imkân veriyor. 1995 yılında taraflar arasında imzalanan anlaşma ile Rusya’nın Ermenistan’daki Gümrü’de 5 bin kişilik bir askeri üssü bulunuyor ve ayrıca Ermenistan Rusya’nın önerisi ile kurulan Kolektif Güvenlik Örgütü’nün de üyesi.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.

Son silah sevkiyatının nedeni SİHA’lar mı?

İnsansız askeri araçların savaş vasıtası olarak kullanılmaya başlanması savaşın seyrini, savaşan tarafların kabiliyetini ve savaşın sonucunu derinden etkilemektedir. Toprakları işgal altında olan Azerbaycan da bunu dikkate alarak askeri envanterine İHA ve SİHA’ları dahil etmiş durumda. Bu silahlar 2016 Nisan ayında yaşanan dört günlük savaşta ve son Tovuz olaylarında kullanılarak işgalci tarafa karşı ciddi üstünlük sağladılar. Bu aslında ileride yaşanabilecek daha ciddi bir savaşta SİHA ve İHA’ların Azerbaycan’a üstünlük sağlayacağının da bir göstergesidir. Nitekim Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların elde ettiği başarılar birçok devlet gibi Azerbaycan’ın da dikkatini çekmekteydi. Türk SİHA’larının Suriye ve Libya’daki başarılarından sonra Azerbaycan basınında sık sık Türkiye’nin ürettiği SİHA’ların önemine vurgu yapan haber ve değerlendirmeler yer aldı. Özellikle Suriye’de ve Libya’daki Rusya yapımı silahlara karşı SİHA’ların başarısı dikkat çekici oldu; çünkü Ermenistan da genellikle Rus yapımı silahlar kullanıyor.
Bu gelişme Azerbaycan-Türkiye arasında askeri işbirliği için yeni bir zemin oluşturdu. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında 25 Şubat 2020’de Bakü’de yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında taraflar arasında imzalanan Karşılıksız Askeri Yardım Anlaşması ile Türk SİHA’larının Azerbaycan’a geleceği şeklinde değerlendirildi. Temmuz ayında Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Ordu Komutanı Kerem Mustafayev ile Azerbaycan Savunma Bakan Yardımcısı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Ramiz Tahirov’un Türkiye’yi ziyaretlerinde Türkiye Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, “Savunma sanayimiz, SİHA’larımızdan mühimmatlarımız ve füzelerimize, elektronik harp sistemlerimize kadar bütün tecrübe, teknoloji ve kabiliyetleriyle her zaman Azerbaycan’ın emrindedir,” şeklinde bir açıklama yaparak Azerbaycan’ı modern teknolojiler bakımından desteklemeğe hazır oldukları mesajını açık bir şekilde verdi. Bu ziyaretin ardından SİHA’ların Azerbaycan’a verilmesi için taraflar arasında gerekli prosedürün tamamlandığına dair haberler basında yer aldı.
Tabii Türkiye’den gelecek SİHA’lar sadece daha geniş bir savaşta değil, aynı zamanda taktik savaşta da Azerbaycan’a işgalci Ermenistan karşısında üstünlük sağlayabilirdi. Bu haberler üzerine 23 Temmuz tarihinde Ermenistan’la Rusya arasında hava savunma alanında ortak eğitim kursu başlatıldı ve bu kapsamda İHA’lara karşı mücadele için Rus uzmanlar Ermenistan subaylarını eğitecekti. Bu kursun temel amacının olası bir çatışmada SİHA’lara karşı uzman yetiştirmek olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca aynı tarihlerde Azerbaycan basınında yer alan haberlerde Rusya’dan Ermenistan’a gönderilen 400 ton yükün içerisinde Krasukha elektronik harp sistemi, Avtobaza ve Nebo-M elektronik savunma sistemlerinin de bulunduğu yazıldı.
Uzmanlar, Rusya-Ermenistan arasında askeri işbirliğinin politik ve jeopolitik nedenlerini dört farklı açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin önünü almak. İkincisi Türkiye’yi doğudan baskı altında tutmak. Üçüncüsü, Ermenistan’ı askeri ve politik açıdan kendine bağımlı halde tutabilmek. Dördüncüsü Ermenistan-Azerbaycan arasındaki askeri dengeyi korumak. Sonuncu neden, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında statükonun devam etmesi anlamına geliyor. Çünkü silahlandırılan bir Ermenistan, barış görüşmelerinde herhangi bir olumlu adım atmaktan kaçınabilmektedir. Fakat yukarıda bahsi geçen dört nedenin hepsi kendi zaman ve mekanına göre önem taşımaktadır.
Bu haberlerin yayılması üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 12 Ağustos tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’i telefonla arayarak Azerbaycan halkının bu haberlerden rahatsız olduğunu ve Rusya’dan Ermenistan’a yük taşımalarının nedenlerini öğrenmek istediğini söyledi. Putin’in İlham Aliyev’e ne cevap verdiği Rusya tarafından açıklanmadı ancak Rus basınının bu yüklerin Ermenistan’daki 102. Rus Askeri Üssü’ne gönderildiğini yazması Azerbaycan’ı tatmin etmedi.
Telefon konuşmasından bir gün sonra Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Bakü’de yaptığı görüşmede şunları kaydetti: “Diğer alanlarda olduğu kadar askeri ve askeri-teknolojik alanda da işbirliğimiz hızla gelişmektedir. Türkiye’nin kuvvetli bir askeri-sanayi potansiyeline sahip olduğu gizli değildir ve biz bu potansiyelden faydalanıyoruz. Biz Türkiye’nin sofistike silahlar ve askeri ekipman geliştirmesinden memnunuz... Ben diğer alanlarda olduğu gibi askeri-teknolojik alanda da gelecekte Türkiye’nin Azerbaycan için bir numaralı ortak olacağından eminim.” Özellikle son cümle iki ülkenin askeri ilişkileri açısından oldukça önemli. Çünkü son beş yılda Azerbaycan’ın silah ticareti ortakları arasında Türkiye üçüncü sıradaydı ve taraflar arasında yeni işbirliği ile birinci sıraya yükseltilmesi hedefleniyor.

Azerbaycan Rusya’dan gelen açıklamadan tatmin olmadı

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Vladimir Putin’i araması ve sonrasında Hulusi Akar’la görüşmesinde Türkiye ile askeri-teknolojik işbirliğine yönelik açıklamaları Rusya’nın Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun 25 Ağustos’ta Azerbaycan’a gelmesine neden oldu. Şoygu ziyareti sırasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’le görüştü. Görüşmede İlham Aliyev’in Rusya’yla ilişkilerden bahsederken sıklıkla kullandığı “stratejik ilişkiler” kavramını kullanmaması görüşmenin olumlu geçmediği şeklinde yorumlara neden oldu. Şoygu Azerbaycan Savunma Bakanı Zakir Hasanov’la görüşmesinde Ermenistan’a neden silah gönderdiklerini şöyle açıkladı: “Ermenistan’a giden uçaklar silah değil, orada askerlerin değişimini gerçekleştirmek ve üsteki askerlerin durumunun iyileştirilmesi amacı taşıyor”. Azerbaycan basınına göre, Şoygu’nun ziyaretindeki en önemli amaçlardan biri de Azerbaycan’la askeri-teknolojik anlamda yeni anlaşmanın imzalanmasıydı. Böylece Rusya bir taraftan Ermenistan’ı silahlandırarak diğer taraftan Azerbaycan’a silah satarak bölgedeki silah pazarını da elinde tutmak istemekte.
Fakat Şoygu’nun Rusya-Ermenistan arasında yük taşımasına ilişkin açıklaması Azerbaycan’ı tatmin etmedi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev’e göre, Azerbaycan bu açıklamadan ikna olmadı ve Rusya’nın hâlâ hangi esaslarla Ermenistan’a silah gönderdiğinin izahı verilmeli. Bu anlamda Azerbaycan’da genel kanaat, Rusya tarafından Ermenistan’a gönderilen silahların Rusya’nın 102. Askeri Üssü’nde kalsa da bir kısmı Ermenistan’a hatta Ermenistan aracılığı ile işgal altındaki Azerbaycan topraklarındaki yasadışı yapıya verildiği şeklinde. Bu ise işgalin ve işgalcinin desteklenmesi anlamına geliyor.
Sonuçta, Azerbaycan ve Türkiye son yıllarda Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına saygı duyarak Moskova’nın kırmızı çizgilerini gözetmekteler. Ayrıca, Ankara ve Bakü son yıllarda Rusya’ya karşı yapılan yaptırımlara destek vermediler ve Rusya karşıtı ittifaklar içinde yer almadılar. Fakat Ermenistan’ın silahlandırılması Rusya’nın da altına imza attığı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının ihlali yani, Azerbaycan topraklarında işgalin devamı anlamına gelmekte. Rusya Ermenistan’ı silahlandırarak sadece işgalciyi desteklemiyor, aynı zamanda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eş başkanlığı çerçevesinde üzerine aldığı tarafsızlık vazifesini ihlal ediyor. Öte yandan Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan 102. Rus Askeri Üssü’nün 2013 yılından beri neden genişletildiği ve sürekli olarak silahlandırıldığı da bir soru işareti olmaya devam ediyor.


13 Ağustos 2020 Perşembe

Erdoğan: Doğu Akdeniz'de çözümün yolu, diyalog ve müzakeredir

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu.

Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısına katıldı. 
Türkiye Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, yarın AK Parti'nin kuruluşunun 19'uncu yılına hep birlikte ulaşacaklarını, bu akşam partinin 19'uncu yaşını Ankara'da yine büyük bir coşkuyla heyecanla kutlayacaklarını söyledi. Tam 19 yıldır heyecanlarından hiçbir şey kaybetmeden aşk ile çalışan yorulmaz inancıyla aziz millete hizmet için koşturduklarını ifade eden Erdoğan, köprüler, hastaneler, yollar ve okullarla ülkenin dört bir yanına mühürlerini vurduklarını belirtti.
Erdoğan, 81 vilayetin her birinde projelerin, 922 ilçenin her birinde yatırımların olduğunu, köylerde, mahallelerde kendileriyle anılacak eserlerin bulunduğunu ifade etti.


"Karşımızda vesayeti, CHP'yi bulduk"

Türkiye'yi demokrasiden sağlığa, eğitimden adalete, güvenlikten ekonomi, ticaret ve üretime kadar her alanda adeta şaha kaldırdıklarını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sadece yatırımlarda değil özgürlüklerde de Türkiye'yi dünyanın en ileri ülkelerinden birisi haline getirdik. Geçmişte vatanperver, milliyetperver bütün devlet adamları taş üstüne taş koymaya çalıştıkça karşılarında sürekli olarak CHP zihniyetini bulmuştu. Merhum Menderes'ten, Rahmetli Özal'a, Erbakan ve Türkeş'e kadar bütün liderler CHP'nin sabotajlarına maruz kalmıştı. Biz de attığımız her adımda, hayata geçirdiğimiz her reformda karşımızda ilk önce CHP'yi ve ortaklarını bulduk. Darbe dönemlerinin insanımızın gönlünde bıraktığı izleri temizlemek istedik. Karşımızda vesayeti, CHP'yi bulduk. Başörtüsü, kılık kıyafet üzerindeki antidemokratik kısıtlamaları kaldırmak istedik, karşımızda yasakçı CHP'yi bulduk. Ekonomimizi büyütmek, ihracatımız artırmak, 81 vilayetimizi yollarla barajlarla hastanelerle donatmak istedik karşımızda yine CHP'yi bulduk ama onlara rağmen biz bunları yaptık ve yapmaya devam ediyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hızlı treni, köprüleri dünyanın en büyük havalimanlarından birini, Avrasya Tüneli'ni, Marmaray gibi asrın projesini yaptıklarını ama karşılarında yine CHP'yi bulduklarını aktardı.
"Şimdiye kadar ne yaptıysak, neyi başardıysak CHP'nin takoz ve gerilim siyasetine rağmen başardık." diyen Erdoğan, Allah'ın yardımı ve milletin desteğiyle demokrasiye, ekonomiye, birlik ve beraberliğe yönelen tüm girişimleri boşa çıkardıklarını dile getirdi.

"Onlar çapulcuların yanında ve arkasında yer aldılar"

Gezi olaylarında, milletin iradesine kast eden çapulculara meydanları boş bırakmadıklarına dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:
"Onlar o çapulcuların yanında ve arkasında yer aldılar. 17-25 Aralık'ta hükümetimize saldıran alçaklara, 15 Temmuz'da bağımsızlığımıza hamle yapan FETÖ'cü teröristlere boyun eğmedik. Hendek terörü ile vatanımızı parçalamak isteyenleri açtıkları çukurlara Allah'ın izniyle biz gömdük. Afrika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kadar dünyanın dört bir yanında ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırdık.
FETÖ paçavraları önünde sabahlara kadar nöbet tutanlar, 15 Temmuz gecesi tankların arasından kaçıp belediyesine sığınanlar, milletin direnişine 'kontrollü darbe' iftirası atanlar, her defasında kaybettiler, karşılarında bizi buldular. Terörle, şiddetle, gazete manşetleriyle iktidar hayali kuranlar, AK Parti'nin çelikten iradesi karşısında gayelerine ulaşamadılar."
Erdoğan, 19 yıl önce kefen giyerek çıktıkları kutlu yolda alınları ak, başları dik bir şekilde yürümeyi sürdürdüklerini ifade etti.
Türkiye'ye hizmet etme, eserler, projeler kazandırma şerefi bahşettiği için Allah'a hamd ettiklerini belirten Erdoğan, bu dava için ter döken ve ahirete göç eden yol arkadaşlarına Allah'tan rahmet diledi.
Kuruluş yıl dönümü kutlamaları konuşmasında nereden nereye gelindiğini, hangi mücadeleleri verdiklerini, nasıl bir Türkiye hayal ettiklerini aziz millet ile paylaşacaklarını söyleyen Erdoğan, son 19 yılın bir muhasebesini yapacaklarını, partinin başta kadın ve kadın kolları meselesi olmak üzere farklı alanlardaki vizyonunu ortaya koyacaklarını açıkladı.
Allah ömür, millet de destek verdikçe Türkiye'ye hizmet sancağını daha yukarılara taşımaya devam edeceklerini ifade eden Erdoğan, son toplantılardan bu yana çalışmaları, açılış, kabul, ziyaret programlarını yoğun bir şekilde devam ettirdiklerini dile getirdi.

Merkel ile telefonla görüşecek

Astana formatındaki zirve toplantılarının 6'ncısını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile video konferans yoluyla gerçekleştirdiklerini, ardından bölgesel meseleleri ve ikili ilişkileri ele almak üzere Katar'a günübirlik bir ziyaret düzenlediklerini hatırlatan Erdoğan, "Bu dönemde Merkel'den Trump'a, Putin'den Aliyev'e kadar pek çok liderle telefon diplomasisi yürüttük. Nitekim bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile görüşmem olacak." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapımı tamamlanan sağlık yatırımlarını, hidroelektrik santrallerini, sulama tesislerini, çevre yollarını, köprüleri, tünelleri, kurumlara ait hizmet binalarını devreye aldıklarını vurguladı.

"Enerjisini 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak için harcadı"

15 Temmuz direnişini, 4. yıl dönümünde farklı programlarla anlamına ve önemine uygun şekilde milletçe idrak ettiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Şehitlerimizin destansı mücadelelerini, gazilerimizin fedakarlıklarını bu vesileyle bir kez daha hatırlattık. CHP Genel Başkanı, 15 Temmuz'da milletin gururuna ortak olmak yerine yine kışkırtma ve yalan siyasetiyle bunu gölgelemeye çalıştı. Aradan 4 yıl geçmesine rağmen o gece darbecilerin kendisine ne için yol verdiğini halen açıklığa kavuşturamadı. Kimlerle hangi pazarlıkların döndüğü 4 yıl sonra bile milletimize izah edilmedi. CHP Genel Başkanı, milletin huzuruna çıkıp o geceye dair karanlık noktaları aydınlatmak varken, tüm enerjisini 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak, darbeci alçakları aklamak için harcadı. Ancak hakikatlerin er ya da geç gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır. CHP Genel Başkanı ne kadar kaçarsa kaçsın eninde sonunda bu gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Kendisine tavsiyemiz, 15 Temmuz sendromunu sağa sola çamur atarak değil şüphe bulutlarını ortadan kaldırarak aşmasıdır."
Erdoğan, abideleşen mücadeleleriyle ülkeyi FETÖ'ye teslim etmeyen tüm kahramanları rahmetle yad etti, gazilere şükranlarını sundu.

"Rabbim bunu bizlere nasip etti"

Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yıllarca tasarımı, üretimi kendisine ait bir otomobilin hayalini kurduğunu belirterek, 'Devrim' arabası gibi bu yönde yapılan bazı girişimlerin ya sabote edildiğinin ya da son derece basit sebeplerle rafa kaldırıldığının altını çizdi.
Erdoğan, aralık ayında Türkiye'nin otomobillerini tanıtarak, örnek modelleri kamuoyuyla paylaştıklarını, 18 Temmuz'da ise otomobillerin mühendislik, tasarım ve üretim tesislerinin tören atma töreninin de Gemlik'te gerçekleştirdiklerini hatırlattı.
86 senelik uzun bir tahassürün ardından Ayasofya-i Kebir Camii'ni cuma namazı ile yeniden ibadete açtıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hamdolsun, gençlik yıllarımızın bir rüyası olan bu hedef önünde yıllarca yaptığımız mitinglerle, 'Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın' diye sloganlar attığımız Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılmasının milletimize, ümmete ve tüm insanlığa tekrar hayırlı olmasını diliyorum. Rabbime bize tekrar Ayasofya'yı yeniden Kur'an'la namazla buluşturma imkanı bahşettiği için hamdediyorum. Bu fiili, rüyamızı gerçekleştirdiği için defalarca hamdediyoruz. Önünde o Sultanahmet Meydanı buna şahit. Orada yaptığımız mitingler buna şahit. On binlerle yaptığımız o mitinglerde, o haykırışlarımız buna şahit. Elhamdülillah, 86 yıllık aradan sonra tekrar buranın ibadete açılmış olması, bizler için mutlulukların en büyüğü. Rabbim bunu bizlere nasip etti."
Erdoğan, Ayasofya'nın ibadete açılmasıyla tüm İslam aleminin ayrı bir mutluluğun içerisinde olduğunu belirterek, "Geri dönüşlerden de bunu görüyoruz, okuyoruz. Kimler memnun, kimler değil o da bu işin en önemli yanı. Onlar da bu işin değerinin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı kabinesinin ikinci yılında böyle bir gerçek, böyle bir fiili ortaya koymak bizler için ayrı bir mutluluk vesilesi." dedi.
Türk siyasetine ilk defa kendilerinin kazandırdığı bir geleneği devam ettirdiklerine dikkati çeken Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sisteminin ikinci yılında değerlendirme toplantısı yaptıklarını söyledi.
Erdoğan, bakanlıklar ve kurumların iki yıllık icraatlarını, ana hatlarıyla paylaşma noktasında önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek, böylece AK Parti'nin eser ve hizmet siyasetini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Türkiye'ye kazandırdıklarını tekrar görmüş olduklarına işaret etti.

"Lübnan halkının yanında olduğumuzu gösterdik"

Kurban Bayramı'nı tıpkı Ramazan Bayramı gibi koronavirüs salgınının gölgesi altında biraz buruk geçtiğini ifade eden Erdoğan, bayram sonrasında dost ve kardeş ülke Lübnan'dan gelen acı haberle yüreklerin dağlandığını belirtti.
Beyrut Limanı'nda meydana gelen ve büyük bir yıkıma sebep olan patlama sonrasında AFAD, TİKA, Kızılay ve Sağlık Bakanlığını seferber ettiklerini anlatan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun geniş bir ekiple Beyrut'a gittiklerini ve bütün yetkililerle görüşmeler yaptıklarını anlattı.
Sivil toplum kuruluşlarının da aynı şekilde Beyrut'a giderek, gerekli ihtiyaçları yerinde tespit ettiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımız, ülkemizin dostluk eli olarak hemen Lübnanlı kardeşlerimize yardıma koştular. Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımızı Beyrut'a göndererek, bu zor günlerinde Lübnan halkının yanında olduğunu gösterdik. Sağlık Bakanlığımızın tıbbi malzeme yardımlarıyla TİKA'mızın tedarik ettiği 400 ton buğday, bu ziyaret vesilesiyle Beyrut'a ulaştırıldı." diye konuştu.
Erdoğan, AFAD ekiplerinin de bölgede arama kurtarma enkaz kaldırma çalışmalarına devam ettiğini belirterek, Kızılay'dan görevlendirilen uzman ekiplerden oluşan heyetin ise hastanelerde sağlık hizmeti verdiğini söyledi.

"Mezhep taassubundan kurtulamayan İslam ülkeleri var"

Başbakanlığı döneminde Sayda'da modern bir hastane yaptıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mezhebi bazı taassup sebebiyle o günden bugüne hastanedeki bütün araç, gereç paketlerinin, sandıklarının içinde duruyor. Hastane hizmete hala açılmadı. Şimdi, sözünü aldık. Bu hastane, modern bir hastane, hemen hizmete açılır. Biz kendilerine söyledik. Gerekirse biz size doktorları da göndermek suretiyle hem burada doktor yetiştiririz hem de belli bir süre bizim doktorlarımız belli bir süre bu hizmeti sizlere verirler.
Birileri gibi bizim derdimiz fotoğraf çektirmek, kameralar karşısında şov yapmak değil. Ezeli ve ebedi kardeşliğimizin gereği olarak biz Lübnan'dayız. Giden arkadaşlarımız, Macron'un yaptıklarını değil tam aksine insanlığımızın gereğini yerine getirdik. Macron filan bunların derdi tekrar sömürgeci yapıyı ayağa kaldırmak. Bizim öyle bir derdimiz yok. Biz insani ve İslami görevimizi yerine getirdik, getiriyoruz. Saad Hariri'nin döneminde oraya gitmiş ve orada bir konuşmam vardı. Bizim inancımızda, Şia, Sünni, şu veya bu böyle bir mezhebi taassup yok. Biz yaratılanı, yaradandan ötürü sevdik. Bugün Lübnan'da bunun için 'varım' demiştik. Şimdi yine aynı anlayışla biz ordayız. Maalesef, bu mezhep taassubundan kurtulamayan İslam dünyasında hala nice ülkelerimiz var."
Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İslamiyet'te ırk ve mezhep bağnazlığı olmadığına dikkati çekti.
Lübnan makamları ve Lübnan halkı tarafından Türk heyetine gösterilen iyi karşılamanın en büyük ispatının Türk ve Lübnan bayraklarının bir arada bulunması olduğunu belirten Erdoğan, "Bu, çabalarımızın adeta karşılığı olmuştur. Farklı dini, mezhebi ve etnik gruplardan tüm Lübnanlılar, Türk heyetini büyük bir hasretle bağrına basmıştır. Türkiye hiçbir ayrım yapmadan, çıkar ve hesap peşinde koşmadan Lübnan halkının yanında olmaya bundan sonra da devam edecektir." ifadelerini kullandı.

"Adeta bir turnusol kağıdına dönüşmüştür"

Türkiye'nin dış siyasette daha aktif, daha kararlı bir tavır takınmasının birilerini rahatsız ettiğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bölgemizi kardeş kavgasına sürüklemeye çalışanlar, Türkiye'nin barışı ve adaleti savunan politikalarından rahatsız oluyor. Sadece dışarıda değil, içeride de rahatsız oluyorlar. Ülkemizi, enerji rekabetinin dışında bırakmak isteyenler, bizim haklarımıza sahip çıkmamızdan da rahatsız oluyor. Özgüven yoksunu bir Türkiye hayali kuranlar, bizim diklenmeden dik duruşumuzdan rahatsız oluyorlar. Ülkemizin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini garantiye almaya yönelik adımları hem iç politikada hem dış politikada adeta bir turnusol kağıdına dönüşmüştür."
CHP'li bazı siyasetçilerin ve CHP medyasının, milli bir meselede dahi devlete destek vermek yerine Yunan medyasının ağzıyla konuşmayı tercih ettiğini dile getiren Erdoğan, CHP'li vatandaşların, oy verdikleri partinin bu kadar savrulmasının hesabını sandıkta soracağını söyledi.
Erdoğan, önemli olanın CHP'nin ve rakiplerinin savundukları tezler değil, milletin konuya nasıl baktığı olduğunu vurguladı.

"Rum kesimi, Ada'yı adeta tapulu malı gibi görüyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Başkalarının etki ajanlığını yapan marjinaller dışında, 83 milyonun tamamı, devletimizin uluslararası hukuk çerçevesinde attığı adımları güçlü bir şekilde desteklemektedir. Doğu Akdeniz'de Türkiye, bugüne kadar ne yaptıysa meşruiyet temelinde ve Libya ile olan mutabakat muhtıralarına göre yapmıştır. Akdeniz'de gerginliği artıran Türkiye değil, Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yok saymaya çalışan Rum-Yunan zihniyetidir. Rum kesimi, 2003 yılından beri Ada'yı adeta tapulu malı gibi görüyor, hiçbir hakkı olmadığı Ada'nın deniz yetki alanlarında petrol/doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunmaya yönelik imtiyaz ruhsatları veriyor.
Rum kesiminin sözde ruhsat sahalarından bazıları ise Türkiye'nin kıta sahanlığıyla açıkça çakışıyor. Yunanistan ve Rum yönetimi, Kıbrıs Türklerinin bu coğrafyadaki hidrokarbon kaynakları üzerindeki haklarını gasp etmeye çalışıyor. Hukuksuz adımların bir başka amacı da Akdeniz'e en uzun kıyı şeridi olan ülkemizi Antalya Körfezi'ne hapsetmektir. Tüm bunlar, Türkiye'yi denizden çevrelemeye dönük hamlelerdir. Biz, daha önce defalarca, böyle bir oyuna asla gelmeyeceğimizi ilan ettik. Hiçbir yabancı ülke, şirket veya geminin deniz yetki alanlarımızda izinsiz olarak arama/çıkarma faaliyetinde bulunamayacağını dile getirdik. Ancak son dönemde, Doğu Akdeniz'e sahildar olmayan bir ülkenin de kışkırtmalarıyla, Yunanistan ve Rum yönetiminin yanlış adımlar attığını görüyoruz. Kimse kendini dev aynasında görmemeli, çok açık, net konuşuyorum, şov peşinde de koşmamalıdır."
Türkiye'nin şimdiye kadar Yunanistan'la sorunların çözümünü hep diplomaside, müzakere masasında aradığına dikkati çeken Erdoğan, "Kimi zaman karşılık bulamasak da komşuluk hukukumuzu gözeten bir anlayışla hareket ettik. Buradan şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum. Bizim kimsenin hakkında gözümüz yok, ancak hiçbir ülkeye de hakkımızı yedirtmeyiz. Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini dışlayan, hak ve hukuku çiğneyen hiçbir girişim ve anlaşmanın başarı şansı yoktur." diye konuştu.

"Oruç Reis, 23 Ağustos'a kadar sismik araştırma faaliyetlerini yürütecek"

Oruç Reis'in pazartesi günü başlattığı çalışmanın Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler'e bildirdiği kıta sahanlığının sınırları içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, bu sahanın 2012'de Türkiye Petrollerine verilen ruhsat sahalarında yer aldığını söyledi.
Ruhsatları Resmi Gazete'de yayımlayarak Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Oruç Reis gemimiz, bölgede 23 Ağustos'a kadar sismik araştırma faaliyetlerini yürütecektir. Yunanistan'ın, Ege ve Akdeniz'de ortaya koyduğu tavır ise art niyetlidir. Türk kıyılarına 2 kilometre, Yunan ana karasına 580 kilometre uzaklıktaki Meis Adası üzerinden deniz yetki alanı talep etmek, akılla ve sağduyu ile izah edilemez. 10 kilometrekarelik bir adanın 40 bin kilometrekare deniz alanına sahip olduğu iddiası, uluslararası hukuk açısından hem komik hem temelsizdir. Buradan Yunanistan'ı, Türkiye'nin hak ve hukukuna riayet etmeye tekrar davet ediyorum.
Doğu Akdeniz'de çözümün yolu diyalog ve müzakeredir. Sağduyu ve aklıselimle hareket edilirse, herkesin hakkını koruyan, kazan-kazan temelli bir formül bulunabilir. Biz asla gereksiz macera peşinde değiliz, gerilim de aramıyoruz. Ancak benim batı Trakya'daki soydaşlarıma, kardeşlerime saldıranlar da şunu bilmeli ki, bunun uluslararası hukukta da, diğer yöntemlerle de hesabını verecek. Buradan Avrupa Birliği'ni de uyarıyorum. Avrupa Birliği olarak üyeniz olan bir ülke, Avrupa Birliği hukukuna göre azınlıkların hukukunu koruma sorumluluğunu yerine getiriyor mu, getirmiyor mu? Bunun hesabını Avrupa Birliği'nin, Yunanistan yönetimine sorması lazım. Nitekim bugün yapacağımız görüşmelerde her iki siyasetçiye de bunu hatırlatacağım. Biz sadece adalet istiyoruz, hakkaniyet istiyoruz, soydaşlarımızın hukukunu korumak da bizim görevimizdir. Bunu da hatırlatmak istiyorum. Tüm muhataplarımızın da ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı göstermelerini bekliyoruz."

"Temizlik, maske ve mesafe üçlüsüne sahip çıkın"

Erdoğan, koronavirüs salgının hayattaki pek çok şeyi kökten değiştirdiğini belirterek, gerek AK Parti'de gerekse diğer çalışmalarla birlikte süreçleri virüs gerçeğine göre yeniden dizayn ettiklerini söyledi.
Her kim hastaneye düşer veya vefat ederse bunların kendilerini yaralayacağını ifade eden Erdoğan, "temizlik, maske ve mesafe" üçlüsüne milletin sahip çıkmasını istedi, bunlara sahip çıkılması halinde Türkiye'nin bu konudaki derdinin azalacağını dile getirdi.
"Temizlik, maske ve mesafe"nin öneminin altını çizen Erdoğan, "Bakıyorsunuz maskeyi taktığını söyleyen, maskeyi çenesinin altına koymuş. Bu olmaz. Bunları dikkatle uygulamamız lazım. Hastanelerimiz, yeterli sayıda, hatta dünyaya göre çok daha fazla bir konumdayız. Böyle olduğuna göre bizler, burada maskeye, mesafe ve temizliğe dikkat edeceğiz ki öbür tarafta, zaten hastanelerimiz en modern anlamda var. Hamdolsun doktorlarımız büyük çabalarla, gayretler sarf ettiler, sarf ediyorlar." diye konuştu.
Ambulanslar, ambulans helikopterleri ve ambulans uçakların seferberlik halinde olduğunu aktaran Erdoğan, bütün bunlarla dünya ile yarışıldığını ve ilkler arasında bulunulduğunu söyledi.

"Hastane yataklarında komada yatmaktansa, eğlenceye ara vermek daha evladır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ama halkımız da bizi anlasın. Yani toplu yerlerdeki birçok yapılan eğlenceler, şunlar, bunlar vesaire, ara verin. Bu dönemde de eğlencelere vesaire ara verin. Herhalde hastane yataklarında komada yatmaktansa, eğlenceye ara vermek daha evladır. Bunları yapmayalım. Aileleri üzmeyelim. Bunun için tedbirle hareket edelim. Tedbir bizden, takdir Allah'tan. Buna dikkat edelim. Şu anda attığımız adımlarla biz çok daha iyi bir hedefe ulaşalım diyoruz. Sizlerin de illerinizde ve görev alanlarınızda aynı hassasiyetle çalıştığınıza inanıyorum."
Erdoğan, virüs sebebiyle oluşan atmosferin asla rehavete ve karamsarlığa sürüklememesi gerektiğini vurguladı.

"Salgının sebep olduğu sıkıntıları ancak dayanışma ile aşabiliriz"

Öncelikli görevlerinin her şart altında şehirlere ve insanlara hizmet olduğunu belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Salgının sebep olduğu sıkıntıları ancak dayanışma ile aşabiliriz. Bilhassa bu zorlu süreçte hem virüsle ilgili önlemlerimizi en üst düzeyde alacağız hem de vatandaşlarımızın yanında olacağız. Açta, açıkta her kim varsa onun imdadına önce biz koşacağız. Bu bakımdan teşkilatıma güveniyorum, sizlere inanıyorum. İnanıyorum ki hangi kapının arkasından bir hıçkırık geliyorsa, bir ses, bir nida geliyorsa, ona ilk ulaşacak olan AK Parti'nin ana kademesidir, kadın kollarıdır, gençlik kollarıdır. Sizler hemen telefonlarınıza sarılmak suretiyle ilgili birimlerinizi ayağa kaldıracak ve imdada ilk önce biz yetişeceğiz."
Belediyelerle, belediye meclis üyeleriyle ve il genel meclis üyeleriyle imdada yetişeceklerini söyleyen Erdoğan, bu yaklaşımın ihmal edilmemesini istedi.

AK Parti'ye 8 belediye başkanı katıldı

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda 4 ilden, 5'i ilçe 3'ü belde belediye başkanı olmak üzere 8 belediye başkanı AK Parti'ye katıldı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'ndaki hitabının ardından partiye katılımlar gerçekleşti.
AK Parti'ye 4 ilden 5 ilçe ve 3 belde belediye başkanı olmak üzere 8 belediye başkanı katıldı.
AK Parti'ye katılalan belediye başkanları şu şekilde:
"Ağrı Eleşkirt Belediye Başkanı - Ramazan Yakut
Ağrı Eleşkirt / Yayladüzü Belde Belediye Başkanı - Selami Demirtaş
Ağrı Eleşkirt / Yücekapı Belde Belediye Başkanı - Nurettin Öztürk
Batman Kozluk Belediye Başkanı Ayhan Eren
Batman Kozluk / Bekirhan Belde Belediye Başkanı - Fırat Karabulut
Erzurum Oltu Belediye Başkanı Necmettin Taşcı
Erzurum Tortum Belediye Başkanı Muammer Yiğide
Trabzon Hayrat Belediye Başkanı Mehmet Nuhoğlu"
31 Mart 2019 yerel seçimlerimden sonra bugüne kadar 15 farklı ilden, 16 ilçe, 15 belde belediye başkanı olmak üzere 31 belediye başkanı AK Parti'ye geçiş yaptı. Böylelikle AK Parti'li belediye sayısı toplam 794 oldu.



12 Kasım 2019 Salı

Suriye petrolü ABD'yi yasal çıkmaza götürüyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Pentagon, El Kaide'ye karşı kullanılmak üzere 2001'de çıkarılan Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası'nı, Suriye'de YPG/PKK'nın işgali altındaki petrol bölgelerini koruma amacıyla kullanıyor.




ABD yönetiminin, Suriye'de petrol yataklarını korumak üzere ülkede asker bırakması, yasal çıkmaza doğru giderken, Rusya ve Esed rejiminin bu bölgelere ilerlemesi durumunda Washington'ın Suriye'de de büyük bir hezimet yaşaması kaçınılmaz olacak.

ABD'nin Suriye'de doğrudan müdahalesi eski Başkan Barack Obama'nın 22 Eylül 2014'te ABD'nin Suriye'deki DEAŞ hedeflerini hava saldırılarıyla vurma ermini vermesiyle başladı. 
Daha sonra Rusya'nın 2015'in sonlarına doğru Beşşar Esed rejimine destek vermek üzere Suriye'ye müdahale etmesiyle Obama yönetimi, Suriye'deki ılımlı muhaliflere desteği kesip ABD yardımlarını YPG/PKK terör örgütüne yönlendirdi.
Aynı dönemde de ABD Özel Kuvvetlerine bağlı 200 asker bölgeye konuşlandırıldı.

Trump'ın, petrol tesislerinin güvenliği sağlayacaklarını ve petrolün bir kısmının ABD tarafından alınacağını ifade etmesi ile hem içeride hem de dışarıda ABD'nin Suriye'deki varlığına ilişkin yasal tartışmaları beraberinde getiriyor.

Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası kılıfı


ABD Kongresi, bu adımların yasa dışı olduğunu çünkü ABD ordusunun başka bir ülkeye müdahale edebilmesi için Kongreden yetki alması gerektiğini savunuyordu.

Obama yönetimi ise 2001'de Afganistan için çıkarılan ve daha sonra 2002'de Irak için güncellenen ve yönetime El Kaide ile mücadele için güç kullanma yetkisi veren Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası'nı (AUMF) dayanak olarak gösteriyordu.
Obama DEAŞ'ın El Kaide'nin bir kolu olduğunu ve ABD yönetiminin söz konusu yasayı bu örgüte karşı da kullanabileceğini savunurken Kongrenin yasayı uygun şekilde güncelleştirmesini talep ediyordu.

Ancak Kongre bu yasada herhangi bir değişiklik yapmadı.
2017'de göreve gelen Donald Trump yönetimi de Obama'nın kurguladığı operasyonları aynen devam ettirirken, dayanak olarak yine Askeri Güç Kullanma Yetki Yasası'nı kullandı.

Mattis'in açıklamaları yetki tartışmalarını tekrar gündeme getirdi


Eski Savunma Bakanı Jim Mattis, Mayıs 2017'de yaptığı açıklamayla yetki tartışmalarını gündeme getirdi.
Mattis, açıklamasında, tüm ülkelerin İran ve DEAŞ'ın yaptıkları konusunda kaygılı olduğunu belirterek "Diplomatlar, barışı sağlamadan oradan çıkmak istemiyoruz." ifadelerini kullandı.
Mattis'in bu çıkışı, daha sonra ABD'nin Suriye'deki misyonunun DEAŞ'ın yenilmesinin yanı sıra İran ile mücadeleye yönelik olduğu şeklinde yorumlandı ve Kongre kanadından yönetime sert tepkiler geldi.

Çok sayıda Kongre üyesi, mevcut yasal dayanağın Pentagon'a böyle bir yetki vermediğini belirterek tepki gösterdi ancak bu tartışmalar özellikle de Kongredeki kapalı oturumlarda bir şekilde yatıştırıldı.

Aynı yetki yasasını kullanan Pentagon ve ABD'nin bölgedeki muharip kuvveti olan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), YPG/PKK terör örgütüne ağır silah ve özel kuvvetler eğitimi verirken, eski Büyükelçi Brett McGurk'un liderliğindeki DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliği ise örgüte bölgede ayrılıkçı yerel yönetimler inşa etmesini sağlamaya devam etti.

Pentagon, şu anda da El Kaide'ye karşı kullanılmak üzere çıkarılan yasayı YPG/PKK'nın işgali altındaki petrol bölgelerini koruma amacıyla kullanıyor

Trump'ın emirleri akim bırakıldı


ABD Başkanı Trump ise Rakka şehrinin Ekim 2017'de alınmasının ardından, DEAŞ hilafetinin yıkıldığını ve terör örgütünün elindeki toprakların yüzde 100'nün geri alındığını ve çok yakında ABD askerlerinin ülkeye döneceğini duyurdu.

Ancak Trump'ın bu açıklaması her seferinde Pentagon tarafından DEAŞ'ın elindeki toprakların yüzde 95'in üzerindeki kısmının alındığı şeklinde düzeltildi çünkü Trump'ın çekilme açıklaması Pentagon'a verilen yetkiyi sona erdiriyordu.
Rakka ve Musul gibi büyük şehirleri DEAŞ'ın elinden birkaç ayda alan CENTCOM'un, Deyrizor'daki Hacin ve Bağus gibi küçük kasabaları örgütün elinden alması aylar sürdü.

Trump, geçen yıl aralık ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında Suriye'den çekileceğini açıklamasıyla üçüncü kez çekilecekleri talimatını vermiş oldu ancak bu açıklamaların gereği yerine getirilmedi.
Bu süreçte Trump, ABD'nin her halükarda bölgede küçük bir kuvvet bırakması gerektiği konusunda ikna edildi.

Pentagon, her toplantıda çekilme sürecinin devam ettiğini ifade etse de sahada durum değişmiyordu. Bilakis ABD bölgeye askeri ekipman yığınağına devam ediyordu.
Pentagon, Suriye'de kalma yetkisi konusunda ise DEAŞ hapishanelerini bahane ediyordu.

Barış Pınarı Harekatı Pentagon'un planlarını bozdu


Türkiye'nin YPG/PKK'ya yönelik Barış Pınarı Harekatı'nı başlatması ile ABD, Suriye'nin kuzeyindeki askerlerinin çoğunu çekmek zorunda kaldı.

DEAŞ'ın bittiği ve dolayısıyla yetki yasasının sona erdiği tartışması unutulurken, ABD Kongresi özellikle Trump yönetimine ani çekilme kararından dolayı tepki gösterdi.

Trump, Suriye'deki askerlerin çoğunu çekerken Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham ve emekli bir Orgeneral Jack Keane'in Suriye'deki petrol yataklarının haritasını göstererek Trump'ı ülkede 200 civarında asker bırakma konusunda ikna ettiği ortaya çıktı.

Trump’ın Suriye’nin kuzeyinde petrolü koruması için bir miktar asker bırakacağı iddiaları ilk kez The New York Times gazetesi tarafından 21 Ekim'de ortaya atılmıştı.

Gazete, üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberinde Trump’ın, asker bırakma planının iki nedene dayandığı ve bunların DEAŞ'la mücadele ve Suriye'nin doğusundaki petrol bölgelerinin Esed rejimi ile Rusya'nın eline geçmemesi olduğunu yazmıştı.

Nitekim Trump da Beyaz Saray'da yaptığı basın toplantısında planını şu sözlerle açıkladı:

"Şu anda bölgedeki ülkeler, Türkiye-Suriye sınırındaki polislik faaliyetlerine yardım etmek için tüm sorumluluğu üstlenmeli. Diğer ülkelerin de bu bölgeye dahil olmalarını istiyoruz. Petrolü güvence altına aldık bu nedenle de az miktarda ABD askeri, petrol olan alanlarda kalacak."

Yetki tartışmaları yeniden


Türkiye'nin Rusya ile anlaşma yaparak Suriye'nin kuzeydoğusundaki statükoyu değiştirmesi Pentagon'un kendi kurgusu ve yorumuyla devam ettirdiği ABD operasyonlarını daha da karmaşık hale getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Soçi'de vardığı Suriye'nin kuzeydoğusuna ilişkin mutabakatla Rusya ve Esed rejimi daha önce ABD tarafından kontrol edilen birçok bölgeye yerleşti.
Buna karşılık ise ABD, Irak'ta konuşlu mekanize birliklerini petrol yataklarının bulunduğu Deyrizor ve Haseke'nin Rimeylan bölgelerine sevk etti.

Bu gelişmeler kapsamında Washington da söz konusu sevkiyatın hangi yetkiye dayandırdığı soruları artmaya başladı.
Özellikle de Trump'ın petrol tesislerinin güvenliğini sağlayacaklarını ve petrolün bir kısmının ABD tarafından alınacağını ifade etmesi ile hem içeride hem de dışarıda ABD'nin Suriye'deki varlığına ilişkin yasal tartışmaları beraberinde getiriyor.
Ayrıca Rusya veya Esed rejiminin söz konusu petrol bölgelerine ilerlemesi durumunda ABD ordusunun vereceği tepki de merak konusu. Pentagon ise bu konudaki sorulara somut yanıtlar vermiyor.

ABD ordusunun Rus ordusu ile askeri bir angajmana girmesi yasa kapsamında sınırlandırılmışken, ABD ordusunun Rus birliklerine saldırma yetkisi de bulunmuyor.
Suriye politikasında iç savaşın başlamasından bu yana ülkedeki fiili durumlara ayak uyduran ABD'nin, Rusya ve Esed rejiminin petrol bölgelerine ilerlemesi durumunda o bölgeleri terk etmek zorunda kalacağı düşünülüyor.

Şayet Rusya ve rejim petrol bölgelerine ilerler ve ABD çekilmek zorunda kalırsa, ABD'nin askeri tarihine Vietnam, Afganistan ve Irak'tan sonra bir de Suriye hezimet olarak eklenmiş olacak.






14 Ekim 2019 Pazartesi

Barış Pınarı Harekatı

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

İranlı vekilden mecliste PYD/PKK tepkisi


İran Meclisi Doğu Azerbaycan Eyaleti Milletvekili MuhammedHasan Nejad, bazı milletvekillerinin PYD/PKK terör örgütü lehine açıklamalarınatepki göstererek, "Biz düne kadar onlara 'ABD'nin desteklediğiteröristlerdir ve askerlerimizi şehit ediyorlar' diyorduk. Şimdi ne oldu da buteröristler için üzülüyoruz?" dedi.






Barış Pınarı Harekatı için Putin'in tavrı ne olacak?


Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda YPG/PKK ve DAEŞ terör örgütlerine karşı yürüttüğü Barış Pınarı Harekatı'nda Rusya'nın tavrı en çok merak edilen durumun başında geliyordu. Asya Polis Teşkilatı Kurucusu, Rusya Devlet Başkanlığı Akademisi Resmi Temsilcisi Talat Çetin, Barış Pınarı Harekatı'ndan Rusya'nın nasıl bir tutum içerisinde olacağını Haber7.com için yorumladı.









Teröristlerin tüm projeleri çöktü! Afrin doktrini devreye giriyor


Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda YPG/PKK ve DAEŞ terör örgütlerine karşı yürüttüğü Barış Pınarı Harekatı'nda nelerin olduğunu ve ilerleyen günlerde nelerin olacağını uzmanlar Haber7.com'a değerlendirdi.

Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda YPG/PKK ve DAEŞ terörörgütlerine karşı yürüttüğü Barış Pınarı Harekatı beşinci günü geride bıraktı.Harekatın altıncı gününde  devam ediyor.Harekatın şimdiye kadar ki süreci ve sonrasında nelerin yaşanacağını Ortadoğumuhabiri Samet Doğan ve SETA Dış Politika Direktörü Can Acun ile konuştuk.





Son dakika haberi! Menbiç'e operasyon başladı

Türkiye, Barış Pınarı Harekatı kapsamında en kritikyerlerden biri olan Menbiç'e operasyona başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Fırat'ın doğusunu terörörgütlerinden temizlemek amacıyla başlattığı Barış Pınarı Harekatı’nda TelAbyad ve Resulayn’da kontrolün sağlanmasının ardından, bordo bereliler vekomandolar Münbiç’e takviye güç olarak ilerlemeye başladı. Gece saatlerindenitibaren hazırlıklara başlayan TSK birlikleri, Cerablus’un meskun mahallindenileriye doğru harekete geçti.





Son dakika: Erdoğan'dan dünyaya harekat resti: Açık söylüyorum...


Son dakika haberi: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'da düzenlenen Dünya Türk İş Konseyi toplantısında konuştu. Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı ile ilgili Suriye'nin kuzeyinde terör örgütü YPG'nin varlığını kabul etmeyenlere yönelik "Niye güçlenen bir Türkiye'ye karşı bu adımı atıyorsunuz. Açık söylüyorum, İşte onun için biz bu attığımız adımdan vazgeçmeyeceğiz siz ne derseniz deyin" şeklinde konuştu.







ABD Başkanı Trump: YPG/PKK, DEAŞ mensuplarını serbest bırakıyor olabilir

ABD Başkanı Trump, YPG/PKK'nın ABD'yi çatışmanın içine çekmek için bölgedeki DEAŞ mensuplarını serbest bırakabileceğini belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump, kişisel Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Türkiye'nin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla başlatılan Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin, "Kürtler (YPG/PKK) bizi savaşa dahil etmek için bazılarını (DEAŞ mensuplarını) serbest bırakıyor olabilir." ifadesini kullandı.





YPG’li teröristler hapishanedeki DEAŞ’lıları serbest bırakıp kaçtı

Barış Pınarı Harekatı kapsamında terörden kurtarılan TelAbyad merkezinde PKK/PYD-YPG'li teröristlerin, içerisindeki DEAŞ'lıları serbestbıraktığı hapishanenin görüntüleri ortaya çıktı.Tel Abyad'da PKK/PYD-YPG teröristlerinin kontrolünde olan veDEAŞ'lıları serbest bıraktıkları hapishanenin görüntüleri ortaya çıktı.Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, varılanmutabakat kapsamında Türkiye'nin kontrolü sağlamaya hazır olduğu Tel Abyad'dakihapishanenin boş olduğu tespit edildi.Hapishane teröristlerce tamamen boşaltılırken yüksekduvarlarla çevrili binanın açık kapıları dikkat çekti. YPG'li teröristlerinterk ettiği hapishanede terör örgütü elebaşının posterleri ile çeşitli dosyalarda görüntülere yansıdı.





Barış Pınarı Harekatı ve Rusya’nın tavrı

Barış Pınarı Harekâtının başlamasından birkaç saat önce,Erdoğan ve Putin arasında gerçekleşen telefon görüşmesiyle, Rusya’nın bölgeselçıkarlarını da göz önüne alarak harekatı desteklediği ortaya çıktı.7 Ekim günü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABDBaşkanı Donald Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sonrası BeyazSaray’dan “Türkiye, yakın zamanda Suriye'nin kuzeyine uzun süredir planladığıoperasyon için harekete geçecek. ABD Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonudesteklemeyecek ya da bu operasyona dâhil olmayacak.” açıklaması geldi. Buaçıklamanın ardından uzun süredir planlanan Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon“Barış Pınarı Harekâtı” adıyla başladı.




ABD’nin Suriye politikasında İsrail ve Yahudi lobisinin etkisi

ABD askerlerinin Suriye'ye ilk defa gönderilmesinde ABD’deki Yahudi lobisinin büyük katkısı olduğunu söylemek mümkün. Çekilme söz konusu olduğunda topyekûn bir karşı duruşun ortaya çıktığı görülüyor.
ABD’nin Ekim 2015’de 50 Özel Kuvvetler askeriyle başladığı Suriye macerasında, en azından kuzey kesimleri için, sona gelindi. Bölgede Türkiye ile birlikte başlatılan eğit-donat programının başarısız olması üzerine, Kuzey Suriye’nin bazı bölgelerinde yerel nüfusun desteklenerek DEAŞ’a karşı savaştırılması maksadıyla kısa süreliğine ve dar kapsamlı olarak başlatılan operasyonun, gelinen noktada maliyet/fayda bakımından içinden çıkılmaz bir hal alması, Trump’ın bu kararında etkili olmuş görünüyor. Aslına bakılırsa (Trump’ın seçilmeden önce de dile getirdiği) Suriye’den çekilme işleminin ilk sinyali Aralık 2018’de verilmişti. Ancak o günlerde Trump hem savunma bakanına hem de bölgedeki komutanlara sözünü geçirememişti. Özellikle Rusya’nın bölgedeki varlığını gerekçe gösteren savunma bürokrasisi, bunun sahayı Rusya’ya kaptırmak anlamına geleceğini ileri sürerek (zaten Rusya’nın seçimlere müdahalesi iddiasıyla hakkında kovuşturma yapılan) Trump’ın girişimini akamete uğratmıştı.




'Suriye Kürtlerinin PKK ile eşdeğer görülmesine karşıyız'

İletişim Başkanı Altun "Suriye Kürtlerinin terör örgütüPKK ile yanlış bir şekilde eşdeğer görülmesine kategorik olarak karşıçıkıyoruz." dedi.İletişim Başkanı Fahrettin Altun, "Suriye Kürtlerininterör örgütü PKK ile yanlış bir şekilde eşdeğer görülmesine kategorik olarakkarşı çıkıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.Altun, Twitter hesabından yayımladığı mesajda, SuriyeliKürtlerin terör örgütü PKK ile eşdeğer görülmesinin yanlış olduğunu ve Batılıülkelerin, vatandaşlarına Suriye konusunda yalan söylediğini vurgulayarak,"Suriye Kürtlerinin terör örgütü PKK ile yanlış bir şekilde eşdeğergörülmesine kategorik olarak karşı çıkıyoruz. Ağırlıklı olarak Sünni Arapbölgesi olan Suriye'nin kuzey doğusunu işgal eden teröristler, Marksist-Leninistideolojilerini yerel halka dayattı ve kurallarına meydan okuyan herkesi sürgünetti veya öldürdü." ifadesini kullandı.



TSK ile Esed rejimi savaşır mı? Rus uzmandan kritik açıklama

Rus siyasetçi Konstantin Kosaçev, Barış Pınarı Harekatına ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye ile Esed rejimi arasında bir çatışma yaşanmayacağını söyledi.
Rus siyasetçi Konstantin Kosaçev, “Türkiye’nin, Suriye topraklarını güç kullanarak ele geçirme gibi bir amacı yok. Dolayısıyla Türkiye-Suriye arasında sıcak çatışma riski yok” dedi.
RIA haber ajansına dayandırdığı habere göre, Kosaçev, “Türkiye'nin, Suriye topraklarını güç kullanarak ele geçirme gibi bir amacı yok. Dolayısıyla Türkiye-Suriye arasında sıcak çatışma riski yok” dedi.
Rusya parlamentosunun üst kanadı olan Federasyon Konseyi'nin uluslararası ilişkiler komitesi başkanı Konstantin Kosaçev Facebook'tan yaptığı bir paylaşımda Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı'nın bir yandan söz konusu bölgedeki durumu güçleştirdiğini, bir yandan da YPG ile Suriye hükümeti arasında diyalog kurulmuş olması gibi birtakım sonuçlara yol açtığını belirtti.
"Bunun yanında Türkiye ile Suriye arasında açık bir çatışma yaşanması riski yine de yüksek değil. Zira görünüşe göre Ankara'nın güç kullanarak Suriye topraklarını ele geçirmek gibi bir niyeti yok" diye devam eden Rus Senatör, "(Türkiye) Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan'ın maksadı tamamıyla olağan: Türkiye'nin sınırdaki bölgelerinde 3.5 milyon Suriyeli göçmen birikmiş durumda, Ankara da göçmenlerin bir milyonunu şu anda askeri operasyon gerçekleştirmekte olduğu topraklara yerleştirmeyi tasarlıyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin operasyonuyla ilgili küstah çıkış

Öte yandan Türkiye'nin, söz konusu problemini askeri yöntemle çözmeyi seçmiş olmasının birtakım yeni güçlüklerin oluşmasına da sebep olduğunu belirten Kosaçev Barış Pınarı Harekatı nedeniyle yüz binlerce kişinin yerinden edilebileceğini anımsattı.
Koşaçev, "Rusya'nın, ilk olarak Kürtler ile Suriye hükümeti, ikinci olaraksa Ankara ile Şam arasında diyaloğun aktif hale getirilmesinde ısrarcı olması da bundandır" dedi.
Kremlin'den net açıklama

Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusundaki Barış Pınarı Harekatı esnasında Türkiye ve Rusya'nın askeri bir çatışma içine girmesini bekleyip beklemedikleri sorusuna, "Böyle bir ihtimali düşünmek dahi istemiyoruz" cevabını verdi.


30 Temmuz 2019 Salı

Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan iş birliği bölgede istikrar üretiyor

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Soğuk Savaş'ın ardından özellikle Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye ikili ve üçlü ilişkileri bölgenin kaderini önemli ölçüde belirledi.

Tamer Ashraf
2019 yazında bölgemizde iş birliklerinin gelişmesi adına önemli olumlu ve olumsuz gelişmelere tanık olundu. 12 Haziran 2019’da Azerbaycan’ın Gebele kentinde 7. Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye Savunma Bakanları üçlü toplantısı, 19 Haziran 2019’da Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 4. Kolordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı temsilcileri ve ana ast birlik komutanlarının katılımıyla Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Deprem Arama Kurtarma Tatbikatı, 16 Temmuz 2019’da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de ise Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan parlamentolarının Dış İlişkiler Komisyonları üçlü toplantı gerçekleştirildi.

Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın geliştirdikleri ikili ve üçlü iş birliği mekanizmaları bölgedeki olumlu havanın yükselmesine ve bu ülkelerin bölgesel ve küresel öneminin artmasına neden oldu, ayrıca önemli bir iş birliği örneği teşkil etti.

Bu arada 20 Haziran 2019’da Parlamentolararası Ortodoks Meclisi Genel Kurulu için Gürcistan’da bulunan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne yönelik tavırları ile ünlü bir Rus milletvekilinin parlamento başkanı koltuğuna oturması sonrasında ikili ilişkiler gerildi ve iki ülke arasında uçak seferleri dahi durdu. Mayıs ve Temmuz 2019’da ise Gürcistan ile Azerbaycan arasında “Keşikçidağ provokasyonu” olarak tanımlanan küçük olumsuzluklar yaşandı.

Başlangıçta bu iş birliği sadece Batı kaynaklıymış gibi algı oluşturulmaya çalışılsa da, Azerbaycan ve Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin sorunlu olduğu dönemlerde bile bu iş birliğini canlı tutmak adına özel çaba sarfetmeleri ve özveride bulunmaları bu algıyı önemli ölçüde yıktı.

Aslında Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Güney Kafkasya bir yandan büyük enerji oyununun yeni alanı, diğer yandan da etnik çatışmalar coğrafyası haline gelmiştir. Her ne kadar Hazar havzasının doğal kaynakları bölgenin önemini artırsa da genel anlamda Kafkasya’daki (Kuzey Kafkasya’daki ve Güney Kafkasya’daki) etnik sorunlar (çatışmalar) bölgenin riskli coğrafya olarak algılanmasına neden olmuştur. Uzmanlar bölgenin geleceğine iş birliklerinin mi yoksa çatışmaların mı damgasını vuracağı sorusuna uzun süre net cevap verememişlerdir.

Bu koşullar altında Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın geliştirdikleri ikili ve üçlü iş birliği mekanizmaları bölgedeki olumlu havanın yükselmesine ve bu ülkelerin bölgesel ve küresel öneminin artmasına neden olmuş, ayrıca önemli bir iş birliği örneği teşkil etmiştir.

SSCB sonrası olumsuz koşullar


Sovyet Birliği’nin dağılmasıyla Güney Kafkasya’da üç yeni bağımsız devlet, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan kendilerini etnik gerginliklerin ve hatta uzun süre boyunca da savaşın içinde bulmuştur. Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları uzun süren savaşın ardından "dış desteğin" de etkisiyle Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgaliyle sonuçlanmıştır. Kökenleri daha eskilerde bulunmakla beraber 1988’de alevlenen Karabağ sorunu 1992’de savaşa dönüşmüş, Mayıs 1994’te imzalanan ateşkes anlaşmasıyla şimdilik savaşa ara verilmiştir.

Gürcistan bu süreçte Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık, Cehavetya’daki Ermeni azınlığın ise Ermenistan ile birleşme talepleriyle karşı karşıya kalmıştır. Azerbaycan’a yönelik saldırıları nedeniyle Ermenistan, Gürcistan Ermenilerinin taleplerini askıya almaya karar verdiği (aynı dönemde hem Azerbaycan hem de Gürcistan ile savaş için iç kaynaklarının yetersiz ve dış politika açısından yaşanabilecek sıkıntıların yüksek olması ihtimali sebebiyle) için bu cephede savaş yaşanmamıştır. Fakat Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık talepleri yine "dış desteğin" de katkısıyla Gürcistan merkezi yönetimine karşı savaşa dönüşmüştür. 1990’ların başlarında Tiflis yönetiminin askeri açıdan başarı kazanmaya ve toprak bütünlüğünü sağlamaya çok yakın olduğu dönemlerde Rusya askeri kuvvetlerinin sürece açık müdahalesi Gürcistan’ın yenilgisini kaçınılmaz kılmıştır. Gürcistan’da Saakaşvili yönetiminin Ağustos 2008’de başlattığı askeri operasyon da benzer şekilde sonuçlanmıştır.

Günümüzde Azerbaycan ve Gürcistan için toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışmak öncelikli konular arasında yer almakta ve sorunların barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmaması bölge için savaş riskini canlı tutmaktadır.

1990’lı yıllarda Kuzey Kafkasya’da Rusya Federasyonu merkezi yönetimine karşı bağımsızlık hareketleri de söz konusu olmuş, özellikle Çeçenistan bir süre için fiili bağımsızlığa bile sahip olmuştur. Fakat Moskova yönetimi özellikle Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte bölgeyi kontrolü altına almıştır.
Bu dönemde Ermenistan’ın diğer komşusu olan Türkiye ile ilişkileri de olumlu yönde ilerlememiştir. Türkiye Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birisi olsa da bu ülkenin Türkiye’ye yönelik suçlamaları ve toprak iddiaları, ayrıca Azerbaycan topraklarını işgal altında tutması nedeniyle diplomatik ilişki kurulmamış, Nisan 1993’te ise Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırılarını artırması ve Kelbecer’i işgal etmesi üzerine sınırlar da kapatılmıştır. Sonraki dönemde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesine ve sınır kapılarının açılmasına yönelik zaman zaman da baskıya dönüşen iç ve dış çabalar sonuçsuz kalmıştır. SSCB sonrası dönemde Azerbaycan ve Gürcistan’ın kuzey ve güneydeki komşularla ilişkileri de inişli çıkışlı trende sahip olmuştur.

Bu dönemde Ermenistan, komşularıyla sorunlu ilişkileri dolayısıyla (Azerbaycan topraklarını işgal altında tuttuğu, Gürcistan’a yönelik toprak iddiaları, Türkiye’ye yönelik sözde soykırım suçlamaları ve toprak iddiaları) için bölgesel projelerin tamamının dışında kalmıştır. Ermenistan’ın ABD dahil çeşitli ülkelerdeki Ermeni lobisinin Erivan'ı dışarıda bıraktığı için Bakü-Tiflis-Ceyhan ve diğer projelerin askıya alınması gerektiğine yönelik tezleri inandırıcı bulunmamış, bu doğrultuda yapılan çalışmalar da sonuçsuz kalmıştır.

Bu arada Azerbaycan ile Gürcistan arasında bazı sınır sorunlarının ve Gürcistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin sorunlarının uzlaşmazlık konusu teşkil ettiği gözlenmiştir. Türkiye ile Gürcistan arasında ise Türkiye’deki Kafkas diasporasının Abhazya ve Güney Osetya’ya verdiği destek, ayrıca Gürcistan’nın Ahıska Türklerinin geri dönüşlerine ilişkin Avrupa Konseyi’ne karşı üstlendiği yükümlüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanan sıkıntılar görülmüştür.

Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan iş birliği


Yukarıda ortaya konan tablo çerçevesinde Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan yönetimleri çatışmaya ve sorunları tırmandırmaya değil, iş birliğine önem vermiş ve örnek bir bölgesel iş birliği modeli geliştirmiştir. Bu tablonun ortaya çıkmasında 1990’larda üç liderin (Süleyman Demirel, Haydar Aliyev ve Eduard Şevardnazde) sabırla stratejik iş birliğini inşa etmeye başlamaları ve 2000’lerde bu ülkelerde iktidara gelen yeni liderlerin (Recep Tayyip Erdoğan, İlham Aliyev ve Mihail Saakaşvili) bu süreci sabırla devam ettirmesi önemli rol oynamıştır.

Her üç ülke siyasi, güvenlik, ekonomik ve diğer alanlarda ilişkileri geliştirmek için mümkün olduğu kadar dikkatli ve sistematik bir biçimde çalışmıştır. Uzun süre ikili ilişkiler ve zaman zaman farklı uluslararası toplantılar çerçevesinde üçlü diyaloglar şeklinde sürdürülen ilişkilere 26 Nisan 1998’de ve 29 Nisan 2002’de Trabzon’da üç ülke liderlerinin katılımıyla zirve toplantıları eklenmiş, 2002’deki zirvenin ardından üç ülke arasında Terörizm, Organize Suçlar ve Diğer Önemli Suçlarla Mücadele Anlaşması imzalanmıştır. Ardından üçlü iş birliği kurumsal nitelik kazanmış, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere üç ülkenin çeşitli kurumları arasında benzer toplantılar sürekli olarak gerçekleştirilmeye başlamıştır. Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın şimdilik sonuncusu olan 7.’si 30 Ekim 2018’de İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. 31 Mart 2018 tarihinde Giresun’da gerçekleştirilen Savunma Bakanları 6. Toplantısının ardından “Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti, Gürcistan Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Alanında İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalanmış, sonuncu toplantı ise yukarıda da ifade edildiği üzere 12 Haziran 2019’da yapılmıştır.

Uzun uğraşlar sonucunda gerçekleştirilen Bakü-Supsa ve Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hatları ile Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattı sadece bu üç ülkenin kaderinde önemli bir dönüm noktası olmakla kalmamış, aynı zamanda küresel enerji oyununda devrim niteliğine de sahip olmuştur. Bu projeler dahil Hazar’ın Azerbaycan bölgesine ilişkin enerji projeleri bir yandan bölgeye sermaye çekerken, diğer yandan Hazar bölgesinden uluslararası piyasalara alternatif enerji naklinin de yolunu açmıştır. TANAP ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı projeleri de üçlü iş birliğini küresel açıdan da önemli hale getirmiş, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan üçlüsü hem Avrupa’nın enerji güvenliği hem de Doğu-Batı taşımacılığı açısından kilit pozisyona yükselmiştir.
Türkiye’nin girişimiyle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve DEİK organizasyonunda Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan İş Forumları ve diğer ilgili kurumların toplantıları da düzenlenmektedir. Ayrıca 15 Mart 2018’de yapılan Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan-İran Dışişleri Bakanları Dörtlü Toplantısı ile birlikte bu tür üçlü iş birliği formatlarının daha da genişlendirildiği de görülmüştür.

Üçlü iş birliğine yönelik provokasyonlar


Soğuk Savaş'ın ardından özellikle Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye ikili ve üçlü ilişkileri bölgenin kaderini önemli ölçüde belirlemiştir. Bu üç ülkenin olumlu yaklaşımları sayesinde Güney Kafkasya çatışma bölgesi olarak değil, iş birliği bölgesi olarak dikkat çekmeye başlamıştır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki üçlü iş birliği ve ikili ilişkiler birbirlerini karşılıklı olarak destekliyor ve canlı tutuyor.

Başlangıçta bu iş birliği sadece Batı kaynaklıymış (ABD projesiymiş) gibi algı oluşturulmaya çalışılsa da, Azerbaycan ve Türkiye’nin Batı (ABD) ile ilişkilerinin sorunlu olduğu dönemlerde bile bu iş birliğini canlı tutmak adına özel çaba sarfetmeleri ve özveride bulunmaları bu algıyı önemli ölçüde yıkmıştır. Üç ülke sürekli geliştirdikleri bu iş birliğinin Batı merkezli değil, bölge merkezli iş birliği olduğunu önemli ölçüde kanıtlamışlardır. Öncesinde ve sonrasında hem Ankara’nın hem Bakü’nün hem de Tiflis’in gündeme getirdiği daha geniş çerçeveli bölgesel iş birliği modelleri de bunun bir kanıtıdır. Tabii ki, bu iş birliği çerçevesinde gerçekleştirilen projelerden İran da dahil olmak üzere Çin’den İngiltere’ye kadar çok sayıda ülke yararlanmış olabilir. Ama zaten Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ın temel amacı da bölgenin refah ve iş birliği merkezine dönüşmesidir, “sürekli çatışma bölgesi” kaderini yaşaması değil.

Öte yandan bu üçlü iş birliğinden bazı devletlerin rahatsız olduğu da biliniyor. Bunların başında komşularına yönelik toprak iddiaları ve Azerbaycan topraklarını işgal altında tutması nedeniyle bölgesel projelerin dışında kalan Ermenistan gelmektedir. Ermenistan ve diğer bazı devletler Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan üçlü iş birliğinin zarar görmesi için zaman zaman bu üç ülke arasındaki ikili ilişkilere yönelik provokasyonlarda bulunmaktadırlar. Gürcistan ile Azerbaycan arasında kriz çıkarmak hedefiyle yapılan son “Keşikçidağ provokasyonları” da bunun bir parçasıdır ve asla küçümsenmemesi gerekiyor. Özellikle son provokasyonda Azerbaycan tarafının dikkatli davranması sayesinde ikili ve üçlü ilişkiler büyük bir krizi atlatmıştır. Önceki dönemlerde Türkiye-Gürcistan, Gürcistan-Azerbaycan ve hatta Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine yönelik benzer girişimler de söz konusu olmuştu.
Bu tür girişimlerin devam edeceği kuşkusuzdur. Çünkü aslında bu provokasyonların hedefi sadece ikili ilişkiler değil, üçlü iş birliğinin doğurduğu ciddi bölgesel ve küresel sonuçlardır. Önemli olan bu tür girişimlere karşı ikili ilişkilerdeki potansiyel sorun alanlarının tespit edilerek çözüme kavuşturulması ve ilişkilerin daha da derinleştirilmesidir.


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html