BİZLER TÜRKİYE İÇİN VARIZ

Amacımız Bu ülkenin hepimiz için huzurlu ve yaşanabilir olması için yürütülen çabalara katkı sunmak.

Alevisiyle, Kürdüyle; gelenekselcisi, Atatürkçüsüyle; milliyetçisi, solcusuyla… Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Bence, hepimiz daha iyi koşullarda yaşamayı hak ediyoruz.Daha onurlu, daha saygın, daha estetik, daha barışçı koşullarda birlikte yaşamak için bilgilendirme paylaşım yapıyoruz…

Günlük Haber Siyasi-Politik Yorum Platformu


Whatsapp ile paylaş
ülkücü sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
ülkücü sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

13 Kasım 2019 Çarşamba

MHP ve Atatürk

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ





Vatan-millet düşmanlarının son iftiraları, Sayın Bahçeli’nin 10 Kasım dolayısı ile bir mesaj yayınlamadığı ve Anıtkabir’e gitmediği şeklinde oldu. 

MHP ile Atatürk arasına fitne sokmak gibi, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir işe yeltendiler. 

Utanmazlığın, şerefsizliğin, alçaklığın, kepazeliğin ancak bu kadarı olabilir.



          İletişim çağındayız ve haber ve bilgiye hem kolay ulaşılıyor hem de kolay yayılıyor. Bu durum, beraberinde bir olumsuzluğu da getiriyor. 

Yalan, iftira, algı operasyonları kolay ve çok hızlı biçimde alıcı buluyor. 

Sosyal medya her ne kadar ilgi alanımız dışında olsa da, olup bitene ilgisiz değiliz ve her şeyden haberimiz oluyor.

NELER YAPMADILAR!

         MHP’nin, bu ülkenin varlığı ve birliği açısından ne kadar hayati bir görev üstlendiğini akıl ve izan sahibi herkes bilir ve kabul eder. 

Bu durum aynı zamanda MHP’yi vatan-millet düşmanlarının, bölücü hainlerin hedefi haline de getiriyor. 

Neler yapmadılar, hangi alçaklığı denemediler! 7 Haziran 2015 milletvekilliği seçimlerinden sonra yaşananlar, 1 Kasım milletvekilliği seçimlerini takip eden süreçte kurulan tezgâhlar hafızalardadır. 

Her tertipten, her çirkeflikten, her çirkinlikten medet ve menfaat umdular ve MHP üzerinde korkunç ve asla hatıralardan çıkmayacak oyunlar tezgâhladılar. MHP’yi PKK uzantıları ile bir araya getirmeye uğraştı, ortak hükümet kurmaya çabaladılar. 

Bunda başarılı olamayınca MHP’yi içten içe çürütmek için harekete geçtiler. İmza toplayıp tarlalarda bir araya geldiler. Sayın Bahçeli’nin yüksek devlet adamlığı ve liderliği sayesinde hepsi püskürtüldü, hevesleri kursaklarında kaldı.  


İYİCE KUDURDULAR


         15 Temmuz, bu ülkenin nasıl belalarla karşı karşıya kaldığını, ihanetin nerelere ulaştığını ve MHP ile neden bu kadar çok uğraşıldığını net şekilde ortaya koymuştur. Cumhur İttifakı, Türkiye’nin varlığı ve birliğinin teminatı olarak ortaya çıktı. 

Bu kararlı ve onurlu duruş karşısında iyice kudurdular. Tamamı belli merkezlerden kaynaklı olarak neler yazmadı, neler söylemediler. 

Özellikle FETÖ’nün itleri zıvanadan çıktı. Son iftiraları da Sayın Bahçeli’nin 10 Kasım dolayısı ile bir mesaj yayınlamadığı ve Anıtkabir’e gitmediği şeklinde oldu. 

MHP ile Atatürk arasına fitne sokmak gibi, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir işe yeltendiler. Utanmazlığın, şerefsizliğin, alçaklığın, kepazeliğin ancak bu kadarı olabilir.

TÜRKGÜN’DE MANŞET OLDU

         Sayın Bahçeli’nin 10 Kasım mesajı gazetemiz TÜRKGÜN’de manşet oldu. 

O açıklamada, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarihe yön veren, talihe yol açan, yaşadığı zamanın dışına çıkıp ülkesinin ve milletinin yol başçısı olan büyük bir kumandan, imrenilecek bir devlet adamı, eşsiz bir siyaset ve dava insanıdır. 

Vefatının ardından geçen 81 yıllık zaman diliminde, Türk milletinin ona duyduğu hürmet ve bağlılık hiç azalmamış, eserlerine ve mücadele ahlakına yönelik muhabbet ve sadakat hiç aşınmamıştır. 

Çünkü aziz Atatürk, Türkiye’nin ortak kıvancı, Türk milletinin ortak değeri olarak sivrilmiştir. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk bunu idrak ve ifade edip Türkiye Cumhuriyeti’nin payidar kalacağına vurgu yapmış, ömrünü Türk milletinin istiklal ve istikbaline inançla adamıştır. 

Onun mizacında korku, meşrebinde taviz ve teslimiyet yoktur. Aziz Atatürk, şerefli yaşamanın ve tam bağımsızlık onurunun somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş halidir” deniliyor. 

Açıklamanın tamamı TÜRKGÜN gazetesinin 11 Kasım tarihli sayısında mevcuttur. 

Diğer basın-yayın organlarında da yer almıştır. Ayrıca Sayın Bahçeli’nin her konuşmasına veya açıklamasına, mhp.org.tr adresinden çok kolayca ulaşmak herkes için mümkündür.

HEPSİ KAYITLI

           Anıtkabir’e Sayın Bahçeli’nin neden gitmediğini dünya alem biliyor. Kaldı ki, MHP en yüksek şekilde orada temsil edildiği gibi, Atatürk’e her şartta sahip çıkmak ve saygı göstermek her ülkücü ve milliyetçi için bir şeref meselesidir. 

Daha önceki yıllardaki katılımlarla ilgili çok sayıda görsel mevcuttur ve bunlara da ulaşmak son derece kolaydır. 

Hepsi kayıtlı, hepsi açık, hepsi bu milletin gözleri önünde gerçekleşmiş gerçekleri bile bu kadar çarpıtıp sapıtanların, arka planda neler yapabileceklerini varın siz hesap edin.

İŞİMİZE BAKACAĞIZ

         Sayın Bahçeli bir konuşmasında, “Eleştirenler çokmuş, varsın olsun, karalar mı bağlayalım? 

İftiralar, haksız isnatlar, hak ihlalleri fazlaymış, ne yapalım, başımızı kuma mı gömelim, Haktan, hakikatten ödün mü verelim?

Söyleyiniz bana; ardından yüz itin havlamadığı bozkurta, bozkurt demek mümkün müdür? 

Mümkün değilse, o zaman işimize bakacağız, yolumuza devam edeceğiz, milletimize samimiyet ve safiyetle hizmetin çarelerini arayacağız. Çünkü biz Türk milletinin umut ufku, Türkiye’nin ve Türklüğün cesur ve sevdalı yüreğiyiz” demişti.

GÜLÜP GEÇİYORUZ

         Bu kalleşliklere, bu alçaklıklara, iftiralara artık gülüp geçiyoruz. Sayın Devlet Bahçeli’nin Atatürk’e olan saygısını, sevgisini, bağlılığını sorgulamak hiç kimsenin haddi değildir. 

Biz işimize bakıyoruz, yolumuza devam ediyoruz. 

Arkamızdan havlayan itlere aldırmıyoruz. Herkes varlık sebebinin gereğini yapıyor. 

Her zaman söylediğimiz gibi, onların varlık sebebi bozmak, iftira etmek, yıkmak ve yok etmek, bizim varlık sebebimiz de yapmak, yüceltmek ve yükseltmek. 

Her şey Türk milletinin gözleri önünde yaşanıyor.













19 Ağustos 2019 Pazartesi

İhanette yarışıyorlar

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Tamer Ashraf
Türkiye yeni sisteme geçeli neredeyse 2,5 yıl oldu. Bu süre içinde genel seçimler yapıldı, cumhurbaşkanı hükümetini kurdu, Meclis çalışmaya başladı, yeni sistem bütün unsurları ile devreye girdi. Bu da yetmedi bir de özellikle genel seçim havasına sokulan yerel seçimler yapıldı. Bütün bu süreçte Cumhur İttifakı’nın oy oranı hiçbir zaman, yeni sisteme geçmek için yapılan anayasa değişikliği reformundaki oranın altına inmedi. Ancak, CHP ve yancıları hâlâ yeni sistemi hazmetmekte ve kabullenmekte büyük sıkıntı çekiyorlar. Öyle şeyler söylüyor, öyle tavırlar takınıyorlar ki, “bunlar nerede yaşıyor, ne yiyor ve ne içiyorlar da bu hale geliyorlar?” diye düşünmeden edemiyoruz. Eski sisteme takılıp kalmışlar ve aynı ezberleri her fırsatta tekrarlayıp duruyorlar.

ARTIK ANLAYIN

CHP ve yancıları artık şunu anlamalıdırlar: Siz isteseniz de istemeseniz de, Türk milleti kararını verdi ve yeni sistem hayata geçti. Daha sonraki seçimlerde de kesin ve net bir tavırla bu kararının arkasında durdu ve onayladı. Artık bu gerçeği kabullenin ve buna göre kendinize çeki düzen verin. Bir defa daha ve altını çizerek söylüyorum ki, bu her şeyden önce sizin menfaatinize olacaktır. Aksi halde bir dolgu malzemesi olmanın, PKK ve FETÖ’nün verdiği ayarlarla oradan oraya sürüklenmenin dışına çıkamayacaksınız. Dönüp dolaşıp ağzınıza sakız ettiğiniz içi boş laflarla MHP’yi meşgul etmeyin. Cumhur İttifakı’na fitne sokmak ve buradan bir siyasi belirsizlik oluşturmak gibi beyhude işlerle vakit geçirmeyin. Bütün söyledikleriniz ve yakıştırmalarınız, kendinizi kandırmaktan ve güdük zihniyetinizi daha da kısırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

ÜLKENİN BİRLİĞİ, HER ŞEYİN ÜZERİNDE

Cumhur İttifakı’nın ne olduğunu, bu ülkenin geleceği için nasıl bir misyon yüklendiğini hâlâ anlayamadınız. Bu ittifak, sizin hayallerinizin çok ötesindedir. Bir seçim iş birliği değildir. Daha ilk günden itibaren ülkenin varlığı ve birliği, her şeyin önünde ve üstünde tutulmuş ve çerçeve çok net şekilde çizilerek bir protokole bağlanmıştır. Bu protokolün gereği daha sonraki seçimlerin öncesinde ve seçimler sırasında yapıldığı gibi, bundan sonra da aynen devam edecektir. Her iki taraf da buna bağlı kaldıkça, bu durum değişmeyecektir. MHP, bir siyasi hesap peşinde olmadığını defalarca ispatlamıştır. Türk milleti de bunu görmüş ve onaylamıştır. Bu sebeple hükümetin oluşumunda bakanlık istenmemiştir. Meclis başkanı seçimlerinde Meclisin yapısı dikkate alınmış ve ittifaka uygun hareket edilmiştir. Hükümet icraatları ve Meclis çalışmaları sırasında da yine aynı ölçülere riayet edilmiş ve ülkemiz bundan çok büyük fayda görmüştür. Önümüzdeki seçimsiz 4 yıl içinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi için tam bir anlayış birliği ve uyum olduğu, liderlerin görüşmelerinden ve yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır.

MİLLÎ DURUŞ

CHP sözcülerinin hâlâ eski sistem türküleri söylemeleri, fitne çıkarmak için müflis tüccar misali eski defterleri karıştırmaları beyhude bir çabadır. Protokolde de belirtildiği gibi, Cumhur İttifakı esasen, 15 Temmuz 2016’da FETÖ’nün teşebbüs ettiği hain darbe ve işgal hareketi sonrasında, Türkiye’nin maruz kaldığı saldırılara karşı yerli ve milli bir duruşun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin istiklâlini ve istikbâlini her şeyin üstünde tutan bir anlayışla hazırlanan Cumhur İttifakı Protokolü bugün de geçerlidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesinde tam bir mutabakat sağlanmıştır ve bunun için gerekenler bundan sonra da kararlılıkla yapılacaktır.

LİDER ÜLKE

Cumhur İttifakı’nın Türkiye için ne kadar önemli olduğu sadece içerideki gelişmelerle değil, dışarıda yaşananlarla da net olarak görülmektedir. Türkiye’ye yönelik iç ve dış kaynaklı hasmane girişimler karşısında, millî ve ahlakî bir duruş sergilenmekte, tarihî bir birliktelik yürütmektedir. Cumhur İttifakı, Türkiye’yi hedef alan saldırılar karşısında parti çıkarları ve günlük siyaset hesapları yapmadan ortak hareket ediyor, Türkiye’yi zayıflatarak uluslararası operasyonlara açık hale getirmeye yönelik her türlü faaliyetin de karşısına dikiliyor. Bu kararlılık ve iş birliği ile Türkiye’yi bölgesel güç ve lider ülke yapmayı hedefliyor.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Diğer tarafta ise PKK uzantısı HDP ile seçim ittifakı kuran, ülkemizin varlığına ve birliğine yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye ortaklık etmekte sakınca görmeyen, kirli siyasi hesaplarla bir kriz ve kaos ortamı oluşmasını isteyen ve bunun için çabalayan, bazı belediyelerin el değiştirmesinin verdiği cesaretle bu hazin durumu çok daha ileri götürmeye çabalayan bir zillet ittifakı var. CHP ve İP, PKK uzantıları ile kurdukları yıkım ortaklığını artık gizleme gereği dahi duymuyor, hatta ihanette HDP ile yarışıyorlar. İP’in ‘insan haklarından sorumlu’ sıfatıyla başkanlık divanına aldığı şahsın, Türk milletinin bir parçası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin herkes gibi eşit vatandaşları olan Çerkez kardeşlerimizle ilgili sözleri, tam bir PKK ağzıdır. Türkiye’nin birliğine kasteden yabancıların fonladığı PKK yanlısı bir televizyon kanalında bu bölücü beyanlarda bulunmuştur. Bu beyanlar, İP’in nereden gelip nereye gittiğini ve içinde bulunduğu kirli ittifaka nasıl uyum sağladığını gösteren son örnektir ve sözün bittiği yerdir.

Terörist yetiştiren HDP ile ittifak yapan, FETÖ haydutları!


1 Kasım 2015 seçimleri sonrası FETÖ’nün ana kumandada oturduğu, solun her türlü destek verdiği bir “MHP’yi ele geçirme operasyonuna” şahit olmuştuk. Bu operasyonda baş figüran, MHP’de tekrar milletvekili adayı yapılmayan Meral Akşener’di. Yardımcı oyuncular da aynı ona benzer durumda olan, tekrar MHP’de milletvekili yapılmayan ya da yapılıp tekrar seçilemeyen kişilerden oluşuyordu. Cihan Paçacı, Müsavat Dervişoğlu, Metin Ergün, Koray Aydın, Lütfü Türkkan vb. gibi isimlere bakın bakalım MHP’de bulamadığını Meral Akşener’in hangi siyasi omurgasında, ideolojisinde bulmuşlardır?
Bunlar şimdi Meral Akşener’in ana kadrosunu oluşturuyor, MHP’ye de en çok şimdi bunlar hakaret ediyor.
Oysa MHP, bunlara iyilikten başka hiçbir şey yapmamıştı.
Bunlara benzer makam, mevki, koltuk kaygısı taşıyan birçok kişi de 1 Kasım sonrası MHP üzerinde yaratılan rüzgâra kapılıp bunların peşine takılıp gitti. Kimi de son anda oynanan oyunları gördü ve gitmekten vazgeçti, kimi ise gidip yaşananları bizzat içlerinde gördükten sonra MHP’ye geri döndü.
CHP, HDP ve FETÖ tarafından kullanılan bunlar ya dağılma sürecini yaşayacaklar ya da üst aklın bunlara vereceği göreve göre ömürlerini biraz daha uzatacaklar. Zaten ihanet ilişkilerini görenler de bunları teker teker terk ediyor.
MHP’yi sözde idealist kavramlar üzerinden eleştirip, CHP’nin, PKK’nın, FETÖ’nün yancısı olmak da bunların kabiliyeti oldu. 16 Nisan referandumunda, 31 Mart ve 23 Haziran’da yenilenen İstanbul seçimlerinde PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile ittifak yaptıkları halde utanmadan, yüzleri kızarmadan hâlâ MHP’ye laf yetiştirmeye çalışıyorlar. HDP ile ittifak yapma alçaklığı kadar başka bir alçaklık olmayacağına göre, bunlardaki yüzsüzlük boyutunu siz hesap edin…
Eşkıyalarla, haydutlarla, teröristlerle iş birliği yapıp, bir de utanmadan dün ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri ve geçmişte konakladıkları MHP’ye “Bir kişiye, beş kişi saldıran haydutlardan, ne milliyetçi olur ne de adam olur. Siyasetçi yetiştireceğine, haydut yetiştiren zihniyetten, ne milliyetçi olur ne de adam olur. “ diyebiliyorlar.
İttifak yaptıkları terörist yetiştiren HDP’yi “Kürtlerin siyasal temsilcisi gören” Meral Akşener, MHP’yi haydut görüyor. Siyasi ahlaka ve vefaya bakar mısınız?
Konya’da Doğanhisar Belediye Başkanı MHP'li İhsan Öztoklu'yu senin partinin mensubu alçaklar öldürmedi mi?
Geride gözü yaşlı bir eş, iki tane yavruyu yetim bırakan, İP’li haydutlar değil miydi?
MHP camiasında sizin tarafınızdan öldürülen bir belediye başkanı varken, namussuz paylaşımlar, ahlaksız konuşmalar yüzünden kendi safınızda dayak yiyenlerin yediği yumruğu sayacak kadar mı küçüldünüz?
MHP’ye ahlaksızca sıfat takmayı bırakın!
Yahu siz kendi istişare toplantınızda Gençlik Kolları Genel Başkanı'nızın “burnunu kıran” haydutlar değil misiniz?
MHP’yi ele geçirmeye çalıştığınız tarla kongrelerinde size desteğe gelenlere yumruk atan haydutlar siz değil misiniz?
Kandırılıp, o tarla kurultaylarına getirilen ülkücülere “Bir sürü gerizekalı” diye hakaretler eden sen değil miydin Meral Akşener?
PKK-HDP karşısında süt dökmüş kedi gibisiniz… Hatta onlarla ittifak yaptığınız yerlerde kazandık diye zafer naraları atıyorsunuz. Söz konusu MHP olunca da ne edebiniz kalıyor, ne ahlakınız…
HDP’li Fatma Kurtulan “İYİ Partililer, içinde bulunduğunuz ittifaka, HDP ve PKK'ya içinde gönül vermişlerin de olduğu insanlar oy verdi. Şu an koltuklarınızda HDP'nin oylarıyla oturuyorsunuz.” dediğinde ağzını açıp cevap dahi veremeyip, hatta o konuyu bile nasıl olduysa MHP lideri Devlet Bahçeli’ye “Bahçeli'nin yeni kurbanı Fatma Hanım.” cümlesiyle bağlayıp, PKK’lı Fatma’ya “Fatma Hanım” yumuşaklığı gösteren Meral Akşener, sen PKK’nın elinde mi yoksa FETÖ’nün elinde mi esirsin?
Söyle de muamelemiz ona göre olsun…
Gerçi FETÖ’cü deniliyorsun, PKK ile her türlü iş birliğini yapabildiğini de gösterdin… Bunun sebebi her iki terör örgütünü de ABD’nin yönlendirmesi olmasın?
Terörist yetiştiren HDP ile ittifak yapıp, şehit ve gazileri olan milliyetçi-ülkücü harekete “Haydut” demek, şerefsizliği de aşan bir söylemdir.
Meral Akşener, 7 Haziran 2015 seçimlerinde milletvekili adayı gösterilirken, seçimlerden önce MHP lideri Devlet Bahçeli'yi "Devlet Bey tam bir Adanalıdır. Adanalıların sohbetleri muhteşemdir. Devlet Bey de çok hoşsohbettir. Fevkalade mizahi bir tarafı vardır. Gençleri çok sever. Samimi ve inanmış bir demokrattır. Son derece yardımseverdir ama yardımlarını gizli yapar. Çok iyi de bir stratejik akla sahiptir. Satranç oyuncusudur, hep 5 hamle sonrasını görür. Bazı şeyleri göze alır, ama demokrasinin yanında durur. Partiye zarar getirecek bir şey Türkiye'ye faydalıysa, onu yapar. Rastgele konuşmaz. Çok edeplidir. Çocuğu yaşında birini de ceketini ilikleyerek karşılar. Devlet Bey'i kamuoyuna doğru düzgün anlatamamamız bizim eksikliğimizdir. Devlet Bey ile daha rahat ve sükûnet içinde çalışılıyor. Fikirlerimizi çok rahat ifade edebildiğimiz biri. " (3 May 2015/Haber Türk) şeklinde övüyordun. Ama 1 Kasım 2015 seçimlerinde seni aday yapmadı diye nasıl bir nefret dolduysan ya da seni nasıl bir projede figüran yaptılarsa PKK ile iş birliğine kadar sürüklendin…
MHP’de milletvekili, TBMM Başkanvekili iken PKK’lı Demirtaş’a “Ey gafiller, Abdullah Öcalan'ın heykelini yapacakmışsınız. Yapın da görelim. Heykeli yapan o elleri kırarız. Bu irade o elleri kırar " diye bağırırken, CHP ve HDP yancısı olarak kurduğun partinde de defalarca PKK’lı Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istedin. Aranızda o kadar sevgi bağı oluşmuş ki, terörist Demirtaş 31 Mart seçimleri öncesi cezaevinden yaptığı açıklama ile HDP seçmenine “CHP ve İYİ Partiye oyunuzu verin” çağrısında bulunmuştu.
Bu ilişkilere bakarak tekrar tekrar söylüyorum Meral Akşener; ekmeğini yediğin, suyunu içtiğin MHP’ye “Haydut” deme edepsizliğini bırak da, teröristlerle bu derece sıcak ilişkiyi nasıl kurdun, onu Türk milletine anlat…
Sana ve genel başkan yardımcılarına, bölücülükte HDP ile yarışma görevini kim verdi?


21 Mayıs 2019 Salı

Rahat ol Ümit Özdağ, HDP-PKK ilişkiniz bitmez!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



Yıldıray Çiçek
YILDIRAY ÇİÇEK

Ümit Özdağ MHP’de siyaset yaptığı günlerde, bir gün bana “Türkiye’nin en iyi polemik yazarısın. Senin Türkiye genelinde daha çok okunman gerek” diyerek Ortadoğu gazetesinden başka bir gazetede yazmam için transfer teklifinde bulunmuştu.

Ümit Özdağ MHP’de siyaset yaptığı günlerde, bir gün bana “Türkiye’nin en iyi polemik yazarısın. Senin Türkiye genelinde daha çok okunman gerek” diyerek Ortadoğu gazetesinden başka bir gazetede yazmam için transfer teklifinde bulunmuştu. Buna dayanarak Ümit Özdağ’ın “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” açıklamaları üzerinden biraz onunla polemik yapmak istiyorum. Ümit Özdağ yıllarca MHP üzerinde karanlık oyunlar oynayan, MHP’yi ele geçirmek için tezgâh, kumpas temelinde her türlü kara propagandayı yapan biriydi. “Belki biraz adam olur” diye MHP’de MYK üyesi, milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı gibi görevlere dahi getirilmişti. Olmadı, olamazdı. Çünkü ipi her daim başkasının elindeydi.

TÜRKİYE’DE, FARKLI GELİŞMELER OLACAK DEMİŞTİ

Kendisiyle adeta kanlı bıçaklı olduğum halde bir gün ona geçirdiği ameliyat üzerine “geçmiş olsun” ziyaretine gitmiştim. Onunla, o ziyarette sohbet ederken konu 2005 yılında birden ortaya çıkıp MHP’de muhaliflik yapmaya başladığı günlere gelmişti. O günlere dair şahitlerin huzurunda bana “2005 yılında Sayın Genel Başkanım bana bir oda, bir makam verse, gel Ümit şurada çalış dese muhalif olmazdım, hatta beni bitirirdi” demişti. Bende bu sözünün karşısında “Hocam şimdi hepsini verdi, o zaman sizi şimdi tümden bitirdi” diye espri yaptığımda koltuğunda gülmekten ölüyordu. Bu muhabbet onun makam odasında geçmişti, kendisi MHP Genel Başkan Yardımcısı idi. Aynı sohbet içinde de “Türkiye’de farklı gelişmeler oluyor, olacak” diyen de Ümit Özdağ idi. Çok ilginçtir bu muhabbetten 2 hafta sonra MHP’deki görevlerinden istifa etti. Aylar sonra da 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Kendisi de bugün tüm FETÖ unsurlarının canla başla desteklediği Meral Akşener’in partisinde milletvekili… Acaba o bahsettiği “Farklı gelişmeler” neydi?
“Bir oda ve makam verilse muhalif olmazdım” diyen adam bu sözünden iki hafta sonra MHP’de makamı ve yüksek görevi olduğu halde niçin istifa etmişti? Bu konuyu defalarca yazdım, defalarca soru sordum. Ama bir türlü cevabını bulamadım. Bu konunun her daim takipçisi olacağım elbette. Gelelim “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” başlığı altında söylediklerine…
Terör örgütü PKK ve onun siyasi uzantısı HDP hakkında bir hassasiyeti var mı desek, olsa zaten dört yıldır PKK ve HDP ile kol kola olan CHP gibi bir partinin kucağına oturarak milletvekili seçilemezdi. Biliyorsunuz Ümit Özdağ’ın partisi İP, CHP ile ittifak yapmasaydı %9.96 oy oranıyla baraj altında kalıyor ve böylelikle kendisi de milletvekili olamıyordu.
31 Mart seçimlerinde de kendi partisi İP, HDP ile ittifak yaparak Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Adana’da, Mersin’de, Hatay’da, Bursa’da ve birçok yerde CHP’nin adayına oy vermiştir. Ümit Özdağ’ın nerede oy kullandığını bilmiyorum.
İstanbul’da oy kullandıysa “İttifakınızda HDP var mı?” sorusuna “İttifakımız içinde HDP de var” diyen, “HDP seçmeni bana oy veriyor, ben de onları mutlu edebiliyorsam ne mutlu bana” diyen Ekrem İmamoğlu’na oy vermiştir.
Ankara’da oy kullandıysa “HDP ile görüşecek misiniz?” sorusuna “Ona ajans karar verecek” diyen Mansur Yavaş’a oy vermiştir.
İzmir’de oy kullandıysa “HDP’nin gücüne güç katacağım” diyen Tunç Soyer’e oy vermiştir.
HDP’NİN OY VERMEMESİNDEN KORKUYORLAR
CHP son dört yıldır AKP’den devraldığı HDP bakıcılığı ve PKK açılımını yapmaktadır. Ümit Özdağ da buna siyasi destek verdiği gibi, oy vererek katkı sağlamıştır. Milletvekili olduğu partisi son dört yıldır PKK açılımı yapan CHP ve PKK’nın siyasi uzantısı olan HDP ile ittifak yapacak ve Ümit Özdağ çıkacak “Öcalan ve Avukat görüşmesi” üzerinden senaryolar yazacak. Buna rahatlıkla “vay be” denilebilir.
Ümit Özdağ’ın “Öcalan- avukat görüşmesi, yeni Oslo sürecidir” cümlesi olsa olsa “31 Mart’ta PKK bizi destekledi, HDP bize oy verdi, şimdi vermeyecek” korkusudur. Ümit Özdağ’ın korkmasına gerek yok “Öcalan- avukat görüşmesi” gerçekleştikten iki hafta sonra terör örgütü KCK(pkk) Eşbaşkanı Besa Hozat “23 Haziran’da İstanbul’da Kürtler AKP-MHP faşist blokuna karşı kim çıkacaksa, bu CHP’nin adayı İmamoğluysa İmamoğlu’na, destek verecektir. Biz inanıyoruz ki 23 Haziran’da da bu strateji başarı kazanacaktır. İstanbul seçimlerine HDP bu stratejiyle katılacaktır.” açıklamasını yaparak, KCK üst düzey yöneticisi Duran Kalkan da hem Ekrem İmamoğlu’na desteklerinin devam edeceği, hem de çeşitli uyarılarda bulunarak “CHP’liler, CHP’den seçilmiş insanlar doğru durmalı, dikkatli durmalı. Ekrem İmamoğlu ‘Herkesi kucaklayacağım, oy vereni de vermeyeni de’ dedi. İyi... Ama oy verenleri unutmamalı. Ters şeylere girmemeli. Girerse toplum kendisine nasıl güven duydu, onu tekrar geri almasını da bilir. Öyle olmamalı. Seçimin ortaya çıkardığı bir siyasi tablo var. AKP-MHP iktidarı kaybetmiştir. Yeni bir yönetim gerekiyor. O halde yeni bir yönetim istenmeli.” açıklamasını yaparak Ümit Özdağ’ın korkusunun, kaygısının gereksiz olduğunu göstermiştir.

PERVİN BULDAN’IN AÇIKLAMASI, ÖZDAĞ’I RAHATLATTI

HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan da Kandil’deki teröristbaşlarının ardından “Şimdi İstanbul için ‘Her şey çok güzel olacak’, ‘İstanbul başka güzel olacak’ diyorlar. Biz de diyoruz ki; inanın anneler inanın Türkiye halkları, sonuç muhteşem olacak! İstanbul’da 23 Haziran’da yapılacak seçim tam anlamıyla bir referandumdur. Halk iradesini hiçe sayan faşizmle demokrasi arasındaki bir referandumdur. HDP, 31 Mart’ta demokrasiye aralanan kapının açılması ve Türkiye halklarının aydınlık bir geleceği kavuşması için 23 Haziran’da aynı kararlı tutumunu sürdürecektir. “ açıklamalarını yaparak Ümit Özdağ’ı herhalde gevşetmiş ve rahatlatmıştır.
Rahat ol ve stres yapma Ümit Özdağ, ittifak ortağınız HDP 31 Mart’ta nasıl sizinle beraber CHP’ye oy verdiyse, 23 Haziran’da da aynı tavrını sürdürecektir. Bizim dememize inanmıyorsan, işte terör örgütü PKK’nın ve HDP’nin açıklamaları ortadadır. Geçmişte Oslo’yu, Habur’u, Dolmabahçe’yi, çözüm sürecini yapan AKP’nin şimdi gizli bir ajandası var mı bilemeyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çözüm süreci diye bir şey söz konusu değil” sözü şimdilik herkese ölçü olmalıdır. Biz, 15 Temmuz sonrası başlayan kararlı terörle mücadele tutumunu destekliyoruz. Bu mücadele de tavizsiz devam ediyor. Son 3 yılda öldürülen yaklaşık 9 bin terörist, son iki haftada öldürülen 20-30 terörist bunun delilidir. O 9 bin teröristin, 4600’ü Afrin operasyonunda öldürülürken, Ümit Özdağ’ın partisi “Biz Afrin operasyonuna baştan sona karşıyız” diyordu. Ümit Özdağ’ın kendisi de “Afrin’i almak için ne veriyorsunuz?” diyerek bu operasyonu sulandırmaya ve Türk Ordusu’nun motivasyonunu bozmaya çalışıyordu. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu cümlelerin önünü ve arkasını keserek, tüm gazetecilerin şahit olduğu ortamda ironiyle söylediği “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten.” sözü üzerinden “Avukat ile görüşmesinde sakınca yok dediğiniz zaman Oslo sürecinde sakınca yok demektir. Fikrim yok dediğiniz zaman, yeni Oslo sürecine karşı çıkmıyorsunuz demektir. “ eleştirisi yaparak, bir zamanlar “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” (12 Nisan 2011/Konya) dediğin bir Lidere iftira atmaya utanmıyor musun Ümit Özdağ?

HER ŞEYE KONUŞAN SEN, ALÇAKLIKLARA SUSMUŞTUN

Geçen gün senin gibi büyük stratejik uzman(!) olan Sinan Oğan’a da, kurduğu partiyi CHP-HDP yancısı yapan Genel Başkanın Meral Akşener’e de hatırlattım ve aynı cümlenin devamındaki “Bunu büyüterek, farklı noktalara getirerek hele hele PKK, onun YPG’siyle, onun HDP’siyle iş birliği yapıp seçim kazanma sevdasına kapılanların ağızlarına böyle bir görüşmeyi almamaları lazım.” cümlesini kime söyledi MHP Lideri Devlet Bahçeli?
Size söyledi size!

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk devletini yöneten iradeyi Oslo’nun, Habur’un, Dolmabahçe’nin kapısından çekip alan, çözüm süreci ihanetini parçalayan bir lider iken onu “Oslo sürecini başlatmakla” suçlamak gafillik ve ileri derecede siyasi ahmaklıktır.
Ümit Özdağ “Özetlersek ‘Al Suriye’nin kuzeyini ver İstanbul’u oyunu’ oynanıyor.” diyorsun…
İşte burada mayına bastın… Ayağını çekme havaya uçacaksın…
Cumhur ittifakı “İstanbul’u almak için Suriye’yi vermek istiyorsa” siz 31 Mart seçimlerinde HDP’ye “Ver İstanbul’u, Ankara’yı, Adana’yı, Mersin’i, Antalya’yı, Hatay’ı, İzmir’i ve diğer illeri” diyerek neyi vermiştiniz?

HDP’li Barış Yarkadaş ve senin seçim çalışmalarında yanyana oturarak poz verdiğin terörist sevdalısı Canan Kaftancıoğlu “Demirtaş çağrısı ve HDP’nin oylarıyla kazandık” diyorsa, kazanırken verdiğiniz bir şeyler olmalıdır değil mi Ümit Özdağ?
Mesela HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da biz kazanacağız, Batı’da da AK Parti ve MHP’ye kaybettireceğiz” dediğinde senin genel başkanların Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu susmuştu.

Car car herşeye konuşan sen bu alçaklık karşısında susmuştun!

Ne diyelim şimdi?

Mesela “CHP ve İP, HDP sayesinde kazandığı yerler adına Kürdistan’ı verdi?” mi diyelim?

“Terörist Demirtaş’ı cezaevinden çıkarma sözünü verdi” mi diyelim?

Gerçi HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli geçtiğimiz hafta çıtayı yükseltti ve “23 Haziran’da CHP’ye oy verirseniz, İmralı’nın yolu açılır.” dedi. Siz de yine CHP’nin adayını destekleyeceğinize göre İmralı’daki alçağın yolunu açacak olan da yine sizsiniz. Ya da siyasi önderin Kemal Kılıçdaroğlu dört yıl önce “YPG terör örgütü değil, vatanını koruyan oluşum” dediğinde ve 2 ay önce “Türkiye’nin beka sorunu yok. YPG bize saldırmaz.” derken Suriye’yi YPG’ye mi bırakmıştı?
“Bana göre Öcalan’a daha ılımlı işte bir ev hapsi gibi imkân tanınarak, ister televizyonla, ister telefonla, görüntülü, görüntüsüz, gibi bir ortam sağlanması gerekir. Sekreter verilmesi ve ortamının iyileştirilmesi gerekir” diyen adamı partinize Genel Başkan yardımcısı yaparak HDP’ye verdiğiniz mesaj yerine ulaştı sanırım?

Biz yaşananlardan, siz ise şizofren siyaset tarzıyla olayları değerlendiriyorsunuz Ümit Özdağ…
Siz Allah’tan korkmadan, Türk milletinden utanmadan sırf kazanmak uğruna HDP ile ittifak yaptınız. Şimdi görüyorsunuz Kandil sizi “CHP kendine oy verenleri unutmamalı. Ters şeylere girmemeli. Yoksa desteğimizi geri alırız” diye uyarıyor ve tehdit ediyor. CHP ve İP’ten bu alçaklığa karşı zerre ses çıkmıyor.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerinin önünü arkasını keserek, kendi ihanetlerinizin üzerini örtmeye çalışırsanız böyle rezil olursunuz. Ümit Özdağ İP isimli partinizi kurduğunuzda zaten “Bu parti Ülkücü bir parti olmayacak” demiştin. Ama tam bir “CHP-HDP yandaşı” oldu… Terörist Demirtaş’a “Oyunuzu Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Meral Akşener’in partisine verin” dedirtecek kadar PKK’ya şirin görüntü çizdiniz. Büyük strateji uzmanı Ümit Özdağ, bir gün de bu konuyu değerlendirsen!

Kandil ve HDP sizin partiyi aile içinden görürken, PKK ve HDP’ye nefes alamadığı süreci başlatan MHP ve Devlet Bahçeli’ye iftira atmaya utanmayacak kadar nankör ve projesiniz…
Ümit Özdağ bu ara bir ABD ve İngiltere gezin olacak mı?
Olacaksa polemiklere dönünce devam ederiz.



MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin kurduğu cümlelerin önünü ve arkasını keserek, tüm gazetecilerin şahit olduğu ortamda ironiyle söylediği “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten.” sözü üzerinden “Avukat ile görüşmesinde sakınca yok dediğiniz zaman Oslo sürecinde sakınca yok demektir. Fikrim yok dediğiniz zaman, yeni Oslo sürecine karşı çıkmıyorsunuz demektir. “Eleştirisi yaparak, bir zamanlar “Devlet Bahçeli’yi savunmak, Anayasa’nın ilk 3 maddesini savunmaktır” (12 Nisan 2011/Konya) dediğin bir Lidere iftira atmaya utanmıyor musun Ümit Özdağ?


15 Nisan 2019 Pazartesi

Bu hayalet milliyetçiler hangi fabrikada üretiliyor?

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ









Bu isimlerin tamamı bu seçimlerde oyunu CHP’ye vermiş ve
CHP’nin başarısı için çalışmış kişiler… Hepsinin ortak özelliği MHP’de siyasete başlaması ve daha sonra parti parti gezmeleridir. Bu öyle sıradan bir gezme değil, pervaneyi bunlarla yarıştırsan pervane bunların hızına erişemez. Bu isimler içinde biri televizyonda konuşsa, gazete ve dergide yazı yazsa yahut bir röportaj verse direkt diğer dördü gözümün önüne gelir. Hep de kendi kendime sorarım. ‘Acaba bunlar bir fabrikada tek tip özel mi üretildiler?’ diye… Önce MHP’ye sızdırılmışlar, sonra hepsi Türkeş düşmanı olmuş ve ömürlerinin büyük bölümünü MHP düşmanı olarak geçirmişlerdir. Bunları tek yahut toplu gördüğümde aklımdaki oluşan kanaat budur. “Yanlış düşünüyorsun” diyen de varsa buyursun bu konuda atomu parçalamaktan daha zor bir işe girişsin…

Hepsinin ortada “kutsanmış ağabey” gibi dolaşmasını sağlayan da MHP’de kazandıkları eski kimliklerdir. Aslında bunların ideolojisi, siyasi kimlikleri bir hayaletten ibarettir. Parti parti gezen adamın bir ideolojisi, kimliği mi olur? Sadi Somuncuoğlu: MHP, ANAP, MHP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Namık Kemal Zeybek: MHP, ANAP, DYP, MHP, DP, BBP, Doğu Perinçek yanaşması, İP, CHP Yaşar Okuyan: MHP, Anavatan, DYP, MHP, Hürriyet ve Değişim Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, Vatan Partisi, CHP Agâh Oktay Güner: MHP, ANAP, DYP, Doğu Perinçek yanaşması, #İP, CHP Yılma Durak: MHP, ANAP, DYP, İP, CHP Hayatımızın son demlerinde “edebimizle, adabımızla oturalım” da demiyorlar. “Ne yaparız, ne ederiz de son nefesimizi MHP düşmanlığı yaparak veririz” diye çırpınıyorlar. Geçmişte “MHP ve Alparslan Türkeş düşmanlığı” bunları motive ediyordu, günümüzde de “MHP-Devlet Bahçeli düşmanlığı” motivasyonlarını sağlıyor. MHP’ye zarar verecek hangi oluşum varsa anında zehirli ot gibi orada yeşeriyorlar, Devlet Bahçeli düşmanlığı için de, o ne yaparsa tersini yaparak misyonlarını yerine getiriyorlar.
Bir zamanlar gördüğü düşmanlıklar yüzünden Başbuğ Türkeş’in bile “Sadi Somuncuoğlu’nu genel başkan yardımcısı yapan benim. Sadi Somuncuoğlu yanlış yoldadır” diye tarif ettiği Sadi Somuncuoğlu’nun düşünme sağlığı nasıl bir perişan haldeyse Yeniçağ gazetesinde “CHP-İP güzellemesi, MHP düşmanlığı yapacağım” diye “Ancak MHP’yi, Türkiye sıralamasında İYİ Partinin gerisine, 4. Sıraya düşmekten kurtaramadı.” gibi cümleler kurarak yine malum misyonunu sürdürmüştür. Oysa yağlama ve güzelleme yaparak şişirdiği İP isimli parti, Türkiye genelinde hiçbir Büyükşehir ve il belediyesi kazanamamış, toplamda 21 ilçe ve belde belediyesi kazanmış partidir. MHP ise 1 Büyükşehir, 10 il, 125 ilçe, 89 belde belediyesi kazanmış bir partidir. MHP İl Genel Meclisinde 1.976. 353 oyla % 18.81 oy oranıyla AKP’den sonra Türkiye’nin en yüksek oyu alan ikinci partisi iken, Sadi Somuncuoğlu’nun şişirmeye çalıştığı İP isimli parti 852.630 bin oyla % 8.12 oy oranıyla CHP’den sonra dördüncü partidir. Sadi Somuncuoğlu bu bilgileri vermeden aklınca kurnazlık yapıyor. MHP’nin başarısını gösteren asıl bu bilgidir.
“MHP 4. Sıraya düştü” diyen Sadi Somuncuoğlu’nun karakteri MHP düşmanlığı uğruna 80 yaşında yerlere düştükçe düşüyor. Sadi Somuncuoğlu’nun Başbuğ Türkeş’ten bugüne MHP düşmanlığı yapması huyudur. Sadi Somuncuoğlu’nun 6 Ekim 1992 tarihinde Tercüman’a verdiği demeçte; “Türkiye’nin en güçlü kadrolarına sahipken, bunların küçük bir kısmını çatısı altında bulundurabilmek. Sayıca üstün, vasıfça yüksek değerde olan milliyetçi kadroların bir araya gelemeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroların bir araya gelmeyeceği bir ortam yaratmak. Büyük kısmı siyasetin dışında kalmış olan milliyetçi kadroları, sırf kendileriyle beraber değil diye hain, satılmış, ajan gibi haksız, yakışıksız ve ağır sözlerle itham etmek. Suçlamadan, asılsız ithamda bulunmadan konuşamaz bir ruh halinde bulunmak. Yüzde 2.9’luk oy oranıyla #Türkiye’nin en küçük partisi olmak” cümleleriyle nasıl Başbuğ Türkeş düşmanlığı yaptığını hafızalarımız unutmadı. O günlerde Başbuğ Türkeş’e düşmanlık zemini hazırlamaya çalışan Sadi Somuncuoğlu’na cevabı MÇP Genel Sekreteri olan Sayın Devlet Bahçeli “MÇP’nin oyları 1989 yerel seçimlerinde 4.1’e çıkmıştır. Hali hazırda yüzde 7 ile 8 arasındadır. Somuncuoğlu ve arkadaşları mücadele azim ve kararlılığından yoksun kişilerdir.” cümlesiyle vermişti.
Yıl 2019 Sadi Somuncuoğlu yine aynı… Son nefesine kadar da öyle olacaktır. Sadi Somuncuoğlu ve diğerlerini üreten fabrikanın bir ürünü de Namık Kemal Zeybek isimli şahıstır. Onun ismini ne zaman duysam kusasım gelir. Böyle basit adamlar nasıl olur da ortada “kutsanmış ağabey” olarak dolaşır aklım almaz. O da Sadi Somuncuoğlu’ndan geri kalır mı? Seçim değerlendirmesinde “MHP diye bir parti kalmadı” demiş… %18.81 oy oranıyla il genel meclisinde Türkiye’nin ikinci partisi olmuş, toplamda 235 belediye kazanmış MHP’ye bunu diyen bir adamın sizce çalışan beyin hücresi kalmış mıdır?
Gerçi Namık Kemal Zeybek’in özelliği budur. 3 Temmuz 1988 günü “Pazar Sohbeti” adı altında Emin Çölaşan’la yapmış olduğu bir söyleşide de “MHP bitti, misyonunu tamamladı ve tarihteki yerini aldı diye bakıyorum. Bugün artık MHP diye bir şey olduğuna inanmıyorum.
MHP belli bir görev yapmıştır ve tarihteki yerine intikal etmiştir.” cümlesini de kuran aynı Namık Kemal Zeybek idi. 31 yıl önce bu cümleyi kurmuş, bugün o cümlesini tekrarlıyor. Dün Başbuğ #Türkeş zamanı MHP düşmanlığı yapıyordu, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli zamanı bu düşmanlığı sürdürüyor. Beynine ne yükledilerse 31 yıl geçse de değişen bir şey yok… Kamuoyuna bu tür açıklamalar yapıyor ama yüz yüze geldiğin vakitte çok değişik bir kimliğe bürünüyor. 2014 yılında Ankara kalesinde tesadüfen karşılaşıp, tanıştığım ve 15 dakikalık sohbetimizde bana “Devlet Bey milli her konuda haklı çıktı.
Biz onu anlayamadık. Bol bol selamlarımı götür” diyen de bu Namık Kemal Zeybek’ti. Bu sözlerinden sonra televizyon ve gazetelerde #MHP ve Sayın Devlet Bahçeli hakkında yine abuk sabuk açıklamalar yapmaya devam etti. Bakın tek tornadan çıkmış, aynı fabrika ürünü bu isimlere bir tanesi bile #CHP-PKK ittifakı hakkında bir kelime eleştiri yapamadılar. Yapamadıkları gibi hepsi oyunu CHP’ye verdi, CHP’ye çalıştı. Yaşar Okuyan ise bizzat CHP’ye katıldı.
Agâh Oktay Güner 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce “MHP’li akrabalarım HDP’ye oy verdi” diye MHP’nin niye HDP ile beraber hükümet kurmadığını sorguluyor ve saldırıyordu. Şimdi böyle bir adamdan CHP-PKK ittifakına yönelik tepki beklemek de elbette gereksizdir. Bunlar asla “kutsanmış ağabey” değil, ömürleri MHP, Başbuğ Türkeş ve Devlet Bahçeli düşmanlığıyla geçmiş elma kurtlarıdır. Sürekli kin, nefret, takıntı ve saplantıları sadece bu düşmanlıkları için diridir. Bunların milliyetçiliği hayalettir. Dün Başbuğ Türkeş’i beğenmiyorlardı, bugün Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin milliyetçiliğini, Ülkücülüğünü beğenmiyorlar. Ama PKK ile ittifak yapan, YPG avukatı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si başarılı olsun diye birbiriyle yarışıyorlar.
Bunları tek tip üreten fabrika bulunmalı ve imha edilmelidir. Aksi halde yine Sadi Somuncuoğlu, Namık Kemal Zeybek, Yaşar Okuyan, Agâh Oktay Güner, Yılma Durak gibi benzerlerinin üretilmesi demek Türk milliyetçileri içinde fitne, Ülkücü Hareket içinde fesat olacaktır. Biz bunların fitnesi, fesatı ve düşmanlıklarıyla uğraştık bizden sonraki Ülkücü nesilleri koruyalım bari… Hayalet milliyetçiler, hayalet avcılarından kaçamazsınız siciliniz ve arşiviniz ortadadır.

İktidar düşürmek için, vatan düşürmeye razı olanlar


31 Mart 2019 yerel seçimleri sonrası bazı il ve ilçeler dışında neredeyse belediye başkanlarının büyük çoğunluğu mazbatasını alarak görevine başladı. İstanbul’da, bazı il ve ilçelerde ise itiraz odaklı yargı süreci devam ediyor. İlk defa bir yerel seçim, bu derece de terör örgütü pkk odaklı ve onun siyasi taşeronu HDP’nin gölgesinin düştüğü bir seçim olmuştur. Türk milletini bu konuda çok uyardık. Özellikle İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Mersin, Antalya özelinde uyarı yazılarımızla tehlikelere dikkat çekmeye çalıştık. Ama sonuç itibarıyla bu illerde HDP ile ittifak yaparak sonuç elde eden CHP olmuştur. Bu illere yönelik “Biz yöneteceğiz” mesajını seçimlerden önce veren HDP, bu illerin belediyelerinde nasıl konumlandırılacak onu da zamanla göreceğiz.
Aslında bu seçimin özetini, merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme pahasına, vatanı düşürmeye razıdır” sözü özetlemiştir. Şu an terör örgütü PKK’nın, teröristbaşı Öcalan’dan sonraki sözde önderi durumunda olan teröristbaşı Murat Karayılan seçimlerden önce “Türkiye’deki ‘demokrasi güçleri’ (CHP-SP-HDP-İP) demokratik kimseler, çevreler, sanatçılar, yazarlar Erdoğan ve Bahçeli’ye karşı durmaları gerekiyor” açıklamasını yaparak; Cezaevindeki HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş “Sizi tarihin çöp sepetine göndermek için batıda CHP ve İYİ Parti’ye rağmen onların adaylarını destekleyeceğiz” açıklamasını yaparak; HDP Eş başkanı Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batıda da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” ve “Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu seçilmişse bilecek ki HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak siyaset yapamaz” açıklamasını yaparak; PKK ve HDP’nin alacağı konumu göstermişti.
Kemal Kılıçdaroğlu da seçimlerden 3 ay önce Ahmet Türk ile gizlice buluşarak bu konumda kendi rolünü üstlenmişti. Sonradan deşifre olan görüşme için Ahmet Türk, “Sayın Kılıçdaroğlu’nu biliyorsunuz, çok açık konuşmaz ama söylediklerimi onayladı. Karşı çıkışı olmadı. Yerel seçimlerde doğru adaylarla daha başarılı olunacağının kaçınılmaz olduğunu herkesin görmesi gerekir. Ortak bazı çözümler olması gerekir” açıklamasını yapmıştı. Bu kirli ittifakı ortaya seren daha o kadar örnek var ki, yaz yaz gazetenin sayfaları yetmez. Bu kirli iş birliği her yönüyle deşifre olduğu halde CHP, İP, SP hala inkâr etmeye çalışıyor. Bu ittifakı gizlemeden, saklamadan PKK’lılar, HDP’liler ve CHP’den Barış Yarkadaş çok net bir şekilde itiraf etmektedir.
Seçimlerden sonra CHP’li Barış Yarkadaş “Sağolsunlar CHP’ye Küçükçekmece’de 65 bin oy, Esenyurt’ta 106 bin oy vererek iki belediyeyi de kazanmamızı sağladılar. Adana’da, Mersin’de, İstanbul’da ve Ankara’da bütün siyasi ayrımları bir kenara bırakarak iktidara da bir uyarıda bulundular. (...) Bu seçimlerin en etkili aktörlerinden birisi Selahattin Demirtaş’tır” açıklamasıyla; HDP Eş Başkanı Sezai Temelli “Batı’daki hedeflerimizde başarılı olduk” diyerek; kayyum atanarak görevden alınan HDP’li Batman Belediye Başkanı Sabri Özdemir “HDP olarak beş büyükşehire kayyum atadık. Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Adana” sosyal medya paylaşımıyla; HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz de “Kobani düşmedi. İstanbul düştü düşecek” mesajıyla, HDP eski Eş Başkanı terörist Selahattin Demirtaş “Muhalefet bloğu bu seçimlerle birlikte demokratik bir seçeneği ete kemiğe büründürmeyi başardı” açıklamasıyla tavırlarını netleştirdiler ve CHP, İP, SP gibi siyasi dansözlük yapmadılar.
İlginçtir 16 Nisan referandumunda kendileri yanında “Hayır cephesinde” yer aldığı için “üst düzey yöneticileri hapiste olmasına rağmen HDP’ye” şeklinde teşekkür eden Kemal Kılıçdaroğlu seçimlerden bu yana yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen, CHP’ye İstanbul( belli değil) Ankara, Antalya, Adana, Mersin, Hatay gibi illeri kazandırmasına rağmen hala HDP’ye teşekkür etmedi. Biliyorsunuz sinsi bir siyasetçi olan Kemal Kılıçdaroğlu, HDP ile ittifak kurma tezgâhını 2014 tarihinde de denemişti. Bunu da şu an cezaevinde bulunan HDP’li Sırrı Süreyya Önder, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bizi destekleyin ama kimse görmesin kamuya açık olmasın, bu bize zarar verir” dediğini söyleyerek zaten yıllar önce deşifre etmişti. Velhasıl “Mustafa Kemal’in askerleri” olarak yanlış bildikleriniz yıllar önce “Öcalan’ın siyasi militanları” haline dönüşmüştür. Bu konu gerçekten çok uzun değerlendirilecek bir konudur. Yaz yaz bitiremeyiz. Ama çok açık ve net olarak 2014 yılından bugüne CHP’nin terör örgütü PKK güdümüne girdiği, içine HDP’nin kaçtığı tartışılmaz bir gerçektir. Gelelim asıl konumuza… Kendisine Türk milliyetçisi, ülkücü, eski MHP’li diyen, MHP’nin milliyetçiliğini, ülkücülüğünü beğenmeyerek ayrılanlar böyle bir CHP’nin güdümüne nasıl girmiştir? HDP, Kandil’den ve cezaevinden aldıkları talimatla oylarını CHP’ye akıtarak tavizsiz bir duruş sergilerken, Meral Akşener’in adı İYİ olan ama kötü projelerin taşeronu partisinin Genel Sekreteri Cihan Paçacı seçim sonuçlarını değerlendirirken diyor ki: “CHP’ye ilk kez sağdan oy akışı sağladık.”
Yani PKK’nın siyasi taşeronu HDP ile ittifak yapan CHP’ye oy akışı sağladığını söyleyerek bununla övünen ve HDP’li Sezai Temelli’nin “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” sözüne omuz veren eski bir DYP’li, eski MHP’li yeni İP’li... Utanmıyorlar, yüzleri kızarmıyor… Bir tane il belediyesi kazanamadılar ama AKP ve MHP’ye kaybettirmekle övünüyorlar. Gerçi kazanmalarının önündeki engeli “Partimizin sarı güneş amblemi siyah göründü. Vatandaş gitmiş, siyah güneşin altına değil de üstüne mühür basmış” açıklamasıyla komedyen üretkenlikle izah yapıyorlar. Terör örgütünün güdümündeki HDP ile aynı hedefte, aynı partiye oy toplamakla görevlendirilmiş bu İP’in gerçek yüzü budur. Bu yüzü tanıyan herkes, tanımayanlara anlatsın…
HDP’lilerin, PKK’lıların bayram havası estirdiği bazı büyükşehir belediyelerinin CHP’ye geçmesi demek, HDP’nin buralarda hücre evi oluşturacağının ön sinyalidir. Zaten seçimlerden önce bunu da çok açık herkese duyurdular. Bu İP’çilerde işte buna garsonluk yapmıştır. Ölmek ve öldürmek için kurulmuş bir terör örgütünün kurduğu bir parti olan HDP neyin karşılığında CHP’ye kendini adak etti? Önümüzdeki günlerde bunun kokusu her boyutuyla ortaya çıkacaktır. HDP’nin gücünü arttırmak için elimden gelen desteği vereceğim” diyen Tunç Soyer İzmir’de ne yapacak? “İttifakımızda HDP de var” diyen Ekrem İmamoğlu (eğer kazanırsa) İstanbul’da ne yapacak?

“Ajans izin verirse HDP ile görüşürüm” diyerek yola koyulan, HDP’nin tehdidi karşısında anında “Dilim sürçtü” duruşuna geçen Mansur Yavaş Ankara’da ne yapacaktır? Ne yapacaklar, hepsi HDP’ye diyet ödeyecektir… PKK’nın en büyük şansı ve umudu Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Kemal Kılıçdaroğlu diyetini ödeyecek kadar gönlü geniştir, HDP de CHP’den diyetini alacak kadar CHP’nin içine girmiştir.

27 Şubat 2019 Çarşamba

Samimi Ülkücülük riyasız siyaset

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ



6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. O artık Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in koltuğunda oturacaktı. Başbuğ’un, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin” talimatına, o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, kirletmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir.
 MİLLİYETÇİ-ülkücü hareketin, Türk dünyasının efsanevi Başbuğu, MHP’nin Kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 Cuma günü beka âlemine irtihal etti. 8 Nisan 1997 Salı günü yapılan cenaze törenine milyonlar katıldı. Atatürk’ün cenaze töreninden sonra, karlı ve soğuk havaya rağmen Türkiye’nin gördüğü en kalabalık cenaze töreniydi. Lakin hayat devam edecek, MHP kendisine bir genel Başkan seçerek siyasi hayatını sürdürecekti. 18 Mayıs 1997’de toplanan kurultayda, başlangıçtaki diğer adayların sonradan Devlet Bahçeli lehine adaylıktan çekilmeleri üzerine iki aday kaldı: Devlet Bahçeli ve Tuğrul Türkeş. Devlet Bahçeli’nin kazanacağı belli olmuştu. Siyaset mühendisleri bir kere daha devreye girdiler. Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından Azmi Karamahmutoğlu, “Kongreyi tanımıyoruz” diyerek kürsüyü devirtti. Kongre ertelendi. 6 Temmuz’da yapılan kongrede Devlet Bahçeli 697 oy alarak Genel Başkan seçildi. Başbuğun, “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.” talimatına o koltukta oturduğu sürece sadık kalacak, her şeyden önce bir Ülkücü olarak, Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin lideri olarak, bayrağı lekelemeyecek, kirletmeyecek, yere düşürmeyecek daima gönderde tutacaktır. Bayrağı lekelemeye, kirletmeye ve düşürmeye kalkışanları da asla affetmeyecektir. 23 Kasım 1997’de yapılan Başbuğsuz ilk olağan kongre olan 5. Olağan MHP Kurultayı’nda dört adayla yarışan Bahçeli ikinci turda 671 oyla yeniden Genel Başkanlığa seçildi. Tuğrul Türkeş ise 483 oy almıştı. Bu kongrede söylenen bir slogan, bundan sonraki süreci de, Bahçeli’nin liderliğini de devlet adamlığını da işaret ediyor, Ülkücülerin iktidara yürüyüşünü haykırıyordu: “Devletin Başına Devlet Gelecek!” Lider Devlet Bahçeli, Kurultay konuşmasını, “Ben sizleri ülkemizin zenginliklerini ortaya çıkarmaya, önce dürüst, ilkeli, seviyeli siyaseti inşa etmeye çağırıyorum. Ben sizleri 21. yüzyılın güçlü Türkiyesi’ni kurmaya çağırıyorum” diyerek tamamladı. (s. 35) Semih Yalçın’ın ifadesi ile, “MHP lideri Devlet Bahçeli, burada verdiği sözü daima tuttu; dürüst, ilkeli ve seviyeli siyaseti şiar edindi… O zaman (bu iki kurultayda A. G.) Devlet Bahçeli’nin karşısında yer alan isimlerin çoğu, partiden kopsalar da sonraları yine Devlet Bahçeli’nin onayıyla MHP’ye katıldılar. Bununla birlikte bazı muhalif isimler her fırsatta Devlet Bahçeli’nin liderliğini içlerine sindirememiş olmalarının sevkiyle muhalefetten geri durmadılar. Zaman zaman partinin altını oyan gizli ve açık faaliyetlerde bulundular; nifak, tefrika ve fitne saçan adımlar atmaktan geri durmadılar.” (s. 35). Evet, Başbuğ sonrasında onun koltuğuna oturmak da kolay olmadı. Devlet Bahçeli, hareketin hafızasına sahip bir akademisyen-siyasetçi olarak her Başbuğ’un emanetine sahip çıkacak, milliyetçi Hareket gemisini en sıkıntılı, en çalkantılı günlerde dahi sağ salim karaya demirlemesini bilecektir.

DEVLET BAHÇELİ LİDERLİĞİNDE

MHP İKTIDAR OLUYOR Semih Yalçın’ın eserinde ağırlıklı bölümlerden biri de Devlet Bey liderliğinde MHP’nin iktidar ortağı olduğu “57. Hükümet”le ilgili gelişmelerin anlatıldığı bölümdür. (s. 37-84). Türkiye’nin 80 öncesi ve sonrasındaki kutuplaşma, gerilim ortamından çıkması, 28 Şubat sürecinde siyasete, siyaset dışı müdahalenin yarattığı tahribat ve ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi, toplumun normalleşmesi için önemli bir fırsatın hayata geçirildiği 57. Cumhuriyet Hükümeti’nden bahsediyoruz. 18 Nisan 1999 Genel Seçimleri’nde Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP, önemli bir hamle yapmış, yaklaşık %18 oy alarak 129 milletvekili çıkarmıştır. %22.2 oy alarak 136 milletvekili çıkaran Merhum Bülent Ecevit’in DSP’sinin ardından 2. parti olmuştur. “Türkiye’nin cepheleşmeye değil, güçlü bir hükümete ihtiyacı var.” mesajını veren Bahçeli, seçimlerden iki gün sonra (20 Nisan 1999) Hürriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, MHP’nin DSP’den gelebilecek bir koalisyon teklifine açık olduğunu ortaya koyuyordu. Devlet Bey, o söyleşi ve daha sonra mayıs ayı başında (1 Mayıs 1999) yaptığı basın toplantısında, 28 Şubat süreci dahil toplumsal yarılmayı, kutuplaşmayı besleyen ordu-siyaset ilişkileri, demokrasinin geleceği, irtica konusu, türban meselesi, MHP’nin Türk siyasetindeki konumu, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması gibi temel konularda çok açık ve samimi değerlendirmelerde bulundu. Devlet Bahçeli, sonraki yıllarda “vesayet tartışmaları” olarak önümüze gelecek olan ordunun konumu ve “demokrasinin işletilmesi” konularında 28 Şubat tartışmalarını merkeze alarak, bugün de önem taşıyan şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“28 Şubat sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Tabii, 28 Şubat süreci belli kurum ve çevrelerin hassasiyetlerini ifade ettiği bir süreçtir. Burada ölçü önemlidir. Eğer irticai faaliyeti yakın bir tehdit olarak değerlendiriyorlarsa, irticanın tarifi ve kapsamı ve bu kapsam içine girenlerle samimi, inançlı kitleyi ayırmak lazım. Samimi Müslüman kitleyi incitecek, kıracak davranışları tasvip etmemek lazım. Bunu artık Türkiye’nin gündeminden çıkarmak lazım…

İrtica tehdidi konusunda hemfikirsiniz, ama bunun tarifinin iyi yapılmasını istiyorsunuz…

Evet. cumhuriyetin temel nitelikleri üzerinde MHP’nin hassasiyeti var.

Siz ordunun Türkiye’de oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?

Ordunun bu rolü herkes tarafından biliniyor. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlerliği noktasında da bir toplumsal talep var. Artık bu talebin karşılanması lazım. Demokrasiyi de tam işler hale getirmek lazım. Bu işlediği takdirde ordu kendi mevziine çekilir zaten.” (s. 42-43). Bahçeli, basın toplantısında MHP’nin siyaset ve fikir hayatımızdaki duruşunu, misyonunu ve ekonomik konulara bakışını da şu şekilde açıklıyordu: “Bu çerçevede sık sık gündeme getirilen ‘MHP değişti mi, değişmedi mi?’ sorusunu da anlamlı bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Milliyetçiliğimizi besleyen, şekillendiren ve var eden vatan ve millet sevgimiz, milli kültürümüzü ve değerlerimizi koruma anlayışımız, dünyada etkin ve saygın bir ülke olma hedefimiz değişmemiştir. Tabii ki, her canlı organizma gibi partimiz de yeni ihtiyaçlara, yeni sorunlara yeni cevaplar ve çözümler üretmekte, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmektedir… Partimiz Türkiye’de kardeşliğin, barışın karşılıklı anlayış ve hoşgörünün hâkim olmasını, demokratik hukuk devletinin standardının mutlaka yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır. Milletimizin her mensubunun refah ve mutluluk içinde yaşamasını arzulamaktadır. Sosyoekonomik gelişmesini, rekabetçi piyasa ekonomisi çerçevesi içinde sürdürmesinin gerekliliğine inanmaktadır. MHP’nin farkı, rekabetin sağlanması ile toplumsal duyarlılıkların göz önünde bulundurulmasıdır. Dünyanın her yerinde kalıcı bir istikrar ve iş birliğinin hâkim olmasını savunmaktadır. MHP, içe kapanmacı değil, bilakis dünya ile rekabet edebileceğimiz alanların tespitini ve yatırımların bu yönde teşvikini öngören bir yaklaşıma sahiptir. Zaten lider ülke Türkiye hedefimiz, kendi milli kimliğini ve onurunu koruyarak dünyaya açılmış, güçlü, etkin bir Türkiye’yi inşa etmektir.” (s. 46). Aslında MHP’nin temel meselelere bakışını özetleyen bu konuşma, Türkiye’nin o zamana kadar olan siyasi hayatı içinde nasıl bir rol oynadığını ve bundan sonraki siyasi hayatı içinde nasıl bir misyon üstleneceğini de göstermekteydi. Devlet Bahçeli ve onun liderliğindeki MHP, demokratik Parlamenter sistem ne zaman içeriden ve dışarıdan veya iç-dış mihrakların birlikteliği ile sıkıntıya girse, demokrasimiz ne zaman tıkansa, vesayet odakları ne zaman Türk milletine tasalluta yeltense, devreye girecek ve millet iradesi esaslı demokratik sistem işletilecektir. Bu misyon, ülkenin ve milletin beka sorunları ne zaman gündeme gelse harekete geçecek ve Türk milletinin var olma mücadelesi Devlet Bahçeli ve MHP tarafından başarıya ulaştırılacaktır. MHP, DSP ve ANAP arasında yürütülen ve 40 gün süren koalisyon görüşmeleri, bütün engellemelere rağmen nihayet başarıya ulaşmış ve üç parti 28 Mayıs 1999’da 57. Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuşlardır. 57. Hükümet, 1999-2002 yılları arasında ekonomi, bölücü terör, anayasa kitapçığı krizi, ABD’nin Irak’ı işgali gibi Türkiye’nin çok temel sorunları ile mücadele etmiştir. Sonuçta, “MHP’siz bir hükümet” senaryolarının dayatıldığı, yeni bir siyaset mühendisliğinin uygulamaya konulduğu bir ortamda Sayın Devlet Bahçeli bütün oynanmak istenen oyunları bozacak bir çıkış yapmıştır. 7 Temmuz 2002 günü Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda yaptığı konuşmada milletin iradesini işaret etmiş, 3 Kasım 2002 tarihini vererek erken seçim çağrısı yapmıştır. Devlet Bahçeli, bazıları tarafından sonradan çok eleştirilen bu çıkışı ile aslında partisinin baraj altında kalması riskini de üstlenerek Türk demokrasisini kurtarmıştır. O zaman anlaşılamayan bu Devlet Bahçeli tavrı, bugün için milletimizin vicdanında küresel mahfillerin ve yerli uzantıları olan vesayet odaklarının “oyunlarının bozulduğu, milletin iradesinin kurtarıldığı” şeklinde saygın yerini almıştır. Millete rağmen siyaset yapmaya çalışanlar, iradesini, siyasetini kendilerini var eden milletin iradesine değil, küresel sisteme ve taşeronlarına bağlayanlar her siyaset mühendisliği faaliyetlerinde karşılarında Devlet Bahçeli ve MHP misyonunu bulacaklardır. Semih Yalçın Bey eserinde 57. Hükümet döneminde MHP ve Sayın Bahçeli’ye yöneltilen en önemli eleştirilerden biri olan bebek katili A. Öcalan’ın idamı meselesini, “Bölücübaşı Öcalan’ın İdam Meselesi ve Devlet Bahçeli” başlığı altında ayrıntıları ile anlatmaktadır. (s. 73-84).

ÖNCE ÜLKEM VE MİLLETİM, SONRA PARTİM VE BEN

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Devlet Bahçeli” (Berikan Yayınevi, Ankara, 2019, 1-110 s.) isimli eser de bundan sonraki yazılarımızda tanıtacağımız eserler arasında olacaktır. Bu vesile ile Sayın E. Semih Yalçın Bey’i tebrik ediyor, teşekkürlerimizi iletiyorum. Yazımızı Semih Hoca’nın şu satırları ile bitirmek istiyorum: “MHP lideri Devlet Bahçeli; hayatı boyunca gösterişsiz bir mücadeleyi, riyasız bir siyaseti, samimi ama sade bir ülkücülüğü tercih etti. Peygamber Efendimizin, ‘Dinini gösterişten uzak tut. Az amel sana yeter’ sözüyle çerçevesini çizdiği gibi; Müslümanlıkta da ülkücülükte de ihlas, dürüstlük, tevazu ve sadeliği seçti. Müslümanlıkta işlediği hayrı Allah için başkalarından gizlediği gibi, siyasette de yaptığı başarılı işleri, muvaffakiyetleri çevresinin ve başkalarının görüp idrak ve takdir etmesini yeğledi; bunu insanların gözüne sokmaktan daima imtina etti. ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ sloganını, hem MHP’nin prensibi hem de ülkücü hareketin ideolojik umdesi haline getirdi. Bu kuvvetli ilkenin toplum bilincine, maşeri vicdana sirayeti sayesinde; Türkiye’nin zorlu, badireli günlerinde MHP’nin fedakârlıkları milletimize ilham, ümit, ışık ve şevk kaynağı oldu. Bu yönleriyle Devlet Bahçeli, klasik siyasi parti lideri tanımlamasının ötesinde hususi evsaf ve hasletlere sahip olduğunu ispatladı…” BİTTİ

‘VER ELİNİ ÖPECEĞİM, DEVLETİN SAHİBİ GELDİ’

Devlet Bey, 24 Haziran 2018 seçimleri sırasında bir yere giderken veya Ankara’ya dönerken mola yerlerinin birinde çay içmek için duruyor. Tesisin kapısında yaşlıca, başı örtülü bir Anadolu kadını Devlet Bey’i görüyor. Merdivenlerde kenara çekilerek, “Devletin sahibi geldi. Ver elini öpeceğim” diyor. Devlet Bey her zamanki tevazuu içinde “olmaz, öptürmem” diyerek takılıyor. Teyzemiz, parmağını da sallayarak, “olmaz, öpeceğim” diyor.
Devlet Bahçeli ve liderliğini en iyi anlatan sözlerden biri bu Türk anasının sözlerdir: “Devletin sahibi.” Türk milletinin Devlet Bahçeli ile ilgili bu algısı nasıl oluştu? Diye merak edenlerin Semih Bey’in kitabını okuması lazımdır.

Prof. Dr. E. Semih Yalçın tarafından kaleme alınan “Davaya Adanmış Bir Ömür: Devlet Bahçeli” isimli kitabı bundan sonraki yazılarımızda tanıtmaya devam edeceğiz. Burada şunu söyleyelim ki, Semih Bey’in çalışması şimdiye kadar yazılmış en iyi Devlet Bahçeli biyografisi olma özelliğini taşıyan bir eserdir. Bu eser aynı zamanda MHP tarihi bakımından da önemli bir eserdir.


25 Şubat 2019 Pazartesi

Arka bahçede terör var!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ


Memleket, cahilliklerine ışık tutup, kendilerini aydın sayan bir güruh tarafından kargaşaya sürükleniyor. Hümanizm, Feminizm, Atatürkçülük kavramlarını gerçekten uzak, uydurulmuş ezberlerle savunan, insanlıktan, kadınlıktan ve de Atatürk’ün fikri mücadelesinden uzak guruplar türüyor. 

Dağdan Meclise gelen terörizmin sokaklarda, caddelerde, okullarda, kafelerde sesi oluyorlar; ellerini kanla yıkayanları temiz bilip, kanıyla toprağı besleyen şehitleri insancıllık sınırının dışında tutuyorlar, Vatan evladı ile teröristi “karşıt görüş” diye tanımlayarak, teröriste güzelleme ile sunuyorlar. 

Vatan için verilen canlar, cebinde molotofla ekmek almaya gidenler kadar kıymet bulmuyor, masum bulunmuyor. Bunlar gurup gurup, aynı arka bahçede yetişiyor…

Ömrünü milletinin kurtuluşuna ve bekasına adamış Atatürk’ü kullanan, Atatürk’ten ve milliyetçiliğin tanımından bi haber “Ben Atatürk milliyetçisiyim(!)” ciler var; bunlar sol cenahın aydın cahilleri, bir dipçe verelim: Atatürk milliyetçiliği diye bir şey yoktur, Milliyetin ve milliyetçiliğin tanımına aykırı bir tabirdir bu, bir şahsın milliyetçiliği olmaz ancak onun milliyetçilik anlayışının benimsenmesi olur, buna da Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği Yaklaşımı deniyor. 

İşte bunlar uydurulmuş kavramlarına sempatizanlığı ve insancıl(!) küflü fikirlerini sokarak sokaklarda terör estiriyor, Vatan-millet-bayrak nirengisi dışında keyfe keder bir hayat izleyerek sempatizan sınırlar içinde yaşıyorlar. 

Oysa ki Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayat gayesinde  Vatan-millet-bayrak sevdası var. Atatürk’ü anlamak için Selanik’i kaybettiğimiz anlara gitmek yeterlidir; o dönemin ana vatanı gibidir Selanik ve kaybı Atatürk’te milli sınırları daha kudretle çizdiren, Türk milliyetçiliğini perçinleyen bir karakter oluşturmuştur. 

Vatan kaybetmenin derin hüznü ile kurtuluş mücadelesinde zafere koşmuştur.  İsyanlara ve Kürdistan düşlerine sille atan, bölünmeye tahammülü olmayan, Türk milliyetçiliğini vurgulayan ve bu yönde taviz vermeyen Atatürk, bu gün bu zihniyetsizlerin uydurup taptığı bir meta halini almış ve işin acı yanı da teröristle saf tutanların diline pelesenk olmuştur…

Feminizmden beslenen terörün en derin kaynakları var bir de; kadını kutuplaştırarak, kadın tabiatını yok sayan, erkeksileşerek veya ahlaksızlaşarak kadın haklarını savunmaya çalışan kafası karışık, kıblesi belirsiz kaostan beslenen “bayan”lar… 
Bayan tabirinden rahatsız olup, ülkeyi bayan hareketlere imza atan bu taraftarlar şüphesiz ki ülkenin “bayanları”dır ve toplumda kadın tabirini yok etmeye programlanmış gibi türüyorlar. 

Kadın hakları üzerine yola çıktıklarını iddia ediyorlar ama yer yer terör eylemlerinde, yer yer üçüncü cinsiyet eylemlerinde polis yumrukluyorlar…

Bunların temsilcileri de terör örgütünün Meclis yansıması eş başkanlar… 
Kadınların siyasi ilerlemede kilit nokta olduğunu çözen PKK, yıllarca yaptığı infazlarla, karısını kızını döven-ezen  adamları öldürerek kadınları safına çekti, kimlik kazandırmaya çalıştı ve dağlarda yaşanan tüm ahlaksızlıklara göz yumacak kadar bağlı kadınlar üretti. 

Bu tavır da PKK ‘yı Meclise ve halkın içine sempati ile soktu. Bugün feminizmin Türkiye’deki en büyük temsilcisi HDP olarak görülüyor. 

Bu aklı evvel, niyeti kargaşa olan bayanlar, kadın hakkı diyerek onu bile tam manası ile savunmayıp, kadını ötekileştiren zihniyetiyle, sınırlandırılmış bir insancıllık sergiliyor. Onlar için şehrin ortasında, metroda, merkezlerde patlatılan bombaların, öldürülen masumların önemi yok, karakolları saymıyoruz bile zaten, çünkü bunlar için polis-asker-devlet düşman… 
İnsanın hakkını savunuyoruz, eşitliği adaleti savunuyoruz diyerek, haksızlığın, adaletsizliğin, caniliğin sırtını sıvazlıyorlar!

Bu kadınları tasvir için ip cambazlarının hanım ağası da izlenebilir mesela; “Bunlar kadınları inançları gereği önde tutmaz, başa koymaz, el sıkışmaz ama ben bir kadın olarak karşılarındayım…”  diyen zat-ı muhterem, tabiatın kadına verdiği zarafetten uzak, mahalle kabadayısı tarzı bir üslupla, erkeksi siyasetçiliği karakter bürünerek var olmaya çalışıyor. 

Yani ağzından çıkana önce kendi inanmıyor… 
Ülkücüyüm deyip teröristle saf tutuyor, saldırgan üslupla kaostan besleniyor ve kıblesi de meçhul.

Türk tarihi, hoşgörüye, anlayışa ve de adalete dayanan bir namzet iken; memlekette, kavramları yeniden tanımlayan ve tavırlarıyla terörizmi besleyen, memleketi ve de dünyayı Türkiye’de özgürlük olmadığına inandıran, özgürlük tanımı çarpık olan maşalar türemiş. Ne kadınları savunuyorlar ne insanlığı ne de Atatürk’ü, üstelik eylem mecraları da CHP’nin arka bahçesi olmuş, İYİ Parti bahçeyi suluyor, HDP mayınları döşüyor ve maalesef ki medya da buna alkış tutuyor…



Sayın Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı zilletin öteki yüzünü ifşa eden, HDP üzerinden PKK ile bağlantılarını ortaya koyan çok önemli açıklamalar yapıyorlar. Diğer taraftan ABD’nin PKK ile nasıl iç içe geçtiğini belgeleyen yeni gelişmelere, yeni beyanlara şahit oluyoruz. 

Yakalanan teröristler, ABD’nin kendilerini nasıl koruyup kolladığını, besleyip sahaya sürdüğünü ayrıntıları ile anlatıyorlar. Bu durum içeride ve dışarıdaki zilletin birbirini nasıl tamamladığını, nasıl organize olduklarını ve sonuç alabilmek için nasıl işbirliği yaptıklarını da belgeliyor.

AZ YEDİM ÇOK YEDİM MESELESİ DEĞİL


Bütün bunlar Türk milletinin gözleri önünde hayata geçerken, birileri hala “beka sorunu nereden çıktı, bu sadece bir seçim” diyorsa, kesinlikli iyi niyetli olamaz. Bekamızın tehdit altında olduğunun anlaşılması için daha ne olması gerekiyor? 

Beka hafife alınamaz, görmezden gelinemez, ertelenemez ve asla vazgeçilemez bir gerçektir. 31 Mart’ta sadece bir seçim yapılmayacaktır, ülkenin bekası, devletimizin geleceği ile ilgili çok hayati bir karar verilecektir. 
Böyle olduğu içindir ki, gerçeği gizlemeye, meseleyi Türk milletinden saklamaya uğraşıyorlar. O kadar ki, bekayı getirip patlıcan, biber ve domatese teslim ediyorlar.

Mevsimi bile olmayan bu zerzevatın fiyatlarının bekadan daha önemli, daha hayati ve daha belirleyici olduğunu anlatmaya ve bunu kabul ettirmeye çabalıyorlar. Bu oyuna gelmemek, bu yanlışa düşmemek şarttır. 

Sayın Devlet Bahçeli’nin belirttiği gibi, bugün aldığımız patlıcan, biber, patates mesela bir kilogram az, iki kilogram çok olabilir. İşimiz yoksa yarın olur, yoksulsak gün gelir varlığa kavuşuruz. Yani konu az yedim, çok yedim konusu değildir. Bunların hepsi aşılır, ama beka giderse dünyamız gider, hayatımız söner.

TECRÜBE VE EHLİYET


Yerel seçimlerin bekamızı doğrudan ilgilendiren bu öneminin yanında, şehirlerimizin eksiklerini, ihtiyaçlarını doğru ve hızlı şekilde karşılanmasını sağlayacak yeterlilikte isimlerin seçilmesi gibi bir özelliği elbette vardır. 

Bu ölçü dikkate alındığında da, yine en doğru, en ehil, en birikimli isimlerin Cumhur ittifakı ve bu ittifakı oluşturan partiler tarafından aday gösterildiği, hemen anlaşılacaktır. 
Büyükşehirlerin tamamında, diğer şehir, ilçe ve seçim çevrelerinde son derece tecrübeli ve ehliyetli adaylarla milletimizin karşısına çıkılmıştır. Kaldı ki, tecrübe sadece başımıza gelenlerin toplamı da değildir. 

Yine Sayın Bahçeli’nin tanımlamasıyla, esasen tecrübe, başımıza gelenlerle ne yaptığımız, ne yapacağımız, neyi başaracağımızdır. Tecrübeli siyasetçi demek, pek çok badireyi yenmiş, beka ve birliğe samimiyetle yüreğini koymuş adam gibi adam demektir. 
Cumhur ittifakının adaylarının, MHP’nin bütün muhataplarının pek çok badireyi yendiği, sicilleri ile sabittir. Beka ve birliğe samimiyetle yüreğini koymuş adam gibi adamlar olduklarının ispatı ise MHP’nin onayı ve desteğidir. MHP’nin yanlış bir işin içinde olması asla düşünülemeyecektir. Tecrübe bekayla önemlidir, Türkiye sevdası her şeyin önündedir.

İSTİKRAR SÜRDÜRÜLMELİ


Siyaset, bütün gayretlere, bütün müdahalelere rağmen MHP kararlı duruşu ile ritmini bulmuş, mecrasına yönelmiştir. Meclis Başkanlığı seçiminden yeni bir kriz çıkarmak için ellerini ovuşturanlar yanılmış ve yenilmiştir. 

Cumhur ittifakına adaylar ve partiler üzerinden nifak sokma çabaları boşa çıkarılmıştır. Yeni hükümet sistemi işlemekte ve gün geçtikçe yerleşmektedir. 31 Mart seçimlerinin de kazasız belasız atlatılması, bekamızın gereğine sahip çıkılıp gereğinin yapılması ile önümüz daha da açılacak ve büyük bir rahatlama sağlanacaktır. 

Güçlü bir yönetim ve uyumlu bir yerel yapılanma ile mevcut sorunların çözümünü de kolaylaşacak ve hızlanacaktır. Türkiye’nin biber, patlıcan, domatese takılıp kalmak gibi bir lüksü olamaz. 
Bunlar kolaylıkla aşılır. Önemli olan etrafımızdaki kuşatmanın yarılması ve üzerimize gelen zilletin püskürtülmesidir ki, bunun için de yine siyasi istikrarımızı sürdürmek zorundayız.

ANLATTIKLARIMIZ KARŞILIK BULUYOR



Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye’nin geleceği, emniyeti, huzuru, bekası Cumhur ittifakının başarısı ile doğru orantılıdır. Bir belirsizliğe, maceraya tahammül yoktur. 

Zillete onay vermek, çok tehlikeli ve karanlık bir geleceğe razı olmak demektir. Bütün mesele, bu seçimlerinin öneminin doğru anlatılması, doğru anlaşılması ve doğru karar verilmesidir. Bunu yapmaya, bunu anlatmaya çalışıyoruz. 

Kalan zamanda da ısrarla ve kararlılıkla bunu yapmaya çalışacağız. Anlattıklarımızın karşılık bulduğunu, onay aldığını büyük memnuniyetle takip ediyoruz. Türk milletinin hiçbir şart altında zillete müsaade etmeyeceğinden, ülkeyi bir belirsizliğe itmeyeceğinden kesin olarak eminiz.


19 Şubat 2019 Salı

CHP'de DSP paniği!

SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ & UNUTMAYIN TEK GELİR KAYNAĞIMIZ REKLAMLAR & SİTEMİZİ GEZERKEN REKLAMLARA TIKLAYINIZ

CHP'de DSP paniği! Kılıçdaroğlu'nu korku sardı
Kılıçdaroğlu’nun CHP’de uyguladığı tek adam rejimi ve mezhepçi politika sol siyaseti yeni arayışlara itti. Aday belirlemede yaşanan taraflı tutum parti vitrinindeki önemli siyasetçileri solda yeni cazibe merkezi haline gelen DSP’ye yöneltti.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaset kumpası sonrasında göreve gelmesi sonrasında CHP’de sık sık ‘mezhepçi, kimlik’ siyaseti eleştirileri yaşandı. Terör örgütü PKK’nın siyasi direktifleriyle hareket ettiği ifade edilen HDP ile yaşanan seçim ittifakları ise parti içi tartışmaları ayyuka çıkardı. 31 Mart yerel seçimlerinde HDP ile açıktan yürütülen ittifak ve bazı adayların yolsuzluk iddiaları ise CHP’nin önemli isimlerini başka bir adrese yönlendirdi. DSP, CHP ve başka partilerden gelen isimlerle solda yeni bir yere oturdu.

ESKİLERE YENİ ADRES

DSP, şu ana kadar yerel seçimlerde 50 il ve 300 ilçede aday belirledi. Belirlenen isimlerin önemli bir kısmını CHP’li belediye başkanları oluşturdu. En önemli isimler arasında; Şişli’den Mustafa Sarıgül, Gaziantep’te Celal Doğan, Silivri’de Selami Değirmenci, Avcılar’da Handan Toprak ve Marmaris’te Ali Acar DSP’li oldu. DSP’nin, İstanbul Büyükşehir adaylığı için de eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sevigen’e teklif götürdüğü ifade edildi. 

CHP EGE'DE ERİYOR

CHP, oy deposu olarak gördüğü Ege Bölgesinde adeta eridi. CHP’den istifa eden Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar da DSP’ye geçti. Muğla’da Sevgi Küpelioğlu, İzmir’de Selçuk Karakülçe, İzmir-Tire’de Tayfur Çiçek, İzmir-Karaburun’da Dinçer Özlüoğlu, İzmir-Çeşme’de Muhittin Dalgıç, Bursa-Yıldırım’da Bahattin Kuşoğlu, Balıkesir-Edremit’te Kamil Saka, Balıkesir-Bandırma’da Dursun Mirza, CHP’ye küsüp DSP listelerine giren isimler oldu. Bandırma’da ayrıca CHP İlçe Başkanı Niyazi Yeloğlu ve parti yönetimi tüm görevlerinden istifa etti.

GAZİANTEP’TE DOĞAN

Adana’da Selami Gördebil, Mersin’de Emrah Küçükkaptan, Yalova-Subaşı’da Ersöz Zümbül, Ankara-Çankaya’da Haydar Yılmaz bir bir DSP saflarına katıldı. Bir dönem CHP ve HDP saflarında siyaset yapan Celal Doğan ise Gaziantep’te DSP çatısı altında sol oylara talip oldu. CHP’nin Şahinbey Belediye Başkan adayı Sezgin Sönmez adaylıktan çekildi. Sönmez, çalışma arkadaşlarından, örgütten enerji alamadığını, enerji düşüklüğü gördüğünü belirtti.

ANKARA'DA DSP'NİN ADAYI HAYDAR YILMAZ

DSP Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olduğu açıklayan eski Çankaya Belediye Başkanı Haydar Yılmaz ‘’Ben kimsenin oyunu bölmeyeceğim çünkü soldan tek adayım’’ dedi. Eski Çankaya Belediye Başkanı Haydar Yılmaz, DSP Genel Merkezine gelerek, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’la görüştü.

KILIÇDAROĞLU SÜREKLİ YANILTIYOR

Kılıçdaroğlu’nun seçimlerde ittifak için DSP’ye ittifak teklifi götürdüklerini fakat bunun kabul edilmediği açılamasına değinen Aksakal ise “Bu külliyen doğru olmayan bir açıklamadır. Oğuz Kaan Salıcı ve Seyit Torun, 8 Ocak 2019’da genel merkezimizde mevkidaşı arkadaşlarımızı ziyaret etti ve bu konu gündeme gelmedi. Daha sonra edindiğimiz bilgiler çerçevesinde, CHP’den istifa ederek DSP’ye gelmeye çalışan arkadaşları kabul etmeyin ricasıyla buraya geldiklerini öğrendik. Eğer oyların bölünmesi gibi bir olay varsa bu oy bölünmesini kendi seçmenlerine cemaatçi, dinci, ülkücü, sağcı aday dayatması yaparak ‘tıpış tıpış oy vereceksiniz’ zihniyetindeki CHP yöneticilerinin bizzat kendileri yapıyor” dedi.

DSP’YE GEÇİŞLERİN SEBEBİ CHP'NİN BECERİKSİZLİĞİ

CHP’den istifa ederek DSP’den yerel seçim yarışına gireceğini açıklayan isimlerin peş peşe gelmesi, muhalefet cephesinde ‘DSP yeni adres mi oluyor?’ tartışmasını beraberinde getirirdi. Bu duruma DSP Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Erdinç Özdil, DSP’ye yönelmenin asıl sebebinin “CHP yönetiminin basiretsiz ve beceriksiz davranışı” olduğunu söyledi.

Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş…


Terör Partisi HDP’nin Eşbaşkanı olan Sezai Temelli “Kürdistan’da kazanacağız. Batı’da AKP ve MHP’ye kaybettireceğiz” dedi! Terör örgütünün uzantısı olarak bölücülük temelinde siyaset yapan HDPKK’nın Başı’na hak ettiği cevabı MHP lideri Devlet Bahçeli şu sözlerle verdi:
“Türkiye’de Kürdistan diye bir yer yoktur. Tarihin hiçbir döneminde de olmamıştır. Eş Genel Başkan’ın çürük sözü, skandal bir beyan olmasının yanı sıra ihanet ve işbirlikçiliğin alenileşmesidir.”
“Ağzındaki baklayı çıkaran” Sezai Temelli’nin işte bu sözleri; aynı zamanda, -Zillet İttifakı’nın bir parçası olan HDPKK’nın Cumhurİttifakı’na seçimi kaybettirebilmek için nasıl konuşlandırıldığının da açığa vurulmasıdır…
ABD’nin patronajındaki terör örgütleri PKK ile FETÖ; Zillet İttifakı’nı oluşturan CHP/HDP/İP üçlüsünün “ağırlık merkezinde” yer alıyor!

TERÖR PARTİSİ İLE “GÖNÜL İTTİFAKI”

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel “HDP ile gönül ittifakımız var” demişti! (1 Ekim 2018) Bu gibi durumlarda, “Çocuktan al haberi!” denildiğini biliyorsunuz…
Şu sıralar, HDPKK ile birlikteliklerini –akıllarınca saklamaya yeltenen CHP ile İP; Terör Partisi HDP’nin belli yerlerde kendilerine vereceği “tam destek”ten pek memnunlar…
Geçenlerde, CHP’nin İzmir Büyükşehir adayı Tunç Soyer; Akşener’in Partisi’nin İzmir İl Örgütü’nü ziyaret etti: Orada HDP’yi savundu; İP’liler de kendisini alkışladı!
HDPKK’nın İzmir İl Eş Başkanı ise partisinin aday çıkarmayıp destekleme kararı aldığı Tunç Soyer için “Profilimize en uygun adaydır” tanımlamasını yaptı!
Yani, nedir?
Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!

 2011’DE CONRAD OTEL’DEKİ HILLARY MASASI

Tam da burada; sekiz yıl öncesine gidelim ve Hillary Clinton’ın Türkiye ziyaretindeki bazı malum görüşmeleri hatırlayalım!
O dönemde ABD’nin Dışişleri Bakanı sıfatını taşıyan Bayan Hillary Clinton; İstanbul’da (Conrad Oteli) Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş ve Meral Akşener ile ayrı ayrı görüşmüştü!

MHP lideri Bahçeli ise Hillary’nin görüşme talebini reddetmişti!

Hillary Clinton ile görüşmelerinden bugüne kadar geçen sekiz sene zarfında neler oldu? Kılıçdaroğlu yine CHP’nin başında; cezaevindeki Demirtaş’ın yerine Sezai Temelli geçti; o vakitler MHP’de yer alan Akşener ise FETÖ’nün “Bahçeli’siz MHP” projesinde sahneye çıkıp başarısız oldu ve de sonrasında kurduğu İyi (Rol Yapan) Parti’nin genel başkanlığını sürdürüyor…
Yani, nedir?
Haydut Devlet’in Dışişleri Bakanı’nın Conrad Otel’de görüştüklerinden sekiz yıl sonra siyasetimizde “Zillet İttifakı” çıktı!
O görüşmelerde dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Francis Riccardone de yer almıştı…
CHP’li Şafak Pavey, 8 Mart 2012’de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Cesur Kadın” ödülünü Washington’da Hillary Clinton ile Michelle Obama’nın ellerinden almıştı!
Bu Riccardone, 22 Mart 2012’de ABD’nin Ankara’daki elçiliğinde Pavey’in “Cesur Kadın!” ödülü münasebetiyle bir resepsiyon verdi!
Konukları arasında Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Gürsel Tekin ve Hikmet Çetin de vardı.
HDPKK’nın öncülü olan BDP’nin elemanları Hasip Kaplan ile Sırrı Sakık da resepsiyonun baş konukları arasındaydı!
7 Haziran 2015 seçiminden bir gün sonra ise CHP’li Şafak Pavey, havalimanında karşılaştığı HPDKK’nın Başı Demirtaş’a “AKP iktidarını, birlikte iyi salladık” demişti!
Ezcümle, günümüzdeki Zillet İttifakı’nın kilometre taşlarındanbahsediyoruz!

KEMAL BEY, ARTIK SUFLEYİ ONDAN ALACAK

Kılıçdaroğlu, Francis Ricciardone ve sonradan onun yerini alan John Bass ile “derin kontak” içindeydi: “Uncle Sam”in Ankara’daki elçilerinden Kapalı Kapılar Ardında “sufleler” alıyordu!
Bir buçuk senedir ABD’nin Ankara’da elçisi yok…
Haydut Devlet’in başındaki Sarı Şeytan Trump, bu koltuk için “kıdemli kariyer diplomatı” David Satterfield’ı aday gösterdi: Eğer, ABD Senatosu onaylarsa Satterfield Türkiye’ye “büyükelçi” atanacak!
Bir başka deyişle; “Benim Adım Kemal” artık sufleyi yahut talimatları işte bu Satterfield denilen diplomattan alacak!

BURAYA DİKKAT

Satterfield mı; 11 Ocak 2018’de ABD Senatosu’nun Dışişleri Komitesi’ndeki oturumda PKK’ terör örgütünün Suriye’deki kolu YPG’ye sahip çıkmış ve şöyle demişti:
“Suriye’den zafer ilan ettikten sonra, öylece çekip gitmeyeceğiz! Bu benim fikrim değil; Bay Başkan’ın stratejik kararıdır!”


google-site-verification: google2afd6f3c8ec4d6d7.html